<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mustafa &#214;ztepe Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Şehir</title>
<description>"Bir başımıza kaldık bu kuyuda.  Bu aşksız memlekette, Bu vefasız şehirde.. Annesiz, babasız, abisiz, boynu bükük öylece. Kuyu derin, kuyu karanlık ve kardeşlerin ihaneti kol geziyor caddede. Dudaklarda bir sevgili şiiri, bir garip yusuf türküsü, bir diriliş ezgisi, bir zelha tevbesi, bir ölümsüz sevdalar neşesi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sehir-148-siiri/</link>
<guid>3311819</guid>
<pubDate>2021-12-08T22:58:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Lola</title>
<description>Bir gün buluşacağız Lola.. Belki İstanbulda, belki Kudüste, belki Arafatta Kimseler bilmez, bilemez, Allah bilir, Lola.. Çay mı içeriz, kahve mi pişiririz.. Yaralarımızı mı sararız.. Vuslatın hesabını mı dökeriz, bilinmez.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/lola-2-siiri/</link>
<guid>3273079</guid>
<pubDate>2021-07-28T19:46:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamak</title>
<description>YAŞAMAK  Susuyorum artık. Dünyayı sırtıma almışım yürüyorum. Çiçekli yollar, güzel insanlar, huzur kokusu şiirler ve tozlu kitaplar.. Kimse yüklenmek istemiyor onu, sadece ama sadece yaşamak, rahat yaşam ve külfetsiz zevkler... Yaşamak, tek bir dünya, tek bir kalp için şakaklarına akların düşmesini beklemesi insanın çaresizce. Gurbetler ve vuslatlar doluyor içime, ha bir de tüyü bitmemiş yaşamların ıstırapları.. İnsanı inciten kelimelerle konuşanlar gurbeti ve hayati-sizliği inşa ettiler tarih boyunca.. Kalpten çıkan dili geçerse başlarmış  kıyameti sözlerin. Bir de kalpte biten sözler vardı. Aynı bir ağaç gibi kökleri kalbimizden uzanırdı göklere ve tesiri beissizdi diğer kalplere. Yaşamak denilince, fezaları kat kat çıkmak gelir aklıma. Sonra gurbetin adı oluverir, aynı binalarda ve mekanlarda fakat farklı yaşamların sömürüsü altında kalmış ve artık yaşamaktan anladığımız, hakkın istismarına karşı anlamlı-sanatsal-çağdaş ve etik ama usulca susmak olmuş. Mesafelerin ne önemi var ki kalpler için? Kalbinden kalblere yol açmak isteyenler yollarına dikenler değil çiçekler serpsinler. Böyle hayal ederken yaşamayı, konuşmanın çözemediği durumlarım birikmişti geride. Yazmak bir nebze de olsa hatırlatıyordu eski günleri. Veya hatrımda kalıyordu en azından affetmek. Unuttuklarımı affedemiyordum. En iyisi hatırda ve merhamette ortaksız yaşamaktı. Diniyordu içimin isyanları nihayet. Sonra hesapları çıkıyordu önüme, geçmişteki anlık yorgunlukların ve çocuksu kararların. Anlaşılmadığımı biliyordum elbet, fakat bu çağın dilini öğrenmekten de korkuyordum. Hangisi daha ayıptı, bu çağın realitelerine baş kaldırmak mı, çağın gereklerine müspet tavırlar takınmak mı?Bu muhasebelerim için müstakil bir zaman belirlemiyordum. Aslında her dakika geçmişin anlaşılmazlıklarını düşünüyordum. Her sabah namazı, benim için yeni bir koşmanın, yeni bir anlaşılmazlığın başlangıcıydı. Ayaklarıma nasırlar ve çıbanlar ne de güzel yakışıyordu.Fakat benim ayaklarım kalbime bağlıydı. Onları kimseler göremiyordu kimseler. Küçükken mahallemde açılan çiçekçiden, Alman fabrikalarının ürettiği ve topraksız açılmış, yaprakları asla kopmayan, rengi cezbedici ve kokusunu kendimizin belirlediği bir yapay çiçek almak için, para biriktirmeye başlamıştım. Kumbaram ağzına kadar dolmuştu. Ne de çok sevinmiştim. Kıvançlara bürünmüştü içim. Koşuyordum seke seke  bahçemizde. Bahçemiz gül bahçesiydi. Bir böcek konmuştu omzuma irice. Korkuyla fırladım yerimden ve kumbaram boyumu aşarak havaya süzülmüştü. Ve açılıp paralarım rüzgarlarla uçuşmuştu. Görememiştim nereye düştüklerini. Aramaya koyuldum fakat bir lira hariç gerisini kaybetmenin acısı ve yorgunluğu sarmıştı kalbimi. Bu olayla başladı aslında yaşamak. Çiceksiz bir bahçe mi çiçekli bir bahçede miydi mutluluk?Bunları anlatmamın sebebini bilmiyorum. Kavuşmalarım kaplumbağanın sırtına takılmış. Ayrılıklarım tazının ensesinde heyecanlı bir gölge. Anlatınca anlıyorum, faniliği ve ölümsüzlüğün bilmecesini, en çokta yaşamak ülkesinin şifresini. Merakın bir elma kurdu olduğunu okumuştum. İnsanı  öldüren şeyin bu merakla başladığını bizzat görmüştüm. Sonra beklediğim ve umduğum her an bu kurdun yaşamaya başladığını hissetmiştim. Neden çiçek açmıyordu insan kalbi? Su mu yoktu yoksa toprak mı? Güneş tek aya mı ışık verirdi? Gözler neye yarardı? Sevmek bir hırka mıydı? Ya geride kalan gönül törpüsü sözler neyi törpülerdi? Yalnız kalan sandalye yalnızlığı anlatıyor muydu sahi? Kanlanan gözler kalbin ağlamasına mı işaretti yoksa nedametine mi? İnsan sonucu belli olan bir denek gibi deneniyordu sevdiğini söylediği kişilerce. Ya denekler yanıltıyor muydu öngörülen sonuçları? Pavlov haklı mıydı, koşulsuz uyarıcı ile nötr uyarıcı yanyana geldiğinde koşullanıyor muyduk sahiden nötr uyarıcıya? Nötr uyarıcı sevmek mi, aşk mı? Koşulsuz uyarıcı kadın mı erkek mi? Koşulsuzla nötr yer değiştiremez miydi? Şöyle diyordu Shakespeare; göz yaşları ile yıkanan yüzden, daha temiz yüz olamaz. Göz yaşımızı değerli kılan bedenimiz miydi, kalbimiz miydi, yaralı gönül müydü, cesur yürek miydi? Yüzümüz doğuştan temiz değil miydi? Biz bir an sonra geçecek zamanın ve o arada ölüyor olanların marifetlerini toprağa saklayan yaşamak ülkesinin çöpçüleriyiz. Kusurlarımız ve tövbelerimiz üst üste geçmiş zincir halkaları ve o halkalar çenemizin altına bağlı.Yukarısı bıyık mı sakal mı bilmeden geçiyoruz bu günlerden. Vermeden istemek ve hep istemenin dilencisi gibi, yaşamayı beklemek.    </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamak-1005-siiri/</link>
<guid>3273078</guid>
<pubDate>2021-07-28T19:42:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Kudüs Gözlerinden Öperim</title>
<description>KUDÜS Gözlerinden Öperim  Her şey bir serçenin kanatlarını kaybetmesiyle başlamıştı. Bir çobanın kuzularını kapmıştı kurtlar. Mesele kuzu ve kurt değildi. Mesele çobanın incinmişliğiydi. İpil ipil süzülen yağmur taneleri gibi, Kudüs’ün gözlerinden düşüyorduk. İnciniyordu haliyle bütün Rasuller, Enbiyalar. Musa, İsa ve Ahmed.. Adem’den 124 bin peygambere idi bu çağrı.. Salat ve selam onlaradır elbet. Salatlar tüm incinmiş halklara, tüm tutsak çocuklara ve sınırları kanla çevrilen topraklara.. Allah’ın yardımı bütün incinmiş kullara. Her bir düşüş bir yıkılışı, yozlaşmayı, asimile olmayı beraberinde getiriyordu. Kudüs’ün gözleri öpülmeliydi. Kudüs böyle anılmamalıydı. Kenanda kuzularımızı parçalamıştı kurtlar. Kenanda dumura uğramıştı Tevhid muştusu. Kudüs’ün gözyaşlarını taşıyoruz yırtık kesemizde. Kudüs Müslümanların ebesiydi, öz annesinden öte süt annesiydi.. Her Müslüman onun ellerinde doğardı, onun elleriyle tokatlanır ve ıngaa demeden önce Bi'r-ruh bi'd-dem nefdik ya Aksa, derdi (Canımız kanımız feda olsun Ey Aksa) ve gözler gökte sapanlardan, taşlardan hürriyet çadırları kurardı. Onun sütüyle canlanırdı ufukları Mekke’nin, Medine’nin, Şam’ın ve İslam’ın. Her genç kız, Kudüs’ün göğünde nişanlanır ve Kudüs’ün gölgesinde kadın olurdu. Gelinliklere Kudüs’ün rengine boyanırdı. Ve çeyizler Kudüs kokardı. Kızlar Kudüs’ü izler ve erkekler Kudüslü işlere koşardı. Damat kızı Kudüs’ten ister, Kudüs’ün kahvesini içerdi. Kudüs’ün elleri öpülürdü. Yeni doğan çocuklara Kudüs ismi verilirdi. Her çocuk Kudüs’e baba, Mescid-i Aksaya Anne derdi. Ve gündüz Kudüs’te çalışır, gece Aksada dinlenirdi. Kudüs’ün gözleri öpülmeliydi, Kudüs böyle anılmamalıydı. Kudüs’ün gözyaşlarını taşıyoruz yırttık kesemizde, korkak yüreklerimizde.. Bir de Kudüs’ü bizden çalanlar var, kardeş katilleri. Her bir Kudüs aşığı hazır olda bekleyen asker gibi değil, Ebrehe’nin fillerini ezilmiş ekin gibi yerle yeksan eden Ebabil gibi beklemeliydi. Ah Kudüs! Ürkek yüreğimin korkusuz ve cesur aşkı.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kudus-gozlerinden-operim-siiri/</link>
<guid>3273077</guid>
<pubDate>2021-07-28T19:40:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Var mıdır aranızda beni tanıyan</title>
<description>Soruyorum sizlere, var mıdır aranızda beni tanıyan? Tanımak dedimse, gözlerimden değil Sözlerimden değil Etlerimden değil Kemiklerimden değil  </description>
<link>https://www.antoloji.com/var-midir-aranizda-beni-taniyan-siiri/</link>
<guid>3273076</guid>
<pubDate>2021-07-28T19:38:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Ciğerimin Köşesi</title>
<description>Kıymetsiz kelimelerimin,  senin bahçende çiçeklenmesine ‘’şiir’’ demişler! Şiir tanem, kamer çehrem, ciğerimin köşesi.  Kurumuş gönlümün kışına, nakış nakış işlenen bir bahar türküsüymüşsün sen oysa. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cigerimin-kosesi-siiri/</link>
<guid>3069404</guid>
<pubDate>2019-12-19T11:53:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Altıncı On Yıl</title>
<description>Dün gece oturdum kendi kendime, kendi içimle konuştum.  Bir takım hesaplara girişmeyi üzerime vazife gördüm. Düşündüm; ilk on yılım, dedim. Uzunca durdum; süt dişlerim ve çocukluğum, dedim. Az somurttum çok güldüm. İkinci on yılıma geldim, toyluktu gençlikti dedim, geçen zamana ve beni boğmakta olan nefsime az biraz ağladım ve bir çok defa içimin de ağladığına şahit oldum. Üçüncü on yılıma geldim, böyle giderse ya delilik yada velilik ile hemdem olacaktı minik yüreğim. Velilik; sevgilinin rızasına boyun bükmek, sevgili için dünyadan vazgeçmektir, dedim. Bana çok uzaktır bu makam, boynum dünya zevklerinden kas katı kesilmiş, dünyalık mal ve mülk hırsımdan başka hiçbir şey için eğilmemiş. </description>
<link>https://www.antoloji.com/altinci-on-yil-siiri/</link>
<guid>3007069</guid>
<pubDate>2019-06-22T13:09:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Martı Jonathan Livingston kitabının konusu üzerine</title>
<description>Martı Jonathan Livingston kitabının konusu, kalabalıklar arasında yaşanan yoğun bir azim ve çabayla kendi sınırlarını aşabilen yazarın gözünden bir martının hayat hikâyesini anlatmaktadır. Bu yolda kendi iç dünyasında oluşan gelgitlerinden sıyrılıp hayallerine doğru yelken açmış ve aynı zamanda da karanlık denizlerde yalnız kalmış fakat umudunu ve mücadelesini hiçbir zaman yitirmemiş ve umutsuzluğa kanat çırpmamış, her daim hayallerine bir adım daha ileriye taşımanın mutluluğunu yaşamış bir yüreğin serzeniş hikâyesidir bu. Hikâyede gelişen olaylar kurmaca bir dünya içerisinde oluşmuş ve yazarının hayatında gözlemlenmiş, bununla beraber yazar, kendisini martı Jonathan Livingston’un yerine koymuştur.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/marti-jonathan-livingston-kitabinin-konusu-uzerine-siiri/</link>
<guid>2992713</guid>
<pubDate>2019-05-15T00:48:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Hürriyetler dilerim kardeşim</title>
<description>Gençlik; islamın ruhudur, gençlik Hz.Peygamber(sav)’in dostudur, gençlik Ümmetin umududur.  Hürriyet nedir? Hürriyet; zahiren zindanlarda bile olsan, ayaklarına prangalar vurulmuş olsa bile, batında(görünenin görünmeyen kısmı) Yusuf aleyhisselam‘ın gömleğini giyinmektir! Rabbinle başbaşasın ve tefekkür ile iştigalsin. Zetür ri’ka seferinde yaralanmış ve kolunun bir kısmı düşmüş, az bir deri tutuyor, ayağınla basıp kolunu koparıyorsun ve diyorsun ki; Senin için Allah ve Rasulünden geri kalamam. Dünyevi arzu ve istekler yok, bu isteklere seni meyil ettirecek zuhurlar yok, seni namazdan alıkoyan sıra arkadaşın yok, zamanının büyük kısmını heba eden telefonun yok. “Ama” ama ya” keşke” of daha benim zamanım var” ama derslerim çok ağır” gb, Bahanelerin yok! Bazen Medrese-i yusufiye, sadece taş duvarlar arasında yaşanmaz güzel kardeşim. Anne ve baban gençlik yıllarına hasret, onlar hiç yaşayamamış gençliğini, sen hürce yaşa! Maddi ve dünyevi bir hürlük değildir anlatmak istediğim. Emr-i Kün Fe Yekûn’a inanmandır hürriyet dediğim! Allah bir iğneden deveyi geçirmek istese, deveyimi küçültür yoksa iğneyimi? El- Cevap; Hiçbiri! Çünkü senin Rabbin, öyle kudret ve güç sahibidir ki ne iğneyi büyültür, ne de deveyi küçültmeye ihtiyaç duyar! Ne yapar Peki? “Ol” der ve oluverir! İşlerimiz sözlere kaldığı zaman fiyakalı bir hal ile; bizde karıncalar filleri yener azizim! Diyoruz amma, buna kalbimiz inanmıyor! Biz henüz islam olduk, fakat mümin olmak içindir bütün bu yakarışımız. Yokluk insana olumsuz bir kavram gibi görünsede bazı zamanlar insan ruhu, yokluğu arar. Evet buna mukabil bazen insan, özgürken bile mahpus olur. Zindanda değilsindir, ellerin kelepçeli değildir, fakat içerisinde bulunduğun mekan ve zaman seni hapsetmiştir. Örneğin; arkadaşların ile olan dostluğun, Rabbinle olan muhabbetini unutturmuştur. Örneğin; sana zararı dokunmayan bir olay vardır, fakat bu olaydan dolayı birçok insan mağdur olacak ve sen bunu göremeyecek kadar körsündür. Isırmayan yılanı türkü edinmişleri, söyle Leyla nasıl affedeyim? </description>
<link>https://www.antoloji.com/hurriyetler-dilerim-kardesim-siiri/</link>
<guid>2988403</guid>
<pubDate>2019-05-05T14:05:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Varmısınız?</title>
<description>Varmısınız; kanımızı emen, tazecik fikirlerimizi törpüleyen, ailelerimizi karanlığa iten batıya kör olmaya ve yeniden doğunun bereket sofrasına oturmaya?  Varmısınız; O mübarek cümle, “İslam” da, tekrar silkelenerek birleşmeye? Varmısınız; Faize karşı karz-ı hasenler vermeye! Varmısınız; Fuhşun ballandırıla ballandırıla anlatıldığı müslüman coğrafyamda, evlilik bahçelerini tekrar çiçeklerle donatmaya? Varmısınız; Ana- babamıza bile güvenmemeyi aşılayan zihniyetin çağını kapatıp, samimiyetin tekrar altın çağını yaşadığı o nebevi devrin kapılarını açmaya? Varmısınız; Yeniden Okumaya? </description>
<link>https://www.antoloji.com/varmisiniz-8-siiri/</link>
<guid>2988379</guid>
<pubDate>2019-05-05T13:54:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Önce kendime, sonra sana Leyla</title>
<description>Önce kendime sonra sana Leyla; Vicdanın ve ruhun, Güllerinin ve papatyalarının açması için güneşe sığınmasın. Kasırgaları ister gönlün, yorulmak ister bedenin bilirim. Beyhudedir bu düşünceler. Ne güneşi bekle ne de kasırgaya hasret yaşa! Hakikati ara, bir “kün” denir de, ne güneşe nede kasırgaya gerek kalır, doğarsın bir sabah özlediğinle özlenildiğinle.  İsyandan değildir yorgun oluşum. Lakin sende çok masum sayılmazsın sevgilim. Yıllar yıllara hasretken, bülbüller güllere firkatteyken, papatyalar temiz ellere meftunken, sen bana hep kinliyken, nasıl olurda gülerdi, senden çizili buselerim, benliğim. Gönül yorgun, ruhlar ıssız, bedenlerde kanlı şok ihtilalleri ve tezahürü mutsuz çocuklar, sonsuz ihtiraslı anneler, gençliğine hasret babalar. Kitaplar güzel, iki kapak arasında hapis sevgiler, saatler iki yüzlü bir zamanda durmuş. Kentler ve beldeler bizim özlediğimiz yurda çok uzak ve ulaşılması imkansız. Anı kurtarmak şuan en büyük aşk. Hiçbirşeyin değeri eskisi kadar kıymetli değil, sen kadar kaba değil hiçbir hengame. Kalemler doğruyu değil, yanlışın yanlışını, kötünün iyisini yazıyor. Sözler ve fiiler bir serçe kadar samimi değiller.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/once-kendime-sonra-sana-leyla-siiri/</link>
<guid>2988366</guid>
<pubDate>2019-05-05T13:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Söyle O’na Leyla!</title>
<description>Söyle O’na Leyla; “Bezduk gayrı, bari göynümüze musallat olmasın.”  Söyle O’na Leyla; kalp kan torbası değil, dünya medcezirlerinden yorulan insanın, sığındığı hirasıdır.”  Söyle O’na Leyla; Bu şiir’in sonu karaca ahmet </description>
<link>https://www.antoloji.com/soyle-o-na-leyla-siiri/</link>
<guid>2981030</guid>
<pubDate>2019-04-14T21:57:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Anatolia</title>
<description> İçimde deli taylar koşmakta anatolia! Nekadar muazzam bir sevdaymışsın oysa. Her bir köşem sen doluyor ve o hiç eksilmeyen aşkın, dağları aştıkça daha da hınça hınç artıyor, şimşekler çaktırıyorsun saç uçlarımda, içten içe doğduğun gönül coğrafyalarımda.  Sen kokayım her çiçeğin tomurcuğunda, her kanadı kırık kuşun yuvasında yakılan nazik ağıt, her incinmiş gönlün otağında bestelenen o ince inilti, ben olayım! Sen oluyorum anatolia!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-oluyorum-9-siiri/</link>
<guid>2970071</guid>
<pubDate>2019-03-18T00:08:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Gelsen de bir gelmesen de</title>
<description>“Odama düşseydin bir seher vakti! Düşseydin yeterdi belki de. Bu endişe ve kırılmışlık geçermiydi bilemiyorum. Güneşin nazlı nazlı bizleri selamladığı o vakitte gelseydin! Gelseydin yeterdi belki de!  Ne bir fikrin var ne de kutsal bir davan Leyladan, şirinden, aslıdan </description>
<link>https://www.antoloji.com/gelsende-bir-gelmesende-6-siiri/</link>
<guid>2969843</guid>
<pubDate>2019-03-17T11:55:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>İslam bir ve biricik yegane</title>
<description>“Avrupa yani batı, rahatsız! Nasıl rahatsız olmasın! İslamın yayılışı ve müslüman olanların sayısı hiç olmadığı kadar arttı ve artmakta. Bunun için şerli planlarını devreye soktular. Müslüman Aile yapısını hedef aldılar, Feminizm ve gayri ahlaki medya araçları ile bunu çalıştırmaya başladılar. Bu plan ile birlikte, İslamı insanlara bir öcü gibi lanse etmeye devam ettiler. Müslüman denince onların akıllarında oluşan tasavvur, (işid- Terörist) gibi fiiler ve söylemler oldu. Onlara göre, Müslümanlar islamı kılıç zoruyla kabul ettirdi ve cinsellik ile de bu düşüncelerini desteklediler. Hz. Muhammed(sav) Efendimizin hikmet dolu çok evlilikleri ile bunu cinsellik olarak yansıttılar! Kadını köleleştiren bir din olarak islam bilinç altına böyle yerleşti! 21.yy da sekülerizmin etkisi ile müslümanlar iki türlü hareket etmeye başladı. Birinci tür, batının sözde medeni kanunları ve yaşayış tarzlarını İslami yapıya uydurarak benimsenmesi! Bu tür, İslama hem zarar hemde yarar sağladı! İkinci tür ise, batıya karşı olan keskin çizgilerinden taviz vermemek! Bu tür, ilk türün yaygınlaşmasını engelledi! İslam, Allah katında tek geçerli ve hakiki dindir. Şuanki eski ahit(Tevrat) ve yeni ahitler(İncil) incelendiği zaman, batılı teologlar tarafından birçok uyuşmazlık ve tutarsızlıklar bulunuyor. Fakat Kur’an-ı Kerim’i didik didik araştıranlar hiçbir tutarsızlık bulamıyorlar, kuduruyorlar! Daha sonra, Nübüvvete saldırı ile, islamın hüküm coğrafyasını daraltmak istediler. Bunu gençler arasında yaygınlaştırmaya çalıştılar. Fakat bilmiyorlar ki, ebrehenin fillerine karşı kabeyi koruyan Allah ile, bugün dini mübin İslam’ı muhafaza eden zatın aynı yaratıcı olduğunu “Evin sahibi; Dinini de, Kelamını da, Habibini de koruyor ve koruyacaktır! Başaramayacaklar!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/modern-cahiliyye-ve-islam-siiri/</link>
<guid>2969251</guid>
<pubDate>2019-03-15T22:37:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Samimiyet uktesi</title>
<description>Güneşe tek başına uçan bir kuştur benim yüreğim Fırtınalı denizlerde yorulmadan usanmadan, Sevdasına umutla süzülen bir martı misali, Hüzne kanat çırpıyor mahsun ve bitap bedenim.  Koşuyor doludizgin iki yüzlü canavarlar ruhlarda, </description>
<link>https://www.antoloji.com/samimiyet-uktesi-siiri/</link>
<guid>2963742</guid>
<pubDate>2019-03-02T11:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Geçti sevgili</title>
<description>“Önce, ipil ipil süzüldük sevgili’nin nazar penceresinden. Sonra bir düştük ki, kalkamadık! Öldük sanki!  Üzerlerimizi zemheri karanlık örttü Mektuplar ve kağıtlar iki yüzlüydü </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecti-sevgili-siiri/</link>
<guid>2946806</guid>
<pubDate>2019-01-25T10:04:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 <item>
<title>Öyle bir şiir</title>
<description>“Bu öyle bir şiir ki! Bütün alemlerde, bütün yüreklerde, Masumca, hunharca Toptan tüfekten Eyvahlarla, heyhatlarla </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyle-bir-siir-6-siiri/</link>
<guid>2946802</guid>
<pubDate>2019-01-25T09:53:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Öztepe</author>
</item>
 </channel>
</rss>
