<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mustafa Kaleci Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kudüs</title>
<description>Çiçeklerle ve çıplak ayaklarımla sana yürüyorum Üstüm başım şehitlik koksun diye beyazlar giyinmişim Ne ayağıma batan çerçöpleri hissediyorum nede etrafımı Gözlerimi kubbene dikmiş endamınla sarhoş oluyorum Sana sadece gözlerimle dokunabiliyorum Çünkü sen göz ağrımsın </description>
<link>https://www.antoloji.com/kudus-113-siiri/</link>
<guid>3715836</guid>
<pubDate>2025-07-21T20:08:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Güz Yağmurları</title>
<description>Saçlarından düşen güz yağmurların hüznü var yüreğimde Bir bitkinlik değilde biriktirmişlik var bende Topuklarıma kadar sen doluyum Fakat çölde sussuz gezen bir çocuk gibiyim Sende dökülen hüzne boğazımın ıslanmasından memnunum Zira kumlara karışır toz olurum </description>
<link>https://www.antoloji.com/guz-yagmurlari-20-siiri/</link>
<guid>3706284</guid>
<pubDate>2025-06-25T19:54:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Kulak</title>
<description>Bir veba çöktü üzerime  Gökten düşen mürekkep taneleri Sol kulağımın çınlamasından belli Ben tüm seslerin selâsını seslendirmiştim Bu çınlama sesi mistik bir ninni Oysa ben uykunun da üzerine toprak atmıştım </description>
<link>https://www.antoloji.com/kulak-6-siiri/</link>
<guid>3487476</guid>
<pubDate>2023-07-11T17:42:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Yetiş</title>
<description>Boğazım bir sivri bıçağın ucunda Hangi tarafa dönsem o Kurtar beni ey saliha ve salihlerin annesi Harap olmuş düşüncelerim Cennetten düşen bedenim Çırılçıplak soyunmak üzereyim belaya </description>
<link>https://www.antoloji.com/yetis-59-siiri/</link>
<guid>3452286</guid>
<pubDate>2023-03-16T20:14:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Ah mine'l aşk</title>
<description>Kıvranırsın karnında bir kadının Çığlık sesleri inletirken arş-ı dünyayı Gül'ün yaprağından bir damla yaş sarar mekanı Cennetten bir yaprak düşer Her yerde misk-i amber kokusu Cefadan vefa doğar </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-min-el-ask-siiri/</link>
<guid>3406906</guid>
<pubDate>2022-10-14T23:59:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Çıplak</title>
<description>Kar yağarken avuçlarına zamanın Gazi oluyordu mevsimler Çırpınıyordu toprak İğne deliklerinden besleniyordu insanlar Bekleyerek izliyordu yaratan İnsan Tanrı oldu dünyada </description>
<link>https://www.antoloji.com/ciplak-75-siiri/</link>
<guid>3346289</guid>
<pubDate>2022-03-21T15:45:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Uzağım</title>
<description>Ben benden uzağım Dişlerini gıcırdayan hayallerin arasında kalmış Bütün dertleri kendime dert etmiş insanım Ben ruhumdan uzağım İnzivaya çekilmiş ruhum Tanırıyla olan muharebesini dinler dururum </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzagim-13-siiri/</link>
<guid>3340028</guid>
<pubDate>2022-03-01T04:36:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Prangalar</title>
<description>Ben dünyanın en kalabalık şehrinin en sessiz adamıyım Tenhadayım... Ağrılarım ve sancılarım var... Her gün aç bir çocukla ağlıyor, savaştan savaşa koşuyorum, ağrılarım var Her gün bir çocuk doğurup, ellerimle tanrıya uzatıyorum, sancılarım var Korkuyorum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/prangalar-29-siiri/</link>
<guid>3334751</guid>
<pubDate>2022-02-14T22:06:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Zamansız</title>
<description>Güneşin yağmur gibi yağdığı bir vakitte,  Hüzünlü kokular esiyordu rüzgarın sesinden. Zamansızdı bu gelişler, kızgın ve kırgın. Bir yağmur damlası kadar kurumuştu zaman, muhtaç değildi yüreğim, hazır değildi, bir fısıltı yetti. Savruldu bu vaveylayla dünyanın zirvelerine. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zamansiz-275-siiri/</link>
<guid>3309291</guid>
<pubDate>2021-12-01T21:39:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Suretül Aşk</title>
<description>İçimde kaldı mahrem-i aşktan, uhrev-i aşka giden sevaplarımız.  Takvalı parçacıklar kaldı, sardı anılardaki karanlık zarlarını. Ne atsam sen düşüyorsun göz kapaklarımdaki çehreye. Münevver, mülayim, muallim, bin bir kelime-i lügatsın sen. Ben kelime-i kekemeydim, telaffuz edemedim seni hiç bir dilde. Maana bende kaldı, her tercüme şirkti, anlamsız kaldı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/suretul-ask-siiri/</link>
<guid>3298900</guid>
<pubDate>2021-10-30T02:06:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Dilhun</title>
<description>Huşu içinde uyuyan kalbime inen bir azap gibiydin. Derindin, derdimdin, dille telaffuz edilemeyecek kadar malayaniydin. Seni, ruhuma örtünen zamanın kıblesi saydım. Ruku ettim, dualarımı her İsmailin kurban ediliş tarihinde sana adadım. Tefekkür etmeden tevekküle iman ettirdin. Kalbimi, kalbine esfel-i safilin eyledin. Ben Nesimi değildim, beni tenimden, derimden ettin. Ben İbrahim de değildim, bu kor ateşi yüreğimde yakmanın manası neydi? Tüm mesele Nemrut olmak mıydı? Tanrı olup ateşten cennet yaratmak mı? Deva olayım derken dilhun etmekten başka bir yol bulamadın. Mahsur kaldım, bir serçe kuşun kafeste çırılçıplak çırpınması gibi. Yaşamı bana caiz kılmıştın fakat beni mekruhlarla yaşattın. Neyine aldandım, yüzündeki nuru Tanrıdan çaldığını sandım. Ben sanarak yaşadım, kendimden birkaç parça tek kaldım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dilhun-9-siiri/</link>
<guid>3275217</guid>
<pubDate>2021-08-04T22:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Kargaşa</title>
<description>Rüzgar vuruyor perdeme. Her şey bir başka esiyor sanki. Balkonda demirlere konan kuşlar konuşmaya başladı. Aradığım cinayet ipi kayıp. Tüm şehir uzatmış ayaklarını yorganların altından. Ben ise şehrin sokaklarında volta atan bir ayık. Sigaram düşüyor cebimden. Açılmamış bir paket, içi zehir. Kaldırıp bir dal uzatıyorum dudaklarıma. Sihirli bir değnek gibi, bunalmış beynimde sirenler çalmaya başlıyor. Köpek sesleri çınlatıyor kulaklarımı. Gecenin ganimetiymişim, üzerime koşuyorlar. Hayır, hayır yanımdan geçtiler birden. Uzaklara koştular. Kargaşa sesleri, sonra bir sessizlik. Sessizlik, sizsizlik kondu kulaklarıma. Yürüdüm, yürüdüğüm kadar yorulmuştum. Oturdum bir bankta, daldım hülyalara fakat hülyalar kan ağlamakta. Yumdum gözlerimi, attım kendimi anıların boşluğuna.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kargasa-44-siiri/</link>
<guid>3267116</guid>
<pubDate>2021-07-06T15:28:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Yeniden Yarat</title>
<description>Hangi şehrin karanlık kollarına sığınmış kimsesizsin sen. Hangi evin köşesine sığınmış, beyaz duvarlara resmediyorsun düşlerini. Nerdesin? Çok mu uzak düşündüğün hayallerin? Sesin çıkmıyor bu aralar, boğazına hüzün mü kaçtı? Ağlasana. Düşmüyor değil mi? Ağlamak istediğin halde düşmüyor boğazında topladığın hüzünlerin. Biliyorum, insanlar silah gibi, beyinleri mermi dilleri tetik gibi. Onlardan kaçtığını biliyorum, onlara sığındığınıda. Bu tıpkı öleceğini bile bile yaşamak gibi. Hade tutsana elimden, bana dünyanın yedi harikadan daha harika olduğunu göster. Yok değil mi? Bulamadın. Göstermek istediğini sende göremiyorsun. Bana kendi dünyadan luminist bir resim çiz, bizi orda yarat. Yeniden yarat...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yeniden-yarat-3-siiri/</link>
<guid>3257295</guid>
<pubDate>2021-06-01T14:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Araf</title>
<description>Şiddetle çakan şimşekler sustu bak gör. Ne sandın, kış bir andı. Yine gitti içimde susturamadığım yağmurun sesini. Bir hayat daha, bir hikaye daha kayboldu yanan sayfaların arasında. Ağaç bir devrimin simgesiymiş meğer, nasılda direniyor arşa. Bir ben kaldım bu arafta, kim bilir belkide yeni bir tohumun gökyüzüne, güneşe, karanlığa şehadet ederim ki ben burdayım demesiyle yine tutunurum doğan ağacın dallarına. Dudaklarımın kuruduğuna, sustuğuna bakma, bir ahsenü'l takvim' im ben, yeryüzünün bedenle ruhu ve ağacın telafuzu. Zamanı gelince kan kusacak sözler, çengelle damağıma kilitlenen dilimin çözüldüğü vaktini seyreyle. Yaprakların dökülüşünü ve yeniden dirilişini, geceden sonra gelen sabah gibi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/araf-210-siiri/</link>
<guid>3248899</guid>
<pubDate>2021-05-02T16:10:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Kervan</title>
<description>Nice kervanlar geçti şu muhabbet diyarının üzerinden. Milyonlarca kuş kanat çırpı maviliğin tenha bölgelerinde. Sürülerce al yazmalar eskitildi saçların üzerinde. Bu ne allıkki, ne güzellikki, ne dermanki eskitilmiyor yazman üzerinde. Kabe örtüsü kadar kokusu siner içime. Gönlüm, yedi defa gönlünde say etsede, bin yediler birikir içinde. Çölün kurak bölgesinde, sesine meftun, gözlerine sussuz bir ben var şu yaşamın en derinliklerinde. Beni avucunla besle. Yanaklarına düşen göz yaşlarınla gider sussuzluğumu. Sarıldığın rüzgarın kollarıyla sar beni, üryanlığa teslim etme. Hani Yakup kilometrelerce uzaktan duymuştu ya kokusunu Yusufun, sanmaki kokun yok üzerimde. Çık pencereye sol havayı ve bak kendine. Selvi boylum, beni ölümle terbiye edeceğini düşünüyorsan, etme.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kervan-82-siiri/</link>
<guid>3230668</guid>
<pubDate>2021-03-09T13:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Hiç</title>
<description>Kaç gece daha susarak boğulacaz bu uzandığımız yatağın kollarında? Kaç insanın üzerine toprak atacaz kollarımızla? Peki ya kaç kişiyi ekleyip kaç kişiyi daha silecez yolcusu olduğumuz yolun sonunda? Kaç bin sırla ölüp, kaç kişiyi ağlatacaz arkamızda? Hiç, cevabı olmayan sorular, tatmin etmeyen dokunuşlar, yutkunarak nefes alışlar ve yürüyoruz çıplak ayakla dikenli yolların tam ortasında ve bazende kenarında. Fakat bunları kendime sormarmadan da edemiyorum, peki bu gün ben kimdim, ben kimim? Ne değiştirdim? Kimi sevdim, kimi doyurdum? Hiç, kendimi bulmaya çalışırken birçok şeyi kaybettim, değişmedi değiştiremedim, sevginin sadece kolundan tutabildim, sarılamadım, doyuramadım aç yattım. Ve yine sormadan edemiyorum, sen kimsin? Hiç. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hic-647-siiri/</link>
<guid>3223390</guid>
<pubDate>2021-02-17T21:47:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Gökyüzü</title>
<description>Kırıldı gökyüzü, ufak ufak yaşlar döküyor yüreği sızlayan göğsümün üzerine. Gökyüzünü yıpratırcasına savaşan şimşekler ıslatıyor ruhumu, aydınlığıyla dokunuyor gözlerime. Soğuktan ellerim titriyor, titreye titreye yürüyorum öfkeyle yeryüzüne sızan gökyüzünün dibinde. Koşuşturuyor varlıklar bir saçağın altına, sığınıyorlar bir duvarın köşesine. Bir başıma kaldım gökle, ben ağlıyor ve ben ağladıkça dahada sert vuruyordu kırbacını bilinmeyen bir yerin çorak bölgesine. Her vuruşta bir aydınlık kamaştırıyordu gözümü, ağlama dercesine. Hıçkırıklara boğulan boğazım aydınlığıyla duruyor, kahkaha atıyordu gökyüzünün bana gülümsemesine. Soğuktan titreyen bedenimin gözümden düşen yaşların ısıttığını görünce, durdum birden bire. Üzüldüm kendi halime ve dedim kendi kendime ''sen ne çok ezilmişsin yeryüzünde. ''  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gokyuzu-209-siiri/</link>
<guid>3208055</guid>
<pubDate>2021-01-07T17:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Çocuk</title>
<description>Soluksuz gecenin karanlığına dokunuyorum avuçlarımla. Gökkubbenin altında bir gezgin gibi geziniyorum sokaklarda. Her tarafta bir bina, her binada binlerce can, can çekişiyor duvarlar arasında. Ruhlar uçuşuyor arşa, binlerce feryat yankılanıyor duvarlarda. Bir çocuk, elinde bir balon, dalgın gözlerle bakıyor gelecek zamanın anılarına. Arada bir ağlıyor, her damlası bir şimşek gibi çakıyor yeryüzünün yaşlanmış kırışıklıklarına. Mutlu olduğu bir anıya denk gelmiş olmalıki, samanyolu kadar güzel bir gamze belirdi yanaklarında. Kahkahası rüzgarın nidasına kapılıp fısıldıyor kulaklarıma. Gözlerini yumdu, yaşlı bir adam gibi tevazu içinde kayboldu sisler arasında. İnsan ya, kaybolmaya mahkumdur doğduğu dünyanın sınırlı zamanında. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocuk-118-siiri/</link>
<guid>3205228</guid>
<pubDate>2020-12-30T14:35:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Ölçüsüz kefen</title>
<description>Kar yağıyor, ölçüsüz bir kefen örüyor bedenime. Üşüyor ruhum, can çekişiyor fakat canını emanet etmiyor ölüm meleğine. Sesleniyorum birilerine beni bu dertten kurtarsın diye ama heyhat, her seslenişim her kıvrılışım boğazımda düğümlenip duruyor öylece. Taş kesiliyor bedenim, gözlerim kayıyor derinlere, derinliklere. "Zamanın doldu daha fazla direnme" diyor zamanın sahibi ancak ben umutlanır, uzanırım ellere. Yalnızlığımı hissediyorum çevremde, tenha ve tükene tükene tükeniyorum dünyanın herhangi bir köşesinde. Artık gülümsüyorum ölüme, ellerimden değil ruhumdan tuttu diye.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/olcusuz-kefen-siiri/</link>
<guid>3200404</guid>
<pubDate>2020-12-18T16:25:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 <item>
<title>Zan</title>
<description>Hüznüm toprağa, yaşlarım yağmura dönüştü. Hüznümden çiçekler açtı, yağmurlar usul usul üzerine yağdı. Dudakları kuruyan hayatımın üzerine umut şerbetinden nidalar aktı. Suskunluğumu kalbimde titreyen atışlarım bozdu, şiirlerime söz oldu. İçimde toplanan binlerce nefret, eziyet birer birer toz olup akan bir nehrin gamzesine kondu. Ben yanarken piştim, pişerken kavrulup dünyadaki tadın damağına uydum. Hiç oldum. Gözden ırak, dillerden yoksun bir adım kaldı, oda hiçliğin avuçlarında kayboldu, kül oldu. Bazen zamanın sesi kulaklarımı çınlatırken, zamanın zan'dan ibaret olduğu, şakaklarıma konan beyazlıklar habercisi oldu. Hayatta bana ayrılan hat'tan yürüdüm, devam eden adımlarla devam eden yolculuktayım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/zan-35-siiri/</link>
<guid>3195492</guid>
<pubDate>2020-12-07T11:06:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Kaleci</author>
</item>
 </channel>
</rss>
