<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mustafa Angın Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Türkülere Türkiyem</title>
<description>TÜRKÜLERLE TÜRKİYEM  Türkülerle Türkiyemi gezdim, Türkülerimizde Türk’ü buldum.  Elazığ’da, çayda çıra oynadım, Bursa’da, kadifeli gelini merak ettim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/turkulere-turkiyem-siiri/</link>
<guid>1393637</guid>
<pubDate>2010-05-15T23:15:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Unutulur Mu?</title>
<description>“Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı” BU UNUTULUR MU?  (Ama maalesef unuttuk...)  Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, “Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı” idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar. Bu insanlık dış muamelenin nedeni ise Ermeniler’di... Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler'in işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde “Krizol” maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleri yanmıştı... Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabii ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar. Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-unutulur-mu-siiri/</link>
<guid>835201</guid>
<pubDate>2007-10-23T20:21:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Yavuz Sultan Selim'in ZERÂFETİ</title>
<description>Yavuz Sultan Selim'in ZERÂFETİ  Yavuz Sultan Selim Han zamanında, İran hükümdarı Şah İsmail, kıymetli mücevherler ile dolu bir hediye sandığı gönderiyor, hünkâra.  Sandık  açılıyor.  İçinden  çeşit  çeşit  değerli  taşlar,  kıymetli  atlas,  kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat, sandık açılır açılmaz, pek fena bir koku yayılıyor etrafa.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yavuz-sultan-selim-in-zerafeti-siiri/</link>
<guid>759919</guid>
<pubDate>2007-06-16T14:50:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Sen İncim...</title>
<description>Sen İncim...  Konak İskelesinde ilk görüşte aşık olduğum, Gölet’in yeşile hakim atmosferinde, İçime ılgıt, ılgıt dolan büyülü rüzgarım. Benliğimin derinliklerinde gezinenim, Beni katı kalıplardan çıkartıp hayatı sevdirenim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-incim-siiri/</link>
<guid>754394</guid>
<pubDate>2007-06-07T18:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Millet-i Sadıka ve Ermeni Tehciri</title>
<description>Millet-i Sadıka (Ermeniler)    ve 24 Nisan 1915 Ermeni Tehciri*  Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u fethettikten sonra, Rum’lara olduğu gibi Ermeniler’e de dillerinde ve dinlerinde tam bir serbestlik tanımıştır. Bu imtiyazların doğal bir sonucu olarak Anadolu’nun muhtelif kesimlerinde yaşayan Ermeniler, yoğun bir şekilde İstanbul bölgesinde toplanmış ve Türkler’le kısa bir sürede kaynaşarak, iş ve sanat hayatını geliştirmek suretiyle refah içinde rahat bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu devirde, bunlara “Hıristiyan Türkler” veya “ Tebaayı Sadıka /Millet-i Sadıka” denilmesinin sebebi, huzur ve güvenlik içinde yaşayan Ermeniler’in bu hoşgörülerden yararlanarak Türkler’le kaynaşmış olmalarındandır.  Ermeniler, önceleri Osmanlı’nın barışsever ve sevilen tebaları idiler. İki millet arasındaki düşmanlığı, dini sebeplere yormak, çok yaygın bir düşünce olmakla beraber, tamamen yanlıştır. Dokunulmadığı taktirde Türkler, başka dinde bulunanlara dünyanın en hoşgörülü insanlarıdır. İki ırk arasındaki düşmanlık, tamamen siyasi sebeplere dayanır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/millet-i-sadika-ve-ermeni-tehciri-siiri/</link>
<guid>246826</guid>
<pubDate>2005-04-06T10:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Gazel (ruhun şad olsun Ziya paşa)</title>
<description>G A Z E L                 (Ruhun şad olsun, Ziya Paşa.)  Gezdim batı diyarını, imarlı beldeler gördüm. Dolaştım Mülkü İslâmı, bütün viraneler gördüm.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gazel-ruhun-sad-olsun-ziya-pasa-siiri/</link>
<guid>191713</guid>
<pubDate>2004-09-17T16:47:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Yunus'ça</title>
<description>Beni kıl köprüden Tanrım, geçireceksen, sözüm var: İnsan olmak yetmiyor mu, imtihana ne lüzûm var?  Sen yarattın, halk eyledin; Kelâm’ı Kadîm söyledin: “Suretimledir suretin,” her zerremde bir özün var.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yunus-ca-2-siiri/</link>
<guid>191709</guid>
<pubDate>2004-09-17T16:39:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Yine Çakır Gözlerin Kopardı Seni Benden</title>
<description>Birtane’m..  Aşkımıza tanık olan akasya, Yokluğumuzda bir alaca kelebeği, Bir de kızlar çavuşunu barındırmış dallarında, Seni yitirdiğimi öğrenince, Serinliğine gelirim sanıp, </description>
<link>https://www.antoloji.com/yine-cakir-gozlerin-kopardi-seni-benden-siiri/</link>
<guid>170771</guid>
<pubDate>2004-07-01T10:35:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Akasyalar sensiz kokmuyor Birtane’m.</title>
<description>Mevsimidir, gözlerini gördüm renklerinde, Akasyalar sensiz kokmuyor Birtane’m. Maziye nispet, nice vakit oturdum serinliğinde, Sıcaklığın hâlâ toprağında Birtane’m. Bir kelebeğin alaca kanatlarındasın sandım da, Nice zaman koştum peşinden, </description>
<link>https://www.antoloji.com/akasyalar-sensiz-kokmuyor-birtane-m-siiri/</link>
<guid>170768</guid>
<pubDate>2004-07-01T10:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Çakır Gözlerin Gibi Çukurova!</title>
<description>“Mayıs aylarında Çukurova cennettir.” dediğimde, İnanmamış, “Hadi oradan sende...” demiştin, Ama gördüğünde; sen cennette, ben gözlerinde, Kaybolmuştuk Birtane’m  Adına kızlar çavuşu derler bir kuş vardı ya, </description>
<link>https://www.antoloji.com/cakir-gozlerin-gibi-cukurova-siiri/</link>
<guid>170767</guid>
<pubDate>2004-07-01T10:30:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Son Bakışın</title>
<description>Son Bakışın…  Son bakışında sende gel diyordun bana, Ama beklemedin beni Birtane’m, Çakır gözlerinle yalnız bırakıp gittin. Başkalarına tahammül edemezdin ya hiç, </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-bakisin-siiri/</link>
<guid>170765</guid>
<pubDate>2004-07-01T10:28:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Söyle neyin nesiydi?</title>
<description>Gözlerin mi, saçların mı, bilmem ellerin miydi?  Sen miydin beni çeken, aşk mı, hâyâl mi dersin? Özlem mi, ağrı mıydı, yüreğimde büyüyen, Büyülü tutku muydu, söyle; neyin nesiydi?  Kanmadığım su mudur; yoksa iklim mi kurak, </description>
<link>https://www.antoloji.com/soyle-neyin-nesiydi-siiri/</link>
<guid>170664</guid>
<pubDate>2004-06-30T19:59:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Sana Anlatabilsem Kendimi</title>
<description>SANA ANLATABİLSEM KENDİMİ   Gözlerinde tüm us’um yitirdiğim, Ruhuma işlediğim güzelliğini, Kapısında beklediğim kalbinin, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sana-anlatabilsem-kendimi-siiri/</link>
<guid>119567</guid>
<pubDate>2003-12-03T19:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Rüyamı Dilim İle Gördüm!</title>
<description>BEN RÜYAMI DİLİM İLE GÖRDÜM!   Sana, bir sevdanın dili, diyorlar, Bir eski davanın yolu, diyorlar, Seni sevenleri del’ediyorlar. Beşik kertmem benim, helâlimsin sen! </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-ruyami-dilim-ile-gordum-siiri/</link>
<guid>119566</guid>
<pubDate>2003-12-03T19:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>BAYRAKLAR DALGALANIYORKEN</title>
<description>En güzel çağlarını bıraktık yaşantımızın;  Adayıp, başka yarınlara! En hazin vedalarda koyulduk En uzun ve en kutsal yolculuğumuza.  Karlı doruklarla bir bulutlara değiyorken başımız </description>
<link>https://www.antoloji.com/bayraklar-dalgalaniyorken-siiri/</link>
<guid>91429</guid>
<pubDate>2003-06-04T11:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>ÇAĞIRIYOR TOPRAK ANA</title>
<description>Helâl olsun diyerek emdikleriniz:  Süt vermedim ağzınıza besmelesiz. Mahzun kalmasın diyerek nefisleriniz: Türlü nimetlerden kurdum soframı.  Bir tuttum evimle vatanımın mahremiyetini. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cagiriyor-toprak-ana-siiri/</link>
<guid>91405</guid>
<pubDate>2003-06-04T09:33:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>KINALADIM KUZUMU!</title>
<description>Alın! ” dedi, ergen kızlar, ezgin gelinler. Andaç olsun uçup giden kalplerine!  Binbir düşler ördük oyalarına. Yaşanacak hülyalı sevdaları Yaşanmamış aşklarla nişanlandık! </description>
<link>https://www.antoloji.com/kinaladim-kuzumu-siiri/</link>
<guid>91346</guid>
<pubDate>2003-06-03T20:02:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ'NE</title>
<description>Önce rüyalarımızı gömdük, uykularımızla. Hayallerimizİ en kuytularına mevzilerin. Dal inan, pür iman, döş gerip sularına İndik siperlerine, Çanakkale’nin.  Kavrayıp kılıçları tırpan yerine </description>
<link>https://www.antoloji.com/canakkale-sehitleri-ne-2-siiri/</link>
<guid>91345</guid>
<pubDate>2003-06-03T19:57:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ'NE</title>
<description>Dindi meydanlar.  Deniz gömdü susan ışığı. Bir ak bulut içiyor üstümüzde Kalan son kızıllığı.  Yanımızda, yönümüzde şehitler: Uyuyor! </description>
<link>https://www.antoloji.com/canakkale-sehitleri-ne-siiri/</link>
<guid>91322</guid>
<pubDate>2003-06-03T14:51:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 <item>
<title>Dedem Korkut</title>
<description>DEDEM KORKUT SOY SOYLAMIŞ, BOY BOYLAMIŞ  GÖRELİM NE SÖYLEMİŞ.   Ey yârân-ı memdühu safâ! Olasız gam hanesinden cudâ </description>
<link>https://www.antoloji.com/dedem-korkut-siiri/</link>
<guid>88786</guid>
<pubDate>2003-05-14T13:26:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Angın</author>
</item>
 </channel>
</rss>
