<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. M&#252;rsel M&#252;nevveroğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Öldü Diyorlar</title>
<description>  ÖLDÜ DİYORLAR  Şu insanoğlu, yaratılışı gereği, garip ve bir o kadar da mechûl bir varlık. Doğduğunda bilgi ve tecrübesi sıfır iken, “DOĞDU” diye seviniyorlar. Biraz büyüyüp, akil baliğ olunca, karışıkta olsa bir şeyler öğrenmeye başladığı, “yalpalama ve bocalama devresine” girince, “ERGEN” diyorlar. İşi biraz daha ilerletip, bilgi, deney ve tecrübeleri artıp da, maceralar yaşamaya başlayınca; bu sefer de adına, “DELİ” diyorlar. Meyvenin olgunlaşması gibi, nefsi de olgunlaşıp teraakki ettikçe, bu seferde, “VELİ” diyorlar. Dünyanın, “hem sanal, hem de hayal” olduğunu anlayıp da, insanın dünyadan elini eteğini çekip, “yaratılış sırrı” gereği, Ahiret odaklı yaşamaya başlayınca da; bu seferde o kişiyi görmez ve bilmezden gelip, ona “ÖLDÜ” diyorlar. Yani kısaca insanın yaşadığı her devresine bir kulp takıp, bir şekilde dümenlerini döndürüyorlar. Siz de bu devrelere inanıp, yaftalama yapanlardan mısınız? Yoksa karşı duranlardan mı? </description>
<link>https://www.antoloji.com/oldu-diyorlar-siiri/</link>
<guid>3609145</guid>
<pubDate>2024-08-23T00:43:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Geliyor!. (hz Mehdi)</title>
<description> O GELİYOR!.. (Hz. Mehdi)  Bütün Dünya’nın farklı yerlerinde ve farklı isimlerle de olsa, dört gözle özlediği ve beklediği.. son; halife, son büyük kurtarıcı, örnek ve ideal insan.. zamanının en salih Müslüman’ı, iman ve ihlâsın abidesi, dertlerin ilacı, gönüllerin dermanı, Kıble’nin pusulası; gelişi bin küsur yıldır beklenen ve de hadis-i şeriflerin tanıttığı kadarı ile şahsiyeti çok özlenen..  O GELİYOR!.. (Hz. Mehdi) </description>
<link>https://www.antoloji.com/geliyor-hz-mehdi-siiri/</link>
<guid>3221879</guid>
<pubDate>2021-02-13T22:45:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Yol Çizgileri</title>
<description> ŞİİR NO: 02            ***          21-EKİM-2008  Hızlı giderken.. silinir, "YOL ÇİZGİLERİ.." YAVAŞLAYINCA.. görünür, çizgi renkleri. Olmasaydı, bilinmezdi; gidilen yollar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/yol-cizgileri-6-siiri/</link>
<guid>3218141</guid>
<pubDate>2021-02-04T02:11:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Dil ve siz</title>
<description>          Bu güne kadar, 'DİL' üzerine çok şeyler söylendi ve yazıldı. Dil'e, ben de  farklı bir gözle; (farklı olduğunu düşündüğüm bir pencereden) bakarak, bir takım  tahliller yaptım. Siz, ne dersiniz? Benim tahlillerimi, KENDİ  ANLAYIŞINIZA  GÖRE YORUMLAYIP,  DİL’İNİZİ  BİRAZ  OLSUN  HESABA ÇEKEBİLİR  MİSİNİZ?  Bir de siz, dil'li misiniz?  Yoksa,  dil'siz misiniz?  Dilinize,  her zaman sahip misiniz?.. DİLLİ  İLE DİLSİZİN  FARKI NEDİR, BİLİR  MİSİNİZ?.. YA SİZ!. BU; DİL İŞİNE,  NE  DERSENİZ?!.. Cevabı, aşağıdaki şiir versin. “İSTER MİSİNİZ?..”  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dil-ve-siz-siiri/</link>
<guid>3203260</guid>
<pubDate>2020-12-25T15:53:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Gizli Bir Güç!.</title>
<description>       Hain, fesat ve eli kanlı.. bir,  “GİZLİ GÜÇ!..”  vardır. İslâm’ın; özellikle de  İslâm’ın kılıcı, Türk milletinin bekâsının üstünde. Hiçbir zaman açıkça görünmüyor. Her yerde ve her şeyde…  Sanki; eşyanın içine sızmış, atomlarına sonradan ilave edilmiş, kararlı ve dengeli bir elektron gibi!..  Her menfi, musibet ve zelil.. her kötü iş de, olay da ve fiilde..  “O, GİZLİ GÜÇ” daima ve hep baş rolde oynar. Doğumla başlayan ve ölümle sona eren.. her finalde!.. Bütün Müslüman’ların hayatını, adeta kuşatmış.. perde,  perde; ilk öğrendiğimiz kelimelerle ile, bize musallat olur ve bizi  adeta, kendi bildiği kendisine özel bir  ninni ile büyütür.. gençlikte, oyalar.. yaşlılıkta, süründürür.. ölürken de, zillete büründürür… Ve de, Ahiret’imizi dahi, öldürür... Eğer gerçeği teslim etmek gerekirse, kendi açısından vazifesini bilhakkın  yerine  getirmenin “ neş’esi ve gururuyla..”  bizler, tabut içinde son durağımıza  giderken..  o, adeta, arkamızdan bize; güle güle değil, “GULU-GULU!..” diyerek “EL SALLAR...” Bu  GİZLİ  GÜC’ün hiç, boş vakti yoktur ve hemen gider, yeni doğmuş başka bir bebeğe musallat olur. Hem de, daha öncekilerden kalan birikmiş tecrübeyle, o; yeni doğmuş bebeği, kendisinin bildiği usullerle ve  metotlarla,  daha  öncekilerde olduğu gibi, eğitmeye ve öğretmeğe, “YANİ; EĞİP, BÜKMEYE,  GİZLİ GÜCÜNÜ!..”  göstermeye başlar. Doğulu ve en çok da  Müslüman toplumların çocukları, işte böyle eğitilirler.. “görülmeyen bu negatif gizli güç; bu gizli  el, bu gizli göz  veya bu  gizli mürebbiye..” tarafından!.. Sonuçta ise,  fatura; hep, “Müslüman’ların;  dinine, imanına ve şark kurnazlığı zihniyetine” çıkar. Sloganlaşır  ve döner, dolaşır.. bir yaşam tarzı oluşturur... </description>
<link>https://www.antoloji.com/gizli-bir-guc-2-siiri/</link>
<guid>3202299</guid>
<pubDate>2020-12-22T22:37:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Soğan ve insan</title>
<description>     Yemeklerin tadı lezzeti ve virüs düşmanı en doğal ilaç, Antibiyotik, kalsiyum kaynağı.. v.s. Acaba, soğanın marifetlerinin hepsi bu kadar mı?.. Ne dersiniz?.. Siz de, “SOĞAN” sever misiniz? Ya! “Soğanın sırrı” nedir, bilir misiniz?.. Şayet; merak ediyorsanız, buyurun soğanı biraz daha yakından tanıyalım... Sözde çok iyi bildiğimiz, tanıdığımız ve bazan çiğ, bazan da pişmiş olarak yediğimiz soğan… Hani şu, hepimizin yakından bildiği, fakirin ise ekmeğinin katığı olan “ACI SOĞAN!..” ile insanın dünyevi ve uhrevi yaşamı arasındaki gizli ilişkisi nedir?..  S O Ğ A N V E İ N S A N !!! </description>
<link>https://www.antoloji.com/sogan-ve-insan-siiri/</link>
<guid>3175773</guid>
<pubDate>2020-10-08T09:38:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hayallerim</title>
<description>     Önce farkında olmadan tüllenen, çocukluk yaşımızda oldukça kibirlenen, gençlik yaşamımızda romantik rollere bürünen, yaş kemâle erdikçe ilâhi aşkın basamaklarında sürüklenen.. Ve kullandıkça bir türlü bitip tükenmeyen, beni bana getirip kaybolduğum düşler arasından sıyırıp çıkaran.. HAYALLERİM!..  Hayallerim!..  (Şarkı sözü)  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayallerim-177-siiri/</link>
<guid>3168901</guid>
<pubDate>2020-09-15T17:04:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>"ol. Dedi, Oldu</title>
<description>    Siz de hiç düşündünüz mü? Mademki, çok farklı ve birbirlerine zıt bir çok farklı bileşenlerden oluşan bir kimlik ile bu dünyada belli bir süreliğine varız; o halde biz neyiz, biz neredeyiz, biz kimiz, biz nereden gelip doludizgin nereye gidiyoruz? Varlığımızın kaynağı nedir? Emrimize sunulan; cümle mahlukat ile üç boyuta ilave olarak bir dördüncü boyut zamanın çevrelediği mekanda görevimiz nedir?. Bu dört boyuta ilave olarak, akıl ve gönül ile ortaklaşa kavradığımız sonsuzluk ve o sonsuzluğun sahibini  anlamak ve O’nun ile hemhal olmak, O’nun bizlere sunduğu bazı sırlarını anlamak… Kısaca biraz zihin eksersizi yapmaya ne dersiniz.  “OL.. DEDİ, OLDU.  ŞİİR NO: 87      01-01-2020 </description>
<link>https://www.antoloji.com/ol-dedi-oldu-3-siiri/</link>
<guid>3074245</guid>
<pubDate>2020-01-02T04:45:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Yanar da yanar</title>
<description>Öyle bir  AŞK’a  düçarım,                  İçim yanar, dışım yanar; Ben, AŞKIMI DERT EDİNDİM, Kalbim yanar, gönlüm yanar…  Ağzımdan çıkan alevle, </description>
<link>https://www.antoloji.com/yanar-da-yanar-2-siiri/</link>
<guid>2967497</guid>
<pubDate>2019-03-12T00:07:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Firaset Ve Gaflet</title>
<description>                     ŞİİR NO: 85                                                 16-09-2018 </description>
<link>https://www.antoloji.com/firaset-ve-gaflet-siiri/</link>
<guid>2889810</guid>
<pubDate>2018-09-17T04:29:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Çünkü ben Anadoluyum</title>
<description>       ANADOLU!.. Ne ilginç ve ne gizemli.. bir kelimedir.  Sanki, dünyanın sırrını bağrında taşır. Sanki, dünya kadar insana.. hem yatak, hem yemek ve hem de AŞ’tır. Sanki içtenlikle türküler söyleyen bir KARDAŞ’tır... ANADOLU’nun TÜRK’ler ile, Türk’lerin de Anadolu ile fiziki ve ilâhi YAKINLIK ve İÇ-İÇELİK sırları, akıllarda hayranlık uyandıran sosyal ve siyasal ilişkileri, karşılıklı olarak birbirlerine olan lütûfları ve ihsanları.. ve gıpta edilecek benzersiz fedakârlıkları ile birbirleri adına yaşamaları.. sanki et ile tırnak veya sanki bir ana ile evladın.. birbirlerini tamamlayan ve "TEK BİR BÜTÜN!.." olma ilişkisi gibidir. Ben, bu Anadolu toprakların(ın doğu ucun)da ve bir Türk olarak doğmuş olmam, (tekrarlamamak adına) yukarıdaki paragraftaki bütün övgülerin ve sorumlulukların da beraberinde, bütün görevimi ve bu görevin sorumluluğunu vicdanımda idrak etmiş olarak; önce yaratılmış olmamdan, sonra Müslüman olarak yaratılmamdan sonraki, bana verilmiş üçüncü ve en büyük lütuf, ihsan ve kerem olarak addediyorum. Çünkü daha ben dünyada yok iken, Anadolu ile Türk’ün Malazgirt’den de çok önce başlayan bu karşılıklı kutsal, duygusal ve girift ilişkisini, Anadolu’da doğmuş bir Türk olarak böylece şimdi daha çok iyi anlamış, daha çok kavramış ve aşağıdaki şiirde dile getirmiş olmam da, Rahman’ın bana özel bir lütfû, keremi ve ihsanı olsa gerek. Ya siz! Anadolu ile Türk’lük arasındaki bağlantılar hakkında ne der, nasıl düşünürsünüz? Veya benim aşağıdaki şiirime can-ı gönülden katılır mısınız? </description>
<link>https://www.antoloji.com/cunku-ben-anadoluyum-siiri/</link>
<guid>2354576</guid>
<pubDate>2017-05-21T09:18:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Aklın varyantlarında</title>
<description>Yaratılış, varlığın (mahlûkun)  var olması (yaratılması) nın ilk ve en büyük kanunudur. Yaratılıştan sonra ikinci ve en büyük kanun, akıl ve aklın fonksiyonları (mantık, his, duygu, düşünce..)  ile bilinç dediğimiz bu aklı mümkün mertebe en rantabl şekilde kullanmaktır.  Din, iman, inanç, sosyal ve beşeri ihtiyaçlar.. hepsi aklın varlığından sonra gelir. Çünkü aklı olmayan; dinden de, cezai ehliyetten de, hatta sosyal davranışlardan da.. sorumlu değildir. Yani özetle akıl, fizik alem ile metafizik alemi birbirlerine bağlayan ve bu iki alemin kurallarını ile beraber kendini de inceleyen, araştıran, hipotezler ileri sürüp, hükümler çıkaran.. Allah'ın çeşitli mahlûkatına çeşitli derecelde sunduğu, en büyük lütüf,  nimet ve ganimettir... Bu gün de, aklın varyantları içinde biraz dolaşıp, varyasyonlarını aşağıdaki şiir ile dile getirmeğe çalışıp, şiir zevkinize sundum. Siz de benim ile aklın varyantlarındaki bu gezintisine iştirak eder misiniz? Her şey aklınıza ve gönlünüze göre olsun. Selâm ve dua ile... </description>
<link>https://www.antoloji.com/aklin-varyantlarinda-siiri/</link>
<guid>2343351</guid>
<pubDate>2017-04-17T11:57:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Şu Anadolu'da</title>
<description>Ş  U    A  N  A  D  O  L  U  D  A  Her şafağın sökümünde, güneş doğunca, Kanlarımızı kaynatan şavkı vurunca, Kör karanlıkları, bir nur seli boğunca.. Isı  ile ışık sunar, her kurda ve kuşa, </description>
<link>https://www.antoloji.com/su-anadolu-da-siiri/</link>
<guid>2327846</guid>
<pubDate>2017-03-02T05:48:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Muhabbet merdiveni</title>
<description>Bir  ve tek, eşsiz ve benzersiz.. olan, her şeyin YARATICI’sı ALLAH; (C.C.)  yarattığı cümle mahlûkatı  sevgisinden yarattı ve bu sevgisinden yarattığı kulları ile kendi arasında, bir bağlantı vesilesi ve kendisine ulaşılması için de; kulların enerji bedenlerinin içinde, fizik bedenlerindeki kalp ile çakışan yerinde,  GÖNÜL  denen bir  pencere yarattı. Bir de, bu gönül ile kendisi arasında bağlantı kuran  bir;  “SEVGİ KÖPRÜSÜ” yaratarak..  “kulları,  ‘ZAT’ının sevgi okyanusundan! ”  ihtiyaçları olan her şeyi temin etmelerini ve isteyenlerin kendisine ulaşmalarını sağladı.  Yine, bu sevgi köprüsü ile kul’ları; birbirlerine de, bu kanalla bağlanarak.. kendi aralarındaki iletişimlerini sağlayıp, cinslerine göre  farklı olan; “birbirlerinden olan ihtiyaçlarını giderme, dil ve kültürlerini.. birbirlerine tanıtma, yolunu ve yöntemini keşfetti... Sonuçta ise; “SEVENLER ARASINDA, ÇOK YÖNLÜ BİRLİK VE BERABERLİK OLUŞTU..” böylece, “yaratılışın; hem gayesi, hem  hikmeti ve hem de  meyvesi! ” gerçekleşti... Bu sevgi kanununa uyanlar, sevgi okyanusunun  lütûflarından ve ihsan’lardan.. uydukları nisbette  ve ihtiyaç duydukları her konuda, kana kana içtiler ve sonunda, çok kârlı çıktılar ve de hesapsız mükâfatlandılar.. karşı çıkanlar ise;  karşı çıktıkları nispette, O  ÖLÇÜDE lütûflardan ve ihsanlardan  mahrûm  kalarak, her iki dünyada da; kendi kendilerini, aptalca ve çok feci bir şekilde cezalandırdılar...  M  U  H  A  B  B  E  T    M  E  R  D  İ  V  E  N  İ! .. </description>
<link>https://www.antoloji.com/muhabbet-merdiveni-siiri/</link>
<guid>2180986</guid>
<pubDate>2015-10-20T04:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Mayalar ve dular</title>
<description>Osmanlı; daha gün yüzüne çıkmadan (devleti kurulmadan)  evvel, aslı süt olan yoğurdun, önceden mayalanarak yoğurt olması gibi; Şeyh Edebali’nin, hem duaları ve hem de; Osmanlı’nın soyunu, daha en başında ve de  adeta yukarıdaki yoğurt örneğinde ve ayrıca da, Resulullah (s.a.v.) ın soyunun, bir kadın tarafından sürdürülmesinde olduğu gibi, sanki;  Kayı Boyu’nu, yeni bir İslâm  imparatorlunağa doğru mayalamak için.. kızı Malhatun’u; Osman Bey’le evlendirerek, çifte mayalama yapmış ve yaptığı duaların ve de temiz ve mübarek soyunun devamı; ANADOLU'yu ebedi, önasya'da ise altı asır sürecek ve üç kıtada at oynatıp, Akdeniz’i bir göl yapıp, İslâm’a hizmet adına benzersiz bir başarıya imza atmıştır.  Aradan asırlar geçip de, tarih; huyu gereği bir defa daha tekrar ve tekerrür edince; Şeyh Edabali misalinde olduğu gibi, Soy’u ile olmasa da; duaları, gözyaşları ve hizmetleriyle.. yine bir büyük Zat-ı Muhterem’in,  benzersiz bir çile ve ıstırap timsalinin, yine büyük bir ilim ve edep ehlinin ve de GÜL’ünün son neslin sembolü olan ve kendi ifadesi ile de sadece “DÜZ BİR İNSAN! ”ın,  insan  ötesi çabaları ile YİNE bir defa daha ve  YENİ bir Osmanlı’nın temelleri atılmış, tohumu filiz vermiş ve çok yakında “GÜNEŞ’in ÇIKMASI! ”rıyla da, (Hz.Mehdi’nin zuhuru ile de)  başını topraktan çıkaracak.. babası Osmanlı’ya layık bir evlat olduğunu gösterecek ve yedi düvele de, Dünya’yı dar edecektir… Çünkü O, ilâhi yazgısı gereği; adeta günümüzün güncellenmiş Şeyh Edebali’sidir.  Yetiştirdiği “ALTIN NESİL”de  Kayı Boyu’nun günümüzdeki güncellenmiş; “HİZMET CENGAVERLERİ”dir. Allah’ım! .. Resulullah (s.a.v.) ın, LİVA-ÜL HAMD (şükür)  SANCAĞININ ALTINDA ve bu yeni kurtulacak imparatorluğun  mayasını çalan bu cefakâr kulunun yanında, beni ve her zaman dua ile andığım sevdiklerimi ve de  bu şiiri okuyup da, bu duaya amin diyenleri de bu duaya dahil edip, bizi hep beraber haşreyle. (amin)  MAYA’lar  ve   DUA’lar! .. </description>
<link>https://www.antoloji.com/mayalar-ve-dular-siiri/</link>
<guid>2166147</guid>
<pubDate>2015-08-23T06:54:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Su kar ve göz</title>
<description>Gerek Dünya’nın ve gerekse insanın bedeninin, yüzde yetmişinden fazlasını “SU” teşkil eder. Bilimsel tesbitlere göre, ilk canlı hayat ve ilk hücreler;  SU’dan başlamış, su ile hayat bulmuş, su ile beslenmiş ve su ile sevişmiş.. o günden beri de, bu ilâhi AŞK  devam etmektedir…  Kar, suyun soğuktan dolayı büründüğü ilk ve en yumuşak katı şekli olup; sıfır dereceden daha aşağı soğuklarda, ortaya çıkar. Rüzgarla savrularak tipiye, çok fazla soğuklarda ise en sert şeklini alıp, kristal buz haline döner… Yani suyun, çok soğuktan; kendisini bir çeşit koruma mekanizmasına da, buz denir. Göze gelince; Allah (C.C.) ın, SEMİ İSMİ ŞERİFİNİN VE SIFATININ, canlı mahlûkattaki bir izdüşümü ve sembolik tecellisidir. Canlılar göz  ile bakar, göz ile görerek ihtiyaçlarını giderirler. İnsanların ise, büyük bir kısmı; gözlerini sadece içgüdüsel olarak "BAKMAK"ta kullanıp,  sadece aval-aval bakarlar. Küçük bir kısmı ise, gözleriyle hem bakar ve hem de, basiretini de devreye sokarak; ayet-i kerimelerin emri gereği, "kendini, çevresini ve Kâinat’ı" temaşa etmek için kullanır.. Kâinatı, mahlûkatı ve kendi kendilerini, bekma değil  “GÖRME İŞLEMİNİ” yerine getirirler. Göz; fiziksel olarak bir organ ve enerji değeri itibariyle ise; bir “NUR”dur. (Nur; ibadet sırasında da çıkardığımız,  pozitif bir çeşit enerjidir.)   Aşağıda ise, yukarıda sayıp sıraladığımız; SU, KAR VE GÖZ”ün bir dansını, bir kombinasyonunu ve bir halitasını; bir şiir formu içinde sunmaya çalıştım. Siz de, bana katılır ve benim ile beraber, biraz tefekkür edip, biraz felsefe yapmaya ve su, kar ve göze bir de bu açıdan bakmaya ne dersiniz? Haydi rastgele…  S  U     K  A  R    V  E    G  Ö  Z </description>
<link>https://www.antoloji.com/su-kar-ve-goz-siiri/</link>
<guid>2164518</guid>
<pubDate>2015-08-16T06:37:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Biz geleceğiz.</title>
<description>Hemen hemen herkesin, her konuda  kişinin; aklı, bilgisi, tecrübesi, gücü ve kuvveti..  ile orantılı olarak bir planı ve bir programı vardır. Milletler ve devletlerin de, her konuda olduğu gibi; komşuları konusunda da, onları ortadan kaldırarak; o komşunun bütün mal varlığını, ele geçirmek isterler. Aynen, gözü doymaz insanlar gibi.. (İşte, gözünü toprak doyursun.. tabiri de, böyle insanlar için kullanılır.)  Gözleri, toprakla da bir türlü doymayan devletler ise; komşularının topraklarını işgal ettikçe, daha da semirip kuvvetlenerek.. etrafları ve hatta bütün Dünya için bir tehdit unsuru haline gelirler. İşte bunlardan; İngiliz’ler kaypak siyasetle, Fransız’lar  kalleşçe, Alman’lar disiplin ve zekâlariyle, Yunanlı’lar Türk düşmanlarının dolduruşuna gelmesiyle, Rus’lar soğuk güçleri ve sıcak denize kavuşma hayalleriyle, A.B.D. içindeki zengin ve siyonist Yahudileri ile ve en çok da,  İsrail ise A.B.D.nin desteği ve Şeytanın yönlendirmesiyle.. devamlı Dünya’ya  meydan okurlar… Allah’ın kanun ve kurallarına; hiç, ama hiç aldırmazlar. Türk’lere gelince, bırakın en zayıf zamanını; en güçlü zamanlarında dahi, ZULÜM YAPMADIKLARINI, bugün Dünya’nın en zulümkâr milleti olan İsrail tarafından dahi teslim edilmektedir. Çünkü;  yukarıdaki 29 no.lu şiirin içinde ve tanıtım yazısında da olduğu gibi, Türk’ler; kendilerine özel olarak yaratılış hasletlerinden v.b. dolayı, zamanın belli dilimlerinde tarih sahnesine çıkarak, Dünya’ya nizam vermek için, Allah’ın  özel olarak yarattığı, sahip çıktığı ve bu iş için görevlendirdiği bir millettir. Dünya milletlerinin hep Türk’ler için, imha ve saf dışı planları vardır. Fakat, bu imha ve saf dışı bırakma işini, hiçbir zaman da başaramazlar. Çünkü, kendilerin bir planı ve programı olduğu gibi; Allah’ın da ilâhi bir planı ve programı vardır ve bu, “İLÂHİ PLAN” çok yakın bir tarihte ve Hz. Mehdi liderliğinde, yine gündeme girmek üzeredir. Yine Türk Milleti’ne büyük bir görev düşmek ve TARİH tekerrür ederek bir defa daha tekrarlamak üzeredir… Ey, Türk! .. Irkçılık ve kafatasçılık, belâ ve fitnesine düşmeden, bu milletin şanını ve şerefini.. de düşürmeden  ve Şeytan ile nefsinini hilelerine de kapılmadan; daha fazla gafil olarak uyuma, haydi uyan artık. .        Uyan, Çünkü;  “KUTSAL GÖREV, YİNE KAPIDA. SENİ VE SENİN GÜÇLÜ BİLEĞİNİ, SARSILMAZ YÜREĞİNİ  VE İHLÂSLA ALLAH! A İMANININ MÜKÂFATINI..  SANA SUNMAK ÜZERE BEKLİYOR.  SENİN, HASLET VE ERDEMLERİNE, GÜÇ VE CESARETİNE..  ÇOK AÇ VE DE ÇOK AMA ÇOK, MUHTAÇ… </description>
<link>https://www.antoloji.com/biz-gelecegiz-siiri/</link>
<guid>2163338</guid>
<pubDate>2015-08-11T11:41:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Şu Türkün bayrağı</title>
<description>Bu şiirin başlığına, “Türk denilince, aklınıza ne gelir? ” sorusu ile başlıyorum ve önce bu konudaki kendi bilgi birikimimden kısa bir özet sunuyorum.  1)  AYET-İ KERİME’LERDE TÜRK’LER: "-Ey iman edenler! Aranızdan kim dininden dönerse (şunu)  bilsin: Allah onun yerine öyle bir millet getirecek ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Mü'minlere karşı mütevazi, kâfirlere karşı ise (fevkalade)  onurlu ve güçlü,  Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan bir millet getirecektir. Bu Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu ve nimeti geniştir, O bilendir. (Maide suresi, ayet 54) Birçok müfessir, bu ayet-i kerimede kastedilen milletin, Abbasilerin zayıflamasından sonra öne çıkan "Türk Milleti" olduğunu ifade etmiştir.  Elmalılı Hamdi YAZIR, "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsirinde, bu ayeti şöyle yorumluyor. "...Bu defa Allah, Türkleri göndermiş; Araplar’ın kadrini bilemeyip, zayi ettikleri Devlet-i İslâm-ı ele alarak, İstanbul'a ve oradan Dünya’nın her tarafına yaymışlar…” Hatta, büyük alim Celal YILDIRIM ise; bir adım daha öne atarak, "Bu vazife, halen Türk Milletinin üzerindedir." diyor. (El hakk bu sözü doğrudur. Çünkü Hz. Mehdi zuhur ettikten  sonra İstanbul'u kan dökmeden dua ile alarak, kendi kuracağı İslam Alemi'ne başkent yapacaktır.) Fil Suresi'nden de anlaşılacağı gibi, Allah; (C.C.)  o günün süper güçleri olan Bizans, Pers, Habeşistan.. gibi ülkelere, “Mekke, Medine, Taif gibi kutsal şehirlerin fethedilmesini mucizelerle engelliyor. Dünya yaratıldığından beri, bu 3 kutsal şehir hiçbir güç tarafından ele geçirememiştir. Tâ ki; 1070 yılında gelinip, bu kutsal topraklar Selçuklular tarafından fethedilmesine kadar. Daha sonra, 1174  Türk Eyyubi’ler devleti; 1250 yılında yine Türk Memlüklü Devleti ve 1517 yılında ise; yine Türk Osmanlı Devleti Yeryüzü yaratıldığından bu yana kutsal topraklar 4 kez  ve yalnızca Türk devletleri tarafından fethediliyor. 2)  HADİS-İ ŞERİFLER’DE TÜRK’LER: A)   "Kostantiniyye mutlak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan, ne güzel komutan; o asker, ne güzel askerdir." (Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, İstanbul'un fethi sadece Türklere nasip olmuştur. Çok yakın gelecekte bu fetih, iki defa daha tekrar edecektir. Geniş bilgi için bakınız, bu site içinde Hz. Mehdi bölümü) </description>
<link>https://www.antoloji.com/su-turkun-bayragi-siiri/</link>
<guid>2162672</guid>
<pubDate>2015-08-08T15:33:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tek ve Bir</title>
<description>Her namaz öncesinde okunan ezan-ı Muhammed’i de, tekrar tekrar dinlediğimiz, her bayram namazında  dokuz defa çoşkuyla dile getirdiğimiz..  bir yönü ile biz insanların, Kainat’ın içinde ne kadar küçük ve aciz olduğumuzu hatırlatan..  diğer yönü ile de, insanı Dünya’da Yaratan’ın adına Halifelik makamı ile serfiraz kılan Allah’ın sıfatı olan..  “TEK-BİR”  yani; TEK ve  BİR’dir  Özetle, Allah (C.C.) ın varlığını ve büyüklüğü; bir başka ifade ile anlatan, “ALLAH’U  EKBER” dir. Ne mutlu, bu iki kelimeye sahip olana.. bu iki kelimeden beslenip, bu iki kelimeyi kendine ebedi rehber, bir pusula ve her daim vird yapana! ..    T  E  K  -  B  İ  R  surprizsite.com**SON ŞİİRLER**ŞİİR NO: 19 **29-  ARALIK- 2011  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tek-ve-bir-siiri/</link>
<guid>2160812</guid>
<pubDate>2015-08-02T12:06:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Zaman ayır</title>
<description>	Günümüzün  en büyük sorunu, "ZAMAN"dır. Çünkü, bazan zamanı geçiremez sıkıntı yaşarız ve onun daha hızlı geçmesi için, çeşitli hilelere ve bahanelere başvurarak kendimizi kandırırız. Bazan da, çok çabuk geçtiğini ve düşündüğümüz şeylerin geç yapılmasında, hep zamanın hızlı geçtiğini ileri sürerek yine kendimizi kandırırız. Bu iki zıt tezadı, bir arada yaşar ve bu işe de şaşar kalırız! ..	 ZAMANI KULLANMAKTA EN ÇOK YAPTIĞIMIZ HATALARIN BİRİSİ DE, SEVDİKLERİMİZE YETERİNCE ZAMAN AYIRAMAMIZDAN DOLAYI; BİR ÇOK ÇETREFİLLİ SORUNLA KARŞILAŞIR, BİR ÇOK PROBLEMİN OLUŞMASINA ZAMİN HAZIRLARIZ. Bize çok sınırlı olarak verilen ve bir o kadar da çok hızlı tükenen.. bu zamanımıza biraz daha önem verip, onu biraz daha dikkatli ve verimli kullanmaya ne dersiniz? ..  Z  A  M  A  N    A  Y  I  R  </description>
<link>https://www.antoloji.com/zaman-ayir-siiri/</link>
<guid>2138962</guid>
<pubDate>2015-06-15T05:43:00+03:00</pubDate>
<author>Mürsel Münevveroğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
