<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Murat Yılancı Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Öyle İşte</title>
<description>Her şey ölmekle son bulmaz..! Öyle değil mi..? Söylemediler sana, bilmiyordun..! Zamanın kısıtlı olduğunu, sahip olduğun her şeyin: seni sevsin ya da sevmesin geride kalanlara dağıtılacağını, bir zamanlar sahip olmakla övündüğün; o güzelliğinin, gençliğinin gelip geçici olduğunu, bir zamanlar dokunmaya kıyamadığın o nadide anıların ve hayatının didik didik edilip ayaklar altına alınacağını ve tutup ellerinden yaka paça götüreceklerini söylemediler… Oysa bilseydin… Bilseydin neler yapmazdın öyle değil mi..? </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyle-iste-49-siiri/</link>
<guid>2886850</guid>
<pubDate>2018-09-06T20:39:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Sayın Misafirler</title>
<description>Eğer dil gönüldekini tarife yetmiyorsa nedir bu kelimeler kalabalığı..?  Kaldırın efendim şu kifayete muktedir olamayan cümlü kelamı... Madem ki muhattaba bir kalem ile kelam edilmiyor, kaldırın gitsin... Kahrolası bir mazoşist güdümüyle anlaşılmayan bir karanlığa ilerleyiş arzusu mu yoksa acıya duyduğunuz özlemin tarifinin imkansızlığı mı..? Hangisi..? Çok sebep vardı ortada ama sonuç hep aynıydı. İlginç değil mi..? Bir o kadar ilginç olan da kimsenin buna dikkat etmemesi, umursamamasıydı. Elli iki farklı sebepten aynı sonucun doğması... </description>
<link>https://www.antoloji.com/sayin-misafirler-siiri/</link>
<guid>2503629</guid>
<pubDate>2018-06-07T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>İns Ve Nüsyan</title>
<description>İns ve Nüsyan, unutan ve hatırlayan; insan...  İnsanın doğumuyla başlıyordu her şey; bir ömürlük,  tam bir engel parkuru; tükenene dek süren, mazeretlerin kabul görmediği, herkesin katılmak zorunda olduğu, acımasızlıklarla dolu hayatın ta kendisiydi bu… Güzel şeyler de vardı elbette; ama zaman kısıtlıydı ve şartlar o kadar hızlı değişiyordu ki tadı damağa varmadan yitip gidiyordu. Bazen de başkaları engel oluyordu bu güzelliklerin tadılmasına; bilerek, isteyerek, hunharca ve vahşetle yahut da naifliğin doğası gereği; suskunlukla, istemeden engel oluyorlardı… Hayattı bu; verdiğinden fazlasını almaya programlıydı ve sadece kendinden daha acımasız daha amansız olana boyun eğip kapıları sonuna kadar açıyordu. Bu sebeptendir ki biz de payımıza düşene razı olup yüreğimizin haykırışını dinlemek yerine aklın fısıltısına uyduk; kazanmak için engelleri aşıp memnuniyete varmak için gücü seçtik. Neydi ki güç..? Yaşamak için güçlü olmak zorunda olduğumuz bu hayatta aldığımız her nefeste yalnızlıkla lanetlenmek ve dinlemek, anlamaya çalışmak yerine kanatanlardan nasibini almak mıydı..? Elbette kıymetlim; elbette, ona varmak için güç lazımdı ama bizi öldüren şey bizi ona götüren şeyin ta kendisiydi… Ne için; sıcak bir döşekle bir lokma aş için..! Değer miydi peki..? Kendi rahatımız için başka insanlara hele ki yuvası, bakmak zorunda olduğu ailesi varken, şartlar zaten bu kadar ağırken; yüreğimiz nasıl taşlaşıyordu da gözümüzü kırpmadan kıyabiliyorduk o masum güzel insanlara… Kazananlar hep aynıyken kaybedenler her gün daha çok kaybediyor ve daha fazla kaybetmeye mahkum edilenler yığınla ekleniyordu bu garip, masum çoğunluğa… Düzen böyleydi; birinin kazanması için çoğunun kaybetmesi, yok olması gerekiyordu. Tabii bunda bu düzene yandaşlık, yaltaklık dalkavukluk edenlerin, lüksüne, şatafata düşkünlerin, insanı; insanca yaşamayı unutanların tesiri çok büyüktü… Bunları herkes görüyor ama karşısında kimse duramıyordu; durmak isteyenlerin karşısına ya bir başkası dikiliyordu menfaatleri uğruna ya da hepsi birden… Hangi açıdan bakılırsa bakılsın bu çok acımasızcaydı, hiçbirimiz ölmemek üzere yaşamıyorduk bu hayatı… Birimiz bunu yapmalıydı; karşılarına dikilip: ‘buradan geçemezsin’ demeliydi.  Biri bunu yapmalıydı… Ağzı sulanmış bu güruh bu gün durdurulmazsa korkarım ki yarın için çok geç kalmış olacağız. Korkarım ki yarın değil karşılarına çıkmak; yaptıkları haksızlıkların, kıyılan onca masum canın, yitip giden onca güzel hayatın, umudun ve hatta biz dahil bizden olan gelecek tüm nesillerin; onların rahatça yaşaması, daha çok kazanması, her an kanımızı biraz daha emmeleri için sömürülmemizin, köleleşmemizin, can vermemizin bizim için normalleşmesine ve bizlerin, tüm masum inanların bu sisteme boyun eğmesine, tüm bunlara her an biraz daha alıştırılmaya maruz kalacağız... İns ve Nüsyan; insan, öleceksin: benim gibi... En az benim kadar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/ins-ve-nusyan-siiri/</link>
<guid>2503616</guid>
<pubDate>2018-06-07T11:14:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Şey'ler</title>
<description>Bir şey var biliyorum; var bir şey.  Adını sorsan söyleyemem; biliyorum…  Tarifini veremem; sorarsan…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sey-ler-3-siiri/</link>
<guid>2503613</guid>
<pubDate>2018-06-07T11:10:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Kahverengi</title>
<description>Pencereyi aç dünya görülsün  Sesime ses ver sevgilim Sesin sıcak mı soğuk mu Yağmur çiseliyor inceden Usulca kayıyor aşağıya Sonra dağılıveriyor... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kahverengi-28-siiri/</link>
<guid>2503612</guid>
<pubDate>2018-06-07T11:05:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Amir Bey </title>
<description>Sebepleri sorgulanmaz Her insan biraz katildir, Ve her insan biraz maktul... Öldürmek güzeldir Kıyabilmek cansızlara… Sebepleri sorgulanmaz </description>
<link>https://www.antoloji.com/amir-bey-siiri/</link>
<guid>2334462</guid>
<pubDate>2017-03-23T04:29:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Çeyreklik</title>
<description>Saat gece yarısından bir çeyrek gece geçiyor…  Bir gece kaç çeyrek eder..? Peki, kaç çeyrek doldurabilir bir geceyi..? Metaneti, tükenmiş çeyreklikleri kadar argın Bir adamın göz bebeklerini silmeye, Kaç çeyreğin gücü yeter..? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ceyreklik-siiri/</link>
<guid>2331586</guid>
<pubDate>2017-03-16T02:59:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Hâkim Bey</title>
<description>Vur! Hâkim Bey, sakınma tokmağını Kes cezamı Hâkim Bey! Bir ölüye ölü demek; günah değildir… Başıboş bir kum tanesi olmak Ve savrulmak Hâkim Bey Hasretle boğulmak; hoyratça, hırçın </description>
<link>https://www.antoloji.com/hakim-bey-48-siiri/</link>
<guid>2271156</guid>
<pubDate>2016-08-12T14:06:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>91 Numara</title>
<description>91 numaraya vardım sevgilim. Beraber kurduğumuz son hayalimizi gerçekleştirmem için 9 tane kitap kaldı. Önceleri bitiremem diye üzülürdüm, şimdiyse bitecek diye korkuyorum. Daha önce hiç düşünmedim ama biterse ben ne yaparım… Sen hatırlamazsın sevgilim; ama bu gece sen gideli tam 764 gün oldu… Neden beni bırakıp gittin..? Ben sana ne yaptım ki..? Neden bana bu acıları çektiriyorsun..? Gidişinin dönüşü yok madem, benden de sana bir tek damla gözyaşı yok..! Çünkü sen; arkana bile bakmadan, vedalaşmadan, beni terk edip gittin… Çünkü kaybettim, her gün batımında, okuduğum her satırda, yıldızları seyre daldığım her an seni kaybettim… Eskiden, yüzünü görmeden bir an bile dayanamam derdim… Bazı şeyleri sana anlatmadan… Sesini, kokunu duymadan… Bir an bile dayanamazdım… Sonra o gün gelip çattı. Sensiz çok zordu, sonraki günler daha da zor… İçimden; böyle devam edemeyeceğimi, her şeyin daha da kötüye gideceğini biliyordum… Sen hatırlamazsın sevgilim; ama bu sabah, sen öleli tam 765 gün oldu… Evimiz hala sarı renk, içerisi yine nem kokuyor ve odam o zamandan beri soğuk… Elveda sevgilim, gün ışımaya başladı yine, usul usul çekiliyor karanlığım. Güneşin ilk ışıkları yüzüme vuruyor sevgilim ve ben yeni günle tekrardan başlıyorum seni kaybetmeye… </description>
<link>https://www.antoloji.com/91-numara-siiri/</link>
<guid>2241810</guid>
<pubDate>2016-04-18T00:04:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Mağara Adamı</title>
<description>Yürüyün, sevgiliye kavuşmak için; durmayın!  Derdinize bir dert daha katmadan Bir adım daha atın karanlığın ufkuna. Şafaklar sökmeden anlatmayın gün ışığını Bir kapıya daha kilit vurun, Kalbinizdeki yıllanmış acıların üstüne </description>
<link>https://www.antoloji.com/magara-adami-siiri/</link>
<guid>2240467</guid>
<pubDate>2016-04-12T17:55:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>O Ben'im</title>
<description>Ne garip, dizginlemek dili, Coşkulu bir nehri durdurmak Yazık değil mi? Kenetlenmiş dişlerin arkasına Hapsetmek dili. Çağlayamamak gönül hoşluğuyla; </description>
<link>https://www.antoloji.com/o-ben-im-siiri/</link>
<guid>2208947</guid>
<pubDate>2016-01-08T04:49:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Hıçkırık</title>
<description> Bütün gözyaşları içeriden akmaz; ama ağlayan insanın yaşlarını göremezsiniz gözlerinde.Nereye bakıp ağlayacağını bilemezsiniz..! Öyle durgun öyle suskundur ki isteseniz her şeyi yapabilir her şeyi yaptırabilirsiniz... Şu var ki asla onlar gibi olamayıp onlar gibi bakamazsınız ufka,üç adım ötesine.Sessiz kalamazsınız,öylece durmalarına, size sormadan yaşayabilmelerine. Hayattan aldıkları her nefes sizi boğmaya başlar.Mantığınız ihtirasın esiri olurken; onlar yüreklerindeki sevgiyle erdemi yansıtırlar.Saflıkları,iyimserlikleri; yoksunluk değil herkesin nasiplenmesi gereken  erdemdir.İleriye bakmaktansa yargıyı olabildiğince öne alırsınız... Tanımadığınız o yaşamlar hakkında hükümler vermeye başlarsınız.Yapılmış ve yapılmakta olan aptallıkları hoş görüp; nezaket göstererek tebessümlerini sizden eksik etmemelerini ahmaklık sayarsınız. Farklı oldukları için, güzel konuşamadıkları için en çok da sustukları için! Aslında sahip olmadığınız değerlerle yaşadıkları için... Çünkü insanı tanımak zordur, anlamak: neredeyse imkansız..! Birinin avuçlarını görmeden hakkında hüküm verilmez; ama bizler yargılarız. Bükülmez iradenin hükmü; gözü yaşlıyı infaz etmektir..! Bir satırlık boşluğa sığdırdığı umutlarını buruşturup atarız,yan yana sığmayıp sıkışan acılarını yaşamasına izin vermeden.Bir soluk, bir anlık rahatlıkta... Düşmeden vurulur yüzüne; sen suçlusun..! İdam edilmelisin... Suçun; susmak, iyimser olmak; fazla iyi, aslında masumiyet; sen fazlasıyla masumsun </description>
<link>https://www.antoloji.com/hickirik-73-siiri/</link>
<guid>2206449</guid>
<pubDate>2015-12-31T04:04:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Bak'kal</title>
<description>Bak'kal derlerdi adama, Gelen gideni çoktu; Ama kalansız işlemden farksızdı yaşayışı.... Gerçekten de bakakalışları meşhurdu adamın.... Kalanlı görünen nice problem çözmüştü; kim bilir..? ... Hem neye yarardı ki? </description>
<link>https://www.antoloji.com/bak-kal-siiri/</link>
<guid>2195392</guid>
<pubDate>2015-12-01T01:22:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Sağır Oda</title>
<description>Bir zamanlar gülerdim Neşeliydim, umutla dolu. Sonra bitti, ansızın! Tükendi nakdi vaktimin Işıklar söndü, kör oldum. Kırıldım, karardım, kurudum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sagir-oda-3-siiri/</link>
<guid>2180531</guid>
<pubDate>2015-10-18T15:25:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat</title>
<description>Yaşamak için bir umudumuz olmalı!  Devam edebilmek için bir sebep. Yağmura, çamura aldırış etmeden Soğuğa ve rüzgâra yenilmeden, Ona varabilmek için...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-1683-siiri/</link>
<guid>2165200</guid>
<pubDate>2015-08-19T13:37:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Bazen</title>
<description>Bazen... Hatalar yaparız, Unuttuk, unuttular sanıp Sevmeye devam ederiz. Bazen... Tek kalemde siler atarız, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bazen-457-siiri/</link>
<guid>2165044</guid>
<pubDate>2015-08-18T17:13:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 <item>
<title>Şafak</title>
<description>Seni sevmek, karanlığından korktuğun  Gecenin yıldızlarına aşık olmak gibidir, Tıpkı bir bıçağın iki yüzü gibidir seni sevmek; Bir yanı kör ve karanlık, Diğer yanıysa keskin ve korkunç... Bir tarafında ölüm, </description>
<link>https://www.antoloji.com/safak-61-siiri/</link>
<guid>2165027</guid>
<pubDate>2015-08-18T15:40:00+03:00</pubDate>
<author>Murat Yılancı</author>
</item>
 </channel>
</rss>
