<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. M&#252;nire &#199;etin Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Ben Seni Sevdim...</title>
<description>Gitmelerini değil gelmelerini sevdim Ben senin gözlerinin derinliğinde Kaybolmalarımı sevdim Bir serçe çığlığında çırpınan yüreğimin Ellerini tutuğumda Sonsuzluğun ötesine kanatlanışlarını sevdim </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-seni-sevdim-107-siiri/</link>
<guid>1951045</guid>
<pubDate>2014-01-02T09:31:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Annemi Özledim</title>
<description>Annemsiz ikinci anneler günü...ne tuhaf...sanki annem gitti dünyadan da bütün anneler gitti ve anneler günü diye bir şey kalmadı...8 mayıs pazar gününün anneler günü olduğunu duyunca reklamlardan, hatırlıyorum...  dünyaya gözlerimi açtığmda ilk gördüğüm o şefkat perisi beni kucağında dünya ile tanıştırdığı gibi  sanki gözlerimi sonsuz dünyaya açarken de beni orda karşılamak için gitti diyorum...ama keşke birlikte uçabilseydim onunla sonsuzluğa...ben onsuz nasıl giderim...o yolculukta kim bana rehberlik edecek kim beni kanatlarının altında koruyacak şimdi...ellerini tuttuğumda bedenim sanki tekrar yaşam enerjisiyle dolardı...annem enerjim bitti...boğuluyorum...beni de al yanına...her yerde her şeyde yokluğun yankılanıyor...çok özledim...hadi aç kollarını ve sımsıkı sar beni... </description>
<link>https://www.antoloji.com/annemi-ozledim-11-siiri/</link>
<guid>1555508</guid>
<pubDate>2011-05-11T16:51:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Annem</title>
<description>Anne anne neredesin Pamuk kalbini Sımsıcak şefkatini çok özledim Hele o ellerini öpüp koklamayı Sana “cıngırdaklı tosbağam” dediğimde Keyifli gülmelerini </description>
<link>https://www.antoloji.com/annem-896-siiri/</link>
<guid>1399515</guid>
<pubDate>2010-05-28T10:13:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>...Çanakkale Yeridir Destanın...</title>
<description>Ayla, yıldızla, şehitlerin kanıyla yoğruldu bu bayrak. Kürdü, Türk’ü birleşti Çanakkale geçilmez diye bağırdı. Ey yarab! Ölümü bile göze alarak çarpıştı atam vermedi toprak. Çanakkale Mehmetçiğiyle yeridir destanın. Mehmetçik savaştı düşmanla sanki ölüme gidercesine, Bir karış toprak vermemek için, bile bile düşmanın eline, </description>
<link>https://www.antoloji.com/canakkale-yeridir-destanin-siiri/</link>
<guid>1194648</guid>
<pubDate>2009-06-08T15:02:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Bal Gibi Olur</title>
<description>Sanmayın küçücük bir böcek Çelimsiz bir çiçek kim olur Dağlar yarılır yollar ayrılır Konar da çelimsiz bir çiçeğe Olur işte bal gibi olur Uzatır çiçeğe milimetrik şırıngasını </description>
<link>https://www.antoloji.com/bal-gibi-olur-siiri/</link>
<guid>1134650</guid>
<pubDate>2009-03-02T13:10:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>..Hadi Ne Duruyoruz Hala? ..</title>
<description>Neler oluyor ülkemde? Ne zaman duracak bu felaketler? Ne zaman dinecek masumların göz yaşı? Kurtlar kudurmuş, salyalarını savura savura körpe kuzulara saldırıyor. Gün geçmiyor ki haberlerde tecavüz davaları duymayalım, hem de sabilere... Kız-erkek demeden bu ne gözü dönmüşlük? bu ne ahlaksızlık, bu ne arsızlıktır? Neden sadece gazetede okurken ya da televizyon haberlerinde izlerken tepki verip asıp kesip dakika sürmeden unutuyoruz...Kendini barış sözcüsü ilan eden ülke ülke dolaşan Pipa isimli kadına tecavüz ediliyor tüm toplum ayakta 'hepimiz Pipayız' diye...ama kendi çocuklarımıza duyarsız kalıyoruz neden? Bu mu dur geleceğimiz olan çocuklara sahip çıkmak? O cocuklar yarın büyüyünce aynı iğrençliği başka birine yaparak acılarının ezilmişliklerinin hesaplarını sormayacaklar mı? Bu kez başkalarının da canı yanmayacak mı? Elbette öyle olması kaçınılmaz. Bu iğrenç olayları işleyen ve çocukların başını önüne eğenler yeterince cezalandırılamıyor çünkü! Masum çocuk yaşadığı olayın bedelini ömrü boyunca öderken, ailesi çevresi hatta toplum tarafından dışlanırken çoğu zaman da kurtlar sofrasını süslemeye mecbur edilirken! mal gibi satılıp, atılıp itilirken...Olayın faili eğer yakalanabilirse bir kaç gün, bir kaç ay bilemediniz bir kaç yıl güya ceza! alıp çıkınca can yakmaya son sürat devam ediyor...İnsanın kanına dokunuyor ya! günahsız insan müebbet acılara gömülürken suçlu bir iki muhabbet edip çıkıyor...Yasa çıkarmak ya da yasaları yargılamak bana düşmez ama adaletse eğer mülkün temeli; biri hem günahsız ömür boyu çekerken öbürü hem suçlu hem de olabildiğince güçlü...Ve nice canları yakmaya devam etmekte eder elbet!  Toplum olarak hangi olayda birlikte tepki veriyoruz ki! Ağlayan, canı yanan, yüreği kanayan insana sadece bakıp geçiyoruz...Ya da öfkelenmiş gibi yapıyoruz bu kadar mı? Bu  kuduz kurtların salyalarını artıran haber vermekten çok ne yapıyoruz ki...onbeşlik tazelerin (kepazelerin)  kokuşmuş etlerini boy boy basan gazeteler, dergiler, televizyonlar...Bir gün ama sadece bir gün sayfalarınızı mutlu gülücükler atan çocuklarla süsleyin...pırıl pırıl umut dolu gözlerle bakan çocuklarla...ve onlar için ne yapabiliriz, ya da neler yapılmış onları yazın...Bunlar çocuk oyuncağı diyorsanız eğer hiç olmazsa sayfalarınızı karartarak tepkinizi verin...Olmaz değil mi çil çil dolarlarınızı kaybedersiniz...Korkarsınız...Peki onları kimin için kazanıyorsunuz...Çocuklarınız için değil mi? Millet uyanın geleceğimiz olan çocuklar diri diri gömülmekte haberiniz olsun. Bu ezilen, bu üzülen çocukların başlarına gelenler, bizim çocuklarımızın başına gelmiş gibi tepkimizi verelim...Bana değmeyen yılan bin yaşasın dersek o bin yaşayan yılan bizim de ciğerimizi yakacaktır elbet! Yakmadan elimizden ne geliyorsa yapalım ve lütfen bu cezanının kanunlarını bir kez daha gözden geçirelim. Cezanın en ağırını masumlara değil asıl suçlu olanlara verelim ki o kuduz kurtlar aynı suçu işleyip durmasınlar! Hadi ne duruyoruz? ...Mehmet Akif'in dediği gibi 'leş misin davran mıyorsun, ecdadından utanmıyorsun bari Allahtan utan'... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hadi-ne-duruyoruz-hala-siiri/</link>
<guid>1050939</guid>
<pubDate>2008-10-27T11:11:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>..Beş Zeytin, Yarım Ekmek ve Funda...</title>
<description>Çocukluğumun beyaz tebeşir tozlu yıllarında...der ya şairin biri... benimde aynen o yıllardan kalma bir anım aklıma geldi...Gerçi o anım her an aklımda...ama paylaşmak istedim...Kara tahtalı beyaz tebeşirli yıllar...Umuda, geleceğe, bilgiye, bilime,insanlığa, insan olmaya doğru atılan adımlar yani...Umutlarımızın karanlıkları aydınlattığı gibi kara tahtayı ağartan ak pak tebeşirler...tebeşirle yazılanlar zahirde tahtayı ağartıyordu ama asıl kafamızda çözemediğimiz şeyleri açığa kavuşturuyordu...fen öğreniyorduk...matematik...vesaire...aslında asıl mesele bu değil konuyu fazla dağıtmayayım...İşte o yıllarda...ilkokul 2 ya da üçüncü sınftayım...sınıfımızda en ön sırada  oturuyorum. hemen arkamdaki sırada Funda isimli bir arkadaşım oturuyor. Funda; hafif sarışın soluk yüzlü karıncadan bile ince belli, sessiz duygusal kendi halinde içine kapanık birisiydi. Teneffüslere çok nadir çıkar genelde hep sınıfta otururdu. Birisi soru bir şey sormazsa pek konuşmaz çok nadir gülerdi, gülerken de ağlıyor gibi çok bulanık bir ifade oluşurdu yüzünde...Bir gün sınıf nöbetçisiyim sınıftayım karnım acıktı çıkıp kantinden simit aldım Funda da içerdeydi simidimi bölüp ona verdim utana sıkıla aldı sonra çantasından gazeteye sarılı bir şey çıkardı elleri tireyerek o da bana uzattı: -Böl! dedi. Böldüm; baktım yarım ekmeğin içerisinde beş tane siyah zeytin...zeytinleri ıslak koymuş olmalı ki ekmek hayli ıslanmış...ama mis gibi zeytin kokuyordu...içimden simitten bile güzel kokuyor dedim... -Kusura bakma! dedi ve devam etti: -Bizim paramız yok simit alamıyorum....yutkundu.... -Evden getiriyorum! ... -Teneffüse de çıkmıyorum...benimle dalga geçerler diye utanıyorum...sınıfta tek oturup karnımı doyuruyorum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bes-zeytin-yarim-ekmek-ve-funda-siiri/</link>
<guid>1049008</guid>
<pubDate>2008-10-24T12:32:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>...Uykusuzluk...</title>
<description>Uykusuzluk gemisi  Geceleyin gelip de Pembe düşlerin rıhtımına dayanınca... Martı misali uçar gider uykularım Bir gariplik dalına konar... Ya da yanlızlığın gözyaşlarında süzülür... </description>
<link>https://www.antoloji.com/uykusuzluk-8-siiri/</link>
<guid>954804</guid>
<pubDate>2008-05-20T08:59:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>...Sibiriyadan Soğuklar Geliyor...</title>
<description>Sibirya’dan soğuklar  geliyor diyor… Haber bültenleri… Buzdan insanlar yüreksizce kol geziyor Donarak ölen insanlar var ülkemde Son kalan vicdanları sızlatıyor Yaşayanlara değil ölenlere sızlıyor artık vicdanlar… </description>
<link>https://www.antoloji.com/sibiriyadan-soguklar-geliyor-siiri/</link>
<guid>890408</guid>
<pubDate>2008-01-29T18:59:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>...Resimdeki Gözlerin...</title>
<description>Her akşam olduğu gibi Bu akşam da resmini seyrettim Zindan karası gözlerinin Yüreğimdeki karanlığını bana sor Baktım…baktım…baktım… Gözlerin yüreğim oldu </description>
<link>https://www.antoloji.com/resimdeki-gozlerin-2-siiri/</link>
<guid>890399</guid>
<pubDate>2008-01-29T18:52:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Resimdeki Gözlerin</title>
<description>Her akşam olduğu gibi Bu akşam da resmini seyrettim Zindan karası gözlerinin Yüreğimdeki karanlığını bana sor Baktım, baktım, baktım... Gözlerin yüreğim oldu </description>
<link>https://www.antoloji.com/resimdeki-gozlerin-siiri/</link>
<guid>889940</guid>
<pubDate>2008-01-28T22:37:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Sibirya’dan Soğuklar Geliyor...</title>
<description>Sibirya’dan soğuklar  geliyor diyor… Haber bültenleri… Buzdan insanlar yüreksizce kol geziyor Donarak ölen insanlar var ülkemde Son kalan vicdanları sızlatıyor Yaşayanlara değil ölenlere sızlıyor artık vicdanlar… </description>
<link>https://www.antoloji.com/sibirya-dan-soguklar-geliyor-siiri/</link>
<guid>881580</guid>
<pubDate>2008-01-14T18:16:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Şöyle Bir Şiir...</title>
<description>Şöyle bir şiir yaz da ağlayalım derdin Çorak yüreklerimiz yıkansın paklansın Sevda olsun içinde Özlemler hasretler olsun Biraz Mevlana, biraz Akif, biraz Necip Fazıl En çok da Yunus olsun </description>
<link>https://www.antoloji.com/soyle-bir-siir-siiri/</link>
<guid>881157</guid>
<pubDate>2008-01-13T21:31:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Topraklar Bizimdi…</title>
<description>Bu topraklarda doğdum Bu topraklarda büyüdüm Bu topraklarda alın teri dökerek Çalışmayı öğrendim Helalini kazanmayı Bu topraklarda tattım </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-topraklar-bizimdi-siiri/</link>
<guid>872356</guid>
<pubDate>2007-12-28T20:43:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Emeğin Ardından/Düz Yazı</title>
<description>Biz çiftçiler toprağımızı aç ve çorak bırakmayız. Her mevsim bizden istediği tohumu veririz. Hasat zamanı ambarlar dolusu geri iade etmek üzere, ekim zamanı gelince toprak bizden bir avuç dolusu tohumu ödünç olarak ister. Tohumlar nasırlı ellerimizin parmakları arasından billur tanesi şuhluğunda endamlı bir süzülüşten sonra toprağın kollarına usulce bırakırlar kendilerini. Yeni yaşamlara kavuşmak, yeni sevgiler yeşertmek ve tüm çiftçilere yeni bir umut olmak amacıyla biraz daha sıkı sarılırlar toprağa, incecik kökleriyle toprak ananın bağrından suyu emerler, aç körpe kuzuların memeden sütü çektikleri gibi suyu çekerler topraktan. Bir süre sonra küçük bir filiz toprak ananın perdelerini aralar ve güneşe “merhaba” der. Yaprakları birken iki olur, iki iken dört... Toprağın sunduğu besinleri güneş ışığı ile birleştirip en iyi şekilde değerlendirir. Yavaş yavaş körpelikten erginliğe bir terfidir aslında bu. Mevsimler döner her şeyin bir vakti olduğu gibi hasadın da vakti gelir. Erginleşip bıyıkları gürleşen başaklar ağırlaşıp görevlerini tamamlama aşkıyla boyunlarını yavaş yavaş eğerler. Altın bir okyanus misali hepsi sapsarı, taze gelinin ak gerdanındaki sarı liralar gibi göz kamaştırır.  Hasat, hepimiz için sadece ürünümüzün hasadı değil, emeğimizin, sevgilerimizin umudumuzun hasadıdır. Daneler biçerdöverin ambarından çuvallara girerken acemi aşkların kalplere girdiği gibi korkak, ürkek, bir o kadar da acelecidir. Allah’ım bu güzelliği görmek ne güzeldir.  Buğday tanelerinin serenadını işitmek ne tatlıdır. Ve bütün bunlara alışık olup da bu güzellikleri yaşayamamak ne kadar acıdır. Bunu biz çiftçiler biliriz. Zehirli bir ok gibi saplanır bağrımıza da dirhem dirhem öldürür. Bu acıyı 05.06.2003’te yaşamış bir çiftçiyim ben de. Osmaniye’deki sel felaketinde ürünlerini kaybeden meslektaşlarıma üzülürken ben de buna benzer bir felaketle karşılaştım. Buğday tarlamın hemen aşağısında bulunan üzüm bağımda çalışıyordum. Komşuların panik içinde bağırıp koşuştuklarını gördüm. Ve o sırada yükselen dumanı da... Soluk soluğa yokuşu çıktım. Elektrik direğinden çıkan kıvılcım ejderha gibi tarlamın üzerinde çöreklenmişti. Allah’ım! Tarlam, buğdaylarım, evlatlarım, umutlarım, ciğerim yanıyordu ciğerim. Metin olmaya çalıştım. Büyük soğukkanlılıkla söndürmek için elimden geleni yaptım. Benim tarlam yanıyor bari başkalarının tarlası yanmasın diye traktörle kenarları sürdürdüm. Biraz olsun ateşin uzağa yayılmasını engellemiştim. Rüzgar da dinmişti. Arkamı dönüp baktığımda bütün başaklar son kez “imdat “ dercesine ellerin uzatıp, çığlıklarını içlerine gömerek alevlerin arasında kayboluyorlardı. Hepsini bir bir koklamak bağrıma basmak onlarla yanmak geldi içimden, yavrularımla yanmak! Sanki kızım telli duvaklı muradına eremeden ölmüştü. Cephede savaşan kahraman oğlum şehit düşmüştü. Olanlar olmuştu. Hepsinin kınalı ellerini tek tek okşadım. Açık kalan gözlerini bir bir kapattım. Huzura kavuşmaları için toprağı sürdürerek onları gömdüm. Allah’ım sana şükürler olsun! Daha büyük felaket vermediğin için. Canım sağ olduğu için. Bana verdiğin güç ve metanet için. Dualarım  bittikten sonra harekete geçtim. Ben çiftçiyim. Yaralı toprağıma merhem sürmeliyim. Onu sevgisiz, umutsuz bırakmamalıyım. Tohumlarına fidanlarına kavuşturmalıyım onu. Mevsim susam mevsimidir dedim Ya Nasip! Diyerek attım tohumları toprağa Ya Nasip! ...Karalar bağlayan toprağım yeşile bürünmüş, susam fidanları ak çiçekleriyle umuda koşuyorlardı. Çiçeklerin üzerinde arılar mutluluk dansı yapıyorlardı. Bir ay önce alevlerin ölüm saçtığı tarlamda her şey normale dönmüştü. Kaybolup  giden emeğimin ardından aylar sonra ikinci emeğimin karşılığını almıştım. Bütün  acılarım dinmiş, bütün yorgunluğumu unutmuştum. Sanki olup bitenleri ben yaşamamıştım da, bir filmde izlemiştim. Hayat devam ederken her zaman umutla bakmak, her musibete karşı da umudu kalkan edinmek lazımdır. O zaman her şey kendiliğinden yoluna girer. Yaşarken umut; ekmek kadar lazım, su kadar aziz,nefes almak kadar sıcak ve hep özlenen, hep bizimle olan, bizim olan bir şeydir! </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-emegin-ardindan-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>871751</guid>
<pubDate>2007-12-27T20:02:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Acı</title>
<description>Acı;  Ellerin boş, Geri dönmektir Umut adını verdiğin yoldan Hıçkırıklara boğularak Ağlamaktır… </description>
<link>https://www.antoloji.com/aci-193-siiri/</link>
<guid>870635</guid>
<pubDate>2007-12-25T20:19:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Anneme Mektup/ Düz yazı</title>
<description>Doğruluk büyülü bir masalmış dinlemeyi özledim anne… akşamları ineğimiz Yadigar’ı sağardın, yanık türkülerini, süt kokan ellerini, minik alınlı buzağılarımızı özledim… sahurlarda tahta merdivenimizden gıcırtılarla inip, bize pişirdiğin tereyağlı bulgur pilavını, pekmez şerbetini özledim. Sabah namazlarında huşu ile ve ağlamaklı sesle dedemin okuduğu Kur’an sesini özledim. Ağabeylerimin  ablalarımın mutlu günlerimizde attığı kahkahaları özledim. Yaşlı dut ağacının dibinde “bir bade su” bekleyen Arife ebemin dualarını… kavak ağaçlarının seherde rüzgarla dans edişini ve yıllarca onların dibinde oturan Deli Cülük’ü ve onun oğlu kır kısrağı… söğüt ağacını dibinde oyunlar oynayıp barajlar yapıp akıttığımız, gürül gürül akan köy çeşmesini… harnıp ağacının dibinde oturunca bizi taşa tutan Aşire ebeyi bile vallahi özledim. Sandallı Ağaç’ta inek otlattığım, çıkınca bir türlü inemediğim koca çam ağacını, “hoptik” oynadığım o düz say’ı… bize sınırsız elmalar bahşeden Durmuş Ali Emmi’yi, yol kenarında bize incir versin diye beklediğimiz “Çivici” lakaplı İbrahim Emmi’yi ve o güzel manilerini… “alman gızlar alman itli çobanı yakası bitli çobanı” Namazın  ilahi lezzetini ilk defa tattığım ilk heyecanlandığım Üçkuyu’daki koca çam ağacını ve çakar çarık oynadığımız dallarını… düşüp de ağladığım o zamanı… İkindi vakitlerinde elma ağacını dibinde Kur’an okuyan Veli Emmi’nin davudi sesini… tükürmesiyle nam salmış kasap Ali Emmi’yi küfürsüz konuşamayan ve kendi ettiği küfürlere de gülen “R” harflerini telaffuz etmeye ömrü yetmeden giden arkadaşım, çoban arkadaşım Y(R) aziye’yi…akşam gün batarken sıra sıra geçen koyunların çanlarını ve Şavkı Emmi’’nin kavalı andıran ıslığını ve yanık sesini… Kimi anlatsam neyi anlatsam biter mi? Hayat koskoca bir yalanmış, bu anlattığım insanlar hani nerdeler? Bunlar da yalanmış! Yalan bile olsalar özledim anne! Memleketimi, taşını, toprağını… ve o topraklarda yaşadığım her anı özledim. Doğruluk büyülü bir masalmış dinlemeyi özledim annem! ! ! </description>
<link>https://www.antoloji.com/anneme-mektup-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>865569</guid>
<pubDate>2007-12-15T23:24:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Canım Yeğenim Enes’e</title>
<description>Pendik’te Ben, Ben de Sen! ... Pendik’te ben, Bende sen… Evimiz küçücük, Kutu gibi bir evdi… Müzik kutusu gibi… </description>
<link>https://www.antoloji.com/canim-yegenim-enes-e-siiri/</link>
<guid>860178</guid>
<pubDate>2007-12-06T12:52:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgili şiir dostlarım bu sayfada babamın üç şiirini sizlerle paylaşıyorum...</title>
<description>KULLAR ET Ulu Allah’ım şu karanlık yolları Bizi sana ulaştıran yollar et İhtirasla kilitlenmiş kolları Birbirini kucaklayan kollar et Muhabbetin gönlümüzde hız olsun </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgili-siir-dostlarim-bu-sayfada-babamin-uc-siirini-sizlerle-paylasiyorum-siiri/</link>
<guid>860100</guid>
<pubDate>2007-12-06T10:02:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 <item>
<title>En Baba Benim Babam/Düz yazı</title>
<description>Hayatımızın başından sonuna bizim için hayat olan varlıktır anne ve   babalar...İkisine de minnet borçluyuz. Bir çocuğa sorsalar en büyük kim diye 'babam' der elbette...Bana sorsalar ben de 'en baba benim babam' derim...En baba benim babam...Neden diye sormak hakkınız elbette...isterseniz bir kaç ilginç anımla babamı anlatayım: ilkokul birinci sınıftayım...O yıllarda televizyonda sadece trt 1 kanalı vardı ve perşembe akşamları haberlerden önce 'İnanç Dünyası' adlı bir program vardı. O programda Kur'an-ı Kerim okunur, meal açıklaması yapılır ve sonra günün önemiyle ilgili konu anlatılırdı. Yine böyle bir perşembe günü Kur'an-ı Kerim okundu meal açıklaması yapılrken Cennetten bahsediliyor... - Baba Cennet neresi? -Çok uzak -Biz de gidelim mi? -Gidemeyiz! </description>
<link>https://www.antoloji.com/en-baba-benim-babam-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>856801</guid>
<pubDate>2007-11-30T21:07:00+03:00</pubDate>
<author>Münire Çetin</author>
</item>
 </channel>
</rss>
