<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. M&#252;nevver D&#252;ver Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Qar Altında qald Şehidim</title>
<description>Kar Altında Kaldı Şehidim   Yurdumun güneşi karla güzeldir Karların altında kaldı şehidim. Vatan savunması er’le güzeldir </description>
<link>https://www.antoloji.com/qar-altinda-qald-sehidim-siiri/</link>
<guid>2362061</guid>
<pubDate>2017-06-11T11:35:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Sarıkamş'ta</title>
<description>SARIKAMIŞ’TA  Öyle bir acı ki nasıl yazayım Talihsiz bir ölüm Sarıkamış’ta Kadere, feleğe kime kızayım Anlamsız bir zulüm Sarıkamış’ta </description>
<link>https://www.antoloji.com/sarikams-ta-siiri/</link>
<guid>2362058</guid>
<pubDate>2017-06-11T11:28:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Karlı Dağlar</title>
<description>Ciğerim yanıyor kalbim üşüyor Karlı dağlar çekil aradan çekil Hasretinden cana karlar düşüyor Karlı dağlar çekil aradan çekil   </description>
<link>https://www.antoloji.com/karli-daglar-21-siiri/</link>
<guid>2306468</guid>
<pubDate>2016-12-18T19:44:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Kar Altında Kaldı Şehidim</title>
<description>Kar Altında Kaldı Şehidim   Yurdumun güneşi karla güzeldir Karların altında kaldı şehidim. Vatan savunması er’le güzeldir </description>
<link>https://www.antoloji.com/kar-altinda-kaldi-sehidim-siiri/</link>
<guid>2306155</guid>
<pubDate>2016-12-17T18:03:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Kahraman’ın Hayat Hikâyesi</title>
<description>Bir Kahraman’ın Hayat Hikâyesi (Öyküsü)  Şeref Usta  Bu yaşam hikâyesi Cumhuriyetten önce olan bir aile dramıdır. Hayrullah Çavuş Malatya Darende’den Çukurova ya göç etmişti. Yaşadığı ilçede iş imkânı yoktu. Halk hep başka şehirlere göç ederek yaşamlarını sürdürüyordu gittiği yerlerde çok zorlukla iş imkânları sağlıyorlardı. Hayrullah çavuş da bunlardan biriydi. İki çocuklu bir aile olarak göç etmiş ama onun maddi durumu iyiydi. Esnaflık yapıyordu. Bu esnaflığını orda sürdürmeye başladı ve kısa zamanda çok sevilen bir esnaf olmuştu. Kendi hemşerileri arasında çok tutulan güvenilir bir esnaf olmuştu günler günleri kovalarken çok mutlu günler yaşarken birden rahatsız olan eşi Eşe hanımın rahatsızlığı onu çok üzmüştü o dönemlerde sıtma diye bir hastalık kol gezerken onların evine de uğramıştı birkaç gün sonra hayatını kaybeden eşinin acısı onu iyice kahretmişti. İki çocukla yalnız başına kalan Hayrullah çavuş, perişan olmuştu. Bir yandan iş, bir yandan iki yetim çocuk. Biri kız diğeri erkek. Komşuları yardım ediyordu ama ne kadar yardımcı olabilirdi ki. Yıkılmış bir ailenin acısına dayanamayan konu komşu, “bir hanım bulalım da hem bu genç adam ve çocukları kurtulsun” diyorlardı. Aradan bir yıl geçmişti ki komşulardan biri “oğlum Hayrullah gel sana bir kız buldum, yukarı köyden iyi bir ailenin kızı. Babasını tanırım. Cuma günleri namaza gelir namazını kıldıktan sonra oturur beraber yemek yer, sohbet ederiz, bende ara sıra o köye yolum düştüğünde onlara uğrarım. Ayşe kızımız, hanım hanımcık, ailedekilerin hepsi candan insanlar” der. Hayrullah çavuşu alıp köye götürür kızı gösterme şansını yakalarlar. Daha sonra Ayşe Hanımın babasına “bakın bu delikanlı çok çalışkan ve komşumuz. Bir yıl önce eşini sıtmadan kaybetti. İki çocuk yetim kaldı. Konu komşu bizler bakıyoruz. Buna bir eş lazım. Bende senin kızın Ayşe’yi düşündüm. ne dersin Hasan ağa? ” der. “Sen dedikten sonra neden olmasın” der Hasan ağa. Kızı verir ve Hayrullah çavuş ikinci eşi ile evlenir. Ayşe gelin, ilk evliliği olduğu için birden iki çocuk sahibi olmakta zorluklar yaşar ama günler geçtikçe bu ortama alışır. Hayrullah çavuş, evden rahatlamanın verdiği huzuru yaşarken, işleri de çok güzel olmuştur. Çok para kazanıyordu. Sattığı malları çok uzaklardan kervanlarla getiriyordu. Güzelde kazancı vardı. Günler ayları, aylar yılları kovalarken ikinci eşi Ayşe gelinden iki oğlu olmuştu. Çocuk sayısı üç oğlan bir kız altı kişilik bir ailesi vardı. Gül gibi geçinip gidiyorlardı. En büyük oğlu Hasan kızı Maşuka ve diğer eşinden Şeref ve Mevlit idi. Kızı Maşuka on dokuz,  Hasan yeni yetişip geliyordu. On yedi yaşındaydı.  Şeref Dört ve Mevlit iki yaşındaydı ki olanlar olmuş dünyaları kararmıştı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-kahraman-in-hayat-hikayesi-siiri/</link>
<guid>1938073</guid>
<pubDate>2013-11-26T09:39:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Sıdıka ile Ali’nin Aşk Hikâyesi</title>
<description>Sıdıka ile Ali’nin Aşk Hikâyesi (Öyküsü)   Yıl 1972, okul yıllarıydı. Sıdıka ve Ali aynı lisede okuyor aynı sınıfta arka arkaya oturuyorlardı. Ara sıra birbirine edalı bakışları oluyordu. Ali Sıdıka’yı diğer kişilerden korumuş onu sahiplenmişti. Onun olduğu yerde geziniyordu. Arada sırada arkadan ayaklarını uzatıp Sıdıka’nın ayağına dokunuyordu. Ders notlarını soruyordu. Sıdıka onun kafasına defterle vuruyor birbirlerine naz yapıyorlardı. Daha sonraki günlerde Ali Sıdıka’nın eline bir kâğıt tutuşturdu. Heyecanla açan Sıdıka elindeki kâğıtta kendisi için dizilmiş aşk nağmelerini okumaya başlamıştı. Yazılan dizeler hoşuna gitmişti. Sonraki günlerde dışarıda da gezmeye başlamışlardı. O yıllarda mahalle kenarında bağlar vardı. Badem ağaçları baharda harika olur, her yer yemyeşil, ağaçlar rengârenk çiçek açmış, çimenlerin arasında kır çiçekleri ve insanlar buralara piknik yapmaya gelirdi.  Sıdıka ve Ali de ara sıra buralara gider gezerlerdi. Bazen de okul arkadaşlarıyla toplu giderler piknik yaparlardı. Bu piknik programı hep Sıdıka’dan çıkar tüm arkadaşları onu kırmazdı. Sevilen bir kızdı, çokta zekiydi. Sıdıka Memur bir ailenin ilk çocuğuydu toplam beşkardeştiler. Kendi evlerinde oturan alçakgönüllü bir ailenin çocuğuydu. Ali ailenin tek çocuğu, babası yoktu. Annesiyle dedesinin yanında oturuyorlardı ve anne çalışmıyordu maddi sıkıntıları vardı. Lise son sınıfa gelmişlerdi herkesin hayalinde üniversite vardı. Sıkı ders çalışıyorlardı. Sıdıka ve Ali aynı şehri kazansınlar diye dualar ediyorlardı. Sınavlar oldu ikisi de sınavı kazanmıştı. Sıdıka Adana’yı Ali Kayseri’yi kazanmıştı. Ayrılacakları için çok üzülüyorlardı. İlerisi için çok güzel hayalleri vardı. Son zamanlarda birbirlerine sarılıp ağlaşıyorlardı. Üç yıl birbirlerine çok alışmışlardı. Çevredeki arkadaşları hepsi biliyordu. Onlara bir nişanlı gözüyle bakıyorlardı. Her toplantıda onlar bir bütün gibiydiler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sidika-ile-ali-nin-ask-hikayesi-siiri/</link>
<guid>1938061</guid>
<pubDate>2013-11-26T09:27:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Ferhat’ın Yaşam Sevgisi’nin Hikâyesi</title>
<description>Ferhat’ın Yaşam Sevgisi’nin Hikâyesi  (Öyküsü)   Yıl 1973 bir güz dönemi. Yaprakların rengârenk şekil aldığı bir dönemdi. Sararan yapraklar duygu dolu ifadeler sergiliyordu. Öyle bir mevsimdi ki ileriki günlerde kışın gelişini haber veriyordu.  Güneydoğu’nun göl kenarında küçük bir köy vardı. Bu köydekiler genellikle akrabalardı. Erkekler hep askere gitmeden evlendiriliyordu ve Mehmet dayı da askere gitmeden evlenmişti. Dört çocuğu vardı. Karısı Halime Teyze yine hamileydi. İşler çok ağırdı köy hayatında. Yoksulluk bir yandan, derken Mehmet dayının askerlik günü geldi. Bir taraftan çocuklarını düşünüyor, içine oturan bir kaygısı da eşinin hamileliği. Dört çocuk nasıl bırakırdı. İş vatan borcu olunca göğsümü gere gere giderim, vatana canım feda diyerek kendini teselli ediyordu. Köydekiler askere gidecek gençlere her gün bir evde yemek veriyor dualar okuyorlardı.  Son gün köy meydanında, tüm köylüler toplandılar. Köyden askere giden beş genç vardı. Kurbanlar kestiler, sac kavurmaları, pilavlar yapılıp herkese sofra açıldı. Yenen yemeklerin ardından, yemek duası okundu ve askerlere halay eşliğinde eğlence yapıp moral verdiler. Ertesi sabah erkenden köyden ilçeye giden askerler ayrı ayrı yerlere birliklerine teslim olmak için yola koyuldular. Mehmet dayı hem gidiyor hem de hamile olan eşini düşünüyordu. İçinde bir burukluk vardı. Çocuklarının ailesiyle birlikte olduğuna da seviniyordu. Beni aratmazlar diye içinde düşünerek gidiyordu. Yol kenarlarında gördüğü çocuklar hemen içini hoplatıyor, yavrularını gözünün önüne geliveriyordu. Geride kalan Halime teyze için için ağlıyordu. Gözyaşlarını evdeki kayın pederi ve kayın validesi görmesin diye evin bahçesinde oyalanıyor, çocuklarına bakıyordu. Zor geçen hamileliği onu epeyce yıpratmıştı. Üzüntülerini içine saklıyordu büyüklerinden utandığından. Mehmet dayı daha yirmi iki günlük askerken bir gece Halime teyzeyi doğum sancısı tutmuştu. Ne yapacağını şaşırdı. Evdeki büyüklerden de utanıyordu. Uzunca bir çabadan sonra görümcesi Ayşe’yi dürttü. İşaret ederek bebek geliyor dedi. Ev halkını uyandıran Ayşe, yakınlarda ebe anaya haber verdiler. Çabucak gelen ebe ana, “koşun hazırlık yapın bebek geliyor” diyordu. Bir müddet sonra bir ağlama sesi duyuldu. Gelen bebek ağlıyordu. Bir erkek çocuğu dünyaya gelmişti. Diğer dört çocukların üçü kız biri erkekti. Çocuk sayısı beşe çıkmıştı. Halime teyze doğum yaptığı günden beri bebeğin ağlaması hiç durmuyordu. Sürekli ağlayan bebek ailede herkesin huzurunu bozmuştu. Çünkü bir odalı evde oturuyorlardı. Günler geçiyor bebeğin ağlaması hiç durmuyordu. Doktora götürmeye karar almıştı aile fakat köyden kente gitmek çok zahmetli bir işti. Loğusa bir anne ne yapsın? Havalar soğumaya başlamıştı. Yol uzaktı ve tek seçim trenle gidilecekti. O vakitler kara tren vardı. Halime teyze kayın pederiyle yola koyuldu. Hem utanıyor hem de ağrılarından dolayı acı çekiyordu. Yol epeyce uzundu. Nihayet yol bitti, hastaneye vardılar. Bir müddet sıra beklerken bebek hiç durmadan ağlıyordu. Dışarıda sesi duyan doktor durmadan ağlayan çocuğu alın içeri demişti. Doktor muayeneden sonra bir takım tetikler istedi. Bu tahliller yapılıp sonuçlar alıncaya kadar akşamüstü olmuştu. Bir yandan geri eve dönememenin kaygısı diğer yandan bu yirmi günlük bebekten bu kadar işlemler. Ne oluyor diye Halime teyze kaygı edip duruyordu. Sonunda sıra onlara geldiği zaman doktor hiçte iç açıcı şeyler söylemedi. “Hanım çocuğunuzun doğuştan kalbi delik” derken Mahmut dede ve Halime teyze sanki tepelerinden sıcak su dökülür gibi oldular. “Peki, doktor bunun tedavisi nasıl olacak bizim ailede hiç kalp rahatsızlığı yok”... </description>
<link>https://www.antoloji.com/ferhat-in-yasam-sevgisi-nin-hikayesi-siiri/</link>
<guid>1932618</guid>
<pubDate>2013-11-12T17:56:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Cemal ile Cennet’in Hikâyesi</title>
<description>Cemal ile Cennet’in Hikâyesi (Öyküsü)   Cemal Güneydoğulu bir ailenin on beş çocuğundan biriydi. Aile köyde çiftçilikle geçimini sağlıyordu. Kalabalık nüfusta adeta kaybolmuş gibiydi. Sadece aile değil, bunların büyükleri derken koca bir aile yaklaşık yirmi kişi vardı.  Küçük bir evde yaşıyorlardı. Bir odada yer yatakları tüm odayı kaplarken, soğuk kış günlerinde daha da zordu hayat. Anne Nazlı sabah ezanından önce kalkarak, koca bir tencere çorba yapıp, ezan vakti namazını kılıyor, sonra ev halkını kaldırarak yemeklerini büyük bir tepside hazırlıyordu. Kalabalık olmalarına rağmen anne ve baba çocuklarına toplu halde görmekten çok mutlu oluyorlardı. O yoksulluk onlara sanki hiç uğramamıştı. Çevredeki konu komşu hepsi aynı durumdalardı. Bağını bahçesini tarlasını ekip birazda hayvancılık vardı. Geçinip gidiyorlardı. Cemal diğer kardeşlerinden farklıydı. Çok temiz olmaya özen gösteriyor, onca çocuk arasında ve çok da güzel hayalleri vardı: Büyük şehre gitmek, gezmek eğlenmek, okumak. Cennet ise Çukurovalı nüfusu kalabalık bir ailedendi. O da on beşkardeşti. Baba iki eşliydi. Maddi durumu iyiydi ama baba Mustafa Bey eve pek uğramazdı. Cennet’in annesi Şirin Hanım hem annelik hem de babalık görevini sürdürüyordu. Yedi kendinden, sekiz diğer kumasından çocuk vardı. Ayrı yerlerde oturuyorlardı. Çocuklar diğer kardeşlerini okulda görüyorlardı. Cennet sonlara doğruydu. Diğer kardeşleri kendinden büyüklerdi. Onun çok geniş hayal gücü vardı. Ben ileride çok ünlü olacağım diyordu. Daha çocuk yaşta erken okula başlamıştı. Diğer ağabeyleri ve ablalarına özeniyordu. Ondan dolayı annesi onun çok sızlanmalarına dayanamayarak, onu kayıtsız diğer kardeşleriyle berber okula göndermeye başlamıştı. Çokta başarılı oldu. Gördüğü her şeyi hemen hafızasına kaydediyordu, anneden ne istese koparmaya alışmıştı ki evde en çok ondan istek geliyor ve yapılana kadar mücadele ediyordu. Hayatın mücadelesine daha çocuk yaşta başlamıştı. Cennet ağabeyiyle aynı sınıfa okuyordu. İlkokuldan üniversiteye kadar aynı yerde okudular. İstanbul Üniversitesi ve aynı bölümü bitirdiler. Cennet ağabeyleriyle beraber gezmekten olacak ki erkek tavırlı olduğu gibi, onun yanına ağabeyden korkusundan kimse yaklaşamıyordu. Güzeller güzeli Cennet, güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakmıştı ama kimse yaklaşamadı. Onunda herkes gibi bir erkek arkadaşı yoktu. Yakışıklı ağabey, Cennet ve diğer kız arkadaşlarını korumaya alan yiğit bir Çukurova ağasının oğluydu.   Cennet’e âşık olan sınıf arkadaşı da Ferit ona uzaktan bakmayla yetiniyordu. Arada göz göze geldiklerinde, Cennet ona gözleriyle konuşur gibi davranıyordu.:Eğitiminde çok başarılı olan Cennet, eğitimi biter bitmez çalışmaya başlamıştı. Ağabeyle ikiz gibilerdi. Yıllar onları hep birada tutmaktan ikiz olmuşlardı. Cennet’i çok ufak yaştan beri tanıdıkları Halis yıllardır ona aşkını hiç belli etmemişti. Kendini istemeyeceğini düşündüğü için önce aileyi içten fethetme planı yaparak aileyi içten kuşatmıştı. Bu arada cenneti istemeye gelenlerin sayısı epeyce fazlaydı. Okulda sesini çıkaramayan Ferit, oda yurtdışına gitmişti. Bir taraftan da Cennet’i arıyordu. Bir gün bir telefon alan Ferit, kendi sınıf arkadaşlarının yılda bir araya gelmeleri programını öğrenmişti. Havalara uçan Ferit, Cenneti görme gününü iple çekerken, ona mektup yazıp yazıp yırtıyordu. Nihayet o gün geldi. İstanbul’un belli bir semtinde, İstanbul Üniversitesi yakınlarında bir yerde buluşup yemek yemeye başladılar. Ferit heyecanla, Cennet’i görmeyi bekliyordu. Aynı zaman da kaygıyla ya ağabeyle gelirse, ona nasıl duygularımı anlatırım diye kıvranıp duruyordu. Gözleri dalmıştı ki karşıdan gelen Cennet çok alımlı çok şıktı. Gözlerine inanamayan Ferit, sanki rüya görüyordu. Hemen fırladı yerinden. Koştu… Hoş geldin Cennet derken göz göze geldiklerinde ikisi de şaşkındılar. Ferit yanında yer göstererek yan yana oturdular. Cennet’in eline bir not tutuşturdu, derken arabasını park ettikten sonra gelen ağabeydi. Ferit olamaz derken yine konuşamadılar. Daha sonra eline tutuşturduğu notta telefon numarası ve adresi vardı. Ona olan aşkını ifade ediyordu. İletişim adresini liste halinde herkese verildi. Sonraki dönemde Ferit ve Cennet evlenmeye kendi aralarında karar almışlardı. Bu kararı önce annesine açmak isteyen Cennet, bir gün nasıl anlatacağının heyecanını yaşarken, “annem canım annem sana bir şey söyleyeceğim ama çok heyecanlıyım. Çünkü sen benim hem anam hem de babam oldun. İlk önce duyması gereken sensin. Sana Üniversite de Ferit adında biri var demiştim ya, göz göze geldiğimizde sanki gözlerinde beyaz bir ışık geliyordu gözlerime. Onunla biz iki yıldır konuşuyoruz. O yurt dışında olduğundan hep telefonla ve mektupla konuştuk. Ama okuldan tanıdığım için yakın konuşmaya gerek yok ki ağabeyimde onu çok takdir ederdi ve severdi. İşte ben o değerli delikanlıyla evlenmek istiyorum. Ne olur annem yok deme”. Anne “Vay benim güzel kızım, seni bunca yoldan niye çağırdık biliyor musun? Bizde seni Halis’e verme kararı aldık. Onun için çağırdık. Halis her gün gelip ağlıyor, ben aşkımdan öleceğim ben yaşamam diye. Haline yürek dayanmaz. Bize yabancı değil, tanıdık, işi gücü yerinde, iyi bir ailesi var, neden olmasın diye seni çağırdık diyerek sözü bitirdi”. Cennet kıpkırmızı yanaklarıyla ağlamaya başlamıştı. “Neden annem, neden ben? Hadi bunca yıl sizin sözünüzden çıkmadım ama sevdiğim gençle evlenmek benim hakkım değil mi”? Diyerek dünyası kararmıştı. “Asla olamaz” diyerek feryat eden Cennet, ertesi gün çalıştığı şehre geri döndü. “Ferit beni başkasına veriyorlarmış ondan çağırmışlar” diye telefonda ağlıyordu. Ferit “ben gelip seni alacağım işinde kalsın. Burada sana göre çok güzel işler var yeter ki biz birbirimizden vazgeçmeyelim”. Diyerek tüm hayalleri suya düşmüştü. Halis Cennet’in arkasından gitmişti. Onu geriden takip ediyordu ve iş yerine varıp razı etmek için uğraşırken, “beni kabul etmezsen ben intihar edeceğim” diye durmadan taciz etmeye devam ediyordu. Diğer taraftan Ferit gelmek için hazırlık yaparken, “Cennet hazır ol ben geliyorum” diyordu. Cennet sanki gök çökmüş altında kalmıştı. Hiçbir şey düşünemiyordu. Ferit koşarak iş yerine gelmişti. “Cennet hadi gidiyoruz iş yerinden ayrıl dilekçeni ver” derken Halis hiç zaman kaybetmiyordu.  Cennet’in evinin karşısında bekliyordu. Birden Cennet’i elinde bir valiz taksi çağırırken gördü. Cennet, havalimanına gidecekti. Ferit tüm işleri bitirmişti. Uçak biletlerini almıştı. Tek eksik cennet’ti. Onu da alıp gidecekti ama olmadı. Halis çoktan aileye haber vermişti. Cennet havalimanına vardığında, onun bekleyen şoktan haberi yoktu. Taksiden inen Cennet, koşarak dış hatlarda işlem yaptıran Ferit’in yanına koşuyordu. Birden karşısında Halis ve ağabeyleri ve altı kişiyi görünce “işte ben öldüm” demişti Cennet. Ölüm bu olsa gerek diyordu, şok olmuştu olanları uzaktan seyreden Ferit yıkılmıştı. Olamaz olamaz diyordu buda mı gelecekti başımıza ve geldi de. Ferit hayata küstü. Hiç evlenmedi ve yurt dışında yaşamaya devam etti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cemal-ile-cennet-in-hikayesi-siiri/</link>
<guid>1931777</guid>
<pubDate>2013-11-10T10:43:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Hazal ve Mehmet’in Hikâyesi</title>
<description>Hazal ve Mehmet’in Hikâyesi (Öyküsü)    Hazal 23 yaşında evden uzak başka şehirde öğrenciydi. Üniversiteyi yeni bitirmişti. Liseden arkadaşı Mehmet ile aileden gizlice görüşüyorlardı. Tahsillerini tamamladıktan sonra ailelerine söylemeye karar vermişlerdi ki Hazal’ın ailesi onu kendi yakınlarından Durmuş’a vermek istediklerini söyledikleri zaman Hazal yıkılmıştı. Başından sanki kaynar sular dökülmüştü. İlk fırsatta Mehmet’i arayarak olanları anlattı ağlayarak, gözlerinden yaşlar âdete yağmur damlaları gibi akıyordu. Kafası iyice karışan Mehmet, sanki beyni durmuş gibi perişan bir halde karşı duvara baka kalmıştı. İçinde fırtınalar kopmuştu. Hiçbir şey düşünemiyordu. Onca hayalleri bir çırpıda yok mu olacaktı. 8 yıllık aşkını, sinema filmi gibi gözünde canlandırmıştı. İçinden olamaz dedi. Bir yol bulmalıyım, Hazal’ sız asla bir hayat düşünemem derken bu konuyu ailesine açmaya karar verdi. Huriye hanım Mehmet’in kız arkadaşı olduğunu az da olsa biliyordu ama kimin kızı olduğundan bilgisi yoktu. Akşam oldu tüm aile bir araya geldi. Beş kişiden oluşan aile yemek için masada toplanmışlardı. Mehmet annesinin gözüne bakarak, nasıl açacağının hesabını yaparken babası Şeref usta “oğlum seni üzgün görüyorum olumsuz bir durum mu var” dedi. Mehmet’ten önce annesi Huriye Hanım “ne olsun yavrucuğum çok üzgün, bunlar ince işler nasıl izah edeyim kız arkadaşını ailesi başka birine vermek istiyormuş bende çok üzüldüm ben yavrumun üzülmesini istemem bu kız kimin kızıysa bir gidip aileyle görüşelim bunca emek bu kutsal sevgi böyle kolay mı bir kalemde silivermek”. Çünkü zamanında Huriye hanımda sevdiğine kavuşamamıştı sevmenin ve onu kaybetmenin acısı içinde hançer gibi saplıydı. Diğer tarafta Hazal için için gözyaşları akıtırken annesi Perihan Hanım durmadan “ne suratın asık kız senin iyiliğini düşünüyoruz bak bizim halimize baban para kazanıp seni okutmak, evini geçindirmek için gurbetlerde çalışıyor. Durmuş’un işi güzel senin gibi üniversite bitirmiş değilse de evi, arabası var daha ne istiyorsun bu devirde geçim kaygın olmayacak. Senin aklında olanı var gör ki çulsuzun biri.” Hazal Mehmet’in ailesinin gelmesini iple çekerken durmadan hayaller kuruyordu. Olmazsa Mehmet le çok uzaklara gitme planı dahi yapıyordu uykusuz gecelerde. Mehmet ve annesi Huriye Hanım haber verdiler misafirliğe geleceğiz diye Perihan hanımı arayarak. Perihan Hanım istemese de kızının gözyaşlarına dayanamayarak kabul etti. Misafirler, ellerinde bir demet pembe ve kırmızı güllerle gelen Mehmet ve annesiydi. Babasının işi vardı ve kız evinde de anne ve kız kardeş vardı. Perihan Hanım “gelmişsiniz ama verecek kızımız yok nezaket icabı kabul ettik sizi” dedi. Bu arada Hazal ve Mehmet o kadar içten birbirlerine bakıyorlardı ki görenin içi sızlardı. Mehmet’le annesi eve döndüler ama ne döndüler çok üzgünlerdi. Akşam baba Şeref usta eve geldiğinde hanım ne oldu gittiniz konuştunuz mu diye soruyordu. Huriye Hanım “ne olsun bey çok kesin kararlılar ama kız çok üzgün gözlerini görmeliydin ağlamaktan kıpkırmızıydı içim acıdı” dedi. Şeref usta “bir yol bulunur üzülme Mehmet’im” dedi. Aradan beş gün geçmişti. Hazal’dan bir telefon “beni Durmuşa verecek ailem” diyordu. Kahrolan Mehmet ve çok üzülen aile düşündüler haber bile vermeden Hazal’ın evine gittiler. Kapıyı açan Perihan Hanım karşısında Şeref Usta’yı görünce nerdeyse düşüp bayılacaktı. Kendini zor tuttu. Çünkü gördüğü kişi Perihan hanımın çok sevip de kavuşamadığı kişiydi. Kafası hepten karışan Perihan Hanım, aynı zamanda da tarifi mümkün olmayan bir duygu içindeydi. Aileler konuştular. Sonunda Perihan Hanım’a Şeref Usta biz kavuşamadık evlatlarımıza engel olmayalım der gibi bakıyordu. Nihayet sonunda karar verdiler. Biz mutlu olamadık, evlatlarımız mutlu olsun dediler. Hazal ve Mehmet‘i Bir hafta düğün yaparak evlendirdiler.. Bu hikâyedeki isimler değiştirilmiştir. Gerçekten alınmıştır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hazal-ve-mehmet-in-hikayesi-siiri/</link>
<guid>1931509</guid>
<pubDate>2013-11-09T15:16:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Canım Münevver</title>
<description>CANIM, MÜN&#399; VV&#399; R  II Şeir  Türkiy&#601; nin Adana ş&#601; h&#601; rind&#601; n Şair-yazar-araşdırmaçı, can dostum </description>
<link>https://www.antoloji.com/canim-munevver-siiri/</link>
<guid>1788576</guid>
<pubDate>2012-11-11T13:25:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Güzel Şehirsin Konya  2</title>
<description>Ne Güzel Şehirsin Konya   Sanayiyle, tarımıyla öndesin Ne güzel şehirsin sen böyle Konya. Mevlâna’nın gösterdiği yöndesin Ne güzel şehirsin sen böyle Konya. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-guzel-sehirsin-konya-2-2-siiri/</link>
<guid>1785744</guid>
<pubDate>2012-11-04T15:54:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Mevlana. 2</title>
<description>Bahaeddin Veled, bilgin babası Şems Tebrizi idi şeyhi, hocası Alâeddin ile Sultan balası Gönüller sultanı güzel Mevlana.  Güneş ile doğdu, suyla çağladı </description>
<link>https://www.antoloji.com/mevlana-2-3-siiri/</link>
<guid>1785742</guid>
<pubDate>2012-11-04T15:53:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Güzel Mevlâna</title>
<description>Ne güzel yaratmış Mevlâ’m cismini Kendi adı gibi güzel Mevlâna. Türlü nakış ile vermiş ismini Kendi adı gibi güzel Mevlâna..   </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzel-mevlana-siiri/</link>
<guid>1785740</guid>
<pubDate>2012-11-04T15:47:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Münevver Hanım   Oruç Çakmak</title>
<description>Saçları sarı, selviye benzer Edepli, erkânlı Münevver Hanım Sözleri manalı şiirler yazar Edepli, erkânlı Münevver Hanım  Zirveye yükselmiş bulunmaz eşi </description>
<link>https://www.antoloji.com/munevver-hanim-oruc-cakmak-siiri/</link>
<guid>1658477</guid>
<pubDate>2012-01-04T18:00:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Münevver Düver’e 2</title>
<description>Münevver Düver’e  Mümkünmü olasılıkların peşinden koşmak Ümitlerin kovaladığı umular peşinde Neden, niçin, niye hep ben Erken başlamak hayata hep zor be </description>
<link>https://www.antoloji.com/munevver-duver-e-2-siiri/</link>
<guid>1658476</guid>
<pubDate>2012-01-04T17:59:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Münevver Düver</title>
<description>Kendi gibi adı ile müsemma Çözemedim gitti sanki muamma Sofrasına davet edildim amma Karşımda görünce bahtiyar oldum.  Ay gibi cemali, adı Münevver </description>
<link>https://www.antoloji.com/munevver-duver-siiri/</link>
<guid>1658473</guid>
<pubDate>2012-01-04T17:41:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Münevver Düver'e  Âşık Ali Anbarcı</title>
<description>Oğuz Türk’ü Türkmenlerin soyundan Gönüller sultanı Münevver Düver. Dadaloğlu, Avşar’ların koyundan Gönüller sultanı Münevver Düver.  Özü yücelerde, gönlü enginde </description>
<link>https://www.antoloji.com/munevver-duver-e-asik-ali-anbarci-siiri/</link>
<guid>1658472</guid>
<pubDate>2012-01-04T17:39:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Sultan Galiyevin    Başkurtistan şairi</title>
<description>Başkurtistan, Kırımıskalı köyünde Dünyaya geldi Sultan Galiyevin Rus Edebiyatı sosyoloji’de Bilimi öğrendi Sultan Galiyevin  Öğretmen şairin dünya görüşü </description>
<link>https://www.antoloji.com/sultan-galiyevin-baskurtistan-sairi-siiri/</link>
<guid>1626559</guid>
<pubDate>2011-10-24T12:06:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Doğum Günün kutlu Olsun  Münevver Düver</title>
<description>Doğum Günün kutlu Olsun  (Münevver Düver)   Geçen senelere boş ver aldırma Pırlanta kalbine hüzün doldurma Dost ağlatıp düşmanları güldürme Sayın Düver nice mutlu yıllara </description>
<link>https://www.antoloji.com/dogum-gunun-kutlu-olsun-munevver-duver-siiri/</link>
<guid>1608851</guid>
<pubDate>2011-09-07T08:31:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 <item>
<title>Münevver Düver’le  Söyleşi  Betül Uçak 2011</title>
<description>Çukurovada (Çok Yönlü Sanatçı)    Münevver Düver’le Söyleşi   Betül UÇAK Okul NO: 080405053  Yöresel Aşıklık Geleneği </description>
<link>https://www.antoloji.com/munevver-duver-le-soylesi-betul-ucak-2011-siiri/</link>
<guid>1607181</guid>
<pubDate>2011-09-03T12:25:00+03:00</pubDate>
<author>Münevver Düver</author>
</item>
 </channel>
</rss>
