<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Muharrem Elmacı Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Vakitsiz Gidenler</title>
<description>Bu gün de yol’c ettik, dostun birini. Gittikçe gidiyor, gelmiyor geri. İçimde ürperti, sırada kim var? Elimin altından uçtunuz yıllar.  Gidenler gelmiyor, yol’c ettik diye, </description>
<link>https://www.antoloji.com/vakitsiz-gidenler-siiri/</link>
<guid>2212533</guid>
<pubDate>2016-01-20T10:41:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Dede Torun Aşkı</title>
<description>Biz, dede torun aşkını birbuçuk senedir yaşıyoruz. Önce ben aşıktım, yaklaşık altı aydır,  çok şükür  aşkımız karşılıklı. Beraber yaşamasak da arada evlatlarımız sılayı rahim yapıyorlar; biz yollarımızı İstanbul'a düşürüyoruz, hatta Sinop’tan Antalya'ya yolum düşse bile, yol İstanbul'dan geçiyor. Anlayacağınız bütün yollar İstanbul’a çıkıyor. Daha bizimkinin dili pek dönmüyor ama yine de istediklerini ‘dede, baba, anne, ha (hala)  tepsi, gel, git vb.’ kelimelere ilaveten en çok kullandığımız ‘ıh’ kelimemizle ev halkını yönetme kabiliyetimizi sergiliyoruz. Seksen yaşındaki yerinden zor kalkan büyük babaanneyi  bile yattığı kanepeden kaldırıyoruz. En büyük zevkimiz, çok değerli bir öğrencimin yıllar sonra izimi bulup, beni hatırlayarak göndermiş olduğu gümüş kahve takımı ile kahve yapmak, içerisine bir şeyler dizip, evdekilere sırayla içirmek. ‘İç, iç, iç…’ Zor şer, yere oturup, ne bulduysak kahve tepsisinin içine tekrar  yerleştiririz,  yetmişlik nine gibi ıkıl ıkıl kalkar, yorulmak bilmeden aynı hareketleri defalarca yaparız. Nihayet yorulunca oyun değiştiririz, mutfak, hol, salon eşyaların yerlerini kontrol ederiz. Kucağa çıkar, portmantoda asılı ne varsa yerlerini değiştirir, holdeki bir yaşında yaptırmış olduğumuz takvimdeki resimlerini tek tek gösterir, ‘bu? Bu? ’ sorularıyla defalarca isimlerini söyleriz. Kendi uyuduğu bir resme gelince, ‘Zeynep burada ne yapıyor? ’ deyince; iki gözünü yumup ‘uuhh’ (uyuyor)  deriz. O uyuma numarası yapınca biz hemen kaymağına saldırırız, biraz geciktirirsek de tek gözümüzü kısarak açar, hadi dercesine bekleriz. Mutfağa geçip, buzdolabının üzerindeki resimleri tek tek inceledikten sonra ‘aç’ der, dolabın kapağını açtırıp, yiyecek bir şeyler varsa ki; pek boş olmaz, ‘ıh’ ile isteriz. Bir şeyler atıştırıp, peşinden şarkı söylemeye başlarız. Ardından halaydı, horondu, oynamaya başlarız. Bu fasıl da bitince; Halayla telefonla konuşuruz. Konuşmamız ‘aaa.. (alo) , haaa (hala) ’, resimleri göstererek; kimse onu, ona anlatırız. Bir akşamın yorgunluğunu Zeynebimizin meşgalesiyle atarız. Gerek babaanne, gerekse ben bu mutluluk ve sevinçle birer Zeynep olur çıkarız. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dede-torun-aski-siiri/</link>
<guid>2205168</guid>
<pubDate>2015-12-27T14:05:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Garip</title>
<description>Kaş başına mezar kazıp oturdum. Beyaz bezden kefen biçip getirdim. Sevdiklerim, birer birer yitirdim. Bu dünyada tutunacak dalım yok.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/garip-303-siiri/</link>
<guid>2201747</guid>
<pubDate>2015-12-17T11:36:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Geçti</title>
<description>Bilmem gördüğüm hayal mi düş mü?  Bir anda esip de kavurup geçti. Göz açıp, karşımda görmüştüm onu, Kervanlar dizilip, yolumdan geçti.  Koşturdum ardından yetişemedim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecti-89-siiri/</link>
<guid>2199433</guid>
<pubDate>2015-12-10T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Dilek</title>
<description>Nakış nakış, doku beni, çöz beni, Gergefine ilmik ilmik diz beni, Kitabına, satır satır yaz beni. Oya yap da mendilinde tarz beni, Kış gününde, buzum diye çöz beni.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dilek-434-siiri/</link>
<guid>2072542</guid>
<pubDate>2014-12-11T13:50:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Cadı</title>
<description>Çingene padişah olursa öyle, Olmadık emirler yağdırır böyle. Bir kere ağzından güzel söz söyle, Boyalı saçını yolarım cadı.  Tesadüf gelmişsin huzur iline, </description>
<link>https://www.antoloji.com/cadi-18-siiri/</link>
<guid>2046714</guid>
<pubDate>2014-09-29T16:51:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Zeynep</title>
<description>Zeynep geldi, sevinçten gözyaşına boğdu,  Bu gün, tam saat,  on dört onyedi de  doğdu. Var mıymış dünyada, bu kadar güzel duygu? Yaradan bizi, dünyada cennete koydu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zeynep-54-siiri/</link>
<guid>2001809</guid>
<pubDate>2014-05-22T15:45:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Eğer</title>
<description>-Gün gelip de kızımı isteyecek zat'a..  İzinsiz bahçeme girersen eğer, Bağını, bahçeni yakarım senin. Gülümü,  goncayken derersen eğer, Tacını, tahtını yıkarım senin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/eger-266-siiri/</link>
<guid>1989383</guid>
<pubDate>2014-04-22T15:22:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Adını Ağzıma Alırsam</title>
<description>Adını ağzıma alırsam eğer, Biber sür, dokunma, yanarsa yansın. Sefanı sürerken benden başkası, Elleme yarama, kanarsa kansın.  Kapının önünden gelip geçersem, </description>
<link>https://www.antoloji.com/adini-agzima-alirsam-siiri/</link>
<guid>1989333</guid>
<pubDate>2014-04-22T12:38:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Acıma</title>
<description>Kapına gelir de medet dilersem, Vereyim deme ha, zûl olur bana. Israrcı olup ta, durursam eğer, Def eyle kapından, gel olur bana.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/acima-10-siiri/</link>
<guid>1988142</guid>
<pubDate>2014-04-19T15:52:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Gül</title>
<description>Bir gül ki o, koklandıkça kokuyor,  Sakındıkça dikenleri batıyor.    </description>
<link>https://www.antoloji.com/gul-140-siiri/</link>
<guid>1980437</guid>
<pubDate>2014-03-27T11:27:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Bebek</title>
<description>Bekle gör ki Zeynep gelsin, hasret bitsin. Bilmiyor ki beklediğim, haberi yok nerden bilsin?     </description>
<link>https://www.antoloji.com/bebek-165-siiri/</link>
<guid>1979489</guid>
<pubDate>2014-03-24T14:34:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>İlenç</title>
<description>Başında esiyor kavak yelleri, Çevirdin kendine akan selleri, Kuruttun bahçemde açan gülleri, Bahçeme gel dersin, gelmem mi derim?  Hasta döşeklere düşürdün beni, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilenc-8-siiri/</link>
<guid>1914222</guid>
<pubDate>2013-09-26T08:27:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Köy Göçleri</title>
<description>Zaman zaman bir köy şiiri yazayım deyip başlıyorum karalamaya. Köyümüzün eski meydanı, köy önü dediğimiz köyümüzün hemen altı, ekin tarlaları, harman yerleri, ekinler kalkınca oyunlar oynadığımız, güreştiğimiz, boğuştuğumuz, yaylımdan gelince koyunun kuzusuyla, ineğin buzağısıyla, atların tayıyla buluştuğu, tavuk, hindinin gezindiği, etrafında dikenli telleri, beton duvarları olmayan, sınırları ise bir kara saban çizgisi olan dümdüz tarlaları aklıma geliyor. Bedri Rahmi Eyüpoğlu gibi nerede bir köy şiiri, türküsü görsem içimi sızım sızım sızlatır. Yaşlımızın gencimizin geçim sıkıntısı, daha iyi hayat sürme sevdası ve başka nedenlerle varoşlara göçmemiz yüzünden köylerimiz maalesef Sivas Divriği  türküsündeki,  “Asrı gurbet harap etmiş köyümü Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele Ben ağayım ben paşayım diyenler </description>
<link>https://www.antoloji.com/koy-gocleri-siiri/</link>
<guid>1647015</guid>
<pubDate>2011-12-10T14:52:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Antepli Şahin'in Hatırlattıkları</title>
<description>1970li yılların sonlarıydı. Rahmetekan Ahmet Kabaklı Hocamızın çilesini çektiği Edebiyat Dergisinin mütevazi salonunda zaman zaman yazarlardan, çizerlerden, değerli ozanlardan gelenler olur, orada sohbetler edilirdi.  Biz müdavimleri de takip eder, kim geliyorsa sohbetinden feyiz almaya çalışırdık. Gelen hatibin etrafını üniversiteli, az da olsa  liseli gençler çevirir, hayranlıkla dinlerdik. Yine bir gün bir Avukat-Şair Yavuz Bülent Bakiler gelecek dediler, gittik. O zaman kırklı yaşlarda bize yaşlı gelen, saçlarına yeni beyazlıklar düşmüş biri geldi. Ülke meselelerinden, edebiyattan, sanattan bahsetti. Nazikâne bir vaziyette sırayı  şiirlerine getirdi. Bazı şiirlerini Duvak, bazılarını ise Yalnızlık adlı incecik, muhtevası büyük kitaplarından okudu. Oradaki heyecanlı, dikkatli, kara gözlü genç bir kız da “Antepli Şahin” şiirini ezbere okudu. Antepli olduğunu, Antebin kurtuluş gününde hep okunduğunu vb. övgülerle anlattı. Şairden övgüyü aldı. Biz de hayran kalmadık deyil. İki kitabını da görmüş, hatta içinden dört beş şirini; Bekarlık, Üsküdar Türküsü, Yağmur Güzeli, Laleli Aksaray vb. ezberlemiştim. Antepli Şahin şiiri dikkatimi o güne kadar çekmemişti. O kara gözlü kızın çok güzel okuması, şairinin yorumu, beni ve benim gibi oradaki herkesi çok etkiledi. Kısmete bakın ki, bir kaçyıl sonra Antebe atandım.  O şiiri okuyan Hanımefendiden bir kaç kez daha dinlemek nasip oldu. İnşallah temennim Büyük Ozan Üstadın ağzından da şiirlerini tekrar dinlemek nasip olur. Bu vesile ile Kabaklı Hocamı Rahmetle anarken, Üstada saygılarımı selamlarımı sunarken hayırlı, bereketli uzun ömürler diliyor,  ayrıca bu anının ortaklarına da  selamlar sunuyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/antepli-sahin-in-hatirlattiklari-siiri/</link>
<guid>1640949</guid>
<pubDate>2011-11-27T15:14:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Yazlıkçılar</title>
<description>Anı  68-69, hatta 70’li yıllarda, öğrencilik dönemlerimde, İstanbul Büyükada’da Siplendit palas Otelinde de çalışmıştım. Yanılmıyorsam sahipleri Taşdelen’lerdi. Daha sonra işletmeciye vermişler sanırım; Müdür Yavuz Bey diye biriydi. Otel eski bir şato ve çok güzeldi. Otelin ortası taşlık ve aydınlıktı. Yerler ahşap, merdivenler ahşaptı. Balkonlardan aşağ bakıldığında düşülecek gibi, küçük dar ve yüksek; deniz manzarası çok hoştu. Önünde ıhlamur ağaçları ayrı bir güzellik katıyordu. Bu güzelliklere uymayan, Otelin önünde yolun altında harabe gibi bir yer vardı, işçiler orada yatardık. Bayanlar ve bazı işçilerse otelin en üst katında özel odalar vardı, bölmelerden ibaret, orada kalırdı. Altta tuvalet, duş yok. Denizde yıkanır damacana ile kuyu suyuyla duşu uydururduk. Saçlarımız yapış yapış olurdu. Kuyu suyunun tesirini azaltmak içineczanelerde çalışan arkadaşlarımız özel katranlı şampuan yaparlardı. Çalışana asla değer verilmezdi. Otel girişi mermer, sabah 4’ten sonra merdivenleri mermer tozu ile ovardık. Uyku yok, dinlenme yok. Yine de servisten sonra sahilde bir çay ne keyif verirdi. Yazlık sinemalar cabası. Anadolunun dört bir köşesinden arkadaşlar gelir, sezonluk çalışır, üç beş kuruş alır ve giderdik. Çalışan için en lüks iş yeri de Anadolu Kulübü idi. Köyden giden biri için Ada yazlıkları çok keyifli iş idi. Çilesi çok fazla, sosyal güvencesi pek olmasa da çalıştığımız yıllara ait çok güzel hatıralarımız vardı. 1976 dan bu yana Adaya hiç yolum düşmedi. Şimdi bir reklam meili gelmiş; başında Siplendit var. Hatıralarım canlandı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yazlikcilar-siiri/</link>
<guid>1586289</guid>
<pubDate>2011-07-18T11:58:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Yar Bundan Sonra</title>
<description>Kara bulutları koydun araya                       Ne gelir ki elden yar bundan sonra Ayrılık zehrin de sürdün yaraya Onar mı o yara sar bundan sonra.  Bahaneler bulup arayı açtın. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yar-bundan-sonra-siiri/</link>
<guid>1540673</guid>
<pubDate>2011-04-10T10:38:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Kerem Et</title>
<description>Sarraf ol da, terazide tart beni. Beğenmezsen, yerden yere at beni. Öldürüyor, bilmediğim dert beni. Ateşinle aslı gibi yak beni.  Kerem oldum, aşkın ile kavruldum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kerem-et-siiri/</link>
<guid>1520077</guid>
<pubDate>2011-02-26T10:34:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Bayram Etsin</title>
<description>Güneşin rengi de vurur yüzüne, Saçların döker de, tel tel omuza, Tarayım derim de, bakmaz yüzüme Tutup da tarayan el bayram etsin.  Giderken, dönüp de, bir el sallamaz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bayram-etsin-5-siiri/</link>
<guid>1472969</guid>
<pubDate>2010-10-31T09:49:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 <item>
<title>Ayşe</title>
<description>-Yurdumun Tertemiz Güzel Ayşelerine.   İncecik, zarif ve güzeldir belli, Titriyor eli değince bedeni. Kırlarda kekiktir, reyhandır teni. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayse-45-siiri/</link>
<guid>1459361</guid>
<pubDate>2010-09-30T09:25:00+03:00</pubDate>
<author>Muharrem Elmacı</author>
</item>
 </channel>
</rss>
