<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mehmet Halil Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kitap  seçimi neden önemli?</title>
<description>  Aşağıda İskender'i anlatan iki ayrı kitap özeti var. Onları okuyunca anlarsınız...  ÇAĞLARI DEĞİŞTİREN ÖNEMLİ ŞAHISLAR, BÜYÜK İSKENDER VE ARİSTOTELES (2)  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitap-secimi-neden-onemli-siiri/</link>
<guid>2957431</guid>
<pubDate>2019-02-14T21:50:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Şimdi reklamlar</title>
<description>  Kankam, ‘’İnanamıyorum!’’ dedi -	Niye inanamıyorsun? -	Devlet yalan söyler mi? Çayımızı yudumlarken TV izliyorduk. </description>
<link>https://www.antoloji.com/simdi-reklamlar-siiri/</link>
<guid>2948134</guid>
<pubDate>2019-01-28T18:35:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Siyaset ve ilkeler</title>
<description>  Kapitalizmin çürümüşlüğü her alanda kendini gösteriyor.  Ekonomi alt-üst, eğitim öyle, ahlak sıfırlanmış... Her kötülüğe bir mazeret uydurmak için yalanın bini bir para... Son on altı yılda sanki istikrar varmış gibi, seçim sloganlarını ''İstikrar'' üzerine yoğunlaştıran politikacılar da var. Politikacılar derken politikayı da iyice karalamış oluyorum ki, bu benim suçum değil, politikayı bu hale sokanların suçu... Neyin istikrarı diye düşününce açlık, işsizlik, zam, iş cinayetleri, parça parça satılan ülkeden başka ne geliyor akla? Demek ki bu yolda istikrarlı olacaklarını söylüyorlar. Bu kötü gidişte, işçiler ve emekçiler de hemen hemen ellerinden alınan bütün haklarından sonra, seçimi bir parça da olsa kendi lehine çevirebilme çabasındalar... Yangından sonra geriye kalanları kurtarma peşinde olan ev halkı gibi, emeği savunan ya da emeği savunuyormuş gibi görünen partiler, son döküntüleri kurtarmak için çareler aramakta... Açıktan açığa emeğe saldıranlar bir cephe oluştururken, buna karşı mevzilerini korumaya çalışan kesimler de var. Her işte bir iş sırası ve bazı ilkeler olur ama, yangın söz konusu olunca insanın bilinç altı devreye girer ve hemen ilk akla gelene yönlendirir insanı... Tabi sonunda ana eksen kaçar ve yenilgi kaçınılmaz olur. Bu nedenle, haramiler baskını ilke olarak kabul etmişler... Her seçim bir baskın seçim olmaya başlamış... Demokrasi adına baskın uygulanmaya başlamış... </description>
<link>https://www.antoloji.com/siyaset-ve-ilkeler-siiri/</link>
<guid>2945743</guid>
<pubDate>2019-01-22T21:21:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Türkiye nereye doğru gidiyor?</title>
<description>  İşte çoğumuzun kafasında böyle bir soru var ve biz bu soruya cevap bulmakta zorlanıyoruz. Her sorunun bir temel sebebi var. Mesele bu temel sebebi bulmakta: En tepedeki kendi altından başlayarak en alta kadar en galiz hakaretleri yapabiliyor. Biz nasıl bu hale geldik? Eğitimi küçümseyen, okuyanı tehlikeli gören, cahile ise kurtarıcı bir misyon yükleyen zihniyet saman altından gelişip durmuş… Aynı zihniyetin içinde beslenen çıkarcılar, çıkar çekişmesiyle birbirine girince iş ortaya çıkıyor. Anlaşılıyor ki her şeyin temelinde eğitim ve kültür yatıyor. Psikeard’ın 61. sayısında Serpil Yandı Vargel’in yazısından bir alıntı bu konuda ışık tutan nitelikte… Aklın yolu birdir, ne yapalım, okusun da, kimin okulu olursa olsun deyip gönderdiğimiz okullardan çıkan sonuç aşağıdaki alıntıda aydınlanıyor gibi… ‘’Kültür anadilinden kazanılır. Aile içinde herkes herkese yalan söylüyor, kandırıyor, aldatıyor ise, bu ortamda yetişen çocuk için, yalan söyleme, kandırma normalize olur. Öğrendiği budur. Üstelik ötekini kandırmada aferin aldı ise, bu tür davranışlar pekişir. Sahtekarlık, ailenin anadilinde kurnazlık, iş bilirlik, becerikli olma, işi kotarma gibi desteklenen bir repertuara sahip olur. Bu çocuklar, ayaklarının üstünde değil de, ötekinin sırtına basarak yükselmeyi tercih edeceklerinden, gerçekte bedenleri güçlenmeyecek, kendilerine olan güveni tutsak kalacaktır. Güvensiz ve sahte cennetleri her an yıkıma açıktır. Her an, herkesin birbirini kandırdığı samimiyetsiz ortamlarda, kandırılmışlık hissi çok ağır gelir ve en temel ihtiyaç olan güven duygusunu imha eder.’’ Taze beyinler yukardaki alıntıda yazdığı şekilde doldurulunca, bilime doğruya fazla yer kalmıyor…    bize de bu gün dizimizi dövmek düşüyor. Aynı eğitim daha da kökleşiyor. Biz hala eli kolu bağlı seyirci olarak izlemeye devam ediyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/turkiye-nereye-dogru-gidiyor-siiri/</link>
<guid>2943085</guid>
<pubDate>2019-01-15T22:12:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Kahraman 2</title>
<description>  Başkan ‘’sıkıysa çıksın yalanlasınlar’’ demiş… Çok haklı; Yalan söylemek suç değil, Oyunu bozmak, yalanı açıklamak suç </description>
<link>https://www.antoloji.com/kahraman-2-2-siiri/</link>
<guid>2942756</guid>
<pubDate>2019-01-15T01:06:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Halat çekme yarışı</title>
<description> Okullarda veya bazı eğlencelerde ‘’ip çekme yarışı’’ vardır. Hemen hemen herkes bilir. Kimi ipe cani gönülden sarılır, kimi de kıçını sıkmaz asılıyormuş gibi davranır. ‘’Başkaları zorlansın onlar kazanınca zaten bende kazanmış olacağım.’’ Diye düşünür. Hatta canı gönülden asılanların sesi çıkmazken asılıyormuş gibi yapanların hırıltısı diğerlerini duygulandırır bile… Ama sonuçta asılıyormuş gibi görünenler, sayısal olarak ne kadar çok olsalar bile, asılıyormuş gibi görünenlerin sayısı da çok olunca azınlık ‘’ip çekme yarışı’’nı kazanır. Çoğunluk kaybeder… Kim ipin ucunu bırakırsa yuvarlanıp gider… İşte hayat da bu ‘’ip çekme yarışı’’na benziyor. ‘’Hayat mücadeleden ibaret’’ sözü çok doğru mücadele etmeyen, yani hayat ipine asılmayan yuvarlanıp gidiyor. Kendi avuçlarında ip izine razı olmayanlar, diğer yoldaşlarını aldatanlar, hem kendilerini ve hem de aynı mücadelenin parçası olanları süründürür. Mücadele edenlerin mücadelesi de mükafattan cezaya dönüşür. Acısını kendi kuşağı çektiği gibi kendisinden sonra gelen kuşaklar da çeker. Sendikalarda, partilerde, derneklerde, tüm sivil toplum örgütlenmelerinde böyle uyanıklar olduğundan, hep kaybeden taraf olduk. Hesaplar hep günübirlik çıkarlar üzerine kurulduğundan, doksan yıllık süreçte, en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark 1920’lerde 8-10 kat ile başlayarak, her 10 yılda bir istikrarlı olarak artmış ve bu gün en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark yaklaşık 150 kata kadar çıkmıştır. Şimdi kim zararlı çıktı? Kim kimi kandırdı? Mücadeleden kaçanlar, ‘’Başkaları mücadele etsin, kazanırlarsa nasıl olsa biz de faydalanırız’’ diyenler, insan gibi yaşayabiliyorlar mı? Pazara çıkarlar yüzleri asık, otobüste ayakta kalırlar yüzleri asık. Gençler yer vermiyor diye homurdanırlar. Gençleri suçlarlar. Siz zamanında mücadele etseydiniz bu duruma düşmezdiniz. Bu günün gençleri de yarın aynı duruma düşecekler. Çünkü onlar da mücadeleye uzak durmayı marifet sanıyorlar. Geçmişte yapılan hatalarımızdan ders alıp öz eleştirimizi yapalım. Kayıplarımızın kendi hatalarımızdan kaynaklandığını kabul edelim. Yanlıştan dönmenin tek yolu, aynı yanlışları tekrarlamamak… Onun için de hayatta hiç durmadan devam eden mücadelede kendimize düşen sorumluluklardan kaçmamak… Önümüzde mahalli seçimler var. Azınlık taraf, baskı, hile ve türlü oyunlarla seçimi kazanmaya çalışıyor. Sayısal çoğunluğu oluşturan biz ezilenler, horlananlar, yok sayılanlar birlik olamıyoruz. Ezilenlerin çoğunluğu mücadeledeki sorumluluklarından kurtulmak için çeşitli mazeretlere sarılıyorlar. Oysa hep bir olabilsek hiç zorlanmadan insan gibi yaşamanın önünü açabiliriz. Egemenlerin oyunlarına alet olduğumuzda herkes kendi günlük çıkarları için, geleceğini tehlikeye atmakta… Hani görevden atılanların akıbetine uğramak istemediği için susan akademisyenler, memurlar, bürokratlar, işçiler geleceğinizin garantisi var mı? Atılanların başı dik. Ya sizlerin? </description>
<link>https://www.antoloji.com/halat-cekme-yarisi-2-siiri/</link>
<guid>2942754</guid>
<pubDate>2019-01-15T01:03:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Savaş</title>
<description>     Savaş sonrası yapılan hesaplarda, ortaya çıkan sonuca göre, </description>
<link>https://www.antoloji.com/savas-225-siiri/</link>
<guid>2942745</guid>
<pubDate>2019-01-15T00:17:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Suçlu 2</title>
<description>  Bir şey yapmak için o şeye inanmak gerek Hiçbir şeye inanamıyorum ki ne yapayım? Neye inanayım? Yalanla donatılmışım, yalanla saklambaç oynuyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/suclu-2-2-siiri/</link>
<guid>2935584</guid>
<pubDate>2018-12-28T21:27:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Suçlu</title>
<description>  Bir şey yapmak için o şeye inanmak gerek Hiçbir şeye inanamıyorum ki ne yapayım? Neye inanayım? Yalanla donatılmışım, yalanla saklambaç oynuyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/suclu-119-siiri/</link>
<guid>2935580</guid>
<pubDate>2018-12-28T21:26:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Bilmece 2</title>
<description>   Doğuya, batıya, güneye, kuzeye, Ne çok hedef değiştirdi reyis bu ara Fiziken dik durup, manen baş eğe eğe </description>
<link>https://www.antoloji.com/bilmece-2-4-siiri/</link>
<guid>2935003</guid>
<pubDate>2018-12-28T00:48:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Seçimlerde adaylıklar konusundaki görüşlerim.</title>
<description> 1.	1965’ten bu yana siyasete şöyle veya böyle bulaşmış biriyim. Devlet kapitalizmin her bunalımında, baskısını kullanmıştır. Devlet partisi CHP de bu baskıların bir parçası olmuştur. CHP’nin solunda kalan kesim ise (Sosyalistler ve komünistler) CHP’yi kayıtsız şartsız desteklemişlerdir. Yani devlet baskısına karşı halkın örgütü olarak ortaya çıkanlar devlet partisinin peşine takılmışlardır. Yani devlet baskısını yedeğine girmişlerdir. Ben kendimi bildim bileli bu böyle olmuş ve CHP de buna alışmıştır. Kendi solunda, zemini sağlam bir oluşum olmayınca sürekli sağa kaymıştır. CHP’nin bu kadar sağa kaymasında, sosyalistlerin ve komünistlerin payı küçümsenemez. Bu böyle devam etmemeli… Bu şartlanmaya ‘’DUR!’’ demeli… 2.	Sağlam zemin demek, ilkelerin netliği ve bu ilkelerin hayata geçirilmesidir. Şimdi büyük şehirlerde CHP’nin adaylarına bir bakalım! Hangi açıdan AKP adaylarından üstün? Geçmişlerini araştırınca görüyoruz ki hepsinin kaynağı aynı. Seçimler iki parti arasında ya da iki ittifak arasında kritik olunca, evrensel ilkelere bağlıymış gibi görünmek için bir iki söze inanıp seçildikten sonra ötelediklerine, damgaladıklarına tarafsız mı davranacaklar? Seçim öncesi ilkeli olarak benimle ittifaka yanaşmayana ben nasıl güvenirim, nasıl oyumu veririm. Eminim ki, böyle bir durumda seçime katılma oranı düşecektir ve sonuç yine değişmeyecektir. Seçim öncesi politik alanda da HDP kan kaybedecektir. 3.	HDP seçimlere katılmayıp, CHP adaylarını destekleme kararı alırsa, bu gün ve gelecekte, kendisinin CHP’yi desteklediğine dair hiçbir belge olmayacağı için tarih sayfalarına, HDP için gerileme olarak tarihe geçecektir. Bu da AKP liderinin baskılarının başarısı olarak görülecektir. HDP’nin bütün baskılara karşın verdiği mücadele, gösterdiği direniş yine aynı zorbaların eline  teslim edilmiş olacaktır. 4.	CHP Yenikapı’da, mecliste dokunulmazlıkların kaldırılmasında ve sınır dışı operasyonlarda o iktidardaki partilerle aynı tavrı takınmadı mı? Bu seçim öncesi, üç beş kişinin olumlu konuşması ile unutulabilir mi? Kendi içinde, kendi üyelerinin bile, İnsan hakları beyannamesi sınırları içindeki konuşmalarına bile tahammül edemeyen partiye ben nasıl destek veririm? Her zor durumda, devlet partilerinden biri bir nebze daha liberal diye, ilkesiz, anlaşmasız böyle bir destek ülkemizde demokrasi açısından bir kazanım sağlamaz. Solda güçlü bir anahtar parti olmak istiyorsak, sınırları iyi çizmek lazım… Devlet partilerinin kuyruğunda demokrasi kazanılmaz. 5.	Sonuç olarak; Sağa karşı mücadelede beğenmediğimiz partilerin politikalarından da ders almalıyız. Bu sistem paylaşım üzerine kurulmuştur. Bu sistemde iyi niyet geçmez. Sistemin kurallarına uyarak hareket etmek zorundayız… </description>
<link>https://www.antoloji.com/secimlerde-adayliklar-konusundaki-goruslerim-siiri/</link>
<guid>2934138</guid>
<pubDate>2018-12-26T22:04:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Tartışmalar ve suçlamalar üzerine düşüncelerim</title>
<description>Doğan Yaldır'a cevap olsun diye...  Sanal medyada, Orta Doğudaki savaş nedeniyle sık sık duyduğumuz okuduğumuz yazıları okudukça üzüntü duyuyorum… Söz konusu Orta Doğu olunca, çok düşünüp az konuşmak ya da yazmak gerekiyor. Orada belki 60-80 millet, 30-40 inanç olduğu söyleniyor… Yazılıyor. Bu kadar farklı bir yapı üzerine, o bölgenin en tecrübeli gözlemcileri, siyasileri, akademisyenleri bile ihtiyatlı cümleler kullanırken, sanal ortamda, hemen bir tarafı suçlayacak düz mantıklı yazılar, suçlamaları doğru bulmuyorum… Orada bir savaş var, bu savaş hem içinde bulunan kişiler için, hem savaşın tarafı olarak gruplar, uluslar olarak ölüm kalım savaşı… Her grup hayatta kalabilme ve bu kalıcılığın sürekliliğini sağlamak için, kendine göre en doğru kararları vermek zorunda ve öyle oluyor… Tartışmanın konusu bu olunca, sabit fikirler geçersiz kalır. Orta Doğu’daki savaşın paylaşım savaşı olduğunu cümle alem biliyor. Paylaşmak isteyenler de belli. Emperyalist ülkeler. Herhalde buraya kadar katılmayan olmaz. Dünyaya göz attığımızda savaşların olduğu bölgeler genellikle, çok milletli, çok inançlı bölgeler. Yakın tarihte Orta Avrupa’da Sırplar Boşnaklar Pomaklar, Arnavutlar vs. boğuşturuldu… Şimdi Orta Doğu ve diğer Müslüman ülkelerde, diğer inançlarla olan savaşlar… Hepsi de geri kalmış ülkeler üzerine oynanan oyunlar… </description>
<link>https://www.antoloji.com/tartismalar-ve-suclamalar-uzerine-dusuncelerim-siiri/</link>
<guid>2929408</guid>
<pubDate>2018-12-19T22:03:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Yeni vatan</title>
<description>  Geleceği günlük çıkarlara feda ettiler Simgesinin aşkıyla öznesini verdiler Uykulu halimizi fırsat bilip Katar katar götürdüler </description>
<link>https://www.antoloji.com/yeni-vatan-siiri/</link>
<guid>2929405</guid>
<pubDate>2018-12-19T21:58:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Organik kaynak kanı</title>
<description>  Fıtratın kaynağını mı soruyorsunuz? Metan gazını patlatan ateş Tren kazasını yaptıran yağmur Yağmuru yağdıran ve metan gazını, </description>
<link>https://www.antoloji.com/organik-kaynak-kani-siiri/</link>
<guid>2925075</guid>
<pubDate>2018-12-09T23:21:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Derimizde gerimizde sağlammış</title>
<description>      </description>
<link>https://www.antoloji.com/derimizde-gerimizde-saglammis-siiri/</link>
<guid>2924525</guid>
<pubDate>2018-12-08T01:00:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Evrimsiz devrim</title>
<description>     Cübbeli Ahmet Hoca’ya hayranım </description>
<link>https://www.antoloji.com/evrimsiz-devrim-siiri/</link>
<guid>2923062</guid>
<pubDate>2018-12-04T20:45:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Oyyy! Oyyy! Oyyy!</title>
<description>  Her ölenin ardından ‘’Allah rahmet eylesin!’’ deriz, Ölümüze bile sahip çıkamaz, Allah’a havale ederiz Meclisten poşet 25 kuruş olsun diye yasa çıkar da, Öldürülenler için araştırma yapılmasına izin çıkmaz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyyy-oyyy-oyyy-siiri/</link>
<guid>2921741</guid>
<pubDate>2018-12-01T02:00:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>İstikrar 3</title>
<description>  Herkes yalan söyler ve sözünde durmazsa, hayatın normal akışı bozulur… Herkes küfür eder ve küfür etmezse hayatın normal akışı bozulur… Herkes kadını döver ve dövmezse hayatın normal akışı bozulur… Herkes hırsızlık yapar ve hırsızlık yapılmazsa hayatın normal akışı bozulur… </description>
<link>https://www.antoloji.com/istikrar-3-2-siiri/</link>
<guid>2920095</guid>
<pubDate>2018-11-27T02:14:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Hammm</title>
<description>''Bir hayvan kendini savunabileceğine inanmadığı andan itibaren yok olur. Doğada da tarihte de bu böyledir.'' Çoğunluk kahvelerde oyun oynarken, ‘’Lan bu kadar zam geldi kimsenin kılı kıpırdamıyor.’’ Diyebiliyor. Bizim koruyucu fedailerimiz, eğitimli müfrezemiz mi var bunun için? Sen kıpırdamazsan başkaları ne diye kıpırdayacak? Biz olamamanın, hep ‘’BEN’’ olmanın dışa vurumu…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hammm-siiri/</link>
<guid>2920089</guid>
<pubDate>2018-11-27T01:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 <item>
<title>Hammm 2</title>
<description>''Bir hayvan kendini savunabileceğine inanmadığı andan itibaren yok olur. Doğada da tarihte de bu böyledir.'' Çoğunluk kahvelerde oyun oynarken, ‘’Lan bu kadar zam geldi kimsenin kılı kıpırdamıyor.’’ Diyebiliyor. Bizim koruyucu fedailerimiz, eğitimli müfrezemiz mi var bunun için? Sen kıpırdamazsan başkaları ne diye kıpırdayacak? Biz olamamanın, hep ‘’BEN’’ olmanın dışa vurumu…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hammm-2-siiri/</link>
<guid>2920090</guid>
<pubDate>2018-11-27T01:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Halil</author>
</item>
 </channel>
</rss>
