<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mahmut &#214;zkoca Şiirleri
</description>
 <item>
<title>MAHMUT ÖZKOCA ve  “ BEŞİ BİR YERDE” Sİ  (Ali Erdemli-Türkçe Öğretmeni)</title>
<description>Onu tanıdığımda Bekçiler Fedai Kebiz İlköğretim Okulu’nda çalışıyordu. Fethiye Milli Eğitim Müdürlüğü, ilçemizdeki okullardan gelecek öğrenci ve öğretmen yazılarından oluşacak “ Milli Eğitim Fethiye” dergisi çıkarmayı planlayınca, derginin genel yayın yönetmeni olarak onu görevlendirmişti.   İlk sayısı çıkıp da dergiyi incelediğimde, benim de bu dergiye bir şeyler katabileceğimi düşündüm. Derginin gönüllülük esasına dayalı bir çalışma sistemi vardı. Yani dergiye gelen yazıları inceleyen, değerlendiren, düzelten öğretmenler görevlendirilmiyor, isteyen öğretmen Fethiye Öğretmen evi’nde yapılan haftalık toplantıya katılabiliyordu. Ben de bir Cumartesi günü katıldım derginin inceleme kuruluna. Oradaki öğretmen arkadaşlarla ve Mahmut  Özkoca’yla iyi bir diyalogumuz oldu. Üç sayı daha çıktı aynı ekiple, “ Milli Eğitim Fethiye” dergisi. Sonra ara verildi.  ***  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mahmut-ozkoca-ve-besi-bir-yerde-si-ali-erdemli-turkce-ogretmeni-siiri/</link>
<guid>1434727</guid>
<pubDate>2010-08-05T14:22:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Çoğu Gitti Azı Kaldı (Düz Yazı)</title>
<description>Ben, yıllardır aynaya bakıp yüz binleri bulan sorularımı soruyorum. Hiç bıkmadan soruyorum. Ne vakit buğulu bakışlarımın aynada yansımasını durdurabileceğimi ve ne vakit içimin ürpermesiyle tutacağım ellerin sıcaklığını yüreğimin dehlizlerinde hissedeceğimi bilmeden hep soruyorum.  Artık soru sorma zamanı değil, anladım. Şimdi yıllarca aynaya bakıp sorduğum sorularla kaybettiğim yıllarımı nasıl geri getiremeyeceğime kafa yormak yerine bu an senin ellerinin rengini, sözlerinin rengini, bakışlarının rengini görmek istiyorum. Bırak yalnızlıktan, yalnızlık sözcüğünden bile ürker oldum. Artık kırkım çıkıyor. Bir garip oluyorum, özlemlerime özlem duyamıyorum. Sevgililerim bir bir siliniyor hafızamdan. Anılar anılarda yok oluyor. Yeni bir hayata yelken açıyorum. Ama o korktuğum sözcüğü söylemeden, bir sıcak avuç içine alınsın istiyorum ellerim. Akşamdan akşama bir kadehe doldurup kanımı içiyorum, sessizlik ve hiç kimsenin olduğu dakikalarda yarına umut bakınıyorum içimde ve umutla acı arasına sıkışmış yarınlarıma şarkı besteliyorum do majör gamında. Yeni bir sabaha yeni bir dünyaya uyan diyorsun ya, çok kolay söylemesi ve sen de buna inanmıyorsun biliyorum. Soruları kendime sormaktan vazgeçiyorum şimdi sana soruyorum söyle bakalım kendimi anlatmakla düşüncelerimi anlatmak aynı şey değil mi? Ki kendimi inşa etmek için kendi içimde yarattığım, geliştirdiğim düşüncelerle bunu yapmadım mı? Yani düşüncelerim aynı anda kendim değil mi? Düşüncelerim yerine kendimi anlatsam sana, yine karşına düşüncelerim çıkmaz mı? Eğer dediğin gibiyse düşünceler yerine kendimi anlatmak – öyleyse desene ben yalnız değilim. Bir düşüncelerim var bir de kendim. Böylece o soğuk sözcükten kurtulmuş mu olurum? Katılıyorum sana, sevgi, çetindir ve yalnızlığın baş edemediği bir savaşçı… </description>
<link>https://www.antoloji.com/cogu-gitti-azi-kaldi-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>1434726</guid>
<pubDate>2010-08-05T14:20:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşam Sırrı ve Sevgi Denizi (Düz Yazı)</title>
<description>Bir başınalık  durumlarımda en çok yaptığım, gündelik yaşantımı sorgulamaktır. Bazen de boş (kimilerine göre)  işlerle  ilgileniyorum. İşte bir boş iş(!) …  60 yaşına kadar ömür süren bir insan ortalama 21900 gün yaşıyor. Yani 525.600 saat.. Bu 21.900 günün 7.475 gününü yani  179.400 saatini ortalama olarak uykuda geçiriyor. Yine ortalama 7.475 gün ve 179.400 saatini bir işte çalışarak, 21.900 saatini yemek ve tuvalet derken yaşamış oluyor. 0-12 yaş olarak çocukluk dönemi ile ergenlik dönemi arasında ise 4.380 gün  ve 105.120 saati gidiyor. Eğer gündelik yaşamını bilinçli kullanıyorsa yani  boş vakti olduğuna inanmnayıp başta kendine ve çevresine yararlı işlerle vakit geçiriyorsa bunu da en az 21.900 saat olarak düşünüyorum. Böylece bakıyorum geride ne kalmış?  60 yıllık yaşam olan 525.600 saatten geriye 507.320 kalıyor. Kısacası  18.280 saat (762 gün)  yani 2 yıldan biraz fazla bir yaşam süresi kalıyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasam-sirri-ve-sevgi-denizi-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>1434724</guid>
<pubDate>2010-08-05T14:18:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Karga Kral  (Masal)</title>
<description>Bir varmış bir yokmuş, yeni zamanlarda evrenin bir gezegeninde, gezegenin bir yerinde bir orman varmış. Bu ormanın kralı ise kargaymış. Ormanın kralı karga olur mu demeyin. Bu gezegende ormanların kralları hep kargaymış. Karga kral bir gün yanındakilere ormanın kralı nasıl olduğunu anlatmaya başlamış;   Bundan uzun yıllar önce bizim ormanın da kralı başka gezegenlerde olduğu gibi aslandı. Aslan ormandaki ahaliyi çok iyi idare eder ve onların haklarını birbirlerine yedirmezdi. Nerde bir adaletsizlik varsa kral o adaletsizliği yapanı cezalandırır ve haksızlığa uğrayanlara kol kanat gererdi. Benim büyük büyük büyük büyük karga dedem de tam o vakitlerde aslan kralın yanında baş danışmanlığa kadar yükselmişmiş. Dedemin ise tek hayali kral olmak ve herkese emirler yağdırmakmış bu düşünce ile karga dedem aslan krala bir demiş ki (yüce kralım siz ki büyük bir savaşçısınız, siz ki bütün hayvan kardeşlerimize hoşgörülü davranır, başka ormanların kralları ve ahalisine karsı ise diyalog ile kardeşliğin olmasını sağlamaya çalışırsınız. Siz ki gezegende ve başka gezegenlerde yardıma muhtaç olan hayvan kardeşlerimize kesenizden bile verirsiniz. Gelin siz bana krallığı verin, sadece bir gün ben kral olayım da gözüm açık gitmesin. Aslan kral bu sözleri dinlerken gözyaşları içerisinde kalmış ve koca aklı başında aslan kral bir anlık gafletle gaza ve “tamam bre karga seni bir günlüğüne kral ilan ediyorum” demiş. Karga dedem hemen demiş ki; “ama kralım her dediğimi yapacaklar demi? ” aslan kral da en güvendiği adamlarına demiş ki (bir gün boyunca kral kargadır, o ne derse o olacaktır)  karga, kral olduğunu denemek için bir emir vermiş ve hemen yapılmış. Sonra aslan kralın derhal öldürülmesini ve onun soyundan gelenlerin de hemen tutuklanmasını istemiş ki şaşkınlığı geçmeden öldürülmüş. Soyundan gelenler de tutuklanmış ve o maden ocaklarında köle olarak çalıştırılmaya başlanmış ve hani şu insan denilen yaratıkların bir sözü var ya (buna kargalar bile güler.)  dedem tarafından gerçekleştirilmiş. Bitmedi bir de o görüntüleri insana benzeyen yaratıklar bu olaya bir şey daha diyor. (besle kargayı oysun gözünü.)  İşte karga kardeşlerim bizim krallığımız böyle başlamış, o salak aslan orman devletinin nasıl idare edilmesi gerektiğini iyi bilirmiş bilirmiş ama bir anlık gafletin bedelini o koca orman ahalisi ödemiş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/karga-kral-masal-siiri/</link>
<guid>1434718</guid>
<pubDate>2010-08-05T14:05:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Mutlular Ülkesi  (Masal)</title>
<description>Bir yokmuş, hep yokmuş, hiç olmamış.. Evrenin bir gezegeninde, gezegenin bir ülkesinde kendi çıkarını düşünmeyen, akıllı, iyi kalpli insanlar yaşarmış. Bu ülkenin kralı da tıpkı insanları gibi iyi kalpli, akıllı ve kendi çıkarını düşünmezmiş.  Ülkede insanlar sabahları işlerine giderken, birbirlerine “iyi sabahlar efendim, sağlık afiyettesinizdir umarım” gibi güzel sözler söyler, yüzlerinde de hep tebessüm olurmuş. Kral da sabahları evinden dışarı çıkar çevresindeki işyerlerini ziyaret ede ede onların hatırlarını sora sora, bir sıkıntısı olanı var ise paylaşa paylaşa tezgâhının başına gider imiş. Bizim kral bir seyyar satıcıymış. Koca ülkenin kralı seyyar satıcı mı olur demeyin. Bu ülke de tüm insanlar dürüst, çalışkan, akıllı, erdemli insanlarmış. Kral olanla olmayanı kimse ayırmazmış. Kral olmak için de kimse çaba harcamazmış. Çünkü kral olmak aslında bir cezaymış. Bizim kral da bir gün yolda gördüğü kirli gri pis bir kediyi sevmeden ona şefkat göstermeden geçip gitmiş de sonra hatasını anlayıp ülkenin halk meclisine durumu anlatıp  “ey beni kendilerinden ayrı görmeyen dürüst kardeşlerim bir hata yaptım, gri pis bir kediyi okşamadan, ona şefkat göstermeden geçip gittim. Bana ceza verin” demiş de, halk da ona ceza olarak, “bundan sonra kral olacaksın ve halk seni gördüğünde, şefkati, merhameti ve sevgiyi hatırlayacak” demiş. İşte böyle kral olmuş o gün bugündür.  Ülkenin adı tüm gezegende duyulmuş. Bir gün bizim ülkeye bir heyet gelmiş. Heyetin başındaki adam bizim kralın sarayını sormuş. Adı Mustafa olan bir halk “ buyur saray mı dediniz? Saray da ne ola ki, bizim kral sarayda oturmaz, sizin adınız nedir” demiş. Heyetin başı “benim adım YALANCI” demiş. Mustafa “YALANCI ha o ne demek bizim buralarda hiç böyle isim yok.” YALANCI; “yalan söyleyen, hile yapan, fitne, fesat çıkaran, dedi kodu yapan, insanlar arasında bozgunculuk, bölücülük yapanlara verilen addır” demiş. Mustafa; “hımm neyse, bizim kral orada duruyor bak” deyip YALANCI’yı kralın yanına göndermiş. YALANCI, kralın yanına geldiğinde hayret etmiş seyyar satıcı olmasına ve demiş; “siz bu kadar zenginliği olan bir kralsınız, saraylarda yaşamak, saltanat sürmek varken, ne diye böyle ırgat gibi çalışıyorsun” kral, heyete; hoş geldiniz, dedikten sonra şunları söylemiş; “krallığı bana halk verdi. Bana krallığı kim verdiyse kral odur. Gerçek saray ise halkın kalbidir. Saltanat sürmeye gelince; ben dürüst, şefkatli, merhametli ve paylaşımcı oldukça halkın kalbinde saltanat sürerim hem öldükten sonra bile” demiş. Bu sözleri duyan YALANCI’nın içinde bir gariplik olmuş ve demiş ki; ” ey yüce kralım izin verin ben de sizin ülkenizde yaşayayım. Sizler gibi mutlu ve huzurlu olayım.” Kral, “bizim ülkemizin kapısı herkese açıktır buyurun” demiş. O günden sonra YALANCI, kralın ülkesinde yaşamaya başlamış. Önceleri o da seyyar satıcılık yapmayı denemiş, olmamış. Başka işler denemiş olmamış. Baktı ki bu ülkede herkes dürüst, kendisi iş yapamayacak, azar azar tezgâhında sattığı ıspanaklara morfin sürmeye başlamış. Halk ıspanakları sürekli tüketir olmuş. Kralın tezgahından halk alış veriş etmez olmuş. YALANCI bununla da kalmamış, zencefillere, dereotuna ve her sattığı sebzeye uyuşturucular koymuş. Kralın işleri iyice bozulup aç kalmış. Bir gün YALANCI’ya “ sizin sattığınızla benim sattıklarım aynı niye sizinkileri alıyor halk anlamadım” demiş. YALANCI da; kralım alın siz de satın, sizin yardımınızı çok gördüm vaktiyle” demiş. Kral sebzeleri satmaya başlamış. Bu arada YALANCI seyyar satıcılığı bırakmış daha büyük işler yapmaya başlamış ve “kral, sattığı sebzelere morfin koyuyor sizleri aldatıyor, uyuşturuyor, kralınız sizin iyi niyetinizden istifade ediyor, sizin şefkatinizi, merhametinizi hak etmiyor” diye söylentiler çıkarıyormuş. Halk da beyni uyuştuğundan ne yaptığını bilemez olmuş ve bir gün halk kralı öldürmüş. Bizim ülkede “öldürmek” ne demek, kimse bilmezmiş o güne kadar. Kralın ölümüyle birlikte ülkede kimse kimseye selam vermez, iyi sabahlar demez, hatır sormaz, yardımlaşmaz olmuş. Ülkenin tüm zenginliklerinin sahibi YALANCI,  bununla da kalmayıp kedini kral ilan etmiş. Bizim kralı, adına sürülen lekeden kurtarmaya çalışan olamamış, tüm halk uyurgezer olmuş. Başlarındaki YALANCI kral, ülkenin tüm insanlarını kendine benzetmiş. Ülke karışıklıklar içerisine düşmüş. Tüm bunlar olurken Mustafa, ticaret için gezegenin bir başka ülkesindeymiş, kendi ülkesine dönüp halkın ve kralın başına gelenleri öğrendiğinde o koca ülkede doğruyu bilen ve yapacağı şeyi bilen bir tek kendisi olduğunu anlamış ve “halkımı YALANCI’ dan kurtarmalıyım, kardeşlerim yine mutlu, huzurlu yaşamalı, kralımızın adını temize çıkarmalıyım” demiş... </description>
<link>https://www.antoloji.com/mutlular-ulkesi-masal-siiri/</link>
<guid>1434716</guid>
<pubDate>2010-08-05T14:03:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>BİR TÜRKÇE SEVDALISI: Mahmut ÖZKOCA  (Coşkun Karabulut)</title>
<description>Sevgili dostum Mahmut ÖZKOCA, yeni yayınlanan 5 kitabı ile gündeme oturdu. Kitaplarının tanıtımını ise farklı bir anlayışla ve çok güzel bir mekanda yaptı. Mekan dediğim yerin adı da zaten MEKAN CAFE. Çok güzel düzenlenmiş, canlı müzik eşliğinde, insanı çok ötelere götüren bir mekan. Dostları onu yalnız bırakmadı. Kalabalık bir şair, yazar ve gazeteci topluluğu ile arkadaşları bu anlamlı ve mutlu gününde onun sevincini paylaşmak için hazır bulunuyorlardı.   Yazarın yeni çıkan kitapları arasından Yorumlu Yorum üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ama önce Mahmut ÖZKOCA’nın Türkçe sevgisi üzerine bir şeyler söyleyeyim. Nerede bir Türkçe dil yanlışı görse onun üzerinde sonuna kadar durur ve o yanlış düzelinceye kadar bu tutumunu sürdürür. Bunlardan bir tanesi SAÇ BÖREĞİ ile ilgiliydi. Fethiye’nin neresine giderseniz gidin bu yanlış bütün işyerlerinin tabelalarında bulunmakta. Haydi işyeri sahibi bilmiyor, tabelacıların biraz Türkçe bilmesi gerekmez mi? Hiç biri mi bilmez? Aslında, demire benzeyen, tenekenin sertleştirilmişi olan SAC üzerinde yapılan börek olması nedeniyle SAC BÖREĞİ olması gerekirken, sanki kıldan, tüyden yapılmış gibi SAÇ BÖREĞİ olarak her yerde yazılıp durmakta. İşte bu yanlışı düzeltti Mahmut ÖZKOCA. Aldı eline fırçayı- boyayı Saklıkent tarafındaki bütün işyerleri önündeki tabelaları düzeltti. Ben de ona söz vermiştim Ölüdeniz ve Kayaköy tarafındakileri düzeltmeye. Bugün yarın biz de kendi bölgemizdeki tabelaları düzeltmeye başlayacağız.  İşte Mahmut ÖZKOCA gördüğü bu gibi yanlışları Gerçek FETHİYE gazetesindeki YORUMLU YORUM köşesinde sürekli dile getirir.(“Her zaman dile getirir” demiyorum çünkü “zaman” ı tasarruflu kullanmamızı ve olur olmaz yerde kullanmamamızı öneriyor kendisi!)  Köşesinde yayınladığı bu yazılardan bir kısmını YORUMLU YORUM adıyla kitaplaştırmış. Yukarıda sözünü ettiğim dil ve anlam yanlışlarını kitabının “Zaman Vakit ve Aşk” bölümünde irdeliyor. “Zaman” ın yanlış kullanımı; “numara” nın kısaltılmışı olarak “nu” kullanılması gerekirken, neden Fransızca “nombre”nin kısaltılmışı olan “no” nun kullanılışı; ve neden Türkçe olan “Cankurtaran” yerine “Ambulans” ın kullanılışını sorguluyor haklı olarak Mahmut ÖZKOCA. Yazar Feyza HEPÇİLİNGİRLER de, Cumhuriyet Kitap Eki’ndeki köşesinde, Mahmut ÖZKOCA’ nın bu çabalarından övgüyle söz etmişti.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-turkce-sevdalisi-mahmut-ozkoca-coskun-karabulut-siiri/</link>
<guid>1434715</guid>
<pubDate>2010-08-05T14:01:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Günlüklü de Gün (Düz Yazı)</title>
<description>Hep diledim, hep istedim, hep yol gözledim...  Çocukluğum düştü önüme, eğilip aldım yerden gençliğimin eline verdim..  Günlük  (sığla)  ağaçlarının karanlığında gece üstümü örtmüş yılların özlemlerini arzularını bir bir yerden yere vuruyor hafiften esen ince ve sevgi dolu rüzgâr.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunluklu-de-gun-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>1434712</guid>
<pubDate>2010-08-05T13:57:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Flanca Bey (Masal)</title>
<description>Bir varmış bir yolkmuş. Yeni zamanlarda bir şehrin uzak bir köyünde bir medresenin Falanca Bey’i varmış. Bu Bey, beraber çalıştığı insanları hiç dikkate almazmış. Padişahın emirlerini kendi anlayacağı hale getirmeden ve istediği sonucu alacağından emin olmadan kimseciklere söylemezmiş. Hatta bazen ne söyleyeceğini de unutur diğer halk mağdur olurmuş.  Köyün ahalisi medresede eğitim-öğretim gören çocuklarından bihaber yaşar, onların ihtiyaçlarını görmezler, neden? Diye soranlara da “akçemiz yok ki? ” derlermiş. Ama boşa harcadıkları akçeleri söylemezlermiş. Medresedeki çocuklar pırıl pırıl gözlerle muallimlerine bakar ilim öğrenmek için çırpınırlarmış.  Gel gelelim medresenin uzun yıllardır Bey’i olan falanca Bey, hep güleç yüzü ile herkese mavi boncuk dağıtırmış. O yüzden kimseler de medresede ilim öğrenmek için bekleyen çocukları görmezmiş. Orada okuma yazma- bilgi öğrenmek isteyen sübyanların kimilerinin ayaklarında giyecekleri çarıkları bile yokmuş. Muallimlerin bazıları kendilerine verilen akçelerin bir kısmı ile sübyanların ihtiyaçlarını gidermeye çalışırmış ama falanca bey “bunlara çok yüz vermeyin, bunlar adam olmaz” dermiş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/flanca-bey-masal-siiri/</link>
<guid>1434710</guid>
<pubDate>2010-08-05T13:54:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Artık sevmiyorum!</title>
<description>gözlerimi gözlerinden kaçırıyorsam  gecenin karanlığında  göz yaşlarım ellerimi ıslatıyorsa  </description>
<link>https://www.antoloji.com/artik-sevmiyorum-7-siiri/</link>
<guid>1434677</guid>
<pubDate>2010-08-05T12:37:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Bizdik</title>
<description>bizdik  henüz içimizde kin, nefret yoktu yüzümüzde ne ıstırap ne umutsuzluk izleri taşırdık.. kavgalar anlamsızdı yolumuzun uzayan yerlerini gülerek geçerdik. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bizdik-7-siiri/</link>
<guid>1434669</guid>
<pubDate>2010-08-05T12:20:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Olduğumu O An Anladım</title>
<description>Ağlayarak doğdum,gülmeyi öğrendim Konuşmayı,koşmayı,sevmeyi sevilmeyi Okumayı yazmayı,kavgayı öğrendim Ekmek tutmayı,terketmeyi,terkedilmeyi. Büyüdükçe hayallerim, küçüldü dünyam Aşkı tattım ne olduğunu anlayamadan </description>
<link>https://www.antoloji.com/insan-oldugumu-o-an-anladim-siiri/</link>
<guid>1296981</guid>
<pubDate>2009-12-03T08:33:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Dörtlük</title>
<description>bedenim sadık bir köpekti  ruhum metresin  gözlerimiz hep gülecekti  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dortluk-92-siiri/</link>
<guid>1283745</guid>
<pubDate>2009-11-07T21:00:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Keskin Bakışlı Çocuk (Masal)</title>
<description>Bir varmış bir yokmuş, yeni zamanlarda evrenin bir gezegeninde, gezegenin bir yerinde büyükçe bir ülke varmış bu ülke kocaman bir denizin ortasındaymış ve o gezegendeki başka ülkelerden çok uzaklardaymış. Ülkenin kralının yüzünde bir maske varmış, kralı maskesiz hiç kimse görmemiş. Kral çok zalimmiş fakat zalimliliğini öyle güzel gizlermiş ki herkes onu görünce elpençe divan durur “haşmetli kralıma boynum kıldan incedir, efendim kimler gelmiş buyursunlar, kral hazretleri evim arazilerim her şeyim size feda olsun” derlermiş.  Kral uçan halısına binip başka ülkelere gittiğinde, gittiği ülkelerde o ülkelerin kralcıkları yüzlerini yerlere sürer başlarını eğmekten buyunları tutulurmuş. Kralcıklar kendi ülkelerindeki insanların kazandıklarını zalim krala verirmiş. Zalim kral bütün dünyaya eşitlik getirecekmişmiş. Herkes ona inanmak istermişmiş. Çünkü kralcıkların ülkelerinde insanlar düşünme özürlüymüş. Neden? Nasıl? Gibi soruları sormazlar, hep ne gelirse tanrıdan gelir, derlermiş. Böylelikle iyice tembelleşmişler. Tembellikle de kalmamışlar ellerindeki tarım arazilerini küçük küçük parçalar halinde satmışlarmış. Yıllar sonra o küçük küçük satılan araziler öyle büyümüş ki zalim kral artık o ülkelerin de kralı gibi olmuş. Oysa zalim kral kendi ülkesindeki insanları siyah beyaz diye ayırırmış, aynı yerlerde oturtmazmış. Siyahları daha insan bile görmezmiş. Siyahlara işkenceler yaparmış. Hayvanlara yem yaparmış. O sıralar zalim kralın ülkesinde siyah bir kadın ilk defa özgürlük hareketini başlatmış.  Gezegenin ortalarında ise üç tarafı denizlerle çevrili yeşili mavisi ile çok şirin bir ülkede insanlar mutlu yaşarmış. Başlarında ise kral yokmuş. Bu ülkenin insanları mavi gözlü sarışın, çok mu çok zeki, çocukları çok seven onlara bayramlar yaptıran, halkının mutluluğu için önce kendi çalışan biri varmış bu adamı herkes çok severmiş. Zalim kral ne yaptıysa bir bu ülkeyi ele geçirememiş. Bu arada zalim kral hakkında şunlar söyleniyormuş: (zalim kral var ya, pisikopatın tekidir ha./ yok ya o çocukken damdan düşmüş de kafası kırık./ yok yok o kendini tanrı sanıyor.)  bunun gibi şeyler işte.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/keskin-bakisli-cocuk-masal-siiri/</link>
<guid>1283744</guid>
<pubDate>2009-11-07T20:59:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Yüzden Şairim Bugün (düz yazı)</title>
<description>imparatorluğun çöküşü... film içinde film oynanıyor. bu çöküşün ardında hiç bir şey ümit ışığı yakmıyor...  işte, bu yüzden şairim bugün!  kara gözlerinde bütün bir evreni görmüş olmam ve o evreni bir şişe şaraba değişmemi nasıl anlatabilirim?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-yuzden-sairim-bugun-duz-yazi-siiri/</link>
<guid>1283734</guid>
<pubDate>2009-11-07T20:47:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Aşka Gidelim</title>
<description>gelin insanlar aşka gidelim  muhabbete şevke gidelim  şarabın kanıyla yıkanıp  </description>
<link>https://www.antoloji.com/aska-gidelim-2-siiri/</link>
<guid>1250192</guid>
<pubDate>2009-09-06T12:14:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>İyi Geceler</title>
<description>iyi geceler  iyi uykular  güzel rüyalar gör..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iyi-geceler-30-siiri/</link>
<guid>1250191</guid>
<pubDate>2009-09-06T12:12:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Güzeldi</title>
<description>güzeldi, güzeldili günleri anmak, uzun sıyah saçlarını özgürlüğüne bırakman güzeldi boğazıma düğümlenen kelimeler tutsak, ellerimizi gözlerimizden akan yaşlara açmak, keşkeli günlerin ıstırabını yaşamak, ne kadar korkunç bir duyguydu, yine de güzeldi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzeldi-11-siiri/</link>
<guid>1106866</guid>
<pubDate>2009-01-22T13:54:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Güneş Işığını Gizlerken -I-</title>
<description>Güneş ışığını gizlerken Sevdim seni. Karanlığımın karartıları Bir bir terk ediyordu. Kalbim ellerinde eriyordu Ağır ağır süzülüyordu martılar </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunes-isigini-gizlerken-i-siiri/</link>
<guid>446371</guid>
<pubDate>2006-05-05T15:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Bengisu</title>
<description>Sen dünyaya gelecek saatlerde baban’ ı, em 1 de nöbet tutuyordu. Gözleri yağmursuz aydınlık gecelere bakan Tek varlığını umutla bekliyordu.  Senden çok uzaklarda seninle, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bengisu-4-siiri/</link>
<guid>429508</guid>
<pubDate>2006-04-18T22:02:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 <item>
<title>Benimle Hem Dem Ol!</title>
<description>Benimle hem dem ol!  Gel, gönlümün sultanı ol! Yaşam kayıyor ellerimizden, Gir kalbime! Mutlu ol!  Sukunet bizde bol, </description>
<link>https://www.antoloji.com/benimle-hem-dem-ol-siiri/</link>
<guid>429502</guid>
<pubDate>2006-04-18T21:55:00+03:00</pubDate>
<author>Mahmut Özkoca</author>
</item>
 </channel>
</rss>
