<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mahir &#199;i&#231;ek Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Hüzünlü Çeşmeler</title>
<description>Suyumuz yoktu susuzdu evlerimiz,   Özünden akardı billur gibi tertemiz.              Bir zamanlar ne güzel akardınız,                        Güldür güldür, sokak çeşmelerimiz. Bağlarımızda kar sarnıçlarımız,   Derelerimizde esvap yunaklarımız, Mahallelerimizde hamamlarımız.          Zaman içinde hayatımızdan neden çekildiniz,                 Direnemediniz yıkıcı zamana,                Anladık ki yenilgiyi kabullendiniz.                Bize sadece anı olarak bıraktınız o günleri,       Pöğreğinizden akarken şırıldayan sesinizi.                                                       Önce sokağınızı sonra kaybettiniz mahallenizi.                                                      Var olma mücadelesin de ayakta kalmayı başaranlarımızdan,                                         Sarnıçlarınızın yunak ve hamamlarınızın,                                          Canına okudu defineciler ile serden geçtilerimiz.                                                 Sizleri koruyamadık kalanlarınızı da korumakta  geç kaldık.                     Çoğunuzun acı sonuydu sessizce gitmek,  Unutulmuş olanlarınızın da yalakları içinde,                                                    Ateş yaktı ayyaş serseriler kararıp islendiniz.       Kültürümüz medeniyetimiz'diniz siz,                          Sokağı yok olmuş virane evler arasında,          Yıkılmadım ayaktayım der gibisiniz,             Anılarımızda kaldınız çeşmelerimiz.                               Pöğreğinizden suyunuz akmasa da,         Sizin için özümüzden özünüze akasınız diye,      Akıttığımızı bilin isteriz hüzünlü çeşmelerimiz. mcicek 030612 </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzunlu-cesmeler-siiri/</link>
<guid>3589275</guid>
<pubDate>2024-06-12T11:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Özledim</title>
<description>Masumluğun bulut olup yağdığı,                                                            Sorunsuz geçen dünyamı özledim.                                                           Borcu harcı gamı kederi bilmeden,                             Güzel geçen günlerimi özledim.                                                                                                                                    Gök yüzünde salınan uçurtmamı,                                           Rüzgarın peşinde salınıp giden,                                    Kaçan şeytan uçurtmamın ardından,               Burnumu çeke çeke ağladığım, Hüzünlü çocukluğumu özledim.                                                     Ele avuca sığmaz afacanı,                                                     Maviliğe aldanıp ardından giden,                                Bir daha geri dönmeyen çocuğu                                                           Geçip giden günlerimi özledim.                     mcicek 100922 </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozledim-1090-siiri/</link>
<guid>3552128</guid>
<pubDate>2024-02-10T22:26:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Sarı Pabuç</title>
<description>Fotoğrafta da ayakkablarını bağrına basarak sevinen çocuk, bana çocukluğumda, bir tekini sel suyuna kaptırdığım sayası sarı renkli ayakkabımla ilgi anımı anımsattı. Sanırım beş, altı yaşlarımdaydım, kalabalık aile içerisinde amca hala çocuklarıyla beraber büyüdüm. Yeni ayakkabılarını bağrına basan çocuğu görünce , o günleri, çocukluğumu hatırladım, paylaşmak istedim.                                            - Amcam ile babam Orta Anadolunun kırsal kasabalarından birinde tarla, bağ bahçe işleriyle uğraşırken birilerinin aklına uyarak, hani derlerya İstanbulun taşı toprağı altın misali, Ankara'nın Cebeci semtinde bakkal dükkanı açmaya karar verirler, kimseye haber vermeden giderler ve devraldıkları dükkanı açarlar. O yıllarda bakkal dükkanları q çerçi dükkanı gibi, ne ararsan her şeyin  bulunduğu dükkanlardı. Tezgah üzerinde kefeli terazi yanında veresiye defteri defterin cilt sırtına bağlanmış sabit kalemleri, tezgahın önüne sıralı dizilmiş cam kavanozlar içerisinde baklava dilimli çingene pembesi kızamık, akide, horozlu, aynalı şekerler ve son kavanozda yeşil ve kırmızıya boyalı pişmiş yumurta bulunurdu. Raflarda mes lastiği, şibidik terlik, dışarıya koyduğu sifonlu gaz yağı varili. Dükkan içerisinde yerde blok blok kaya tuzu. Yine tahta raflarda iğne iplik, tarak, horozlu ayna, gripin, daha neler neler bulunurdu. Bu ürünlerin dükkana sinen kokusuna bir de kauçuk, vanilya ve naftalin kokusu sinince, eh yani biz çocukları da hayal dünyasına götürürdü. İki katlı çörtenli kerpiç evlerin altında bulunan, akşam olduğunda kepenk sesiyle kapanan sinekli bakkallarımızâ rüyalarımıza girerdi. Biz çocuklar haşlığı bayramdan bayrama görürdük. Bakkal amcanın koyduğu yasak yüzünden dükkana tek başımıza giremez, ancak ebeveynlerimizin refakatiyle girebilirdik. Ebeynlerimizle beraber girdiğimizde, aynalı şeker horozlu şeker, akide şekeri, kırık leblebi,hannup almaları için vızıldardık. Gönülsüz olsalarda sonunda aldırırdık. Burnumuzu çeke çeke aynalı şekerimizi yalarken mutluluğumuz gözlerimizden okunurdu. Çocuktuk işte şekerden gayrı, senede bir zorlayarak olsa da tenekeden yapılmış oyuncak araba almalarına razı eder onunla vızıldayarak oynardık. Kıskanç sümüklü oyun arkadaşlarımızın oyuncak arabayı görünce suratları düşer, ağladı ağlayacak halde burunlarını çeke çeke evlerine giderdi. Oyuncak aldınız, bizim oğlanda istiyor sizin yüzünüzden zorda kaldık diye, elti eltiyle, gelin görümceyle dalaşırdı. Annelerimiz üç beş gün küser birbirleriyle konuşmazlardı. Babalarımız ise bu işlere bulaşmaz, günün yarısını bağ bahçe tarla tapan işlerinde, günün diğer yarısını köy kahvehanesinde domino taşıyla oyun oynayarak geçirirlrlerdi. O yıllarda kasaba ve köylerde hayat böyle geçerdi. İşte bu hayattan sıkılan babam ve amcam ticaretle hiç uğraşmamış olmalarına rağmen oyun arkadaşlarının dolduruşuna gelerek kimselere haber vermeden, hasattan elde ettikleri parayı da yanlarına alarak bakkal dükkanı açmak için Ankara'ya giderler . Ancak açtıkları dükkanın kazancı veresiye defterinde kalır.  iş yapamaz  duruma düşerler. Üç beş ay sonra sermayeyi kediye yüklerler. Posta treniyle her istasyonda dura dura on sekiz saatte evlerine dönerler . Babam,  annemiçin satılmayan yükte hafif gönül alıcı, filkete toka ayna tarak, pertev marka, kapağı çift minare kabartmalı, krem gibi malzemeleri hediye olarak getirir. O yıllarda henüz plastik oyuncaklar olmadığından kardeşime bir kaç bez bebek, bana da cam akide şekeri ile sarı sayalı altı ince kösele ayakkabı getirir. Amcam ise yaşıtım olan oğlu Ali'ye, sayası kahverenkli, tabanı kalın kauçukdan kışlık ayakkabıyı getirir. Çocuktuk işte, benim aklımın onun, onun aklının benim ayakkabımda olduğunu belliydi. Değişemezdik zira ben ona göre iri yapılıydım, ayak numaralarımız farklıydı. Ayakkabıma kıyamadığım için giymeyip saklıyordum. Yatarken yatağımın başucuna koyuyordum. Mevsim ilk bahardı, olayın olduğu gün çay kenarında bulunan bahçemize, hayvanlara ot yolmaya gitmiştik. Aniden hava karardı, fırtınanın ardından gök gürledi şimşekler çaktı. Fırtanaydı yağmurdu derken, çay sel sularıyla silme dodu taştı, nevar ne yok önüne kattıp götürüyordu. Ali, o gün giydiğim sarısayalı ayakkabımı istedi vermeyince ayakkabımın tekini çay"a fırlatıp attı. Ayakkabım sel suyunun üzerinde salına salına uzaklaşıp gitti. Ayakkabımı isterim diye ağlarken, kıskanç Ali gülüyordu. Ayakkablarımı ilk kez o gün giymiştim. Benim ısrarım üzerine sel suları çekilince, acaba kıyıda bir yere takılmış olabilir mi diye annemle çay yatağını belli bir yere kadar takip etmiştik ama bulamamışdık.                                                                                           Bu gün, hayalimde kalan o kavuniçi ayakkabımdan bulabilsem alır, ayakkabı için ağlayan gözü yaşlı bir çocuğu bulur onu sevindirir, ayakkablarına sahip çık çocuk, sakın kıskanç Ali'lere kaptırma derim. 240423 mcicek </description>
<link>https://www.antoloji.com/sari-pabuc-2-siiri/</link>
<guid>3498292</guid>
<pubDate>2023-08-12T16:38:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Hayatın Gerçeği</title>
<description> Soğuk bir kış günü Mithatpaşa caddesi üzerinde bulunan iş yerinden çıkmış, Bayındır sokağa odaklı yürüyen bir adam. Dokuz yaşlarında duvar dibinde, çıplak ayakla mukavva kutu üzerine oturtulduğu halinden belli olan, erkek çocuğunu görünce çocukluğunu hatırladı. O an içinin acıdığını hissetti. Çocuğa yaklaştı, onunla konuşmak istedi. Evlat neden çıplak ayakla oturuyorsun, çorabın ayakkabın yokmu senin. Çocuk adamın para vereceğini düşünerek mahçup tavır takınarak, paramız yok ki dedi. Adam bekle evlat yerinden ayrılma sakın, sana ayakkabı alıp geleceğim dedi. Çaresiz görüntü veren çocuk düşünceli başını öne eğdi. Adam Soysal pasajı arka giriş kapısından içeri girdi. Çocuk ayakkabısı satan dükkanlardan birinden, otuz yedi numara yarım boğaz miflonlu bot, bir çift çorap aldı. Hızlı adımlarla çocuğun bulunduğu yere geldi. Çocuk adamı görünce kuşkulandı ve Mithatpaşa Caddesine doğru koştu. Akan trafiğe rağmen yolun karşı tarafına hızla geçti. Dr. Mediha Eldem sokağın altında bulunan Kızılay binasına doğru koşarak uzaklaşmaya çalıştı.. Adam çocuğa almış olduğu hediye paketiyle arkasından hızlı adımlarla yürürken fısıltıyla, beden kaçıyor illa ki vermem lazım diyordu. Çocuğu sağlık sokak TED. koleji arka giriş kapısında yakaladı. Çocuk, amca ne olur zabıtaya götürme beni diye ağlayarak yalvarıyordu. Yok oğlum ne zabıtası, sana demiştim ya, ayağın üşümesin diye aldım bunları haydi giyin ve git dedi. Ayakları ıslak ve kirli olmasına rağmen çorabını, botunu giyinmesine yardım etti. Çocuğun mutlu olduğu yanağına düşen gülücükten belli oluyordu. Sağlık Sokak 1 den Ziyagökalp caddesine çıktı. Sağa döndü gözden kayboldu. Adam o an tekrar dilendiği yere gideceğinden emindi. Kestirme yoldan çocuğun dilendiği yere, ondan önce vardı. köşede bulunan telefon kulübesini siper aldı, onun beklediği yeri gözetledi. Biraz sonra çocuk aynı noktaya koşarak geldi, mukavvasının üzerine oturdu. Gözlerini yeni botundan ayıramadığı mutlu olduğu halinden belli oluyordu. Oturduğu yerin karşısında bulunan meyhaneden, orta yaşlarda saçı sakalı birbirine karışmış pejmurde kılıklı, kirli bir adam meyhaneden çıktı. Trafıği bağırarak durdurup caddenin öbür yakasına geçti. Çocuğa doğru yalpalayarak yürüdü. Neden yerinden ayrıldın ulan kafasız, bu ayakabıları kim verdi neden kabul ettin. Bu ayakkabıları ayağında görenler sana inanırda para verir mi hiç eşoğlu ... dedi. Bir taraftan da adamın aldığı hardal renkli edik botun üzerine yıpranmış kirli botlarıyla basarak kirletti. Durumu izleyen adam dayanamadı, yetişip çocuğu yüzsüz çirkef adamın elinden kurtardı. Kirli yüzsüz adam ortalığı vavelaya verip infial yaratmak için, ulan utanmıyormusun sabi çocuğa sarkmaya hayvan herif diye bağırıyor ağza alınmayacak küfürler savuruyordu. Aynı meyhaneden çıkan kendisi gibi ayyaş ekipden iki genç, sapık var lafı üzerine sokaktan geçen üç beşı kişiyle birlikte adamın üzerine yürüdüler. Kaş göz demeden adama tekme tokat giriştiler. Olay aleyhine dönmüştü, nw dese boştu. Olay büyürse kurtulma şansının olmayacağını bildiği için çareyi kaçmakda buldu. Yaptığı iyiliğin onu ne zor duruma düşürdüğünü geç de olsa anlamışdı. Takip edilme korkusuyla Atatürk bulvarından sıhhiye yönüne doğru kalabalığa karıştı. Zafer çarşısı merdivenlerinden tekrar iş yerine yakın Bayındır sokak, Selanik caddesi kesişiminde bulunan meyhanelerden birine, içkiyle arası olmamasına rağmen girdi. Cam kenarında yuvarlak küçük bir masaya ilişti. Henüz siparış vermemişti. - Birahanenin bitişiğinde bulunan beyaz eşya mağaza ortaklarından lise arkadaşı, sosyete dişçisi M.Olgan, randevulaştığı bir arkadaşına bakmak için içeri girdi. Nefes nefese saçı başı dağınık halde Adamı gördü. Hayırdır oğlum, bu ne hal böyle, ne işin var senin buralarda. Fısıltıyla kalK mağazada elini yüzünü yıkar kendine çeki düzen verir kendine gelirsin hadi kalk dedi. Adam, tamam gideriz de şimdi beni arıyorlar buradan çıkarsam yakalarlar. Otur bir kaç dakika anlatacağım dedi. Başından geçen olayı olduğu gibi anlattı. M. Olgan, bu ve bu gibi haksızlıklara tek başına çare olamazsın. Onun gibi çocuklar iç içe olan halkaların en küçük halkası durumundalar. Kaldı ki sen en dışa aşama yapmış, yırtmış biri de değilsin ki onları kurtarasın. Zar zor ayakta durmaya çalışan bir devlet memurusun. Bu devirde her fert bulunduğu halkadan bir üst halkaya sıçramak zorunda, öyle değil mi. Terk ediliş, unutulmuş sahipsiz çocukları ve kadınları koruyup kollamak, asalaklardan kurtarmak devletin görevi . Olay biraz daha büyüse, karakolluk olsaydın. Üstüne üstlük bir de tecavüzcü damgasıyla suçlanıp yargılansaydın. Ailenden toplumdan dışlanıp işinden gücünden olacaktın. Haydi kalk gidiyoruz, burası sana göre değil. Mağazanın çay saati, hem biraz lise anılarımızı tazeleriz. Arkadaşlardan gördüklerin varmı, varsa kimler nerelerdeler dedi. O günleri yad edip bayağı sohbet ettiler. - Hava kararmıştı. Adam arkadaşına teşekkür ederek mağazadan ayrıldı. Yol boyunca yapmaya çalıştığı iyiliğin iyilik hata olduğunu anlamıştı. Yol boyunca o çocuğun taba renkli yarım boğaz botu giydiğinde, yüzünde çiçeklenen mutluluğu görür gibi oldu gözleri doldu. Hüzünlense de tebessümle hay Allah dedi başını sağa sola salladı. Gözlerini elinin tersiyle sildi, akşamın karanlığında gözden kayboldu. 010623mcicek     </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayatin-gercekleri-9-siiri/</link>
<guid>3475730</guid>
<pubDate>2023-06-02T22:48:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi</title>
<description> İki çift göz süzerek birbirlerine bakarken, birinin, onbir harftan oluşan seni seviyorum diye fısıltıyla söylemesi, diğerinin tebessümle bende seni demesimidir sevgi. Oysa anlık değil ebedi yaşatılan yüce duygunun tezahürüdür sevgi. Ne söze ne göze değer vermeden, sevda tahtına özverili olanı oturtan gönül gücünün adıdır sevgi. Velhasıl, gök kubbe altında mutluluğa kürek çekerken pembe hayallerin gerçekleştiği, yürekleri mutluluk deryasında yüzdüren ilahi duygunun, bitmeyen coşkunun adıdır sevgi.151022 mcicek  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-1345-siiri/</link>
<guid>3417566</guid>
<pubDate>2022-11-23T12:39:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Özdeştir Yaşam</title>
<description>Gerektiğinde geriye gitmeyi, tekamül etmek için yol kat etmeyi emreder yaşam. Geçmişle geleceğe bakışı, bilgi ile deneyim edinmeyi, emeğe saygıyı, gelişip çağ atlamayı öğütler yaşam. Yaşadığımız evren de akış grafiğinin, sonsuz olmadığını, ileri denen varışın başa düşüş olduğunu kabullenmemizi tekrar tekrar vurgular yaşam. Geride bırakılan eserlerin yeni kuşaklara aktarılmasının, kalıcı olmasının şart olduğunu, geçmış ile modern çağın uyumlu olmasını ilkeler yaşam. Hiç bir şeyden bi haber cehaletten kaynaklanan yozluğu, dejenerasyonu içinde barındırana hayat tanımaz yaşam. mcicek 070822 </description>
<link>https://www.antoloji.com/bilgiyle-ozdestir-yasam-siiri/</link>
<guid>3387053</guid>
<pubDate>2022-08-07T13:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Koş Dodi</title>
<description>Havlama Dodi, eli sopalı adamları çağırıp kovalanmak mı istiyorsun. Çabuk ol, adamlar gelmeden kaçalım buradan. Kadere bak yahu ! Önce apartman yönetimi evlerimize girmemizi, tasmalı sahibimiz yanımızda olmasına rağmen toplu taşım araçlarına binmemizi, yine kamuya açık parklarda dolaşmamızı yasakladılar. Bu yasaklardan bıkan sahiplerimiz kimimizi köpek evlerine, bazılarımızı başka semt ve ilçelere, bizim gibilerini de, senenin dokuz ayı terk edilmiş sahil evlerinin boş sokaklarına ne yer ne içer, nasıl barınır demeden bırakıp gittiler. Bakarmısın Dodi, kumsal girişine diktikleri levhanın üzerine resmimizi koyup köpekler sahile giremez diye yazmış, resmimizin üzerine de çizik atmışlar. Anlayacağın sahillere girmemiz de yasaklanmış. Güvenlik görevlileri kendi aralarında konuşuyorlardı. " Köpekleri gördüğümüz yerde kovalayacak, saldırırlarsa sopayla korkutacakmışız, müdür talimatıdır " dediklerini çit altında gölgelenirken duydum. Koşup uzaklaşalım. Bu sahilde bize ölü balık bile yedirmez, halden anlamaz eli sopalı adamlar. Aç kalmak kaderimi kalmaya razı olalım. Zira kaçmak sopa ile dövülmek, vurularak ölmekten iyidir, koş Dodi. mcicek 240921 </description>
<link>https://www.antoloji.com/kacalim-dodi-siiri/</link>
<guid>3383181</guid>
<pubDate>2022-07-25T01:26:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Onurlu Yaşam</title>
<description>Asıl olan insanı, doğayı canlı olan her şeyi sevmektir yaşam. Çoğu zaman mutlu bazan mutsuz, ömür devrelerinde sevgiyi saygıyı kaybetmemektir yaşam. Daracık kaldırım taşı derz aralığında hayat bulup, cılız gövdesi üzerinde çiçek açan ottan ibret almayı, ezmeden üzerinden atlamayı, bol imkanlarımızı hatırlayıp şükretmeyi bilmektir yaşam. Niye ağladığını bilmeyen çocuğa hüzünlenip duygulanmayı, ağlarken gülen çocukla gülmeyi bilmektir yaşam. Yaz sıcağında duyarlı insan olmayı, sorumsuzların kirlettiği çevreyi el birliğiyle temizleyip topluma örnek olmayı bilmektir yaşam. Sokak hayvanlarının soğuktan, sıcaktan korunmaları için barınak, içmeleri için bir tas temiz su koyabilmeyi bilmektir yaşam. Kanunlara yönetmeliklere, toplumun örf ve adetlerine uymayı onurlu yaşamayı bilmektir yaşam. Evreni, içinde bulunan her şeyi, bizlere karşılıksız vereni dua ile anmaktır yaşam. Aile büyüklerini, küçüklerini, sıra beklemeden büyük küçük demeden arayıp hal hatır sormayı, dualarımızla iyi dileklerde bulunmayı bilmektir yaşam. Öncelikle insanlığa hizmet etme de olmayı, bayrak yarışında bayrağa el uzatıp taşımayı bilmektir yaşam. Paylaşımcı olmayı, hak'dan hukuktan yana nasip almayı, adam gibi adam olmayı bilmektir yaşam. Yukarıda bahsedilen hasletlerden uzak, sevgiden saygıdan bi haber ot gibi uzun yaşamak değildir yaşam. mcicek200722 </description>
<link>https://www.antoloji.com/onurlu-yasamak-7-siiri/</link>
<guid>3382007</guid>
<pubDate>2022-07-20T19:30:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Çocuksu Hayaller</title>
<description>Çocuk aklımızla neden düzümüzü terse çevirip pabuçlarımızı ters giymez, başımızı bacaklarımızın arasına alıp baş aşağı tersimize bakmaz. Burnumuzu kolumuza, göz yaşımızı yumuk ellerimize silmez, biz de olmayanı diğer çocuklar da görüp, anne bende isterim diye ağlamayız.                                     ................                                                                   - Geçmiş günlerimizi hatırlayınca, paranın ne demek olduğunu iyi ki bilmiyormuşuz. Büyüdükçe öğretti hayat, para ve şöhretin iyi kullanılmadığında ne menem şey olduğunu. Düzenin hileyi şer üzerine kurulduğunu, mataryel uğruna insanlığımızın unutturulduğunu.                                                  Bu nedenlerle geç de olsa anladık dejenerasyona uğrayıp değiştirildiğimizi. Bu gün ki  kirli dünyamıza, temiz çocukluk dünyamızın benzemediğini.                                                 ................                                                                     - Güya büyüdük, büyüdük de ne oldu. Keşke çocuk kalabilseydik, keşke başımızı bacaklarımızın arasına alıp, o temiz dünyamıza başaşağı güle güle bakabilseydik.                                                  -Bakamayız ki yaşandı, perde kapandı oyun bitti. Çocukların önlerinde nice yaşayacakları yılları, yaşlanma hakları var. Yaşamışların, yaş almışların malesef harcadıkları yıllara dönme hakları yok, sadece anılarıyla yaşama hakları var. ............                                                                   Belli mi olur bakarsınız balık kavağa çıkar, zaman tüneli çocukluğunu yaşamak isteyen yaş almışları alır temiz dünyalarına götürür.                                                              - Götürmese de yaş almışların hayalleri ummadıkları bir anda rüyalarına girer, çocukluklarını yaşatır mutlu olurlar. Bir daha o rüyayı görmeyi çocukluklarını yaşamayı hayal ederler. 230622 mcicek </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocuksu-hayaller-siiri/</link>
<guid>3374956</guid>
<pubDate>2022-06-24T08:25:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Saklı Anılar</title>
<description>Geçmiş zaman sararmış fotoğraflar, saklı kalmış anılar, kaybolmuş ama anımsanan yıllar. Mütevazı ve sade geçmişimiz içinde duru bir yaşam. Kenarları dantela kesimli fotoğraflarda hazine ararmışcasına göz gezdirişimiz. Aradığımız gençliğimizi bulduğumuzda göz kırpıştırışımız buruk tebessüm edişimiz. Bir kış günü ayazında bacası tüten, saçağından buz sarkıtlarının sündüğü, tek katlı toprak damlı taş evlerin çevrelediği arnavut kaldırımlı dar sokaklar.                                                                  Sinema seyredercesine eskimiş zamanın, göz önünde canlanışı birden. Buz sarkıtlarına atılan taşı tutturamayıp kış ortasında kırılan camlar ve haşarı çocukluk, eskimiş zamanın esir aldığı gençlik.                                                            ...............                                                            Tekrarı mümkün olmayan fotoğraflarda dondurulmuş zamanı, durdurulduğu yerden başlatmışcasına tebessüm ederek hatırlayış ne güzel bir duygu. Bir tatlı huzur estirir gönüllere maziden. 190717mcicek </description>
<link>https://www.antoloji.com/sakli-anilar-2-siiri/</link>
<guid>3354201</guid>
<pubDate>2022-04-16T09:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Kahredendir Aşk</title>
<description>Kalıcı değil hercai,                                            Sanki elma kurdu aşk.                                             Gözle kaş arası giren,                                         Göz de feri söndüren,                                       Sevgiyle beslenip sömüren,                                           Giderken iz bırakandır aşk.                                                Bazen de ceviz kurdu gibi,                                Yürek evine girip yerleşen,                                         Kısa süreliğine kiracı gibidir aşk.                                                                                                                                                                                       Girdiği kapıdan çıkamayan,                                                                                                Yürek evinde bilerek ölendir aşk.                                                                                                Velhasıl sevene umut verip                               yiyip bitirip kaçan yada ölen olsada                                                                                                                                                                  Anıp çürüdükçe kahredendir aşk.                                   m.cicek 110322 </description>
<link>https://www.antoloji.com/kahredendir-ask-siiri/</link>
<guid>3350488</guid>
<pubDate>2022-04-04T11:37:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Karun Olsan</title>
<description>Tükenmişse yıllar ansızın                              Zaman kavramsız ! Kıt kanaat yaşansa ne olur. Verse Mevla deryasından                                  Malı mülkü hesapsız. Bu sefer de vakit çok geç, Ömür vefa etmez. </description>
<link>https://www.antoloji.com/karun-kadar-siiri/</link>
<guid>3324296</guid>
<pubDate>2022-01-15T11:40:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Şemsiye</title>
<description>Ne zaman hava yağmurlu diye,                   Yanıma şemsiyemi alsam,                      Hava bu günlük güneşlik olur, yağmaz.                                                     Ne zaman gök yüzü masmavi,                    Beyaz bulutlarla bezeli,                                  Güvenirim havaya şemsiyemi almam,                                                                                   Birden gökyüzünü kara bulutlar kaplar. Senmisin havaya güvenip aldanan,          Islanırım diye telaşlanırım. Hava bu güven olurmu hiç,                                      Bardaktan boşalırcasına yağar da yağar,   Cibit gibi ıslatır beni. Kahırlanırım kendi kendime mırıldanırım.                                                                                                    Yağsanda yağmasanda dert değil der,                         Şemsi oğlum bir defalığına dik dur. Havaya inat tak koluna Şemsiye'ni               Yağsın yağabildiği kadar,                           Açma sakın şemsiyeni.                               Aldırms dısdığrak yürü göster kendini.                                                                                              Hava kahrolsun da anlasın,                      Şemsi ile Şemsiye'nin Islandıklarına  dert etmediklerini. </description>
<link>https://www.antoloji.com/semsiye-44-siiri/</link>
<guid>3310126</guid>
<pubDate>2021-12-03T23:46:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Her Şey Yalanmış Meğer</title>
<description> Anadoluda köy kadını olmak kolay değildir. En azından beş çocuk dünyaya getireceksin. Yokluk içerisinde bir büyüğünün giydiklerini yamayıp, bir küçüğüne giydireceksin. Bağların bellenip budanmasını, ürünün serilip kurutulmasını. Bahçeye sebze ekip çapalanmasını, meyve ağaçlarının ilaçlanıp ürünün toplanmasını sağlayacaksın. Bulgur kaynatıp öğütülmesine, bağ bozumundan üzümlerin ezililmesine, şıranın ağ topraklı kıl torbada süzüp kaynatılıp pekmez yapılmasını yapacaksın. Yemekdi bulaşıkdı, yırtığın, söküğün dikilmesiydi, daha daha ne işlerin yapılmasını gerçekleştireceksin. Kolay değil Anadoku kadını olmak. Bu toprakların mücadeleci kahraman kadınlarının tek amacı, kız çoçuklarını okutup ekonomik özgürlüklerini kazanmaları, meslek sahibi birey olup kendileri gi i biriyle evlenip çoluk çocuğa karışıp mutlu hayat yaşamaları. Erkek çocukları içinde aynı duyguları besleyerek, babaları gibi tarla tapan işlerinde heder olmayıp, okuyup adam olup, hayallerinin gerçekleştiğini görmekdir. Her birini öğretmen, doktor, mühendis makam sahibi yaptıktan, yuvadan uçurduktan sonra, ahir ömürlerini anılarıyla huzur içerisinde yaşamakdır. Tonton, elleri nasırlı, ayakları kaysalı, bu ata erkil güçlü kadınlarımızın , bakmayın tenleri gibi yüreklerinin yanık olduğuna. Onlar İleri yaşlarında emellerine nail olacaklarına inanmışlardır. Şimdi tek arzuları diktikleri ağaçların meyvelerini görüp, öpüp koklarken doya doya kucaklamakdır. Evlat hasretini, torun sancısını gurbet acısını yüreklerinde taşımaları bundandır. Hikayenin son parağrafında;             Bağdan bahçeden mutat işlerden dönerken sırdaşı, yol yoldaşı yükü gam olan eşeğinin önünde yuları elinde yorgun yürürken, tozu dumana katıp önünden geçip giden traktörün tozunu tenefüs edip birden hüzünlenir. Kalabalık nüfusdan nasıl yalnız kaldığını ağıdımsı mırıldanır. evlat hasretine, boşa geçen ömrüne hayıflanırken. Ağıttan bozma yöre türküsünü tutturup derin bir of çeker, yürek yangınını söndürmek için. Ama söndüremez yangınını için için yanar. Bilir ki sönmeyen yangınıyla sona doğru yalnız yürüdüğünü. Kahırlı günler gelir geçer, sonunda yolun sonunda beklenen gün gelir. Cenaze evinde telaş içerisinde herkesler vardır da o makam sahibi evlatlari malesef yoktur. Babaları geleceklerdir diye cenazeyi morgda bir kaç gün bekletir. Boynu bükük babanın ağıdına yakınları ve komşularıda eşlik ederler. Ağlamaktan yorgun düşenler oldukları yerde o geceyi sabahlarlar. Sabah olduğunda evlerine giderler. Ertesi günün sabahına kadar yataklarından kalkamazlar. Cenazeye sadece ilk göz ağrıları doktor olan büyuk evlatları eşi ve  çocuklarıyla katılir. Diğer dört evlatları, babalarına nazeretlerini mazur görmesini, cenazeyi bekletmemelerini söyleyip, babalarına başsağlığı dilerler. Kolu kanadı kırılan babaları çaresiz gök semaya hüzünle bakarken, uçup giden meleğinin pamuk beyazı bulutlar arasından üzulme her şey yalanmış meger dediğini görür gibi olur. 011221mcicek </description>
<link>https://www.antoloji.com/her-sey-yalanmis-meger-siiri/</link>
<guid>3309848</guid>
<pubDate>2021-12-02T22:18:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Hayal Sultan</title>
<description>Yaş itibarıyla ilk doğan benimya Almanya'dan mesaj göndermiş Küçük biraderim Abi kralımızsın bizim diye demiş Yağ çekse, kafa bulsa da Hoşuma gitmedi değil hani. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayal-sultan-siiri/</link>
<guid>3249320</guid>
<pubDate>2021-05-03T18:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Hak Huk Demeden</title>
<description>Hak var hukuk var ya, ben de hak huk demeden lafı gevelemeden, bir başkasına ait olan hakları, hakkı olmadan hak ettiğini sanıp gasp edenler hakkında yazmak geldi içimden. Haklının hakkını verip, haksızı lafla olsa da haklamak istedim. Hakkımı yiyeni Allaha havale ettim derler ya, ben de öyle düşünen hak'a havale edenlerdenim.                                               Adaletin eninde sonunda tecelli edeceğine  inanan biri olarak kanunun kestiği parmağın acımayacağını, ayrıca hak'ın vereceği cezanın şaşmayacağıne bilir inanırım. Başka da ne denir ki, sonuç olarak hak tecelli edecektir.                                                             Vakti geldiğinxe haklarını kaybedenlerin kazançlı çıkacaklarına gönülden inanır hak'a niyazımı eksik etmem.                                  090431mcicek </description>
<link>https://www.antoloji.com/hak-huk-demeden-siiri/</link>
<guid>3241876</guid>
<pubDate>2021-04-10T13:10:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Koca Yürekli Adam</title>
<description>Savaşta şehit oldu biliniyordu. Köyünde gıyabi namazı kılındı. Dokuz yıl sonra saçı sakalı ağarmış olarak  köyüne döndü. Evinin kapısını çalıp benim işte ölmedim  döndüm demek istiyordu. Bir an bunun doğru olmayacağını düşündü. Ayalim ya  evlenmiş çoluk çocuğa karışmışsa diye düşündü cesaret edemedi. Geri dönmek istedi ama geride   dönemedi. Kuytu bir köşede olduğu yerde dondu kaldı. Çaresiz, ne yapacağına karar veremeyip biçare evini izledi. Koyunlarını sürüye katmak için önünden geçen  akraba Hasan ile göz göze geldi. Hasan olamaz o Çanakkale de şehit düşeli yıllar oldu mümkün değil diye düşundü. Yanına doğru yürüdü hayırdır birini mi bekliyordunuz dedi. - Tanımadın mı beni Hasan, ben dayı oğlun Seyid dedi. Köyde herkes seni Çanakkalede şehit düştün biliyor Seyid. Şehit düşmeyi çok isterdim, isteyince olunmuyormuş kısmet olmadı be Hasan. Savaştan sonra  tezkerem uzadı, sonunda sağ salim                   köyüme döndüm işte. Evimin kapısını çalmaya cesaret edemediğim için burada biçare kaldım. Hanımım belki kocaya varmıştır diye cesaret edip evime giremiyorum be Hasan. - Hayır Seyid, çok isteyen oldu fakat o senden sonra kimseye varmak istemedi. Sen gittikten sonra bir kız çocuğun dünyaya geldi, şimdi sekiz yaşında. Haydi durma git kapıyı çal. İçeri girmek için acele etme sakın, çocuk seni savaşta öldü biliyor. Babası olduğunu şimdilik bilmesin, zamana bırak çocuk bunalıma girmesin. Kapıyı çocuk açarsa biraz beri dur korka bilir, anasını çağırmasını söyle. Haydi bana müsade davarı sürüye katacağım, hoş geldin evine dedi davarın peşinden yürüdü. .........                                                          Dokuz yıl evel olduğu gibi kapının tokmağını dört kez vurdu. Gözleri boncuk mavisi sarışın güzel kızı araladı kapıyı.                              - Kızım ananı çağırırmısın.                             - Ana bir amca seni çağırma mı söylüyor  dedi.                                                            Kapı tokmağının aralıklı dört kez çalındığında heyecanlanmış, bu Seyid'den başkası olamaz diye de zaten umutlanmıştı. Elinde ki işi bırakıp, Allahım inşallah odur diye telaşlandı kapıya doğru yürüdü. Kapı eşiğinden biraz geride göz göze geldiler, heyecanını gizleyemedi. Seyid diyebildi, hıçkırıklara boğulup göz yaşlarını tutamadı.                                           - Aman Allahım sen, sen.! Seyid çabuk söyle bayılacağım dedi.                                  - Evet hanımım benim dedi. Seyid de göz yaşlarına hakim olamadı. Hasretle kucaklaştılar.                                             Küçük kız anasının fistanına sarılmış,  dokunuşlarıyla çekiştiriyordu.                            - Ana bu emmi kim.                                        - Kızım o senin.. ! diyemedi. Haydi git odanı topla bu emmi yabancımız değil diyebildi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/koca-yurekli-adam-8-siiri/</link>
<guid>3233547</guid>
<pubDate>2021-03-18T12:44:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Çan Çin</title>
<description>Babamın grip olduğunu hiç görmedim, senede bir kaç kez soğuk algınlığına yakalanırdı hepsi o kadar. Rahmetli annem,   eyvah yine yatağı yorganı ıslatacak bu adam, ben ne yaparım şimdi der, isyanını fısıldayarak limonlu çayını hazırlar içine  iki gripin tozu boşaltır içmesi için getirirdi. Babam tir tir titrerken, dişlerini gıcırdatarak limonlu çay ile gripin içer, hanım  </description>
<link>https://www.antoloji.com/can-cin-yoo-siiri/</link>
<guid>3219621</guid>
<pubDate>2021-02-07T22:28:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Bircan ve Hikayesi</title>
<description>Mutfakta yeni yıl için akşama hazırlık yapıyor bir taraftan da radyo dinliyordu. Yenişehir de bulunan hastahanelerden   birinde yatan kanamalı bir hasta için acil ( Rh -) kana ihtiyaç olduğu anonsunu duydu.  İçinden bir ses yılın son gününde bu saatlerde kim kan vermeyi düşünür, haydi git o hastaya kan ver bir işe  </description>
<link>https://www.antoloji.com/birkan-in-hikayesi-siiri/</link>
<guid>3180597</guid>
<pubDate>2020-10-23T21:51:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Üzülme Pap</title>
<description>Bende üşüyorum, çenleyip durma beni üzüyorsun PAP. Ne yazık ki yalnızlığa açlığa susuzluğa alışmak zorundayız. İnan bir zamanlar benimde sahiplenenim vardı. Rutin bakımlarımı yapıyorlardı. Sevdiğim mamalarla besleniyor, tüm mineral ve vitaminlerle destekleniyordum. Ama bu böyle devam etmedi, ne zaman uzun gagalı leylek eve bebek getirdi, o an birine verileceğimi ya da azad edileceğimi anladım. Aile doktorunun, bebek alerjiye müsait evcil hayvanlardan uzak tutulması bebeğin sağlığı için iyi olur dediğini duydum. Anlayacağın o günden sonra bana yol göründü PAP. Doktorun önerisi üzerine, birilerine vermeye çalıştılar olmadı, bir kaç günlüğüne yazlığa gitmeye güya tatile çıkmaya karar verdiler. Kış ortasında ne yer ne içer, nerede barınır demeden bu sahilde kaderimle baş başa bırakıp gittiler. Yiyecek yatacak yer bulmak için aç ve susuz, günlerce sahilde boş evler arasında dolandım durdum. Sahibime benzeyen kimileri görsem peşlerine takıldım. Hoşt deyip kovalayanlar, sen ne sevimli şeysin öyle deyip başımı okşayanlar da oldu. Son bir kaç yıldır tattığım mutluluk buydu PAP. Oysa benim sahiplenilmeye ihtiyacımın olduğunu hiç anlamadılar. İnan çok zor oldu, azad edildikten sonra açlığa susuzluğa ve yalnızlığa alışmam. Sanırım senin hikâyende benim hikâyeme benziyordur PAP. Sabredelim bakarsın talih bir gün bize de döner yüzümüz güler. Üzülüp çenleme, boşuna nefesini tüketme beni de üzüyorsun mutlu olmaya bak, sütlü kahvem mahzun kıvırcığım kader arkadaşım. Açlığını bir an unutmaya çalış, birazdan dere ağzında balık yakalamaya gider karnımızı doyururuz. Bahar bitmek üzere, az kaldı bir kaç haftaya kalmaz yazlıkçılar gelir. Her taraf insanla dolar taşar, bizim için cennet olur buralar. Lokanta ve kafeler açılır, artan yemekleri arka bahçeye bizim için koyarlar besleniriz. Olmadı çocukları daha duygusaldır, ihmal etmez evlerinden çeşit çeşit yiyecekler getirir bizi beslerler, had da üşümeyelim diye kulübe bile yaparlar. Anladın mı şimdi mahzun kıvırcığım sütlü kahvem, kader arkadaşım. O mutlu günlerimizi hayal et, yaslan bana mutluluğun tadını çıkar PAP.  mcicek haz.2019 </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzulme-pap-siiri/</link>
<guid>3147812</guid>
<pubDate>2020-07-08T11:28:00+03:00</pubDate>
<author>Mahir Çiçek</author>
</item>
 </channel>
</rss>
