<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. K&#252;rşat G&#252;ven Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Gülümse</title>
<description>Bugün cumartesi,yatağından kalk ve perdeyi aç...Bu sabah ilk gökyüzüne gülümse herkesten önce,yüzünü bile yıkama buluşmadan maviyle …Bugün cumartesi,bugün gördüğün herkese,her şeye ilk sen merhaba de.Bugün elini aç Allah’a,daha çok şükret yaşadığına…Bugün cumartesi, bugün “Bugün Pazar” şiirini dinle Nazım’dan tekdüzeliğin inadına…Bugün küfretme haline,gülümse kaderine…  Bugün cumartesi,kah yağmur yağıyor,kah güneş açıyor dışarıda.Bugün bütün güneşleri içinin sıcaklığında topla,bütün yağmurları en romantik anlara sakla…Bugün cumartesi,bugün tiyatroya git; içinde “mutluluk” geçen bir oyun izle.Ya da evde kal bugün,kitap oku,radyo dinle,balıkları besle…Bugün cumartesi,bugün bir oyun oyna mutlulukla,en sevdiği oyun saklambaçtır mutluluğun…Ebe sen ol ve ara mutluluğu…İnatçıdır pes etme,vazgeçme aramaktan.Kimi zaman şeytanın aklına gelmeyecek yere saklanır; bulamazsın,kimi zaman orta yerde karşına çıkar inanamazsın..Sen bugün ara mutluluğu bulana dek ve asla “kurt” olmasın  övünerek  Bugün cumartesi,bugün kendin ol,bugün kendin için yaşa,bugün gönlün paşa…Bugün cumartesi,bugün Polyanna’yla arkadaş ol,bugün en güzel şarkıları dinle…Bugün cumartesi,patlat bir Sezen Aksu:HADİ GÜLÜMSE… </description>
<link>https://www.antoloji.com/gulumse-71-siiri/</link>
<guid>1466326</guid>
<pubDate>2010-10-17T01:21:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Peri Kızı</title>
<description>“Bir varmış,bir yokmuş,bir peri kızı varmış” diye başlayan masallar anlatırdı annem ben küçükken.O,masalı anlatırken ben de çocuk aklımla olayları canlandırırdım kafamda.Yaşım büyüdükçe hayalimdeki silüetler değişir,gelişirdi.Ama hiç değişmeyen bir şey vardı; o güzel peri kızı… Siyah-uzun saçları ve tatlı bakışlarıyla hep aynı kız vardı benim peri masallarımda. “Anne bir gün o peri kızını bulacağım” derdim hep,annem “tabi oğlum” derdi bana gülerek.İstanbul’daymış meğer işte o peri kızı,bir anda değiştirdi bende baharı-yazı… “-Nerden çıktın aniden,sen misin Peri Kızı? Sensen beni çimdikle,bak şapşal ettin bizi…” Bir,maviyi çok yakıştırırdım İstanbul’a,bir de Taksim’i…Onlardan gayrı her şey iğreti dururdu İstanbul’un üstünde,görene kadar seni…Sanki değişmişti bir anda o,bana çok yabancı gelen karmaşık şehir.’Senli İstanbul’a yazıyorum şiir üstüne şiir.İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı,Orhan Veli’ye ne hacet; işte şimdi vukuu buldu o beklenen ‘ASR-I SAADET’… Şimdi en tepesine koyuyorum fotoğraflarını ‘miss world’ albümümün ve güzellik tacını sana takıyorum şu avare gönlümün.Önce petrol şimdi de bor kavgası yapan ‘süper güçler’ dünyanın en değerli madeninin kömür karası saçlarında olduğunu keşfetmeden bir kez dokunmak nasip olur mu diye papatya falı bakıyorum: “gelecek,gelmeyecek…gelecek,gelmeyecek…”. “Ulan eşekoğlu eşek,çiçek nerden bilecek? ” Artık daha uzak geliyor baktım da karşı kıyı,sanki yıllar sürecek aşmak o Marmara’yı.Şimdi gözüm karşı kıyıda “acep gelir mi” diye,bu yazı Peri Kızı,benden sana hediye… </description>
<link>https://www.antoloji.com/peri-kizi-43-siiri/</link>
<guid>1204077</guid>
<pubDate>2009-06-21T21:02:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Hüzün</title>
<description>Bir aşk haftasının daha sonuna geldik sayın seyirciler.Bir haftadan fazla mutlu olması yasak olan Kürşat,bir mutluluğu daha tüketti böylece.Şimdi yüreğinde,dilinde aynı iki hece:HÜZÜN… Kalp isyan noktasında sayın seyirciler.Kürşat,kalbin üzerine geliyor,vuruyor ve gooolll.Kalp ağlarda.Anlamıyorum Ferhat ne halt etmiş dağlarda.Bir kız için değer miydi be usta? Bugüne kadar yazdığım tüm her şeyi çürütüyorum; aşkın varlığına ve birliğine inanmıyorum… Artık her duamın sonuna bir sitem ekliyorum din kitaplarına inat.Haşa isyan etmiyorum Allah’a,ama gücüm kalmadı vallaha.Yeter Allah’ım ya! ! ! Çok bi şey istemiyorum,sök al şu kahrolası kalbi yerinden yeter.O olmasa ne gam,ne keder.Hüzün adres değiştirmişti ya geçen hafta,bak yine geldi bana.Bok mu var hüzün burda? ? Yolda gördüğümde selam verilmeyecek insanlar listesi git gide kabarıyor.Altyazıda dün gecenin skorları geçiyor: Helal edilen haklar=1-Edilen ahlar:0 Uykusuz Geceler=1-Mutlu Sabahlar=0 </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzun-448-siiri/</link>
<guid>1197723</guid>
<pubDate>2009-06-11T12:38:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Beklenen...</title>
<description>“Belirli günler ve haftalar”dan nefret ederdim çocukken.Belirli-belirsiz bir sürü şey için bize şiir-kompozisyon yazdırır,sonra “hadi çocuğum amcalara pipini göster” tarzında herkesin içinde okuturlardı.Gönlünün köşesine dahi değmeyen,duygu yoksunu o yazılardan sonra gönlümün derinliklerinden çıkan ilk “belirli gün” yazım bu,senli ilk gün:10/01/2009… Çölde susuzluktan ölmek üzere olan bir adama sunulmuş “kutsal damaca”sın sen.Sevimsiz bir su markasına benzeyen sevimli gözlerinle dünyama ‘turkuaz’ getirdin,hüzne adres değiştirttin.Biraz sert,çaktırmadan sevecen…Hem gururlu,hem nazlı…İyi ki geldin ‘TURKUAZ GÖZLÜ’… Yazılmış bütün kader senaryolarına inat sevdim seni.İhanet ettim yıllarca koyun koyuna yattığım yalnızlığa.Bütün şiirleri gözlerine,bütün şarkıları sözlerine adadım.Bundan sonra bildiğim en güzel şiirdir dört hece,iki kelime adın… “Yeter” dedim gönlüme bu kadar mola.Şimdi koşma zamanı; iyinin,temizin,güzelin peşinden ve gönül gözüm sadece seni gördü çok güzeller içinden…Kapattım senden gayrısına ‘umuma açık’ kalbimi.Saltanat kapısı gibi kapandı koca kapı,içinden geçen tüm acıları,üzüntüleri,yanlışları dışarı iterek.Bundan sonra sen çalmazsan kimseye açılmaz bu koca yürek.Ve “bekle” dersen yaşayacak,bir ömür seni bekleyerek… Şimdi hiçbir yere koyamıyorum seni.Hani “başımın üstünde yerin var” desem,bulutlara koymam gerekir kafamı söküp.Hani yıldızlara koysam,hilale ayıp olur boynunu büküp.En iyisi gönlümde ol turkuaz gözlü.Kimseler gelemez oraya senden ziyade.Ve bir gün sen orda olmazsan işe yaramaz gönül,toprağa iade… Turkuaz bir dünyanın kara çocuğuyum şimdi. “Seviyorum seni” desem yağmur yağacak. “Sevmiyorum” desem yalan olacak.Kırık dökük sevdaların yorgun savaşçısıyım.Yüreğimdeki kılıç yaralarından bir sergi açsam,kapalı gişe oynar vurulmuşluğum.Şimdi kılıç senin elinde; yüreğim yüreğinde.Ya vur,ya da…Ya da gir nolur! ! ! </description>
<link>https://www.antoloji.com/beklenen-94-siiri/</link>
<guid>1197712</guid>
<pubDate>2009-06-11T12:32:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Deli Düş</title>
<description>Bir dünya düşledim bugün; gök mavi,deniz berrak,mutluluk çok,dertler uzak...Bir dünya; herkes iyi,herkes mutlu,öyle bir dünya ki bu herkes umutlu... Bir dünya düşledim bugün; savaş diye bir kelime yok sözlüklerde.Kanı akmıyor masumların,sevgi var yüreklerde. Bir dünya düşledim bugün; meğer başka bir hayatın cennetiymiş burası,tertemiz bir dünyaymış kimsenin yok karası.Gerçek aşklar ölmemiş,doğmamış aşk yarası.Öyle fersah fersah değil iki gönül arası... Düş işte ne yaparsın; meğer ölmemiş Leyla.Mecnun O’na kavuşmuş,Kerem de Aslı’sına...Karacoğlan’ın bile güzel bir yari olmuş, sonunda bir kız O’na hiç ‘emmi’ demiyormuş. Herkesin gözlerinde mutluluğu gördüm ben,yazık ki kısa sürdü bir ses duydum aniden.Bir silah sesiydi bu, ‘Yakın Doğu’dan geliyormuş; dediklerine göre ‘MEMO’,‘MEHMED’i vurmuş..! Kucağında bebekle bir gelin ağlıyormuş... Bir dünya düşlemiştim,şimdiyse gözümde yaş,yıllar önce vardı ya; söylerdi Sibel Alaş: </description>
<link>https://www.antoloji.com/deli-dus-4-siiri/</link>
<guid>1197707</guid>
<pubDate>2009-06-11T12:30:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Düzeltme Yazısı</title>
<description>‘Ne yapsam’lı günlerden,’ne yazsam’lı günlere geçiş yapmaya başladığım şu günlerde bi yandan da düşünüyorum; hayat hakkında yazı yazmak ne kadar mantıklı,senaryosunu başkasının yazdığı bir hayat yazısında rol alırken… Bir düzeltme yazısıdır bu ve bir nevi bir özürdür geçmişimden ve geçmişimdekilerden-ki hiçbir zaman geçmemiştir aslında benim için ‘geçmiş’-. Aşka 9 metre 15 santimden fazla yaklaşamazken,aşkla karşı karşıya bıraktığım ve genelde attığı goller ofsayt gerekçesiyle sayılmayan arkadaşlardan özür diliyorum öncelikle.O zamanlar  ben bir üçgenin iç açıları toplamını 160 sanıyordum ve hiç iç açıcı gelmiyordu bana bu durum,zira 160  3’e bölünmüyordu.Sonra “Bu işte bir yanlışlık var,biz en iyisi bırakalım bu işleri,bu matematik bizi kandırıyor,biz aşık olalım” fikrini atıyordum ortaya ve düşüyorduk  matematikte eşi-benzeri görülmemiş,4 bilinmeyenli bir denklemin tam ortasına.Çöz çözebilirsen…Ki sonuca ulaşamazsan kimse çözüm yoluna puan vermiyordu ve biz hep ‘0’ alıyorduk aslında ‘100’ puanlık severken…Ama şarkıda da dediği gibi; sevda böyle olmalıydı,can evinden vurmalıydı ve yüreğinde damgası ömür boyu kalmalıydı… Sonra yok yere kaybettiğim adamlardan özür dilerim.Anladım sonraları; adam sanıp adamcıkları,yarı yolda bırakmışım adam gibi adamları.O zamanlar en büyük hatam  da boş bırakmamaktı bilmediğim soruları.Oysa 3 yanlış bir doğruyla çarpışıyor ve takır takır götürüyordu benim doğruları.Ama en çok yandıklarım; kesin doğru sandıklarım ve kabuğuna kandıklarım.Meğer ne çok yanılmışım ve ne salakmışım.Ara sıra kızıyorum kendi kendime, kendini beğenmemişliğim kendine geldiğinde ve karar veremiyorum,çok kahraman bir Maraşlı mıyım,yoksa Sütçü İmam’a hiç çekmemiş kofti bir Kahramanmaraşlı mı? Son özür de,benim adıma Güleryüz’den: “Güldüğüm o basit aşk şarkıları,özür dilerim sizden.Bu acıyı anlatacak kelime yokmuş meğer.O yüzden hep aynıymış cümleler; AYRILIK ÖLÜMDEN BETER…” </description>
<link>https://www.antoloji.com/duzeltme-yazisi-siiri/</link>
<guid>1185365</guid>
<pubDate>2009-05-30T11:18:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Mustafa'ya Mektup</title>
<description>Şimdi ‘sen’li günleri özlüyoruz,senden kalanları bir bir tüketirken... “Ah sen olsaydın’lı cümleler kuruyoruz bozuk plak gibi,senin yolundan fersah fersah uzaklaşmışken.Sahi neredesin? “Çok ihtiyacımız var” desek,bir kez daha çıkıp gelir misin? Neredesin sarı saçlı,mavi gözlü? Neredesin?  Kusura bakma biraz ani oldu sana gelişim,biraz da serseri belki.Yani yanlış anlama ‘sen’ dediysem; bu,sana olan samimiyetimden.Hani Can Dündar’ın dediği gibi; biz sana isminle hitap edecek kadar yakınız aslında.Neredesin Mustafa? Sağımıza dönüyoruz bir namlu,solumuza dönüyoruz diğeri...Arkamıza bakmaya cesaret dahi edemiyoruz; ya sırtımızdan vurursa birileri? Önümüze bakıyoruz güya bugünlerde Mustafa,elimizde bir asa,önümüzde yok Musa...Bir adım önümüzü görmekten aciziz ne yazık,dost diye uzanan her elin içinde gizli bir kazık.Başımızdakilere soramıyoruz ne olduğunu,çünkü bilmiyoruz başımızda aslında kim olduğunu...Yalandan soruyorlar vatandaşın derdini,dert hoşuna gitmezse al git diyor ananı! ! ! Gitmek kolay aslında Mustafa,terk-i diyar etmek çok kolay...Bir uçak uzakta artık dünyanın öbür ucu,ah şu vatan hasretiyle sızlamasa burnun ucu...Sen ve arkadaşlarını düşünüyorum sonra, “emanet”  diyorum oğlum burası,hıyaneti bilmeyiz...Sana söz olsun,kanla suladığınız bu vatan toprağını,son canı vermeden vermeyiz. Can vermek dedim de aklıma geldi Mustafa,bizim son şehitler ulaştı mı oraya? Aman gözün gibi bak o gencecik evlatlara.Senin emanetlerine sahip çıkamayıp hala bir şeyler istemek senden..Nasıl canım acıyor bi bilsen...Magazin haberlerinden sonra verilir oldu şehit haberleri,herkes öyle alıştı ki artık gidişlere...Zaten ben de üzülmüyorum onlara,hepiniz Peygamberimiz’e komşusunuz ya! Lakin ne zaman geride kalanları görsem,o zaman sızlıyor yüreğim,ama dik tutuyorum başımı toprağa düşmesin diye göz yaşlarım.... Anlatacak öyle çok şey var ki Mustafa; yaptıklarımızı değil,yapamadıklarımızı yazıyorum ne yazık ki sana.Heveslenme yani; ne muasır medeniyetler seviyesine ulaşabildik,ne de medeni olabildik.Dün kapımızda yatanların bugün kapısında dikildik.Dün ekmeğimizi yiyenlerden bugün kurşun yedik. ‘Hasta Adam’dık o zamanlar hatırla,sen iyileştirmiştin.Çok hastayız yine Mustafa,ne tavsiye edersin? </description>
<link>https://www.antoloji.com/mustafa-ya-mektup-siiri/</link>
<guid>1179213</guid>
<pubDate>2009-05-18T01:25:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Muhasebe</title>
<description>Hep hüzünlüdür ayrılıklar,sebebi ne olursa olsun…Bir ‘kalan’ varsa zaten bir hikayede,bütün gitmeler kahrolsun! Eveeett…Hadi bakalım 2008,gitme vakti geldi.Gidişin de ani oldu gelişin gibi,hani senle beraber birileri gelmişti,aynı O’nun gibi… Şimdi muhasebe zamanı,açılsın defter-i kebir; dost kısmına ‘kar’,aşk kısmına ‘zarar’ gir.Ne getirdiysen geri götürdün be 2008,bu nasıl bir sene? Her şey on numara derken,şimdi elde sıfır var yine. “Sevabıyla,günahıyla” diye başlarlar ya cümleye,çokça günahıyla geçti bu geçmeyesi sene.Kusura bakma 2008,ben ve gönlüm özür dileriz… Hani dönemlere ayırırlar ya yılı muhasebede,ben seni hiç ayırmayacağım 2008.Yani kusura bakma da,sen ‘biz’i ayırmışken binbir parçaya,ben seni ayırsam ne fayda,parçalasam ne fayda? Aşktan yana-bırak gülmeyi-gülümsemeyi bile bilmeyen yüzüm sende ağlamayı da söktü sonunda.Sana kadar direnen bu yorgun bedenim,senle birlikte çöktü sonunda.Ah be eski yıl,hep ‘eski’yi özleyen ben,niye böyle soğudum ki senden? Yaşadığım en büyük mutluluk da,çektiğim en büyük ızdırap da senin takviminine denk geldi.Önce pembe hayallerim,sonra siyah renk geldi.Şimdi siyahtan sesleniyorum sana: “Işıkları yaksana! ! ! ” Neyse,yeter bu kadar sitem,hadi öpüşelim de git 2008.Seni bekleyen biri yok belki ama,bizim beklediğimiz biri var kapıda.2009 gelecek,hani hiçbir şey değişmese yılın son rakamı değişecek.Ha bi de en azından ‘ytl’nin başındaki y gidecekmiş; yeniden tl olacakmış.Sevdalar,rüyalar ve de ‘adam’lar daha ucuza satılacakmış! ! ! Gel 2009,sen gel artık.Bak ne haldeyiz; umut etmeyi bile bıraktık.Çam ağacı almamış mı kimse erkenden? Ah be 2009,kim ne yapsın çam ağacını,ocağımıza incir ağacı dikiliyken…Bak 2009,biz çok dört haneli yıllar gördük,sonunda hanemize eksi yazıp gittiler.Biz ne sevdalar gördük, ‘ay’ dolmadan bittiler.Biz ne insanlar gördük,hep mutluluk hayal ettiler…Artık dileklerin olacağı bir yıl istiyoruz,adaletin yerini bulacağı,sevginin nam salacağı,göz yaşının yerini gülümsenin alacağı…Ve nihayet düşmanlığın duracağı bir  sene…Çok şey mi istiyoruz 2009,söylesene... Gel 2009,gel Küşo’nun umudu,gel gül-ü cemal,gel nar-ı beyza,gel aşk-ı beşer,gel…Hoş gel…Hoş ver…Bir gökkuşağı 2009,kendinize bir renk seçin.Umutluyum; 2009 ‘TURKUAZ’ geçecek Kürşat için… </description>
<link>https://www.antoloji.com/muhasebe-68-siiri/</link>
<guid>1179212</guid>
<pubDate>2009-05-18T01:24:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Kalansız Bölünme</title>
<description>Yok yok bu böyle olmayacak…En iyisi çıkarıp atmak şu ‘herkesin kendi yumruğunun büyüklüğünde olan’,bana her seferinde yumruk gibi inmekten başka bir işe yaramayan elma benzeri şekilli organı…Nefes almaktan zevk almıyorsam neyleyeyim ‘vücuda kan pompalayan’ı?   Ben ne zaman mutluluğa el sallamaya niyetlensem ‘merhaba’ anlamında; o hep ‘elveda’ diyor ‘sana da elveda’… “Hayır” diyorum “mutluluk kardeş,yanlış anladın.Dur,gitme! ! ! ”. Arkasına bile bakmıyor mutluluk,bakmıyor işte! Mutluluk…Bazen “var mı acaba” diye şüphe ettiğim,bazen bana da ziyarete gelen,ama ne kadar ısrar etsem de hiç yatıya kalmayan bir arkadaş kendisi.Uzun kalmalara gelmedi hiç bana,ben ne zaman ona alışsam çekip gitti,ben hiç yokmuşum gibi.Hiç hak etmişlik aramadı uzun kaldıklarında.Kim çok acıttıysa onda çok kaldı ve kimin canı çok acıdıysa ona söylediği “hoşça kal”dı. Bir terazi var şimdi önümde; birinde hüzünlerim,birinde mutluluklarım.Hüzünler kefeden taşmış da,mutluluklar hep yarım…Ne yaptıysam mutluluğa yaranamadım.Alacağın olsun mutluluk,bir gün sana kanamadım. Anlıyorum,sen de haklısın; bu kadar insan varken hep bende kalamazsın.Tamam,git mutluluk,zaten çok alıştım ben gitmelere, ‘kalansız bölünmeler’e…Yine git,valla bak,küsmüyorum.Ama gene gel tamam mı mutluluk; bak göz pınarlarım dolu bekliyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/kalansiz-bolunme-siiri/</link>
<guid>1179210</guid>
<pubDate>2009-05-18T01:22:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Huzura Bir-İki</title>
<description>Tanrı’dan özür diledim  bugün,GEÇMİŞ  için…Yitirilmiş,bitirilmiş ve ötelenmiş ne varsa,hepsi için.Ve anladım ki GEÇ değil MİŞ hiçbir şey için… Bugün özür diledim Tanrı’dan,tahrip edilmiş bedenim için,içini gereksiz hafriyatla doldurduğum şu emanet kalbim için.Af diledim işte alenen bir itirafçının sözleri gibi ve sanki onun itirafa ihtiyacı var gibi… “Allah’ım biliyorum çok vakit kaybettim basit telaşlarda ama,daha gencim; çalışır borcumu öderim”.Cezada indirim umulan itiraflarla at başı gitse de kelimelerim,aslında sadece dertleşmekti benim niyetim. İşte bugün özür diledim Tanrı’dan; hayıflanmayı marifet,şükretmeyi külfet bildiğim için.Aşktan pek bahsetmedim,aşkı geçin.Hani yüzüm olsa iki kelam etmeye,kelimelerim yetmez kimlere göz yaşı döktüğümü anlatmaya. Özür diledim bugün Tanrı’dan,esen rüzgara,yağan yağmura küfür ettiğimden. “Evet Allah’ım,garip ama elektrik,su kesilince de küfretmiştim ben.Meğer aynı anda olmuyormuş hepsi birden…” Bugün Tanrı’dan özür diledim.Bugün hayata “Ne güzelsin” dedim.Bugün gökyüzüyle barıştım,denize gülümsedim.Bugün Tanrı’yla konuştum uzun uzun,meğer nasıl paslanmış kalp denen uzvum.Bugün daha bi temiz geldi sanki hava,daha bi maviydi deniz.Aslında renk filan yok ortada,maddeye renk veren gözlerimiz. “Beyaz bak” dedi Tanrı, “Aydınlık görürsün o zaman karanlığı”. </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzura-bir-iki-siiri/</link>
<guid>1179206</guid>
<pubDate>2009-05-18T01:20:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Hancı</title>
<description>Bu sabah her sabahkinden daha bi acılı çaldı sanki saatim.Sanki geceden sensizliğe kurulmuş mahur bir beste çalıyordu ve ben nicedir ilk kez başucumda resmin olmadan uyanıyordum.Saat çaldı,ben ağladım...Ben ağladım,saat ağladı...Hani bir şarkı vardı: “Bu sabahların bir anlamı olmalı” Sokağa çıktım,sanki herkes bana bakıyordu.Bir teyze yanındaki küçük oğluna beni gösteriyordu: “Bak oğlum,aşk denen şeye bulaşırsan sonun şu avare gezen abi gibi olur.Sana benden öğüt,aşktan uzak dur”. Bir amca dua etti bana: “Allah tuttuğunu altın etsin”. “Ben neyi tutsam taş oluyor amca,Allah kahretsin! ...” Peşmurde bir adam gördüm çöpleri karıştıran,elinde sevinerek baktığı yarım bir elma. “O çöpte benim iki senelik emeğim var amca,sevdiğim atmış; onu sakın alma...”.Gözüm gibi baktığım,hatta gözümden bile sakındığım,şimdi nerede? Aşk kokusu alınmış diyorlar,şehir çöplüğünde... Bu sefer az koydu gidişin(belki de hiç gelmeyişin)   biliyo musun,? Belki kalmalara alışmışlığımdan,belki de hazırlıklı olmamdandı.Benim aldığım cezalar,doğarken hancı  doğmamdandı...Beni hancı tayin etmişler doğarken; sen de hiçbir şey demedin valizini toplayıp giderken.Bir ‘hoşçakal’a bile cesaret edemedin. “Üzme beni hancı” dedin.Kafamı kırdım,seni üzmedim; hayatından çekip gittim.Ben yapılabilecek her şeyi yapmıştım bu aşk için.Bir gün ağzımla kuş tutmayı öğrenirsem belki geri gelirsin… Şimdi dualarımın ilk sırasındasın. “Allah’ım,kendim için istediklerimi pek olumlu karşılamıyosun.Bari ‘O’ mutlu olsun...”. Zerre kadar ah edemem sana nezaket kraliçesi,zaten  böyle yazar ‘Beyefendiliğin Tarihçesi’.Yolun,bahtın açık olsun,duamdasın iki gözüm. ‘Bizim şarkımız’ olmadı ne yazık ki, ‘senin şarkın’ olsun son sözüm:  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hanci-40-siiri/</link>
<guid>1179204</guid>
<pubDate>2009-05-18T01:19:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Artık 'Git'sen</title>
<description>Yine o sahildeyim-hatırla hani var ya- aşkın en çok yakıştığı yer; Mudanya… Her şey,her yer aynı,tek eksik sen. ‘Sen’ dediğin de öyle-böyle bir şey değil, ‘sen’ işte…Yani sen…Ne tamam ki sen eksiksen? Oturdum aynı banka.Karşısı İstanbul; Bebekler,Sarıyerler,Kalamışlar…Zaten ismini yazdığım duvarı da boyamışlar.Bir o kalmıştı aşkımızdan geri,onu da çekememiş şerefsizin biri. Herkes seni soruyor sözleşmiş gibi.Cevap da zor hani; ne denir ki şimdi? A) Evde unuttum B) Az sonra gelecek C) Gelemedi,selam söyledi D) Hiçbiri.Cevap D seçeneği,ne yazık ki! Cevap; sen yoksun…Lanet olsun! Bu yazıyı da sana yazıyorum,okuyorsun biliyorum; aklım hayır dese de,seni hala seviyorum! ! ! Hani demiştim ya sana; sen benim hayatımın ‘de’ bağlacısın diye,telif hakkı ödeyip Ceyhun Abi’ye,şimdi o ‘de’ bağlaçlarını hayatımdan çıkarıyorum ve izninle burada son kez kullanıyorum: “Parçalandı sabır taşı,gelsen de bir,gelmesen de… Kurudu gözümün yaşı,silsen de bir silmesen de… Ben sevdamı kefenledim,ölsen de bir ölmesen de…” </description>
<link>https://www.antoloji.com/artik-git-sen-siiri/</link>
<guid>1178703</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:32:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>El Gibi</title>
<description>Hala senli şarkılar söylüyorum sensiz akşamlarda inadına ve hala aşığım-sana değil-seni sevmenin tadına.Sen istersen unut beni,hatta hayatından sil,ben sensizliğe de aşığım sade sana değil.Şarkıda da dediği gibi; “Bu benim ki sevda değil”…Ve bil ki adının hem büyük,hem küçük ünlü uyumuna uyuyor olması tesadüf değil… Ne bir bıçak yarası,ne de bir kurşun…Beni öldüren elin oluşun.Çıkmasaydın ya dışarı beni tanımadan,o zaman görüp sevemezdi seni o adam,ya da beni tanımasaydın bari,ben yaşar giderdim senden haberdar olmadan… ‘Elin oluşun’ dedim kusura bakma,aslında bendim el olan ve O’ydu ne güzel eli elinde olan…Bu ne biçim iştir,ne biçim sevda ulan? ! ! Türkiye susuzluktan kururken Çarşamba’yı nasıl sel aldı ve ben böyle severken seni nasıl el aldı? Gözlerinin gözlerime demirleyişinin bir anlamı olmalı,seni bekleyen başka bir liman varken ve ben şaşkınım şimdi,tam da “Bu limana başka gemi yanaşamaz” derken…Son çarpmadan sonra daha onaramamışken bile gemiyi,niye geldin ki buraya,öbür liman öyle cafcaflıyken… Yine buradaysam işte; gelmişsem Beşiktaş’tan; yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan. “Vakit tamam.Akşam diyordun,işte oldu akşam…”Gerek de yoktu gerçi akşam olmasına,seni tanıdığım günden beri karanlıktı zaten her dakikam.Hayatımı kararttın diyemem,ama karanlık bir hayat yaşattın aydınlıkların içinden süzülüp ve ben hala sana mutluluklar diliyorum; sana sevinip kendime üzülüp…Mutluluklar! Mutluluklar…Nerde o eski mutluluklar… </description>
<link>https://www.antoloji.com/el-gibi-16-siiri/</link>
<guid>1178695</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:23:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Bunu Sana Yazdığımı Bilmezsin</title>
<description>			     Ne alfabe icat edildi sana sevgimi kelimelere dökecek,ne de bir dil bulundu bu aşkı insancaya çevirecek.İnsanlık tarihine aykırı duygularla bağlanmışım sana,bu his bambaşka bir şey,anlasana... Takvimden her gün beş yaprak birden koparıyorum sensiz geçen günlerin acısına; kaybımı gönül borsasına bildiriyorum her saat başı,sensizlikten iflasa koşarcasına.Her duamın başında,bi de sonundasın; besmeleden sonra,aminden önce sen varsın.Sana sevgimi kitap yapsalar; önsözü bile bir ansiklopedilik yer alır ve gönlümden geçenlerin şiirini yazabilsem; Karacaoğlan utanır. Egemenliğin kayıtsız-şartsız milletin olduğu gibi sevdim seni; hani Mustafa Kemal yıllar önce söylemişti...O’nun,milletini sevdiği gibi sevdim seni; iliklerimden,kemiklerimden ve gönül derinliklerimden...Adını en başına koydum sevdiğim kitaplar listesinin; okuduğum en güzel ve anlamlı kitaptır gözlerin.Bütün vip tribünlerinden vazgeçtim,gönlünün açık kale arkasını seçtim.Yağmur yağsa ne fark eder,sırılsıklam aşığa yağmur neyler? Leyla’sı,Şirin’i,Aslı’sı hiç kusura bakmasın; öyle seviliyorsun ki sen bambaşkasın.Mecnun,Ferhat,Kerem falan sesimi duysunlar; bundan sonra aşkın adını ‘sen’ koysunlar.Şimdi delik olan cebime koydum hüzünleri Bedo Abi gibi ve hüzünden uzakta sevdim seni.Üç metreden fazla yaklaşsa sana hüzün,benim canım yanar; dayanamam gözüm. Şimdi Ayten bile kıskanıyor sana olan sevgimi; hani Ahmet Selçuk’un vardı ya ‘Aytenli Şiir’i; “Saat ya Ayten’i beş geçiyor,ya Ayten’e beş var”dı.Benim sensiz saati bile durdurduğumu duysa Ayten,Ahmet’i oyardı.Artık iki kere iki eşittir ‘sen’ ve elde var yine ‘sen’; kıskanmasın hiç Ayten... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bunu-sana-yazdigimi-bilmezsin-siiri/</link>
<guid>1178694</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:21:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Bonservissiz Aşk</title>
<description>Aşkın adaletsizliğini neyle açıklayabilir acaba futbolun adaletsizliğini topun yuvarlaklığına yükleyenler? ”Futbolun adaleti yok”; en bulunmaz cümledir aslında rakipten üstün olunup kaybedilen maç sonlarında ve Ferhan Şensoy’un da dediği gibi adalet denilen şey o kadar da adil değildir aslında… Evet aşk da adil değil aynı futbol gibi,iyi olan kaybediyor.Bak ben de hakem kararıyla mağlubum hakkı ‘beraberlik’ olan bir aşkta…Aslında tatsız-tutsuz bir maç gibiydi bizim aşkımız.Tam bir orta saha mücadelesi şeklinde geçti ve rakip,benim hatamı affetmeyip attığı,ofsayt kokan bir golle maçı kazandı.Şimdi,sezon açılışını boş tribünlere oynayan bir takım gibi kimsesiz gönlüm; bir Hakan ŞÜKÜR’e,bir de kendine üzülüyor.Kendine benzetiyor çünkü Kral’ın da kaderini; milyonların içinde yalnız… Renkli bir filmi siyah-beyaz bir televizyonda izlemeye benziyor yalnızlık.Yani her şey çok güzel de ben fark edemiyorum sanırım.Dinlediğim her şarkının beni anlattığını sanıyor,her yalnız  şarkının altına imzamı atıyorum.Hüzünlü şarkılar var hep şimdi çalma listemde, ‘Bir tek dileğim var,mutlu ol yeter’ en üstünde… Evet,bonservisi elinde bir aşktı senin ki; yani kimse zorla tutamazdı,istediğin yere gitme hakkın vardı.Ve sen profesyonelliğin gereğini yaptın; en çok parayı verene gittin! ! !  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bonservissiz-ask-siiri/</link>
<guid>1178691</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:19:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Bize Anne Manne Demeyin</title>
<description>		Üç-beş zibidiyle,bir-iki oynak, 'Anne diyebilir miyiz' diyerek, Televizyondalar hep rol yaparak Bize anne-manne diyemezsiniz.  Neymiş de sevdaymış bu oynaşmalar, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bize-anne-manne-demeyin-siiri/</link>
<guid>1178689</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:18:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Bit Pazarı</title>
<description>Merhaba eski dostum; çocukluğum...Ne çok özledim seni bir bilsen...Ve ne çok istiyorum  bir gün çıkıp geri gelsen... Nur yağışı başladı bugünlerde bit pazarına,hani hep yağacağı rivayet edilirdi ya,eskiye rağbet olsa.Oldu işte eskiye rağbet,meğer yenide değilmiş keramet.Şimdilerde kimle konuşsam bir özlem geçmişe,ölümüne bir özleyiş,bir bıkkınlık ayyukta ve dönmek için neler vermiyor ki hepsi geçmişe bir dakika.İçinde eski geçen her şeyde bir kıymete binmişlik var şimdi,elimizden gidene kadar hiç umrumuzda dahi olmayan eskileri mücevher kıvamında seviyoruz şimdi. Şarkıdaki gibi birer birer unutulmuş eski dostlar,dostluklar gözümün önünde; samimi,içten,yalan-dolansız ve ölümüne...Yani bir kafede oturup sağa-sola sataşmak değildi mutluluk; bir bardak çayı yudumlarken,bir kuru simidi bölüşmek ve gözlerimizin içine bakıp  gülüşmek...Dostunun acısından bir parça bölüp ortak olmak,o mutlu olduğunda en az onun kadar mutlu olduğunu gözlerinde göstermekti gerçekten sevmek... Eski sohbetler vardı,hani dedelerimiz,babalarımız anlatırdı,biz de bir parça kıyısından köşesinden denk gelmiştik; öyle magazin falan bilinmezdi o zamanlar,kimin elinin kimin cebinde olduğu da mühim değildi insanlar için.Sımsıcak sohbetlere arada bir karışan tek olumsuz konu belki siyasetti yine.Ama o da bugünki gibi kavga çıkarmazdı kardeşler arasında bile...Hepsinin sevdası Türkiye’ydi ve dertleri bağcıyı dövmek değil,gerçekten üzüm yemekti... Konuşma ve dinleme adabı vardı bir de,en çok özlem duyduğum odur işte... Eski aşklar vardı ölümüne...Hani diyor ya: “Tahir olmak da ayıp değildi,Zühre olmak da...” diye.Sevmek değil sevmemek ayıptı o zamanlar,şimdiki gibi üç günlük sevdalar bilinmezdi yüreklerde; sevdiğine sevdiğini söylemek için bile senelerce bekleyenler olurdu ve sevdiği de beklerdi senelerce onun sevdiğini söylemesini,asıl işin güzeli...Kızlar erkeklerin peşinden koşmaz,sevse bile naz yapıp biraz biraz kaçardı.O zamanlar bilinen tek kaşar sofradaki kaşardı.... Eski bir aşka ağlıyorum ben de şimdi; Onur AKIN’ın Azrail’den koparıp getirdiği,benim de ondan aşırdığım acılı bir sevdaya...ve bir köpek aldım kendime; eski insanlar gibi sadık,kadim,itaatkar ve kanaatkar; çok takdir ediyorum.Eskiden birini köpek gibi seviyordum,şimdilerde köpeği O’nun gibi seviyorum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bit-pazari-9-siiri/</link>
<guid>1178686</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:03:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Mecnuniyet Öyküsü</title>
<description>Ne çok sevdim ‘Aptal Aşık’ rolünü hayatım boyunca,bilmiyorum ne sandım! Ve ne de çok filmde rol aldım!  Aşk,birine delice bağlanmaksa ve diğer taraftan aşk eski bir yalansa hep sevimsiz bir yalana bağlanmışım aslında yıllarca. Aşkın bir kısım ölmek olduğunu hep biliyordum da; aşk da çiş gibiydi tutamıyordum valla…Çok sıkıp altına kaçıran arkadaşlar da oldu-Mükremin Abi’nin de dediği gibi; ”Bir daha asla yaşayamayacağı aşkları teğet geçen…”-Sonra çok uğraştılar iki noktadan bir üçgen yapmaya ama iki noktadan bir doğru geçiyordu ve onları üçgen yapmak için iki doğru daha gerekiyordu üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü o günlerde… ‘Öğretmenine aşık bir ilkokul çocuğu’ndan ‘öğrencisi yaşında bir kıza aşık eşek kadar adam’a uzanan hazin bir Mecnuniyet öyküsüydü bu ve her filmde Leyla değişiyor,Mecnun’u hep ben oynuyordum.”Sen oyna Kürşat,sen oyna” diye etrafımı çeviriyordu sanki birileri ve ben sahneye fırlıyordum bir anda,düğün sahibini kıramayan çengi edasında… 18’imdeydim aşkın ne menem bir şey olduğunu anladığımda ve o zaman Gülbeyaz dizisi çekilmemişti bile daha; hani düşman ailelerin çocukları birbirine aşıktı ya! .. Güzel olan aşk mıydı,aşıklar mıydı aşkı güzel sanan ve ne kadar ahmaktı aşkın varlığına inanmayan; aşk vardı ulan! ! ! Şimdi aşk ve kader konusunda en yetkili kişiye başvuruyorum; Allah’ım iflah olmaz ama işine karışan,bir seven istiyorum senden Mecnun ile yarışan…Bilgilerinize arz eder,cevabınızı beklerim… </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-mecnuniyet-oykusu-siiri/</link>
<guid>1178685</guid>
<pubDate>2009-05-16T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>Beni Anlamadın Ya</title>
<description>Yarım kalan aşk hikayelerinin duygusal okuyucusuyum,ne 2/3'e vardırabildim bir aşkı,ne de Mustafa Denizli gibi %51'le üstün oldum. Top tekniği düşük futbolculardan kurulu bir orta saha gibi hep ezildim rakip karşısında. Fena halde futbola benziyordu hayat ve ben ' Dar Alanda Kısa Paslaşmalar ' filminin başrolünde oynuyordum. Alan mı çok dardı, bende mi bir şey vardı onu da bilmiyordum.  Çok kalas adamlar ilk 11'de oynarken, ben aşkın yedek kulübesine demir atıyorum. Bu maçta ben oynamalıyım diyorum, bomba gibiyim, hazırım diyorum. Sonra düşünüyorum kendi kendime önemli olan hazır olmak değil, hınzır olmak diye, hani var ya; ' Dereler hırsızındır, bu dünya arsızındır. Nerede bir güzel varsa hep bir uğursuzundur '. Şimdilerde hep bir ' çok şükür ' cümlesi dilimde. Nasılsın diyenlere verilmek üzere hazırda bekleyen kalender,tamahkar ve biraz da sitemkar bir çok şükür...Hani Rabbim yüzeysel olarak iyiyim de, derinsel olarak iyi gitmeyen bir şeyler var gibi...Yine de dünden bugüne çıkmış olmanın minnettarlığı da yok değil hani... Bu kez Emre Aydın'ın yalnızlığından da afilli yalnızlık, bir köşeye çekildim avaz avaz susuyorum, sessiz sessiz ağlıyorum, sicim sicim kanıyorum ve ' BENİ ANLAMADIN YA, BEN ONA YANIYORUM '... </description>
<link>https://www.antoloji.com/beni-anlamadin-ya-2-siiri/</link>
<guid>1178683</guid>
<pubDate>2009-05-16T11:59:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 <item>
<title>9-8'lik Bir Aşkın Diskografyası</title>
<description>Bir Türk Sanat Müziği şarkısı tadında başlamıştı her şey; bir kadeh seni içmiş,körkütük sarhoş olmuştum.Dünya artık başkaları için döndüğünden iki kat hızlı dönüyordu benim için,hoş gelmiştin,sefalar getirmiştin... '   Asırlardır bekledim,hakikat oldu rüyam. Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam.' Sen'li günler değer kaybettiriyordu sensiz geçen günlere.İyi ki vardın...Sanki o güne kadar çayı şekersiz içiyordum ve senle birlikte şekeri keşfediyordum.Tarifsiz mutluluklar vardı içimde,nostaljik şarkılar dilimde: '    Bim bam bom...Çok şükür dostlar, Artık benim de bir sevgilim var...' </description>
<link>https://www.antoloji.com/9-8-lik-bir-askin-diskografyasi-siiri/</link>
<guid>1178680</guid>
<pubDate>2009-05-16T11:56:00+03:00</pubDate>
<author>Kürşat Güven</author>
</item>
 </channel>
</rss>
