<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Kerem Y&#252;ce Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Gölgen Gezinmekte Hala İçimde</title>
<description>Alnımın çatısında beliren o utanç O utançtan geriye derinden çizgiler Unutursun boşver hayat hep böyle Yenisini bulursun geçer gider diyenler Yüreğimin her yanında ayak izlerin Gururun penceresinde kırık camlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/golgen-gezinmekte-hala-icimde-siiri/</link>
<guid>1046311</guid>
<pubDate>2008-10-20T14:39:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Fırıncı Çocuk</title>
<description>Beyazlar içinde garipten bir çocuk Gecenin karanlığında sessizce gezinmekte Etrafını dalgın dalgın izlerken Çalan telefonunun sesiyle irkilmekte Peşine hızlanan o küçük adımları Sessizliği geceye hüküm sürerken </description>
<link>https://www.antoloji.com/firinci-cocuk-siiri/</link>
<guid>1025270</guid>
<pubDate>2008-09-17T15:38:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Sağır Duvarlarımsın</title>
<description>Dilsiz bir çocuğun haykırışı var bende Yüreğe sığmayıp kelimelerle çağlayan Dilsiz bir çocuğun duygularını anlatamayışı Hani desemki her gönlü yakar gözyaşların Her yüze tanıdık bir aydınlık Kime baksam bir tek sen olurken </description>
<link>https://www.antoloji.com/sagir-duvarlarimsin-siiri/</link>
<guid>1025254</guid>
<pubDate>2008-09-17T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Hayallik Boşluk Yok</title>
<description>Karşıma oturdun,ellerini çenene yaslayıp en güzel rüyanı uzaktan izler gibi gözlerime bakıyordun,on beş gün kaldı diyordun son on beş gün düğünümüze.Dakikalarca gözlerini ayırmadan,elinden tutulup parka oyun oynamaya götürülmüş çocuk edasında kayboldun yüzümün bahçelerinde.Elini uzatıp sıkıca tuttuğun bileğimden ansızın sarsıp 'yoksa beni dinlemiyor musun sen? ' deyince irkildim.Hafif bir tebessümle kanat çırptım yüreğinde.Az önce sıkıca kavradığın bileğimden çözülen elin akmaya başladı parmaklarımın üstüne.Seni izliyordum; tüm parmaklarımı ilk defa farketmiş gibi adımlayıp bir tanesinin üstünde bayrak dikmeye hazırlanan bir keşifçi gibi duruşunu ve yüzünü yüzüme yansıtışını seyrediyordum.Bir kaç cümle daha düştü dudaklarından:'Bu parmağına takmanı istiyorum yüzüğü çünkü bu parmak bağlamıştı bizi birbirimize.'Yeniden başlıyordu o düşsel hikaye,uyumaya hazır bir bebeğe okunan masallar gibi en başından.Bir pazar akşamı Kadıköyün sarı dolmuşları.Benden bir durak önce binmiştin.Nasıl da yorgundum,bir daha alışverişe gitmek mi tövbe diyordum.Bütün dolmuşlar dolu dolu geliyor,her gördüğüm tıka basa dolmuş beni biraz daha sinirlendiriyordu ve senin içinde olduğundolmuş durdu hemen önümde.O da doluydu,içimden şoföre'Sanki boş yer var,kucak kucağa mı gideceğiz,ne vurdumduymaz insanlar var' diye geçirirken dolmuştan biri indi,utandım içimden geçenlerden.Yanına oturdum,elimdeki poşetleri sıkıştırmak için çabalarken elini uzatıp yardım ettin.Teşekkür edip ufak bir tebessümle minnettarlığımı gösterirken kalbine aktı gözlerim.Utanmıştım; içimden türlü türlü hayaller geçerken'Saçmalama,bu kadar hayal varken bir hayale daha yerin yok' diyen içimdeki sesin barikatına takılmıştım.Oysa biliyordum ben gibi herkes içindeki sesin muhalifiydi ve insan ömrü boyunca gönlündeki iktidara sahip olmak isteyen,özgürlüğü esaret altına alınmış bir köle gibiydi.Çok az kalmıştı inmeme ve içimdeki o ses beni yine mağlup etmeye yaklaşmıştı.Şoföre ineceğimi söyledim ve ani bir hareketle durağa yanaştı.O sırada utangaç,sıkılgan halimi farketmiş olmalısın ki'Hanımefendi siz inin ben size poşetlerinizi uzatırım' diyen sesin darbe yaptı yüreğime.Demek ki ben utancımdan yüzümü çevirip sana bakamazken sen beni izlemiştin.İçimdeki sese nazire yapar gibi daha da keyiflendim.Dolmuş durağa yanaştı,kapı açıldı.Yüzümü sana dönerken gözlerine bakmaya korkan o köle içindeki sese muhalefet etmek,direnmek için'Haydi ne olacak? Sanki bir daha göreceksin,altı üstü bir hayal' diyordu.Bakamadım,bir hayallik bile boş yer kalmamıştı yüreğimde ama o anda anladım ki gözlerim düştü cennetine.Poşetleri bana uzattığında titreyen ellerim bana ait o poşetleri tutmakta güçlük çekiyordu ve ellerimizin arasına sıkışan o poşet...Ben çekiyordum,parmağına dolanan o poşet inatla bırakmıyordu ve şoförün'Haydi abla her durakta bu kadar beklersek' deyişi seninse şoföre dönüp'İşinize gelince tıngır mıngır kağnı gibi gidişiniz gelmeyince insanları yermek,azarlamak için kabaca tabirleriniz,birde dikiz aynasının yanına müşteri velinimetimizdir diye yazılar iliştirmeniz.Gerçekten siz neredesiniz,siz kimsiniz,bu arabayı kullanan bir şoför mü yoksa evine ekmek götürmek için çabalayan bir baba mı? Siz kimlerdensiniz,bizim gibi ekmek derdine düşenlerden mi yoksa içindeki iktidara karşı mağlubiyeti kabul etmiş muhaliflerden mi? 'Aralarında sohbet eden tüm yolcular susmuş,şoför utancından kızarmıştı.Sense hiçbir şey olmamış gibi o durakta benimle inerken'Neyse kaptan hayırlı işler' deyip şoförü daha da utandırmıştın.Şoförse utangaçlığının altında ezilmekten kurtulmak için son bir gayretle'Abi kusura bakma,malum sabahtan akşama direksiyon sallıyoruz,trafikte bir yandan,ara sıra böyle kaybediyoruz insanlığımızı' demişti.Gerçekten insanlık kaybedilir miydi yoksa bu insanın içindeki sese karşı köleliği kabul edişinin göstergesi miydi? Arkadan yükselen korna sesleriyle dolmuş bir anda hızlanıp gitti.Yüzüne bakamıyordum,yasak bir cennete düşüp kaybolmaktan,içimdeki sesin'Bir hayallik boşluk yok' deyişinin haklı çıkacağından korkuyordum.Parmağını poşetten kurtardıktan sonra poşeti bana uzatışın,gözlerimi gözkapaklarımın altına gizlerken'Ne diyeceğim şimdi,teşekkür etsem çok az,gülümseyip olayı yorumlasam gözlerinin cennetine esir düşeceğim korkusu...O sese daha güçlü muhalif olmalıydım.Başımı kaldırdım ve savaşmaya hazır bir şövalye edasıyla düştüm gözlerinin cennetine.Gördüm ki içimdeki sesin korkutucu bir oyunuydu bu,kandırıp yanıltmaya çalışmıştı beni.Ah nasıl düşünemedim savaş olur muydu hiç cennette? Çok özür dilerim beyefendi,benim yüzümden burada inmek zorunda kaldınız dememle'Hayır zatenburada inecektim' demen bir olmuştu. 'Bu parmağına takmanı istiyorum yüzüğü çünkü bu parmak bağlamıştı bizi birbirimize' derken haylaz bir çocuk edasıyla gülümsüyor ve ellerimin üstünü cimdikliyordun.'Yalan söyledin,orada inmeyecektin bunu biliyordum ama korkusuzca kaybolmak istedim cennetinde.Çünkü durağa çok kısa bir mesafe kala ineceğimi söyledim,söylemesem zaten senin onu söylemeye vaktin kalmayacak o durakta inemeyecektin,öyle değil mi? 'Haklıydı; bu sefer sıra benim o düşsel hikayemdeydi.Ellerini çenesine yaslamış gözlerimdeki bahçede kaybolurken bense kanat çırpıyordum onun yüreğinde.Üniversiteden yeni mezun olmuş hayat denilen boşluğun bir yanına tutunabilme çabasıyla mülakata çağırıldığım iş başvurusundan dönüyordum.Vaktim epeyce olduğundan Kadıköy'e yürüyüp iskeleden denizi ve martıları izleyip üstümdeki stresi hafifletmeye ve bu yürüyüşte mülakatın değerlendirmesini yapmaya karar vermiştim.Bir süre dalgın dalgın yürüdükten sonra önüme gelen ilk trafik lambalarının önünde durup yeşil ışığın yanmasını bekledim.Yeşil ışık yandığında yola henüz adımımı atmıştım ki sarı bir dolmuş ışığa aldırmadan geçmiş ve korkuyla irkilmeme sebep olmuştu.Başımı kaldırıp tekrar ışığa bakmıştım,yeşil yanıyordu doğru görmüştüm fakat insanların hayata kızgınlıklarını hayattan çıkarmak yerine neden diğer insanları yok sayıp kızgınlıklarını insanlara yüklemeye çalıştıklarına hala anlam verememiştim.Yolun karşısına geçtim,tam olarak nerede olduğumu anlamak için tabelaları incelerken dolmuş durağına takıldı gözlerim.Birden içinde bulunduğum arayış sona ermiş durakta gördüğüm kanat çırpamayacak kadar yorgun duran o meleğe takılmıştı gözlerim.O melek sendin,birşeyler yapmalıydım,yanına gelip bir iki kelime birşeyler söylesem her önüne gelene laf atan,kendini beğenmiş insanlar konumuna düşecektim ama birşeyler yapmalıydım.Bir meleğin sesinin kulaklarımdan yüreğime doğru inişini ve o inişte ruhumdaki derinliği daha da fazla hissetmeliydim.Elimdeki en büyük koz,Kadıköy dolmuşlarının on beş dakikada bir geldikleri ve yolun tek yönlü oluşuydu.Koşar adımlarla beklediğin durağın bir üst durağına doğru ilerlerken bir yandan da inşallah ben durağa varmadan  boş bir dolmuş geçmez diye dua ediyordum.Çünkü bir meleğin sesinin kulaklarımdan yüreğime doğru inişini ve o inişte ruhumdaki derinliği daha da fazla hissetmek istiyordum.Durağa geleli henüz iki dakika olmuştu ki ilk dolmuş durağa yanaştı fakat içerisinde sadece bir kişilik boş yer vardı.Binmesem bir ileriki durakta sen binecektin ve ben o yorgun meleğin sesinin içimdeki derinlikte çınlayışını hissedemeyecektim.Dolmuşa bindim,iki-üç dakikalık vaktim vardı.Eğer başaramazsam bir camın ardından sade ve sadece üç-dört saniye seni görebilecek içimdeki devrimi bir başka bahara erteleyecektim.Yanımda oturan orta yaşlardaki beyin parmağındaki yüzük yeni bir kapı açmıştı beynime.Hemen o beyle konuşmaya başladım ve ileriki durakta elinde poşetlerle bekleyen kişinin nişanlım olduğunu,annesinin biraz sonra kalp ameliyatına alınacağını,acil olarak Kadıköy'deki bir hastaneye ameliyat malzemesi götürmemiz gerektiğini,kendisininse nişanlıma yerini verip veremeyeceğini sordum.Hiç tereddüt etmedi; gülümseyerek'Biliyor musun eşimi geçen sene bir kazada kaybettim ve bu trafik yüzünden kendisini son kez görmeye bile yetişemedim,tabiki ne demek memnuniyetle' dedi.İçimden bir şimşek nehrin tam ortasına düştü ve o nehirde yüzdüm,kahrolası azgın suları kan kokan o nehirde...Bir meleğin sesini yüreğimin en derinlerinde hissetmek isterken yalan söyledim ve ben o yalanla ortasına şimşek düşen,azgın suları kan kokan nehrin en derinlerine hapsedildim.Dolmuş durağa yanaştı,kapı açılmadan o beye tekrar teşekkür ettim ve niye o dolmuşta olduğumu unuttuğum anda yanıma oturuşunla irkildim.Tam ortasına şimşek düşen o azgın nehri durdurmalıydım yoksa içimdeki o sese yenilip ilk durakta inecektim.Poşetlerini bırakacak uygun bir yer aradığını gördüğümde hiç düşünmeden elimi uzatıp yardım etmeye yeltendim ve sen de bu yardım talebimi geri çevirmedin.Gözlerin hafif bir tebessümle gözlerime değdi ve kanat çırptığımı hissettim yüreğinde.'Teşekkür ederim deyişinle sesin kulaklarımdan aşağı inerken ruhumdaki derinliğin en sonuna ulaşmıştım.Gözlerimi ayırmadan taa ki  o ana kadar seni izledim.Durağa beş-on metre kala ineceğini söylediğinde ne yapacağımı bilemedim.Son kez bakmak istedim gözlerine ve 'Siz inin ben poşetlerinizi uzatırım hanımefendi' dedim.Topu topu otuz-kırk dakika önce hayata kızgınlıklarını hayata değil de insanlara yansıtıyorlar diye düşündüğüm bir dolmuş şoförünün sana kızması belki de hayatın içime biriktirdiği tüm enkazı alıp gitmişti.Sen bu parmağına tak yüzüğü diyorsun bense dolmuş şoförlerini her gördüğümde gülümsüyorum ama o yerini rica ettiğim beyle birlikte boğulduğum,o şimşek çakan kahrolası nehri unutamıyorum. Daha da sıkı sarıldı parmakların parmaklarıma ve bir meleğin dudaklarından düştü seni seviyorum cümlesi.Oyun oynarken topu masamızın yanına gelen o ufak çocuk ve o ufak çocuğun başını okşayışın; yan masada oturan o cennete birlikte girmiş ailenin en kutsal meyvesi.Gülümseyip adını sordun,şefkatle aldın kucağına.Sen onu kucağına aldın gönlümün yollarına düştü çocukluğum.On beş gün kaldı düğünümüze topu topu on beş günve sen içine dolup dolup taşan o sevinçle yerinde duramıyor,bir çocuğu kucağına alırken o çocuğun hayallerinde kayboluyordun.Ayağa kalktın; ilerideki büfeden o çocuğa çikolata alıp biraz daha mutlu etmek istedin.Yüzümde bir tebessümle ufak bir çocuğun elinden tutan o meleğin gidişini izledim.Henüz büfeye ulaşmıştın ki birden alev kusmaya başladı gökyüzü.Gökten bir alev düştü ortalık çığlık çığlık ve sana yetiştiğimde çok geçti,kucağında ölmüştü çocukluğum.Kanatları kana bulanmış o kuş uçamıyordu artık yüreğinde.Hemen peşine bir alev daha düştü gökyüzünden,kan oturmuş gözlerine bakarken yığıldım olduğum yere ve kayboldun cennetim dediğin gözlerimin bahçelerinde.Sen kayboldun içimden lapa lapa kar...Ne kadar zaman geçti bilmiyordum,gözlerimi açtım gökyüzünde derin bir sis ve etrafta onlarca insan.Elimi kalbine götürdüm atmıyordu artık yüreğin.Kucağında ölürken çocukluğum göç mevsimini kaçırmış o kuş donup kalmıştı,kanat çırpmıyordu artık göğsünün içinde. Oysa sadece on beş gün kalmıştı düğünümüze,Gizli bir el,terörist bir fikir sisten bir perde çekerken gökyüzüne son kez gördüm kucağında çocukluğumu.Seni alev kusan o gökyüzüne teslim edip,o kahrolası azgın suların en derinine girdiğimde anladım:yeryüzünde kapanmaz yaralar bırakanlar olduğu sürece sevenlere bir hayallik boşluk kalmayacak sevgili... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-hayallik-bosluk-yok-siiri/</link>
<guid>1024672</guid>
<pubDate>2008-09-16T17:50:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Hasret Serpilmez Umudun Yanına</title>
<description>Hasret serpilmez umudun yanına,bir kere serptin mi kendi kendini eker.Önce toprağı kandırıp sokulur yanıbaşına ve salmaya başlar zehir salgılayan kökünü.O kök salmaya başlayınca anlarsın hasretin toprağa nasıl sımsıkı tutunduğunu,serptiğine pişman olup sökmek istersin umudun yanından.Vurduğun kazmalar,attığın kürek kürek topraklar...Ömrünün sonuna kadar da kazsan ayıramazsın umuda sımsıkı sarılmış hasret köklerini ve hızlıca büyümeye başlar.Sense artık ellerin başının arasında sadece umudu nasıl sömürüp yok ettiğini izlersin.Evvel rengini çalar umudun,büyümesini yavaşlatırken kendi hızlıca büyür.Öyle bir an gelir ki umut nokta kadar kalır hasretin yanında.Toprağın altında umudun köküne dolanmışlığıyla haince zehrini akıtırken hasret yukarıda var gücüyle üüstüne yüklenir.İki büklüm olur umudun,bir gövdede iki büklüm...Ve çürütür yavaş yavaş; o çürür sen gözyaşları içinde izlersin.O kadar uzun sürer ki o izleme,hayattan canın pahasına çaldığın bir umut her gece kan olup oturur boğazına.Sen ağlarsın çevrendekiler sana ağlar,sana yeni bir umut yaratabilme çabasıyla sağlarına sollarına çaresizce bakınırlar.Seninse gözlerin hayattan canın pahasına çaldığın o umutta kalır.Yavaş yavaş yok oluşunu,eriyip tükenişini görürken belki halime acır vazgeçer umudumu çiğnemişliğinden düşüncesiye beklersin.Ama çok geç; bir kere hasret serpmeyeceksin umudun yanına,serptin mi kendi kendini eker.Sen her ne kadar farkında olmasanda gözyaşlarınla güçlenip hem seni hem de hayattan canın pahasına çaldığın o umudu ezer geçer ve o bitmek tükenmek bilmeyen izleyişten sonra anlarsın ki bir hasret milyonlarca umudu yok eder... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasret-serpilmez-umudun-yanina-siiri/</link>
<guid>1008296</guid>
<pubDate>2008-08-21T14:39:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Güneş Olup Dokunma Perdelerime</title>
<description>Başka ellerin izi kalmış sende Başka gözlerin kapanmayan yarası Unutmak istiyorum deyip yalvarsanda Saklamışsın en karanlık bahçelere Yüreğinse aldığı darbelerle ağır yaralı Yetişemeden ölmüş hastanenin önüne </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunes-olup-dokunma-perdelerime-siiri/</link>
<guid>1008293</guid>
<pubDate>2008-08-21T14:38:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Kendi Celladım Oluyorum Seni Düşündükçe</title>
<description>Kültabağının içinde iki izmarit Biri yan yatmış diğerinin bükük beli Hüzünle bakıyorum kokuşmuş cesetlerine Oysa henüz on dakika önceydi Yirmi otuz nefeslik ömürleri tükenmeden Birbirlerine küsüp sırtlarını dönmüşlerdi </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendi-celladim-oluyorum-seni-dusundukce-siiri/</link>
<guid>995930</guid>
<pubDate>2008-08-01T14:42:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Sanma Yaşamayı Unuttuğumu</title>
<description>Ruhum görünmesin diye giydiğim siyah elbiseler İçimde ettiğim kavgada kaçıp saklanmışlığım Bir çift göz ansızın üstüme çevrildiğinde Korkaklığımın görüleceğinden duyduğum utanç Birşey düşürüpte arıyormuş gibi Yerleri yoklamaya başlayan gözlerim </description>
<link>https://www.antoloji.com/sanma-yasamayi-unuttugumu-siiri/</link>
<guid>991961</guid>
<pubDate>2008-07-25T14:17:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Yaralandığını Zanneden Avcı</title>
<description>Yaralanmıştı; beklemediği bir anda gelen telefon ve karşısındaki ses ona şuana kadar tatmadığı bir yarayı tattırmıştı.Artık sevmediğini söylüyordu karşısındaki ses ve böyle bitmesi gerektiğini,son sözse ''herşey için teşekkür ederim'' olmuştu.Bu onun ayrılıktan aldığı ilk darbeydi,kabullenemedi ama tek bir kelime de düşmedi dudaklarından.Çünkü böyle bir anda ne diyeceğini hiç bilmiyordu.Telefonu kapattı ve kapatmasıyla duvara fırlatması bir olmuştu.Çöküp kaldığı koltuğunda öfkeyle karışık gözyaşları süzülüyordu gözlerinden.''Değmezmiş,etrafımdakiler çok haklıymış'' diye kendini avutup unutmaya çalıştıkça daha da çok hatırlanırdı unutulmak istenen insan,ona da aynısı oldu.İki gün geçmişti ama hala aynı yerdeydi; aynı öfkeyle sarsılıp gözyaşları döküyordu.Farklı,bugüne kadar yapmadığı birşey yaparsa herşeyi unutacağına inandırmıştı kendini.O esnada televizyonda gördüğü belgesel beyninde yeni bir düşünce oluşturmuştu.Hem tanıdıklarıyla karşılaşmayacak,bu karşılaşmada kimse onu hatırlatacak soruyu sormayacak hem de beyninde patlayan o acı kahkahadan kurtulacaktı.Hemen odasına çıkıp valizini topladı,dedesinden kalan av tüfeğini duvardan indirip temizleyip omuzuna taktı.Yola çıkma zamanı gelmişti.Bu yolculukta bahçelerindeki Pen adlı köpeği ona eşlik edecek ve kıştan kışa uğradıkları dağ evine yerleşeceklerdi.Yola çıktılar,dağ eteklerine vardıklarında ilk işi Pen'le birlikte ormanın içine girmek olmuştu.Avlanacaktı,avlanırken artan adrenalininde boğulup herşeyi unutacak ve yeni bir sayfa açacaktı hayatın içinde.Gökyüzünde iki kuşun dans eder gibi yanyana uçtuğunu gördü ve doğrulttu tüfeğini gökyüzüne.O ağaçlardan sekip ormanın yamaçlarında patlayan sesin ardından Pen hızlıca koşmaya başladı ve bir süre sonra Pen ağzının arasında bir kuşla geldi ama henüz canlıydı,üstelik siyah çizgili gövdesinde ne bir kan lekesi ne de bir saçma deliği yoktu.Şaşırmıştı; Pen'in yerde gördüğü ilk kuşun üstüne saldırdığını ve alıp geldiğini düşündü ve ormanın içine doğru ilerledi çünkü o kuşlardan birini vurduğunu görmüştü.Dikkatli dikkatli sağına soluna bakıyordu ufak adımlarla ilerlerken.Gerçekten de başka bir kuş görünmüyordu etrafta,arkasını döndü henüz bir iki adım atmıştı ki sağ elinin üzerinden sıcak birşeyin parmaklarına doğru süzüldüğünü hissetti.Bu kandı,çalıların arasından geçerken dikenli bir bitkinin elini yırtmış olabileceğini düşündü.Önce sağ elini inceledi ve sonra diğer elindeki kuşu yere bırakıp sol elini...İki elinde de hiçbir çizik,yaralanma izi yoktu.Başını havaya doğru kaldırdığında gerçekle karşılaştı.Biraz önce vurduğu kuş yaralanmış bir şekilde dalların arasındaydı ve o kan lekesinin sebebini ararken yere bıraktığı diğer kuş ta uçup yaralı kuşun hemen yanına konmuştu.Kendi ayrılığında öfkeyle taşan gözyaşları bu sefer sebep olduğu bir ayrılık için acıyla taşıyordu gözlerinden.Htasını anlamış ve o kuşun ölmemesi için dua ediyordu.Ağaca tırmanıp yaralı kuşa ulaştı,biraz önce bıraktığı kuşsa acı haykırışlarla tepelerinde uçuyordu.Eve geldiler; neyseki kanadından vurulmuştu şanslı olduğunu hissetti ve yaralı kuşun kanadına pansuman yapmaya başladı. Bir hafta olmuştu; her gün pansuman yapıyor sabahları uyanır uyanmaz yaraladığı kuşun yanına gidip kanadının durumuna bakıyordu.Onuncu günün sabahı kanat sesleriyle uyandı.İyileşmişti ve kanat çırpıyordu,hiç bir sabah bu kadar keyifli kalktığını hatırlamıyordu.O kadar sevinçliydi ki hatasını telafi edebilmenin verdiği o keyifle mutluluk şarkıları söylüyordu.İyileşen kuşu avuçlarının arasına alıp bir öpücük kondurdu gagasının üstüne.Bu öpücük yaptığı büyük hatayı affettirebilmek içindi.Kapıya doğru yaklaştı ve aralayıp balkona çıktı.Artık uçma vaktiydi,son kez gözlerine baktı,özgürlüğün parıltısı yaraları iyileşen kuşun gözlerine çoktan yansımıştı.Tam bırakmak üzere avuçlarını gevşetmişti ki ilerideki çatının üstünden gelen kanat sesleriyle irkildi.Bu oydu; vurduğu kuşu kamufle etmek için kendini feda eden,siyah çizgili kuştu.Demek ki günlerdir o ilerideki çatının üstünde nöbet tutup beklemekteydi.Her şeyi unutmak için çıktığı bu yolculukta herşeyi yeniden hatırlamıştı ama bu defa gülümseyerek.Sevgisinin gerçek karşılığı olan adresi doğru tutturamadığını anlamıştı.Elindeki kuşu bırakmasıyla o iki kuş yine yanyana geldi.Öyle güzel uçup gidiyorlardı ki ilk gördüğü günde olduğu gibi dans edercesine,yanyana.İçeri girdi valizini topladı eve dönme vakti gelmişti.Kaçmasına gerek olmadığını düşündü.Ne kadar yara aldığının ve çevresinin onu hatırlatmasıyla çekeceği acının çok küçük olduğunu bir kuşun sayesinde farketmişti.Dönemliydi; sevgisinin gerçek karşılığı olan adresi arayıp bulmalıydı çünkü hem yaralayan hem de yaralanan acı çekiyordu ve bir o kadar da yaraları sarmak için ümitsizce bekleyenler..İnsanın aldığı yaralardan çok karşısındakinde açtığı yaralar canını acıtırdı ve bu yüzden insan korkularından,hayal kırıklarından kaçtığını düşünürken aslında hep kendisinden kaçar hep kendisini yaralardı... </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaralandigini-zanneden-avci-siiri/</link>
<guid>986719</guid>
<pubDate>2008-07-16T16:27:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Parmaklarının Boşluğu Avuçlarıma Darağacı</title>
<description>Bir çift kırmızı ayakkabı Vitrin camlarının ardından bakarcasına Uzaktan uzağa öyle bir bağ ki bu Sanki gözlerinden o camlara hasret akarcasına Ellerinin arasına bırakılan bir hediye paketi Bir çift kırmızı ayakkabı paketi açtığında </description>
<link>https://www.antoloji.com/parmaklarinin-boslugu-avuclarima-daragaci-siiri/</link>
<guid>985327</guid>
<pubDate>2008-07-14T14:41:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Avuçlarımın İçi Yüzüne Kavuşamadan</title>
<description>Yüzünü görmeden sevdim seni Avuçlarımın içi yüzüne kavuşamadan Parmaklarım saçlarının arasında dolanamadan O kadar çok sevdim ki seni Yüreğine bile dokunmaya kıyamadan Yüzünü göremeden sevdim seni </description>
<link>https://www.antoloji.com/avuclarimin-ici-yuzune-kavusamadan-siiri/</link>
<guid>962739</guid>
<pubDate>2008-06-05T15:18:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Olur Uyan Sevdiğim</title>
<description>Son bir kez göreyim seni Bir kez olsun bak yüzüme Sonra kör olursa olsun gözlerim Adınla kaynaşmış seni seviyorumdan başka Hiç bir kelime çıkmasın dudaklarımdan Yıllarca damaklarımı yırtan dişlerim </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-olur-uyan-sevdigim-siiri/</link>
<guid>962682</guid>
<pubDate>2008-06-05T13:28:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Firarlara Mühür Bastın</title>
<description>Eskimiş,sıvaları dökülmüş bir bina,yamacına sokulup duvarlarına dayanmasını beklediği kepçeler...Rüzgarın çatısına indirdiği o sert darbelerle beklenmedik bir anda yıkılma korkusu.O binada oturuyordun,kendini boşluğa bırakmak için sabırsızlanan o dört katlı binada.Kimbilir kaç ayrılığa kaç sevdaya kulak misafiri,kaçgözyaşına kaç mutluluğa şahit olmuştu ama ne de bir başka sevda benim kadar halini sormuştu.Her gece gelir pencerene bakar sonra sessizce giderdim.Ben sevdanı taşırdım taş duvarlara ve o duvarlar dışarıdan beni içeriden seni dinlerdi.Bilirdim oysa her ne kadar aramızda olsa da dayanamazdı halime.Yatağın duvar kenarındaydı  ve o bina bir duvarından diğer duvarına benden duyduklarını fısıldardı,yatağının kenarındaki duvarsa senin kulağına.Bir sabah gelirdin rüyanda sizin evin önüne gelip,seni izlediğimi gördüğünü söylerdin.Sen söylerdin ben anlardım ve her gece o duvarlara gülümseyerek bakardım. Bir gece tüm ışıklar sönüktü,peşine bir gece bir gece daha.Sevdamı sana taşıyan duvarlar bir kez olsun beni uyarmamıştı,taşınmıştın.Boş odalar beni karşıladığında sen çoktan firarlara mühür basmıştın.Ne bir ses ne bir not,tam iki sene.Hangi baharın kırlarında tomurcuk veren çiçeklerin meltemine kanmıştın,peki ya bu kutup soğukları senden mi kalmıştı? iki senedir her gece ziyaret ettiğim o bina bana o gidişi söylememenin pişmanlığındaydı çünkü gördüğü diğer sevdalar gibi unutacağım kanısındaydı.Yanılmıştı; yanılmasının verdiği azap yüzümle her karşılaştığında daha da artıyordu.Çöküşümün tek tanığıydı ve çöküşüme ortak olmak için can atıyordu.Önce bir rüzgara teslim etti çatısını peşine yanaklarımı okşayan yağmurlarla döktü sıvalarını en sonunda ise ıssızlığını bahane ederek çürüttü pervazlarını.Ben çökerken o da devrilmeye hazır ağaçlar gibi çatırdıyordu artık.Bu son geceydi ve farklı olmalıydı.İlk defa senin bir zamanlar her gün inip çıktığın merdivenleri adımladım.Kapılar sonuna kadar açıktı,odana yönelip yıllarca aşağıdan baktığım pencerenden bu sefer aşağı baktım.Kaldırımlarını arşınladığım kırtasiye,ekmek fırını ve berber ne kadar yakındı.Bir zamanlar yüzünle koyun koyuna uyuyan duvarın kenarına eğilip sırtımı yasladım.Oysa sen rüyaların dışında bir gün olsun aşağıda beklediğimin farkında olmadın ve o vurdumduymazlığınla firarlara mühür bastın.Şimdi iki enkaz adayı,birbirlerini görmekten eskimeyen iki yüz ve duvarlara yaslanmasını bekledikleri kepçeler...Biri çatısını uçurdu diğeri umutlarını,biri sıvalarını döktü diğeri yüzünü ve beraber çürüdüler bu ıssızlıkta.Sen korkarken sevdayı hiçe sayıp firarlara mühür bastın ama o mührün boyası bir ömür kalır parmaklarda.Unuturum kanısıyla çıktığın baharların sonunda yanılgıların ve o yanılgılarının verdiği acıyla kandığın rüzgarın meltem değil kar,boran,fırtına olduğunu anlamışlığın var.Artık çok geç; belki dönüp son bir umutla arayacaksın ama döndüğünde geride enkaz içinde enkaz bulunduğunu duyacaksın... </description>
<link>https://www.antoloji.com/firarlara-muhur-bastin-siiri/</link>
<guid>962678</guid>
<pubDate>2008-06-05T13:26:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Aslında Hep Ayrıydık</title>
<description>Ayrıldık; bir buğdayın başaktan ayrılışı gibi değil bir kovanın çekirdeğiyle vedalaşması gibi.Önce cinsiyet ayırımı yaptılar peşine yediye böldüler yurdu,her bölgeye bir isim verip diğer bölgeyi düşman ilan ettiler.Sağ-sol diye taraflar yaratırken insanları zengin fakir diye sonu belli merdivenlere basamak yaptılar ve yüreği sevgi nedir bilmeyen doğuştan fakirleri o tahta sultan yaptılar.Yetti mi? O da yetmedi insanların sıcak yüreklerini birbirinden ayırmaya...Ve mezhepleri meze yaptılar nefislerinin masasında.Çok canlar yaktılar,bir çok canı hayatla sevdiği arasında barut yapıp o kovanın dip kısmına ansızın vuran iğne oldular ama özünde sevmek yatan yürekleri yine de ayıramadılar.Yüreği sıfır çekerken üstünde bol sıfırlar bulunan kağıt parçasına sahip olanı kocaman gösterip taparlarken o sıfata anlam veren en baştaki rakamları görmezden gelip yerden yere vurdular.Aslında insanları birbirine düşürüp kutuplaştırırken hem kendilerini hem de insanların güvenini sıfırladılar ama sevmenin din,dil,ırk gözetmeksizin doğuştan var olan iki el,iki ayak,iki göz gibi büyüyen gizli bir organ olduğunu hala anlayamadılar.Ey benim doğmadan ana rahminde sevgiyle beslenmiş insanım; sen ne kadar bu kutuplaşmalarda bir yana kayıp gitsende,göğüs kafesini oluşturan kaburgalarının koruduğu bir yumruk büyüklüğündeki kalbinin içinde her daim seninle büyüyen sevgiyi istesende yok edemezsin... </description>
<link>https://www.antoloji.com/aslinda-hep-ayriydik-siiri/</link>
<guid>962123</guid>
<pubDate>2008-06-04T13:32:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Hayatı Seninle Yeniden Öğreneceğim</title>
<description>Bir görebilsem gözlerini değişecek mevsimler,susuz yeşerecek dallarda meyva olmayı bekleyen tohumlar,son cemre buluşacak sevdiğiyle,hayat şimdiki gibi ekşi gelmeyecek asmayacağım suratımı yıkılan birini her gördüğümde,bir tek boğazımdan gelen kanla anmayacağım kırmızı rengi,yaralanmayacak hiçbir kuş bakışlarımla,silgi kullanmayacağım yazı yazarken ne de üç paket sigara isteyeceğim her akşam karşıdaki kuruyemişçiden.Bir hissedebilsem yakınımda olduğunu özür dileyip geri gelecek kaybolan hislerim,ayaklarımın ne işe yaradığını öğrenip yolda yürürken karşılaştığım dostlarıma hiç gülmediğim kadar içten güleceğim,köşede zincire vurulmuş köpeğin başını okşayarak gireceğim eve,anahtarı tutarken titremeyecek ellerim,her seferinde zindana giriyormuşum gibi bir hava solumayacağım nefesimde,karanlıkta korkmadan yürüyebileceğim ve karanlık set çekemeyecek üstüme.Bir duyabilsem sesini; yüzyüze değil,telefonla değil tenimi ürperten o rüzgarın değmesiyle.İşte o an duymaya başlayacak kulaklarım akvaryumdaki balığın söyledikleriyle çatıda dolaşan kedinin yüzüme bakarken ne anlatmak istediğini.Sen bir gelsen hayat bile yitirecek güzelliğini,odama uğramayan güneş beklemeyecek sabahı gecenin bir yarısı dikilecek penceremin önüne,hesap vermek zorunda kalmayacak kırılan düşler beynime,tüm hüzünlü şarkılar yitirecek anlamını ve anlamlar tek tek çürüyecek her bir kelimende.Bir bedene saklanan soyutluğum somutlaşıp can verecek gölgeme. Biliyorum güneş batıdan doğduğunda,gündüz yıldızlara baktığımda,bir bebek doğar doğmaz ''anne'', ''baba'' dediğinde ve sen sonu olmayan birşey bulduğunda geleceksin bense hayatı seninle yeniden öğreneceğim... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayati-seninle-yeniden-ogrenecegim-siiri/</link>
<guid>961559</guid>
<pubDate>2008-06-03T15:27:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>İçimden Bir Başkası</title>
<description>Yokluğunda hesap soruyor hayat Kelepçeleri hazır uğruyor geceme Cevapsız sorularımı tek tek hatırlatıp Son isteğim olup olmadığına aldırmadan İdam ediyor ahşap bir iskemlede Bir ilmik geçiyor ince boynumdan </description>
<link>https://www.antoloji.com/icimden-bir-baskasi-siiri/</link>
<guid>960819</guid>
<pubDate>2008-06-02T12:25:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Birşey Bekler Aşti'de</title>
<description>Gelip giden otobüslere Yürüyüp uzaklaşan insanlara aldırmadan Ben seni yazarım Aşti'ye Göğsümde beklemenin o boş resmi Gözlerime tüneyen bir kuş Ve o kuşu izleyen damladan kediler </description>
<link>https://www.antoloji.com/birsey-bekler-asti-de-siiri/</link>
<guid>960198</guid>
<pubDate>2008-06-01T11:13:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Cam Kenarında Boynu Bükük Bir Papatya</title>
<description>Açık bir pencere kenarına oturmuşluğum Kolumda senden kalan o bileklik Saçlarımı rüzgar okşamakta senin yerine Seneyse henüz iki bin altı Hani çokta geç sayılmaz Sokakta ip atlayan ufak kızlarla </description>
<link>https://www.antoloji.com/cam-kenarinda-boynu-bukuk-bir-papatya-siiri/</link>
<guid>958753</guid>
<pubDate>2008-05-29T11:46:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Vedasız Ayrılıklardan Selamsız Sürgünlere Yolculuk</title>
<description>İnsanın toprağa sevdasıydı ölüm,topraktan toprağa yolculukta.Uzun görünen nerede biteceği belli olmayan bir yolun başlangıcıydı; kimi erken toplamıştı bavulunu,kimi sürgüne gönderilmişti bavulunu toplamasına vakit kalmadan.Zor olan da buydu ya; vedasız ayrılıklardan selamsız sürgünlere yolculuk...Kim sallandırabilirdi denizi bir ipin ucunda,kim mühür vurabilirdi gökyüzünün maviliğine ya da kimin gücü yetebilirdi bir insana istemediği şeyi yaptırmaya? Halbuki ne kadar merhametliydi otuzbeşi yolun ortası diye niteleyen şair.Bir başka şair yolun neresinde olduğunu bilmeden kan tükürüyordu mendiline.Oysa kimi o sıfatları alamdan,dudağından düşen bir kelimeyle tek başına sallıyordu dünyayı.Daha acısı da vardı ayrılıkların; bir kelime için nefes tüketmeden karanlığa karışanlar.Öyle bir karanlıktı ki bu güneş yetmiyordu aydınlatmaya,yutuyordu dili damağına yapışıp yutkunmaya takati kalmayanları.Ve gölgelerinde yaşıyordu hayatın tuzaklarını kabul edemeyenler; gölge gibi sahte,hep bir adım geç kalmışlığın deminde.Kendi kendini çiğnerken insan gerçekten zordu vefanın mezarını ziyaret etmek.Öyle bir sabah gelirdi ki kururdu dilek ağaçları,kurak mevsimler demir atardı hayat ve sahraya doluşan akbabalar gibi kemirirdi günler hayalleri...Taş dibeklerde öğütülse de maziye gömülenler,geriye kalan bir parça sıçrardı insanın üstüne mutlaka ve parçalandıkça çoğalıp dağılırdı bedenin tüm hücrelerine.Beklenen dönmezken haykırışlar zamanla sessizleşirdi,tükenirken gözlerin o ateşten feri yıllar bir bir gizlice devrilirdi.Ne büyük bir sancıydı bu tanrım; tüm organları tek tek ziyaret edip bitirene kadar nöbet tutan...Veda eden kimdi aslında; gidenin ardından kaldığı yerde kendini bitiren mi yoksa arkasına baktığında geride bıraktığını bir daha göremeyen mi? Ne önemi vardı ki bitiyordu birşeyler işte,bazen insan,bazen duygular,bazen de yaşananlar.Kim durdurabilirdi ki dizginlerini koparıp dört nala ilerleyen bir at edasındaki zamanı? Mutluluğun kutusuna doldurulup paketlenen yalancı ayrılıklar yeniymiş gibi satılıyordu kırmızı halılı tezgahların üstünde ve halıların üstündeki o kırmızıların bir önceki hatıralardan kalan son emanet olduğunu bilemezdi daha önce bu yolu kullanmayanlar.Oysa ayrılıklar daha çok yaşıyor insanın toprağa sevdasından.Bu yüzden toprağın son emanetini güller taşıyor hemde en kırmızısından... </description>
<link>https://www.antoloji.com/vedasiz-ayriliklardan-selamsiz-surgunlere-yolculuk-siiri/</link>
<guid>958751</guid>
<pubDate>2008-05-29T11:45:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 <item>
<title>Yüzüne İhtiyacım Var Sevgili</title>
<description>Yalnız gözlerin söylerdi en güzel şarkıları Ve odanın ortasında dans etmişliğimiz Ellerin boynumda en anlamlı çelenk Ellerim belinde erir giderdi Dünyanın yükü sırtımdan kalktığında Başın yaslanıp omzuma değerdi </description>
<link>https://www.antoloji.com/yuzune-ihtiyacim-var-sevgili-siiri/</link>
<guid>953992</guid>
<pubDate>2008-05-18T18:30:00+03:00</pubDate>
<author>Kerem Yüce</author>
</item>
 </channel>
</rss>
