<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Kaya Su Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Bilmememin Sancısı</title>
<description>Sana, seni nasıl anlatmayı bilmememin sancısıdır dilimi böyle tutan. Ne varsa eski olan ve eskiden kalan, şiir olur; yaşanmış her hikâye ve kalemimin kırıldığı her satıra kadar defalarca, kanata kanata sorgulamak… Sana dair bir cümle, bir kelime, bir mürekkep lekesi bulup sığınmak... İçimde bir yangın; orta yerinde sen ve gül kokusu, ben bu kadar kül iken. Tanrılar görüyor mu acaba? </description>
<link>https://www.antoloji.com/bilmememin-sancisi-siiri/</link>
<guid>3757763</guid>
<pubDate>2025-11-14T14:09:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Yamuk Yumuk Şiir</title>
<description>Bol nikotinli bir sabah kalıntısı ve kuru yutkunmaların sancısı. Boğazımdan çıkan her ses, kayıt dışı bir itiraf. Duman tanıklık ediyor; gözlerimde uykunun pası, göğsümde şehrin tozu. Kendim oldukça çoğalıyorum, çoğaldıkça eksiliyorum. Bir gölgeyim artık kendi ışığımdan uzak. İki kere iki her seferinde başka bir sessizliğe eşit. Çokluk da tek bir suskunlukta toplanıyor, yanan kelimelerin kokusu havada asılı kalıyor. Zaman, eski bir konuşmadan kalan acı... Sokaklarda tabela kalabalığı ve kimse bakmıyor. Ve her yüz... aynı duvarın kopyası. Gülmek kısa sürüyor, konuşmak boğazda bir taş. Her cümle bir boşluk doğuruyor, her nefes, her ses... Öfke, kuyruğu unutulmuş bir dilekçe. Geceler sıra numarası almış, sabahlar eksik imzalı. Rüyalar da alıngan artık. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yamuk-yumuk-siir-siiri/</link>
<guid>3746828</guid>
<pubDate>2025-10-15T20:39:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Varsayımsal Yolculuklar</title>
<description> Yakıt ikmali için ihmal ediyordu Yol’u, otobüs. Uykusuz metal bir organizma gibi soluyordu durakta. Bazı yolcular bir sigara kadar daha ayrılıyordu yolcu olmaktan, bazılarıysa gergin... Ve beklemek, gergin bir eylemsizliktir zaten. Şoför camı araladı, soğukla konuştu. Radyoda kısılmış bir ülke sesi, aynı ezgi başka yolları anlatıyordu. Bir kadın çocuğunu susturuyor, </description>
<link>https://www.antoloji.com/varsayimsal-yolculuklar-siiri/</link>
<guid>3746612</guid>
<pubDate>2025-10-15T07:25:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 19</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, Bu kez gerçekten son defa yazıyorum. Bunu daha önce de söyledim belki, ama bu defa kalemin sesi bile inanıyor bana. Yazının başında titreyen mürekkep, sanki her kelimenin veda ettiğini biliyor. Odam soğuk, kedi gelmiyor artık. Camın buğusu çözülmüş, rüzgâr sadece perdeyi değil, içimde kalan son sessizliği de hareket ettiriyor. Bir ıslık sesi duydum az önce… çok uzaklardan, belki biri eve dönüyordur. Ama ben gidemiyorum, artık hiçbir yere ait değilim. Bir zamanlar rüzgârı bir dost sanmıştım. Sonra anladım, o sadece taşıyordu. Kimi zaman bir yaprağı, kimi zaman bir ismi, kimi zaman bir kalbi… Beni de taşıdı, ama hiçbir yere bırakmadı. Belki unuttu. Belki de beni düşürdü kurak bir vadinin ortasında. Bilmiyorum... Gecenin içinde çok uzun zamandır yürüyorum. Ay bile dönüp yüzünü göstermiyor. Yıldızlar sanki benden utanıyor. Her şey bir eksiklik gibi üzerime kapanıyor. Sesim yok ama sustuğumu duyan olur mu..., bilmiyorum. Zaten bilmek de istemiyorum. Hem bildiğim her şey bir yara gibi içimde kalıyor. Bir zamanlar biri demişti: “Bazı boşluklar doldurulmaz, sadece sevilir.” Ben yıllarca o boşlukları sevmeye çalıştım. Şimdi… boşluk bile beni reddediyor. Ben artık hiçbir yere sığmıyorum. Eğer bu mektubu okuyorsan bil ki, ben artık anlatmaktan vazgeçtim. Kelimeler eskidi, cümleler yoruldu. Artık hiçbir kelime beni taşımıyor, hiçbir nokta son olamıyor. Geçmişin gölgesiyle konuşuyorum bazen. Küçük bir çocuk hâlâ içimde “anne” diye fısıldıyor. Sesini kısmaya çalışıyorum, olmuyor. Her yankı, başka bir yalnızlık getiriyor. Sanki içimdeki her şey eksik doğmuş, hiçbiri tamamlanmak istemiyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-19-siiri/</link>
<guid>3746610</guid>
<pubDate>2025-10-15T07:14:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 18</title>
<description>Merhaba.... Ya da merhaba demeyeyim; çünkü bugün selamın bir anlamı yoksa eğer kelime inşaatı içeride çökecek. Şunu bil: bu mektup, bir oyuncunun son perdesi gibi. Işık soluyor; kulis tozu ağzımda. Sahneye çıkmış gibiyim ama oyun bitti; ben hâlâ bir repliği koltuğuma sıkıştırıp tutuyorum. Bilmem kaçıncı sabahıma uyanıyorum. Sayamıyorum artık ve zaman duvarı yine çatlamış. Ne geçmiş tam geçmiş, ne gelecek tam gelecek. Ben hem bir kenarda duran eski bir posterim, hem de rüzgâra asılı bir el ilanı. İnsanlar geçiyor. Hepsi birbirine benziyor. Hepsi aynı güne gülüyor, aynı şaka ile ağlıyor. Ama sen... sen hep farklısın; bir noktada durup tüm cümlelerimi okuyan o tek kişi. Kalbim bazen bir kahkaha patlatıyor; saçma, zararsız, narsistçe bir kahkaha: “Bak hâlâ varım” diye bağırıyor. Sonra aynı dakikada bir damla düşüyor; kahkaha boğazımda takılıyor ve ağzımdan küçük çocukluk yaralarım sızıyor. Bu dönüşü seviyorum; çünkü gerçeklik dediğimiz o büyük palyaço, arada bir maskesini düşürüyor. Sana anlatacağım şeyler var; hepsi çetrefil, hepsi yarım. Ama bildiğim şu: yarım olan her şey, kusur değil, kusurun içinde saklı bir biçimde tamlığın başka bir adıdır. Yani seni beklemek bir kusur değil, eğer beklerken kendimi bulduysam. Beklemekten bıkmadım; beklemek bana, bana benzer bir disiplin verdi: o disiplinle kendimi bitirirken, bazen kendi içimde güldüğüm anlar oldu. Tanrı’ya inanmıyorum. Dilime bile dolamıyorum çoğunlukla ama bu inançsızlıktan daha büyük bir sır var: onunla kavga ederken, bir anlık zaafla ona sarılabiliyorum. Serseri olduğumu biliyorum; serserilik bir yaşam biçimi değil, bir alışkanlık: şarkıları yarıda bırakmak, sigarayı cebimde unutmak, sözleri yarıda kesmek. Tanrı ile aramızdaki dans şöyle: o çekiçle gelince ben sakince ardından kahkaha atıyorum; ben kaldırım taşına yuvarlanınca o acıyla ilgilenmiyor ama, sonra bir şekilde tenime sürtünüyor. Hem yakıyor, hem okşuyor. İçimde bir bok var: adı vicdan. Vicdan bazen öyle ağırlaşıyor ki yürümek imkânsızlaşıyor. O ağırlığı taşımak için zaman zaman kendime küfür ediyorum, hem yüksek sesle hem de uğultulu. Kendimi suçluyorum çünkü kendimi koruyamadım, çünkü kendi bedenimi tamir etmeye cesaret edemedim, çünkü bazen susup kendim için ağlamaya bile kıyamadım. Kendimi lanetliyorum. Evet, çünkü sevdiğim şeyi yontarken parmağımı kestim. Ama gel gör ki: ben affediyorum. Garip, değil mi? Affetmek dediğin şey, iki uzvun birbirine dokunması; bazen yanına çivi çakılmış eller. Tanrı’ya gelince: ona inanmıyorum ama onu affediyorum. Affetmenin iki nedeni var: birincisi, inanmadığım bir güce kin beslemem anlamsız geliyor; ikincisi, kinin beni tükettiğini görmekten daha kötü bir şey yok. O yüzden affediyorum. Affediyorum çünkü affetmek, benim için bir tür performans; kendi sahnemde inançsız ama merhametli bir oyuncu olmayı seçiyorum. Gülüşlerim de var. Bir keresinde bir köpekle dalaştım. Aslında dalaşma denemez; o beni görünce kuyruğunu salladı, ben de ona göğsümü açtım; sanki dünyanın en doğru şeyi yapıyormuşum gibi gülüştük. O an, bütün kutsal kitapların ortasında bile bir boşluğun içinde yalnızca biz vardık: ben, köpek, bir anlık özgürlük. O kahkaha hâlâ kıyısında duruyor dudaklarımın; ihtiyaç duyduğumda çıkarıp gülüyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-18-siiri/</link>
<guid>3739661</guid>
<pubDate>2025-09-26T01:25:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 17</title>
<description>Merhaba, bu yazıyı okuyan kişi,  Bugün, günlerden sessizlik. Saat, şimdilerde kurak bir su birikintisi gibi... ve ben olmayan bir takvimi hesaplıyorum. Dışarıda uçuşan, göç etme eylemine direnmiş kuşlara bakılırsa sabah oldu olacak. Ama güneş görünürde yok. Belki de bugün gelmeyecek gökyüzüne. En son ne zaman geldi, bilmiyorum. Aslında biliyorum da hatırlamıyorum. Zaten o da beni hiç görmemiştir. Bunca kalabalık arasında beni göremez de...  Bugün sana hiç olmadığım kadar ben gibi olacağım. Daha önceki mektupları okudun mu, bilmiyorum. Hangileri sana kadar yetişti, haberim yok. Yığınla sayfaya adımı, rengimi, sesimi, penceremin nereye baktığını bile tarif etmeden yığınla şey yazdım. Her yazının sonunda sustum; her susmanın sonunda sustum. Sustuğum için kendime kızdım. Kendime kızdığım her an için başka satırlar ve yine aynı döngü, yine ben ve yine dile getirmeye korktuğum kanlı kavgaların başlangıcı. Yaralıyorum kendimi ve canım çok acıyor ama... ama korkma, kan hep içeriye akıyor. Öğrendim bunu yapmayı. Yoksa sonra ortalık batıyor; uğraşamıyorum temizlemekle. Ben artık dağınık kalmasından yanayım her şeyin. Toparlanınca köşede kalıyor karanlık ve gözüme batıyor. Dağınık olunca gölgelerde kalıyor karanlığım ve az da olsa duyabiliyorum şarkıları, sokak lambasını, kendimi... Tabii rüzgâr hayinlik edip gürültü edinceye kadar. Rüzgâr hiçbir vakit benden yana olmadı. Ben ondan yana olunca da o yönünü çevirdi. Sevmiyor işte beni. Bir yandan haklı aslında; sevilecek gibi değilim. Öyle olsa ben de severdim beni, değil mi? Ben birini sevmişim midir hiç? Biri beni sevmiş midir? Yine sonu kanlı olacak bir kavganın kapısını aralıyorum. Sanırım buna alıştım. Hatta belki de bağımlı hale geldim. Kavga etmek için her şeyi yapıyorum. Bazen takaatim kalmıyor kendimle başa çıkmaya ama kavga burnuma kadar çıkıyor. İşte o vakit tanrılardan herhangi biri ya da hepsiyle çatışmaya başlıyorum. Garip olan şu: bir süre sonra bakıyorum ki kavgaya dahil olan her tanrıda benim suretim, benim gözyaşlarım, benim sesim ve bendeki olmayışlar var. Neden bu kadar çok benzerlik var? Yoksa ben de bir... Neyse, bunu dememem daha iyi. Zira sen değil de başkası görürse işin içinden çıkamam. Çıkamamak... Çıkılmaz bir boşluktayım. Ama bu boşluktan çıkamamak kötü olduğu kadar güzel bir şey. Düşünsene: her şey var ama hiçbir şey yok ve mutlak bir gerçek olarak bu oluş ve olmayışı elimde tutuyorum. Ne büyük kudret ama, değil mi? Ben bu kavgaya seni dahil etmeyeceğim. Bana kadar gücüm var; seninle de uğraşamam. Benden güçlüsündür sen.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-17-siiri/</link>
<guid>3737420</guid>
<pubDate>2025-09-19T18:59:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Kasvet</title>
<description>Gereği düşünülmeden verilen bir kararın hükmü gereğince, başlanılan uykusuz saatlerin ilk satırlarındayım. İlk cümlede geçen kader, adli acizlikte ben derin kesikliklerle dolu birkaç soluktayım. ve kasvetli bir sessizlik yutuyor bütün sesleri. Yutkunamıyorum. Boğazımda ölümcül bir düğüm, habis bir güç gibi boğuyor beni ama ölemiyorum. Ruhumdan bulaşmış şiddetli bir soğuk bütün bedenimi sarıyor. Kıyısındayken dahi hakettiği saygıyı göstermediğim ölümü şimdi saç tellerime kadar yaşıyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kasvet-62-siiri/</link>
<guid>3734137</guid>
<pubDate>2025-09-10T19:17:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Hükümsüz Sayfa</title>
<description>Kimse anlamaz, anlam veremez. Belki de umursamaz ama ben yine de özür dilerim. Biraz isyankârdır ve serseri bir tavrı vardır. Alaycı gelebilir sözlerim. Anlam taşımaz bakışlarım. Çökük, baygın bakar gözlerim; biraz da yorgunum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hukumsuz-sayfa-siiri/</link>
<guid>3732848</guid>
<pubDate>2025-09-06T23:12:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Gidiyorum Takvimler Boyu</title>
<description> Takvim, sayfalarını çevirmiş aynı kısır döngünün baş gününe varmış yine. Ve ciğerlerim de dahil kan dolusu, isli kokular sarmış her yeri. Geceyi kalabalıklaştırmak için yastık altına saklanmış kabuslarım, beni izliyor sinsice. Kör sanıyorlar beni, görmezden gelmeyi öğrendiğimden bi' haberler oysa... Bu sabah biraz daha buğulanmış gözlerim, ki sol gözüm sağ gözümle hep kavgalı; inat etmiş açılmıyor ve nice zamandır ilk defa bir fikir birliğine varmış, ayna arar oldular. Sanki çok görülecek bir şey varmış da, görebileceklermiş de... Ben hâlâ dün ile daha dün arasında sıkışmış </description>
<link>https://www.antoloji.com/gidiyorum-takvimler-boyu-siiri/</link>
<guid>3732838</guid>
<pubDate>2025-09-06T23:03:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 16</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, ya da merhaba demeyeyim… ne fark eder, ki merhaba desem de demesem de bu kelimeleri boğazımdaki düğümden topladım. Araya karışmış yutkunmalara denk gelirsen kızma bana... Ben, kendime çok kızgınım. Bunu baştan söyleyeyim de alaycı sesimle karışmasın. Zaten uzun zamandır kendi içimde dövüşüyorum. Ne yumruğum bana değiyor, ne kanım bana yetiyor. Ama yorgunum işte ve en beter yanı da şu: hâlâ yazıyorum. Bunu da kendime kızarak yazıyorum. Zaman durmuştu, hatırlıyor musun? Evet, aynı o bozuk saatin yanında oturuyorum hâlâ. Bu sefer suskun değilim... Bağırıyorum! Duvarlara, cama, hatta rüzgâra bağırıyorum. Rüzgâr da bana bağırıyor ama o hep kazanıyor, sesi daha gür. Benim sesimse yalnızca kalemin ucu kadar ince, o kadar kırılgan. Şimdi sana söyleyeyim mi, kendimi affetmediğimi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-16-siiri/</link>
<guid>3732734</guid>
<pubDate>2025-09-06T17:51:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 15</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, ya da hangi zamandaysan ona göre, hangi yönden esiyorsan öyle: Belki kuzeydesin, belki de öğle güneşinin kavurucu sıcağında... Ben buradayım; rüzgârla didişen bir sayfa, zamanı kırık bir saatin yanına emanet etmiş bir avuç cümle. Biliyor musun, bazen yazmak dediğin şey, aslında bir anlaşma gibi. Ne yazan tam anlatır, ne okuyan tam anlar. Arada kalan boşluk, belki de mektubun en gerçek yeridir. Ben de sana işte o boşluğu bırakıyorum. Rüzgâr, yine hayırsızlığını yapıp bu satırları sürükleyecek. Ama aynı zamanda bilge tarafıyla, belki de seni bana getirecek. Gelir misin peki? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-15-siiri/</link>
<guid>3732718</guid>
<pubDate>2025-09-06T17:30:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 14</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi,  Iııım... Şey... nasıl başlayacağım bilmiyorum. Kaçıncı defa sildiğimi hatırlamadığım bu satırı bu defa yormadan başlıyorum. Ben bazen hiçbir şey anlatmak istemiyorum, sadece durmak istiyorum. Durmanın ne demek olduğunu bilen biri var mı bilmiyorum ama ben anladım… Durmak, susmak değil. Durmak, kaçmak da değil. Durmak, hayatın seni ittiği yöne gitmeyi reddetmek ve kendi içine doğru… bir çöküşle değil, bir kararla inmek: Derine. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-14-siiri/</link>
<guid>3731751</guid>
<pubDate>2025-09-03T16:06:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 13</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, Biliyorum, bu başlangıç artık sıradanlaştı. Ama inan, bazı kelimeler sadece alışkanlıktan değil, mecburiyetten tekrar edilir. Başka nasıl başlayabilirim, bilmiyorum... Tanımadığım birine, hiç tanımadığı birini anlatacağım şimdi. Bir işte... Bir yüz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-13-siiri/</link>
<guid>3731749</guid>
<pubDate>2025-09-03T16:02:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 12</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, Yine uzun uzadıya konuşmak istiyorum... Ama bu kez sana değil. Hatta kimseye değil. Belki de sadece kendime... Ama ondan da emin değilim. Çünkü kendime bile çoğu zaman anlatamıyorum içimdekini. Kelimeleri kuruyorum kurmasına ama içimdeki savaş bazen bir cümleye sığmayacak kadar sessiz, bazen bir çığlığa dönüşemeyecek kadar boğuk oluyor. Ben bazen aynaya bakıyorum ve karşımdaki yansımaya yabancılaşıyorum. O kişi ben miyim, yoksa benim hayal ettiğim ama asla olamadığım biri mi, bilmiyorum. Zamanın içinde ilerliyorum ama içimdeki bazı parçalar hâlâ çok geride kaldı, ve asıl savaş burada başlıyor: "Devam et" diyen zamanla, "dön geri" diyen iç sesin arasında. Yoruldum... Ve bu yorgunluk dinlenmek istemiyor bu sefer. Yorgunluk... sadece anlaşılmak istiyor ama bu nasıl bir çelişki, bilmiyorum. Anlaşılmak isterken bile anlatamamayı seçmek... İçimde öyle çok kelime var ki... ama hepsi, dilimin ucuna geldiğinde birer suskunluğa dönüşüyor. Çünkü bazı duyguların tarifini yapamıyorum. Bazı düşünceler, zihnimde o kadar uzun zamandır dönüyor ki artık gerçek mi, yoksa sadece ben mi uydurdum, bilemiyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-12-siiri/</link>
<guid>3731745</guid>
<pubDate>2025-09-03T15:54:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 11</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, Bu defa sana yazmıyorum. Bu defa ben, hayatım boyunca asla karşılık veremediğim bir çocuğa yazıyorum. Bir zamanlar içimde sessizce oturan, her şey olurken sadece bakan, hiçbir zaman söz hakkı verilmeyen o çocuğa. Küsmüştü bana ama hiç gitmedi. Ve şimdi... bağırıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-11-siiri/</link>
<guid>3729304</guid>
<pubDate>2025-08-26T17:48:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 10</title>
<description>Merhaba, Ya da sadece… Sessizlik. Artık adımı hatırlamıyorum. Son seslendiğimden bu yana kaç ömür geçti, bilmiyorum. Yalnız hâlâ buradayım. Yalnız, kıpırtısız, kimsesiz. Kırılmış değilim artık. Kırılmak bile bir parçaya dönüşmektir. Ben toz gibiyim; tutulamaz, birleştirilemez, sadece savrulur. Bugün uyandım ama sabah olmadı, ışık doğmadı pencereme. Ses gelmedi ve içimden geçen tek şey şu oldu: “Galiba artık hissedemiyorum.”. Sence de bu cümle korkunç, değil mi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-10-siiri/</link>
<guid>3729246</guid>
<pubDate>2025-08-26T15:25:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 9</title>
<description>Bu kez sesimi tutmuyorum. Bu kez kırılmaya razıyım. Çünkü içimde zaten paramparça her şey. Ve... Merhaba, Ben yine geldim. Geldiğim yer, geri dönülemeyen bir zamanın kıyısı. Ve gittiğim yer… bilmiyorum. Belki hiç varılmayan bir suskunluk ülkesi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-9-siiri/</link>
<guid>3718541</guid>
<pubDate>2025-07-28T12:36:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 8</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, Biliyorum, artık bu başlangıç bile eskidi. Ama başka türlü de başlayamıyorum. Sana mı yazıyorum, kendime mi... bilmiyorum. Belki her mektup biraz kendine yazılır, çünkü asıl dinlemesi gereken hiç kimse kulak vermemiştir zamanında. Ben de herkes gibi sustum.... Ama içimde o kadar çok söylenmeyen var ki... artık taşıyamıyorum. Bazı kelimeler, zamanında söylenmediği için zehir olur. Ben, o zehri içe içe yaşlandım. Şimdi içimde büyüyen bu öfke... aslında söyleyemediğim şeylerin çürüyerek içimi yakmasından başka bir şey değil. Biliyor musun, zamanında söylemek istediklerimi söyleyebilseydim belki daha az kırılırdım. Belki bu kadar dolmazdım ama olmadı. Biriktirdim. Yutkundum. Sustukça içim çürüdü... Şimdi ise geç. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-8-siiri/</link>
<guid>3718532</guid>
<pubDate>2025-07-28T12:07:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 7</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi, Eğer hâlâ okuyorsan, önce teşekkür ederim. Çünkü ben artık kendimi bile okumak istemiyorum. Bu satırları sana değil, içimdeki yığılmalara yazıyorum belki de ama senden başka kimse okumayacak, kimse duymayacak, o yüzden seni seçtim. Seni tanımıyorum ama içimdeki herkes seni konuşuyor. Evet, "herkes" dedim. Çünkü bazen içimde bir ordu var. Bağırıyorlar. Susmuyorlar. Her biri bir başka yarayı kaşıyor. Biri affedemediğim şeyleri hatırlatıyor, biri susturamadığım çığlıkları, biri sevemediğim kendimi… Biri var, sadece küfrediyor. Sadece..., küfrediyor. Her şeye. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-7-siiri/</link>
<guid>3718531</guid>
<pubDate>2025-07-28T12:04:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgârda Yazılmış Mektuplar - Mektup 6</title>
<description>Merhaba bu yazıyı okuyan kişi Bu defa bu mektubu sana değil ona yazıyorum. Ve sen ey bilinmeyen, o bilinmeyenin yerine geçip oku bu mektubu... Merhaba, adını hiç telaffuz edemediğim ama içimde binlerce kez fısıldadığım bilinmeyen, merhaba sana Bugün yine seni düşündüm ama bu sefer bir sitem gibi değil, bir teşekkür gibi… Seninle yaşanmayan her şey bana insan olmayı öğretti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarda-yazilmis-mektuplar-mektup-6-siiri/</link>
<guid>3718530</guid>
<pubDate>2025-07-28T12:03:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Su</author>
</item>
 </channel>
</rss>
