<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Kaya Katipoğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Şakir Olma Sanatı</title>
<description>Günümüzde hem fazlası hem de azı zarar olabilecek yegane davranış şükretmek olmalı.Bu iki yönden ağır basanı şükretmenin azlığı maalesef. Şükretme bilincinin oldukça az görüldüğü insan tiplemeleri genellikle bir özellikleriyle göze çarpar: Mutlu olamamak... Gerçekten de mutlu olmayı sağlayacak hedefleri çoğu insanın ulaşamayacağı düzeyde olunca ve kendilerinin ulaşması da talih işi olunca bu insanların anlık mutluluğu elde etmesi aniden kaybetmesiyle sonuçlanıyor. Mutlu olamadıkları gibi başkalarının mutluluklarına art niyetli imrenişleri, onları başta kendilerine olmak üzere diğer insanlara da zarar vermeye meyilli yapıyor. Bir insanı bu kadar acımasız seviyeye getiren azılı mutluluk istencinin sebebi, şüphesiz mutluluğu yükseklerde olarak nitelenen şeylerde ve farklı hayatların mutluluklarının kopyalarında aramasıdır. Şükretmek, bugün kelime anlamının dışında "zorluklara sabretmek" manasında kullanılsa da, bu konuda tevazuyla mutluluğun bağı olarak tanımlanabilir. Şükretmenin gereğinden fazla görüldüğü insanlardaysa, hayat mücadelesine karşı "öğrenilmiş çaresizlikvari" bir hava hakim. Kişi en kötü zamanında da metanetli olmaya azmetmeli muhakkak ancak burada kastedilen, kendi kaderini tayin hakkıyla hareket eden bir varlık olarak kaderini doğaçlamaya bırakmanın getireceği pasif yaşam tarzıdır. Yoksa düzenli olarak elindeki maddi ve manevi varlığın kıymetini bilerek Tanrı'ya müteşekkir bir mentalitede olmak, iyileştirici ve sağlıklı bir alternatiftir. Bir diğer yanlış düşünce de, şükretmenin sadece Tanrı'ya inanan insanlara özgü bir davranış biçimi olduğu. Kıta Felsefesi'nin önemli filozoflarından Schopenhauer şükretmek olgusunu, acı dolu bir yaşamda insanın kötülükten kaçınmanın ve anlık huzur bulmanın en etkili yollarından biri olarak tarif eder. Kendisi, Mutlu Olma Sanatı adlı eserinde, "Mutlu olmak, olmayanı aramaktan çok, elimizdekinin kıymetini bilmekle başlar." diyerek şükretmenin önemini vurgulamaktadır. Dikkat edersiniz ki bunları söyleyen Schopenhauer'ın ateist görüşte ve melankolik ruh haline sahip biri olmasıdır. Peki şükrederek kendimi nasıl rahatlatabilirim? Derdiniz her neyse, dert olarak gördüğünüz şeyin en kötü halini başka insanların çektiğini hatta o derdiyle sabrederek mücadele ettiğini hatrınıza getirin. Böyle düşündüğünüz zaman hayatınız da çok debdebeli değilse eğer, düşünce yapısı sağlığı korunacağı gibi gönül ferahlığı da sağlanacaktır. Eğer o en kötü hali yaşayan sizseniz, hayatta yapmaktan mutlu olduğunuz en ufak şeyi en sevdiklerinizi ekleyerek yapmaya çalışın. Şükretmek bu noktada zor olsa da veya gereksizmiş gibi görünse de bazen en büyük dertler en büyük şükürlerle atlatılabilir. Bu kötü hal sebebiyle hiçbir şeyden keyif alamıyorsanız dahi, sizi mutlu etmeye çabalayan insanlarla vakit geçirin ve size iyi gelmesi muhtemel ortamlarda bulunun. Onların emeği sizi değerli hissettirir ve bu hayata tutunmak için size bir sebep sunar. Şükür ve umut kardeştir, aralarını bozmayın. Bir barakayı bir villadan daha mutlu edecek şeydir şükretmek,kapısından nasıl girdiğinize bağlı... </description>
<link>https://www.antoloji.com/sakir-olma-sanati-siiri/</link>
<guid>3825597</guid>
<pubDate>2026-05-03T01:44:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Mestur</title>
<description>İki noktanın bile giryan olduğu, Bir sevda tanımı var... Ölü doğduğu, Bir top bezden belli, Hulûstan mıdır nedir, Yoksa çok mu afilliydi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/mestur-siiri/</link>
<guid>3824415</guid>
<pubDate>2026-05-01T01:50:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Keyfekeder</title>
<description>Yalnızlık bir çeşit kafiyesiz şiir, Başlarsın mısraları ikna etmeye, "Kafiye sizi beğendirme çabasıdır." Sana itiraz ederler, "Kafiyesiz de olur mu?" diye, Sorarsın kendine, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kentten-koye-kafiyeden-serbeste-goc-siiri/</link>
<guid>3822540</guid>
<pubDate>2026-04-26T21:35:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Osb</title>
<description>Küçük bir otistikken, Sirke gitmenin pahalılığı, Motorların kürede dönüşü, Hatırlatır dünyamdaki kısıtlılığı, Dünyamda bir deneseler, Kesinlikle çarpışırlar, </description>
<link>https://www.antoloji.com/osb-siiri/</link>
<guid>3818992</guid>
<pubDate>2026-04-19T01:38:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bulamaç Bağlar</title>
<description>Çok az insanda görülen bir savunma mekanizmasıdır duygusal bağ kurmaktan kaçınmak. Neden çok az insanda görülür? Çünkü genel olarak insanlar ister istemez çeşitli sebeplerden ötürü etkilenebiliyor diğer insanlardan. Lakin belli tecrübeler edinen kimseler, oldukça samimi ve güçlü bağlar kurabilecekken kötü tecrübelerden ötürü vazgeçebiliyorlar. Hani en sevdiğin yemeği önüne koyarlar da öncesinde bulamaçla kendini doyurduğun için yiyemezsin, yemeye niyetlendiğin zaman rahatsız hissettirir sana o en sevdiğin yemek... Bulamaçla doymuş kimseler, geçmiş öğünlerini lezzetsizlikle geçirmeleri sebebiyle önünde en sevdiği yemek olsa dahi tereddüte düşebiliyor ve bu durum içerisinde o en sevdiği yemeği yedikten sonra kusmaktan korkuyor. Dışarıdan bakıldığında ise doyuruculuğun aksine lezzeti arayan insanlar yemek seçmekle suçlanıyor. Sürekli bulamaçla hayatını idame ettiren biri en sevdiği yemeği unutabilir mi? O yemeğin tadı damağından gitmeyeceği için onu bir lütûf olarak her daim hatırlaması normal değil mi? Bulamaç da karnını doyuruyor ama lezzetli değil, lezzeti olanın yeri bir başka oluyor ve hakkı teslim ediliyor. Halbuki "yemek seçme" nedeniyle insanlarla bağ kurmaktan kaçınan kimseler, kendilerinde bulunan ihlasın bir göstergesi olarak zamanında bulamaçta da güzellikler bulabildi, sonrasında bazı gerçeklerle yüzleşseler de. Günümüz insan ilişkilerinde lezzetten çok doyuruculuğa bakılan, karın tokluğuna sürdürülen bağlar hakim durumda. İnsanlar birbirlerine karşı bağların lezzetinin hatrına değil de mütekâbiliyet esasına dayalı politik vizyonla bağlar geliştiriyorlar. Hatır kavramı artık nezakete karşı gösterilen bir merhametin ifadesi değil de komünikatif bir manipülasyon tekniğine kurban edildi. Koşullandırmaya dayalı birtakım ilişkiler yağlanmamış kazıklar üzerinde ilerlemek gibidir, elbet bir çıkıntıda takılır. Daha da yorucu olan şey ise, lezzeti arayanların bulamaçı zorla lezzetliymiş gibi yemeye çalışmalarıdır. Bir yerde bu iyi ve tahammülkâr niyetlerle yapılır ancak eylemlerle duygular kandırılamaz, değişmeyen durumlara yorulmanın da bir anlamı yoktur. Lezzeti bulanlar ise o yemekten rahatsız olmazlar. Aksine doymayacakları için hazımsızlık da çekmezler. Doyuruculuk bir ilişkiyi can-ı gönülden devam ettiren taraflar için artık beyhudedir. Çünkü ilişkilerini birbirlerinin samimiyetinin hatrına devam ettirir ve birbirlerini şartlandırmazlar. Birbirlerine yaptıkları teklifleri göz ardı edilemeyecek sebeplerden ötürü reddetseler dahi birbirlerine kırılmazlar. Çünkü hem reddeden kişi sebebi olmasa teklifi kabul etmek ister hem de teklif eden kişi, onun ret sebebini idrak eder, anlayışla karşılamaktan ziyade onu anlar, akabinde reddedildiği için bundan dolayı darılmaz. Hatta reddeden kişi kötü bir durumdaysa teklif eden kişi, kötü durumda olan o insana manen ve madden destek olmak ister, binaenaleyh bu tip insanların gönülleri karşılıklı faydaya değil kalpten dayanışmaya endekslidir. Ara sıra, sevilen yemeğin acısını fazla kaçırsalar, yani her normal insan gibi tartışsalar veya anlaşmazlıkları olsa dahi asla birbirlerine verdikleri değerin bilincinden şaşmazlar. Anlaşmazlığın esasında gereksiz olduğunu, mutlak olan şeyin aralarındaki bağ olduğu ikisinin de aklından çıkmaz. Zaten tartışmaları da haklı olma çabasından da olmaz böyle insanların. Gösterdikleri değer de tartışmaları da tatlar misali damağa tat verir. Acının da tatlının da zevki bir başkadır en nihayetinde. Kısacası kendi aralarında lezzetli bağlar oluşturan insanlar,yani ilişkilerindeki her tattan zevk alan insanlar yaşamak için yemez, birlikte lezzetli yemekler yemek için yaşarlar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bulamac-baglar-siiri/</link>
<guid>3817366</guid>
<pubDate>2026-04-14T23:20:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Noktalama İşaretleri</title>
<description>Sen kimsin? -Soru işareti gibi belirsiz... Hedeflerin var mı? -Üç nokta gibi umutsuz! Gururlu musun? -"Ünlem gibi şüphesiz", </description>
<link>https://www.antoloji.com/noktalama-isaretleri-7-siiri/</link>
<guid>3780744</guid>
<pubDate>2026-01-13T23:33:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Karasuları</title>
<description>Okyanusta yalnız yüzen balık, Akvaryumda umut aramasın, Hangisi daha karışık, Tabiatına göre mi yaşaman, Yoksa yapaylıkta sıkışmak mı zor, İnciyi kabukla korumak mı gerek, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kayip-balik-vefa-siiri/</link>
<guid>3779634</guid>
<pubDate>2026-01-11T13:34:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Türkiye'de Aydın Olma ve Münakaşa Müessesesi</title>
<description>Türkiye'de ideolojik mutaassıplık, yanılma ve düşünsel bağımlılık kol gezmesine rağmen nadiren vasıflı ve namuslu insanlar çıktığı görülmüştür. Bu insanların hakikaten bir taraftan aydın,bir taraftan vatanperver olduğunu görmek istiyorsanız, hiçbir cenahın bu kişiler hakkında kötücül düşünmediğini ve konuşmadığını farkedersiniz. Bu aydın zarar gördüğü zaman "zıt düşüncelere sahibim ama şu kişinin zarar görmesine üzüldüm" dediğiniz an, o kişinin namuslu ve bilgeliği hasebiyle aydın olmasının hakkını teslim etmiş olursunuz. Tümevarım yapmak durumunda olsak da neticede genelden sıyrılan istisnalar, düşüncelerimizle paralel giden umutlarımızı yeşertebiliyor. Siz siz olun,hangi ideolojiden olursa olsun bir insanı dinleyin. İyi-kötü ayrımını yapacak çarkların,iletişim sürecinde o insanın sizinle zıt görüşlerde olmasına rağmen nasıl çalışıp size o kişi hakkında sonuç vereceği kuşku götürmez bir gerçektir. Milletin zamana ve birikime dayalı olarak  özümsediği mehfumlara sarılarak ve milletinin öbeklerinin saygı duyduğu şahsiyetleri, fikirleri, yasaları; ağzımızdan "whataboutism" köpükleri saçmak suretiyle hor görerek değil de milleti, yürekten inanarak bu ögelerle ileriye taşımak başat faktördür bu kimseler için. Amaçları kavgadan çok uzlaşmaktır. Bizim de bir taraftan doğruya ulaştırma gayretiyle karşının değer yargılarını topladığı bir olguyu eleştirmek ama bir taraftan da, karşının değeri olduğu bilinciyle kırıcı olmamak ilkesiyle hareket etmemiz elzemdir. Niyet iyiyse, amaç doğruysa zaten bu yolda atılacak adımlar sarhoşça adımlar olmayacağı için karşının da bir zamandan sonra takdirini kazanır ve buradan karşılıklı saygı doğar. Bu saygı mesela Mumcu gibi Meriç gibi insanların attıkları doğru adımlarla, namuslu ve vatanperver oluşlarıyla ilişkilidir ve maalesef istisna olmalarıyla ilişkilidir. Uğur Mumcu  sol Kemalist idi, Cemil Meriç ise bu ideolojiye oldukça zıt bir düşünce yapısına sahipti ancak ikisinin de aydın olduğunu, milletine mâl olmuş zatlar oldukları gerçeğini (bu sebepler ve parametreler dahilinde düşünüldüğü zaman) değiştirmiyor. Düşün ve münakaşa hayatımızda biz neredeyse hiç bu ilkelere göre hareket etmedik. Bu kavga hep bir etki-tepki prensibi dahilinde cereyan etti ve bunun böyle devam etmeyeceğini dile getirmek isteyenler ya bu ahvalden nemalananlar tarafından ya da böyle bir kültürün, bu saatten sonra oluşmayacağını öngörerek bu hayattan tasviye oldular, edildiler. En temelde yine aynı sonuca çıkıyoruz: Çıkarı vatandan yana olanlar ve olmayanlar... Çıkarı vatandan yana olmayanlar dediğimiz gibi bu ortamı lehine kullanır ancak çıkarı vatandan yana olup bu sebeple ortamın aleyhimize işlediğini gören ancak elinden bir şey gelmeyen o kimseler ise bu "tiyatroyu" acı içinde sönümlenerek izlerler.  09.11.2025 Bursa </description>
<link>https://www.antoloji.com/turkiye-de-aydin-olma-ve-munakasa-muessesesi-siiri/</link>
<guid>3756150</guid>
<pubDate>2025-11-09T23:31:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Büyüttüğüm Çocuk</title>
<description>Benim bir kardeşim var, Adı sevmek soyadı aldanmak, Yaşı çok küçük ama, Görenler canavar sanacak, Şirin mi şirin, Bir o kadar da yumurcak, </description>
<link>https://www.antoloji.com/buyuttugum-cocuk-siiri/</link>
<guid>3754287</guid>
<pubDate>2025-11-04T12:16:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Elem</title>
<description>Ağlama, Gözyaşlarına set çek, Kirpiklerine çarpıp da, Yıkmasın köprüleri, Mahcemalinden akıp da, Çatlatmasın yolları, </description>
<link>https://www.antoloji.com/elem-41-siiri/</link>
<guid>3743095</guid>
<pubDate>2025-10-05T15:10:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Gazze'ye Ah-u Vah</title>
<description>Ah-u vah Gazze'ye, Kenan'ın müstebitinin, "Merhametine" kalmış, Mazlum olurcasına, Çınardan asasını yere vurup, Maran edenin kavmi, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gazze-ye-ah-u-vah-siiri/</link>
<guid>3727191</guid>
<pubDate>2025-08-20T22:46:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hicret</title>
<description>Terkediyorum,alem-i cihanı... Soluk benzimi, Atmayan kalbimi, Kara toprağın şefkatli kollarına emanet edip, Terkediyorum...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hicret-105-siiri/</link>
<guid>3717842</guid>
<pubDate>2025-07-26T14:15:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Payibaht</title>
<description>İstanbul'dun,seni gezmekti niyet, Suriçi'nde mahsus ve mahfuz bir konaktın, Taşınmak da satmak da, Namümkün! Üsküdar'ın koynunda Kız Kulesi'ydin, Ne bahri aştım, </description>
<link>https://www.antoloji.com/payibaht-siiri/</link>
<guid>3717840</guid>
<pubDate>2025-07-26T14:07:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sevi</title>
<description>Ey dilruba! Gönül kapım kapalı, Kısmet kilidi kırılmaz, Anahtar desen hiçbiri uymaz, Sen geldin, Sevda balyozuyla kırdın kapımı... </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevi-95-siiri/</link>
<guid>3717835</guid>
<pubDate>2025-07-26T14:00:00+03:00</pubDate>
<author>Kaya Katipoğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
