<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. İsmet Doğanoğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sokakalar 1</title>
<description>Sokaklar çeşit çeşit; Uzunu var kısası var Sokakların genişi var Darı var, çıkmazı var Caddeye, bulvara Çıkanı var,çıkmayanı var. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sokakalar-1-siiri/</link>
<guid>3181295</guid>
<pubDate>2020-10-25T17:24:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Şoför Parçası</title>
<description>Uzman şoförüm ben İyi adres bulurum. Tazı gibiyimdir, Avımı bulamazsam, ulurum.  Şoför bey şuraya çek, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sofor-parcasi-siiri/</link>
<guid>3181292</guid>
<pubDate>2020-10-25T17:21:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Ölüm Sensin Benim Gülüm</title>
<description>  Bir dünya ki içinde, Yalan hakimse, zulüm tavan yapmışsa, Talan yaygınsa, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-olum-sensin-benim-gulum-siiri/</link>
<guid>3089103</guid>
<pubDate>2020-02-11T19:17:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Çocuk !</title>
<description>Geceler benim olsun, Gündüzler senin. Izdıraplar benim olsun, Zevkler senin. Yoksulluk bana düşsün, Varsıllık sana. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-cocuk-60-siiri/</link>
<guid>3089100</guid>
<pubDate>2020-02-11T19:13:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sokak Kedisi (deneme)</title>
<description>Bu yaz arkadaş koleksiyonuma bir arkadaş daha kattım; kim mi? Yeni taşındığımız mahallenin kedisi. Daha ilk günden giriş katında olan mutfağımızın balkonuna sıçrayarak hoş geldiniz der gibi, mutfağa girdi ve dolaşmaya başladı. Çok mağrur bir kediydi, kasıla kasıla yürüyordu. Beyaza çalan rengi vardı. Çocuklar ona sütlaç adını verdiler.  Ara sıra balkona zıplar, hiç sormadan içeri girerdi. Bizimkiler de balkona bir kabın içine su, yemek koyarlardı, yemeği yiyince teşekkür bile etmeden ortadan kaybolurdu. Nerde yatardı, ne yerdi hiç bilmezdik. İpi sapı olmadığı için çok gezerdi. Bir gün kızım metro istasyonun da dolaşırken görmüş. Bir kere de ben devlet hastanesinin bahçesinde dolaşırken gördüm.  Dün öğleden sonra salondaki kanepede kitap okurken, terliğimin altına sert darbeler aldım. Baktım bizim sütlaç kafasını terliğimin altına vurarak dikkatimi çekmeye çalışıyor. Sütlaç, sen ne ara geldin salona diye sevecen bir sesle bağırdım.  Kedi halının üzerinde bir o tarafa bir bu tarafa ağnanmaya başladı. Sevgi ve ilgi istiyordu. Oraya koşuyor buraya koşuyor bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sokak-kedisi-15-siiri/</link>
<guid>3089097</guid>
<pubDate>2020-02-11T19:09:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sabah oldu haydi yuru</title>
<description>Ürü ürü ü ürü Sabah oldu,haydi yürü Bir sürü sürü Eve işe okula Deve cişi kokula Çalış çalış çalış </description>
<link>https://www.antoloji.com/sabah-oldu-haydi-yuru-siiri/</link>
<guid>2968997</guid>
<pubDate>2019-03-15T04:49:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Çocuk Taziyetnamesi  (ya da Konuşan Bebek)</title>
<description>Bir tomurcuk oldum, açamadım Kucağına yatıp gülücükler, saçamadım Her şeyden kaçtım da, kaderimden kaçamadım Ardımdan ağlama anneciğim, Ağlayıp ta minik kalbimi dağlama anneciğim!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocuk-taziyetnamesi-ya-da-konusan-bebek-siiri/</link>
<guid>1565888</guid>
<pubDate>2011-05-31T07:56:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Haza min Fazli Rabbi... (deneme)</title>
<description>(=MUHAKKAK Kİ BU RABBİMİN FAZLINDANDIR)  Eğer kırk senedir kesintisiz görüyorsam; (kesinti olduğu zaman paniğe kapılıyor ve doktor doktor dolaşıyorsam) .  Eğer kırk senedir kesintisiz işitiyorsam ve kırk senedir kesintisiz yürüyebiliyorsam,. Bunca yıldır nefes alıp verebiliyorsam. (alamayınca paniğe kapılıyorsam) . Haza min fazlı rabbi. Başkalarına verdiği gibi bana da vermek zorunda diyorsanız, bir köre, bir sağıra ya da bir yürüme engelliye sorun bakalım; Allah size bu saydığım şeyleri vermek zorunda mı değil mi? Eğer sizin sahip olduğunuz Rab merhamet doluysa, onun yüzde birini yeryüzüne indirip analara şefkat olarak verdiyse ve tüm anneler onunla yavrularına şefkat ediyorlarsa ve doksan dokuzunu ahrete sakladıysa.  Haza min fazlı rabbi. Cenabı Hak tüm insanları cennete gitmek ve orada ebedi yaşamak için yarattıysa (insanlardan bazıları iradelerini kötüye kullanmak suretiyle cehennemi tercih ediyorlarsa.)  Haza min fazlı rabbi. Emirlerine uyanlara dünyayı da bir cennet haline getireceğini söylüyorsa ve insanlar da uymayıp dünyalarını cehenneme çeviriyorlarsa pes yani. Bu dünyada çoğunluk itibariyle isteyene istediği şeyi veriyorsa. Şöyle bir çevrenize bakın. Kim neye sahipse istedikleri için vermiştir Allah. Araba isteyene araba, ev isteyene ev, kadın isteyene kadın, çocuk isteyene çocuk, mal mülk isteyene mal mülk, makam isteyene makam, ilim isteyene ilim. Vermediklerine de daha iyisini vermek için bekletiyorsa.(Zira Allah katında bu dünyanın sinek kanadı kadar değeri yoktur. Asıl olan ebedi hayattır ve ahrettir.)  Muhakkak ki bu Rabbimin fazlındandır. Şayet sizin sahip olduğunuz peygamber doğumundan ölümüne kadar ümmetim ümmetim diye ağlıyorsa, kardeşlerime selam söyleyin, onlar ahir zamanda gelecekler bana beni görmeden iman edecekler diye selam gönderiyorsa. Mescidinin duvarında benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir yazıyorsa, Haza min fazlı rabbi. Ve biz bu asırda onca tersliklere rağmen hala yeryüzündeki tek doğru din olan İslam dininin bir üyesi isek. Onca günaha, onca isyana rağmen hala oruç tutup namaz kılabiliyorsak, haza min fazlı rabbi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/haza-min-fazli-rabbi-deneme-siiri/</link>
<guid>1438693</guid>
<pubDate>2010-08-13T12:13:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Çanakkale Gezisi 2</title>
<description>									 Aslında biz Çanakkale’yi gezmeye gitmiyoruz. 1915 Çanakkale Boğaz harbinin olduğu Gelibolu yarım adasındaki şehit atalarımızı ziyarete gidiyoruz. Şehitler ölmediğine göre mutlaka bizi görüyorlardır, duyuyorlardır. Ancak başka âlemde oldukları için bizimle konuşamıyorlar. Bu benim üçüncü gidişim, fırsat olsa üç kere daha gider misiniz deseniz, evet derim. Cumartesi sabahı, Sincan Belediyesi sosyal işler binasının önünde toplandık. Çocuklar bir gün önceden heyecana kapılmış o gece uyuyamamışlardı. Aslında nereye gittiklerini de pek bilmiyorlardı. İlk defa hemşerilerimle bir geziye gidecektik. Sabahın ilk ışıklarıyla aşevi önünde bir araya geldik. Her gelen otobüse acaba bu mu diye koşuyorduk sonradan öğrendik ki bunlarda Konya ya gidecek iki otobüsmüş. Az sonra Çanakkale ye gidecek otobüs geldi. Okunan listeye göre yerlerimizi aldık. Biraz sonrada otobüsümüz yola çıktı. Yavaş yavaş konuşmaya ve tanışmaya başladık. Yolda kahvaltı yaptık, Öğlen yemeği yedik, namazlarımızı kıldık. Otobüste her tipten insan vardı. 11 saat yolculuktan sonra otelimize vardık. Lobide çay içip uzun uzun sohbet ettikten sonra odalarımıza gittik. Fakat beni uyku tutmuyordu o gece 3 saat ya uyudum ya uyuyamadım. Ertesi gün kahvaltıdan sonra feribota. Feribotla karşıya geçtik. Heyecanımız gittikçe artıyordu. Eceabat a doğru yola koyulduk. Sakallı Hacının birisi mikrofonu ele geçirerek vaaz vermeye başladı. Sol tarafımdaki gençler elleriyle kurt işareti yaparak Ya Allah, Bismillah diye bağırışmaya başladılar. Fırsatını bulunca hemen mikrofonu kaptım. Buraya 3 üncü defa geldiğimi az sonra neler göreceklerini anlattım ve 9 tekbir ile salâvat getirerek yola devam ettik. Yoldan bir yerden rehberimizi aldık. Namazgâh denen yerde durduk tabyaların dibinde gölge bir yerde Rehberimiz yarım saat bize 1915 yılında burada nelerin olup bittiğini anlattı. İlk denizden karaya ve karadan denize topçu savaşları. Boğazı gemilerle geçmeye çalışan düşman bir türlü geçememiş. Seyyid onbaşının kahramanlığı Y a Allah diyerek 250 kiloluk top mermisini topun ağzına vermesi ve düşman gemisini dümeninden vurmasıyla bir milletin kaderinin değişmesi. Seyyid onbaşının savaştan sonra köyüne dönmesi ve yıllarca sıradan bir insan gibi yaşaması. Bana Seyyid onbaşıyı görmek nasip oldu. Hem de nerde biliyor musunuz? Sincan da. Fatih mahallesinde oturan kızının yanına gelmiş o günlerde hastaymış ve bir doktor arkadaşıma muayeneye gelmiş. Orda karşılaştık. Çok konuşmayan bir adamdı ve o günlerde biraz hastaydı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/canakkale-gezisi-2-2-siiri/</link>
<guid>1427098</guid>
<pubDate>2010-07-20T18:52:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>İstediğim</title>
<description>İstediğim laptopu alamadım, Dentona doyamadım, Amerika da da kalamadım, Yaralıyam vayy…	 SDZ.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/istedigim-16-siiri/</link>
<guid>1391808</guid>
<pubDate>2010-05-12T08:04:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Yağmur</title>
<description>Rahmet yağıyor rahmet, olacak bana biraz zahmet. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yagmur-843-siiri/</link>
<guid>1277424</guid>
<pubDate>2009-10-28T16:18:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Laleler Şehri 2</title>
<description>Sincan da seher vakti cıvıl cıvıl öter kuşlar, Sabah erkenden çalışır otobüsler, dolmuşlar, Başkente can taşırlar, kan taşırlar durmadan, Oradan Türkiyeye ve bütün dünyaya…  Burada beton binaya dönüşür taşlar, </description>
<link>https://www.antoloji.com/laleler-sehri-2-siiri/</link>
<guid>1224669</guid>
<pubDate>2009-07-23T23:13:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Geceler</title>
<description>Geceler, kötü görünür ilk bakışta Karanlığı anımsatır ilk nakışta Gecelere isyan edilir Geceler istenmez son yakarışta  Oysa geceler rahmettir </description>
<link>https://www.antoloji.com/geceler-410-siiri/</link>
<guid>1222738</guid>
<pubDate>2009-07-20T13:51:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bizim de bir Evimiz Vardı</title>
<description>Bizim de bir evimiz vardı, Bir oda bir araydı, İçinde altı nüfus yaşardı, Pencerelerden kahkahalar taşardı, Tüm mahalleli bu hale şaşardı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bizim-de-bir-evimiz-vardi-siiri/</link>
<guid>1222737</guid>
<pubDate>2009-07-20T13:45:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Laleler Şehri</title>
<description>(Sincan tanklar şehri değil laleler şehridir)      Sende doğdum sende öleceğim. Diyar diyar dolaşsamda, Yine sana döneceğim. Sensin benim  ilk aşkım, </description>
<link>https://www.antoloji.com/laleler-sehri-siiri/</link>
<guid>1203827</guid>
<pubDate>2009-06-21T11:11:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat Kısa</title>
<description>İster bey ol, istersen paşa İster İsa ol istersen Musa Hayat kısa, hayat kısa Bu hayatın ne anlamı var, Ebedi hayat olmasa?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-kisa-4-siiri/</link>
<guid>1196201</guid>
<pubDate>2009-06-09T18:31:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Kto Posledniy (Anı)</title>
<description>Yıllar önce Türkmenistan’ın Aşkabat şehrinde yaşarken cumartesi günleri süt almaya devlet mağazasına giderdik. Haftada bir gün süt alabildiğimiz bu mağazaya erkenden kalkıp gitmek zorundaydık. Çünkü süt sabahın erken saatlerinde getiriliyor ve yarım saat içerisinde bitiyordu.  O zaman sekiz dokuz yaşlarında olan oğlumla beraber beş litrelik cam kavanozumuzu alır, süt almaya devlet mağazasına yola koyulurduk. Giderken gelirken de küçük bir dereden geçmek zorundaydık. İnsanlar bu dereden kolay geçebilmek için derenin içine kamyon tekeri, büyük taşlar gibi şeyler koymuşlardı.  Sabahın ilk ışıklarıyla beraber yola koyulduk. Dereyi geçtik mağazaya girdik en son adamın arkasına geçip beklemeye başladık. Biz beklerken birileri geliyor. ‘Kto posledniy’ diye bağırıyor. Birilerde ‘ya, ya’ diye cevap veriyordu. Biz konuşulanları anlamıyor, yabancı olduğumuz için kimseye bir şey soramıyorduk.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kto-posledniy-ani-siiri/</link>
<guid>1185554</guid>
<pubDate>2009-05-30T15:04:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgâr</title>
<description>Ey!  Bahçemdeki kavak ağaçlarını Cüşu huruşa getiren rüzgâr! Kavak ağaçlarını ev bellemiş Kuşları süruru gurura sevk eden rüzgâr  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgar-334-siiri/</link>
<guid>1185552</guid>
<pubDate>2009-05-30T15:03:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Mübarek Vatanımın Mübarek İnsanlarına Dair (deneme)</title>
<description>Ne mübarektir bizim toprağın insanı! Saftır,temizdir,aldatma bilmez çoklukla aldanır ama aldatmaz. Bu yüzden de daima aldatılmaya müsaittir.- Çoğunluk itibarıyla diyoruz,istisnalar kaideyi bozmaz.- Onları aldatan bu dünyada kazanır. Ebedi alemde ise aldatılanlar kazanmıştır. Öyle ya akıllı insan odur ki alacağını Ebedi aleme bıraksın. Burdaki kısacık altmış seneye bedel orada ebediyen kar etsin.  Evet, merttir bizim toprağın insanı, cömerttir,misafirperverdir. Onu tarlasında ziyaret ederseniz, sizi boş göndermez,mutlaka bişeyler koyar sepetinize, bütün mahsulatı size verecek sanırsınız. Bütün Anadolu insanı böyledir aslında. Defalarca aldatılmıştır. Hala da aldatılmaktadır. Yalancı,şerefsizler kah parti suretinde kah kurtarıcı suretinde hep aldatmışlardır onu. Ama unutmamak lazım ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar.ve “Aldatan bizden değildir.”  Evet,delikanlıdır,yiğittir Anadolu insanı. Savaşlarda hep o ölmüştür,daha doğrusu o şehit olmuştur. Askere alınmayan Ermeni ve Yahudiler de ticaretle uğraşıp servet sahibi olmuşlardır, tarihimiz boyunca.Öbürkünün çocukları yetim kalmıştır bunukiler ise servet sahibi olmuştur. Öbürkü Ahirette köşeyi dönmüştür. Bu ise dünyada …  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mubarek-vatanimin-mubarek-insanlarina-dair-deneme-siiri/</link>
<guid>1181923</guid>
<pubDate>2009-05-23T15:17:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tren (deneme)</title>
<description>			            Çocukluk zamanımızda lambalı bir radyomuz vardı. Okuldan gelince, annemle beraber oturur onu dinlerdik. Mis gibi tarhana kokusu gelirdi mutfaktan.O zamanlar televizyon falan yoktu.Tek eğlencemiz ve dünyaya açılan penceremiz radyomuzdu.Radyo tiyatroları çıkardı. ‘Keçi ibrahim,meeee, sağdan say,soldan say’gibi sözler hala kulaklarımda.Duygulanarak ve ağlayarak dinlerdik.Sonra türküler çıkardı. ‘Kara tren gelmez ola….’ Evimiz tren yoluna yakın olduğu için trenin düdük sesini duyardım. Ankara’dan aldığı yolcuları Sincan’ a getiren kara trenin sesiydi bu.  Tren çok önemliydi bizim hayatımızda o zamanlar.Kömürle çalışırdı kara tren.Bazen ufak tefek kazalar olurdu.Tren adam kesmiş diye bir kara haber yayılırdı ortalığa.Tren çocukluğumuzun efsanesiydi.Gücün semboluydu o.Şimdi ne trenler çıktı. İki başlı, elektrikli trenler, hızlı trenler vs.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tren-deneme-siiri/</link>
<guid>1181916</guid>
<pubDate>2009-05-23T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>İsmet Doğanoğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
