<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. İlhan &#214;nal Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Varlık felsefesi</title>
<description>Evrenin en güzel yeşilini gördüm! Bir dağın zirvesinde Yaşam ihtimaldi Yeşerdi varlık  Tüm renkler sonra aktı </description>
<link>https://www.antoloji.com/varlik-felsefesi-2-siiri/</link>
<guid>3836989</guid>
<pubDate>2026-05-31T07:25:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Gitmiş elbise</title>
<description>Sığmıyor yaşam küçük nehirlere... Ben evimdeyken, sen siyahsın Elinde kömür karası bir kahkaha  Çıkıp çıkıp geliyorsun İçinde bilmece, dışında bilmece </description>
<link>https://www.antoloji.com/gitmis-elbise-siiri/</link>
<guid>3827826</guid>
<pubDate>2026-05-09T10:39:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlık</title>
<description>Susuz  kalmış heceler, yokluk çekince anda Sessiz bir tehdit olup, savruluyor odamda Eğrelti otu gibi, kaplıyor her yanımı Ketum, çirkin düşüncem, ürperiyor zamanda  İplikle taşıyorum, dünyanın varlığını </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizlik-2294-siiri/</link>
<guid>3826334</guid>
<pubDate>2026-05-05T04:26:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Doldur</title>
<description>Soytarının kalbini çaldılar Son sahnesiydi "Açlık Sanatçısıydı" önceden Öldü! Sormayın... Açlıkta öldü! </description>
<link>https://www.antoloji.com/doldur-13-siiri/</link>
<guid>3820300</guid>
<pubDate>2026-04-21T01:04:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Yokluğun arasında...</title>
<description>Uzadı gece, aklım uzadı... Tütün ekşidi damağımda Sakallarımı yoldum Duvara işedim Sarhoştum!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yoklugun-arasinda-siiri/</link>
<guid>3818417</guid>
<pubDate>2026-04-17T20:31:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Mavi değil</title>
<description>Uzaktayım, çok uzakta Boğuluyorum bir okyanusta Mavi değil ölüm!  Çiziyorum... Evrene uzanmıyor kollarım </description>
<link>https://www.antoloji.com/mavi-degil-3-siiri/</link>
<guid>3816280</guid>
<pubDate>2026-04-12T17:06:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Var oluş</title>
<description>Hayal kırıklıkların içindeyiz Bir arabaya dolmuşuz, biz bize... Öpüşürken bir adam duvara işiyor... Sanki bize işiyor... Sorgulayan bakışlarımıza, söylene söylene  </description>
<link>https://www.antoloji.com/var-olus-19-siiri/</link>
<guid>3809382</guid>
<pubDate>2026-03-25T22:08:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Bir an da</title>
<description>Bir an da karar verdim  Vurdum kendimi gittim...  Sahiller boyu, yamaçlarda, uzaklarda ve dağlarda... Tek çıtırtı yoktu En münasebetsiz şey </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-an-da-siiri/</link>
<guid>3807028</guid>
<pubDate>2026-03-19T20:14:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Gördünüz mü?</title>
<description>Kaç yıl yaşadınız, kaç yıl öldünüz... Kibrit yaktım gördünüz mü?  Çiçek sundum ruhunuza, mezarınıza emekliyerek geldim Farkında bile değildiniz... Suskun toprak, kilitledi düşünceleri </description>
<link>https://www.antoloji.com/gordunuz-mu-12-siiri/</link>
<guid>3799484</guid>
<pubDate>2026-02-27T17:16:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Foça'da Bir Akşam Vakti! Deneme</title>
<description>Kendime yaklaştıkça, suskunluğum dolaşıyor tepemde... Adımladıkça, kıvrılan yol, karanlığa, bilinmezliğe, belirsizliğe uzuyor... Seslere sığınıyorum bazen... Sabah vakitlerinde; kuş cıvıltısına, akşam; kış rüzgarının uğultısuna... Bazen; Frida'nın mırıltısına... Bahçemdeki ağaçlar çıtırdıyor, güneşi görünce, yapraksız,cansız... Asmaya yıllar öncesinde astığım bir gemici feneri, sallanıyor rüzgârda...Cam haznesinde onlarca arı ölüsü... Nasıl bir iştahla yalnızlığı seçtiler bilmiyorum? Ve hangi gizli geçitten girdiler o fanusa? Yıllardır biriktiriyorum, saygı duyuyorum, dua ediyorum(ki inançsızım) ama dua etmeyi biliyorum... Çocukluğumun ezberleri... Kaybı biliyorum, acıyı, yalnızlığı biliyorum... Dermansızlığı,açlığı ve ağlamayı biliyorum... İçimden üzüntü duvarları yükseliyor, ta arşa kadar...  Ve boşluklar var, öbek öbek... Maviye, akşam kızılına, suyun saklılığına aşığım... Bir yanım batıyor nefessiz ve bir yanım bu boğucu dalgalardan kurtulmak istiyor... Tonozundan kopacak bir kayık gibiyim... Korkumdan zincirime işlediğim de oluyor...  Beklemenin yazımsal haliyim ben.Taşlara güveniyorum... İnsan elinin değmediği, silahlaşmayan, öfke ve kin tutmayan taşlara... Ve eziliyorum ağırlıklarının altında.Hiçbir dünya varlığı, içimdeki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Maviyi hep seviyorum, ateşe aşığım, karanlığa ürkek... Ağaçlar güneşe yürüyor, bir yanda arılar fanusa dolmaya devam ediyor. Anlam aramayı bırakalı hayli zaman oldu. Hiçbir dünya öğretisi ikna edemiyor beni. İnkarım tanrısızlığımdan değil, tanrının acımasızlığından!.. Boşluğuma kimseyi almıyorum, anlatmıyorum da... Yazıyorum işte! En içten gelen sese koşuyorum. Kimse taş değil bilirim... Taş olmalı, dolu dolu, hiç boşluk olmamalı... Her atom boşluk doğuruyor, her boşluk bir infilak... Gözümün ucunda, baktığım her yer... Düşüyorum...  Sonra Frida dolanıyor ayaklarıma... O aç, ben onun mırıltısına aç, bakışıyoruz... Rüzgar başlıyor, kış rüzgarı... Asmanın üzerinde asılı eski bir gemici feneri, kıpırtısız arı sessizliği... Öbek öbek... Denize koşuyorum çığlıklar atarak... Sesim yankılanıyor, kimse duymuyor... Tonozuna bağlı kayık sallanıyor çılgın bir dalgada,  batıyor... </description>
<link>https://www.antoloji.com/foca-da-bir-aksam-vakti-deneme-siiri/</link>
<guid>3785792</guid>
<pubDate>2026-01-26T16:58:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Kavram</title>
<description>Zorlama geceyi, sabah olacak Her şey akacak, tüm engellemelere rağmen... Sen, ak havuzuna, ölümden korkma! Onurlu her hatıra, hatırlanacak Belk dei zamana yenik... Susman, usunun terbiyesidir </description>
<link>https://www.antoloji.com/kavram-13-siiri/</link>
<guid>3783706</guid>
<pubDate>2026-01-21T17:50:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Yabancı</title>
<description>Aşkın bir uzaklıktadır düşüncelerin, yıldızlararası bir mesafededir. Rengi olmayan boşlukta, toz ve karanlıktan oluşan, ışığın uğramadığı savrulan bir yalnızlıkla monolog halindesindir. Anlamaya çalışırsın kendini. Tefekkür değildir bu… Yargılarını, çelişkilerinle beslersin. Hiçbir şey nesnel değildir. Fırtınanın sert uğultusu zaman kavramını alt üst eder. Kağıtlara bakıp, onları ayna kıvamında suratına tutarsın… Sonra kara kalemle çizersin yansıtamadığını… Bir daha bakarsın… Siyah kanatlı, yargıç cüppesinin altında saklananları görürsün. Çetrefilli bir tanışma zamanıdır, yıllarca birlikte gezindiğin konuklarınla. "Hoş geldin evine hep buradaydın ama yeni geldin. Korkuyorum senden. Sen benim bilmecemsin. Aziz olmadığını biliyorum, bende bir aziz değilim. Seninle bu ilk karşılaşmamız ve şimdi birer yabancı olduk hepsi bu! Hiç tanışmadan yılları geçirdik beraber… Aştığımız bu merhalenin ardında bir arkadaşlık çıkar mı bilmiyorum? Yıllar içinde değişen bedenime baka baka büyüdüm ben. Ona alıştım. Sana gelince yorumsuzum? Sen bir bilinmezliksin, şimdilik yine öyle kalacaksın… En az benim kadar yabancı olmalısın bana… Birazdan ağacın dalı kopacak, toprak savrulacak ya da savrulmaya fırsat bulamadan bir kar kristaline dolacak; donup, düşecek ve kırılıp, dağılacak… Mevsim her şeyi makul kılıyor. Ben, ayaklarımı duşta ıslatırken sen neredeydin? Derimi sıyırıp, kemiklerimi yıkardım. Düşüncelerimi yakmaktan çok daha kolay olurdu… Biraz acı ve kan; şikâyet ederdi beni… Düşüncelerim eksikliğini arardı… hiçbir öz posasını bırakmadan özgürleşmiyor… Gölgen yok senin. Işık, sana, senin bana olduğun kadar yabancı… Şekli olmayanın rengi olmaz bilirim! Yukarı doğru alevlenen, ıslak, meşe kütüğü bu yangının başladığı yer olmalı… Sıranı savmaya geldin biliyorum!  Sana arzı endam etmem mi lazım?"  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yabanci-430-siiri/</link>
<guid>3710839</guid>
<pubDate>2025-07-08T00:57:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Tahlil 1</title>
<description> İntihar; bedeni öldürme değil, düşünmeyi ortadan kaldırma isteğidir. Yaşamak, fiziki taşınma halidir. Sabah işe giderken arkamda bıraktığım soyut ben, eve döndüğümde sekiz saat boyunca yemeden, içmeden ve hareket etmeden tekli koltukta oturmaya devam ediyor…  Bütün gün gezdirdiğim maymun ise akşam yemeği telaşına çoktan başlamış… Bir ara göz göze geliyoruz koltukta derinlere dalmış benimle. Sorgulamaktan göz akı damarlanmış, kanlanmış ve yorgun… Ağzıma bakıyor! Birazdan yutacağım lokma, düşüyor boğazıma… Yuvarlansın diye su içiyorum. İnsan var olurken kaç kördüğümle bağlanıyor? Kollardaki bu uyuşukluk, yaşamı al aşağı etmemek için mi? Tanımadığım milyarlarca insanı varlıklarından habersiz olduğum için ölü varsayarsam; hepi topu birkaç yüz insanla yaşıyorum… Tramvayda yan yana oturduğum adamı indiğim durakta öldürdüm ben. Sokakta yanlarından geçtiğim tüm insanlar çoktan öldüler… Televizyondaki savaş haberlerinde ölüler savaşıyor…  Üzülüp, ağlayacağım; sevinip, güleceğim, birkaç yüz insan ve ben yaşıyor muyuz? Bu girift, muamma, sıkılaştırılmış ilmeğin sadece bir parçası! Yabancılık bu tavrıyla mezarlığı andırıyor. Sadece fark edebildiğim tek gerçek taze mezarlarla üstünde yılların biriktirdiği ot dolu topraklar… Hepsinin içinde ben varım ve yokum! Zaman ise sıcak kan derdine çoktan düşmüş. Ki burada zaman Tanrı olmalı!..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tahlil-1-siiri/</link>
<guid>3709274</guid>
<pubDate>2025-07-04T01:23:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Bilinmezlik</title>
<description>Bilinmezliğim ağzımdan salınıyor... Tam kenarından uzayıp, incelip, kopuyor. Keşke tükürseydim ama uykuda yakalandım! Ayaktayım. İçimde bir vagon dolusu insan var!  Ayakları camlara taşmış, elleri sarsılan zeminde; dengesiz, karmaşık, şişko, sıska, çirkin ve güzel insanlar… Kokuları mideme baskı yapıyor, kusacağım… Nöbet halinde bir uyku bu… Hep aynı saatte, aynı yerde yakalar beni. Bir vagon dolusu gürültü ve kargaşa etrafıma toplanır. Kaskatı kesilmiş bacaklarım, kaidemi tutar; yere yuvarlanmayayım diye… Sağ gözüm yarı açık, baş aşağı, boşluğa; çözemediğim kendimi uzatıyor… İstesem uzayan o </description>
<link>https://www.antoloji.com/bilinmezlik-77-siiri/</link>
<guid>3706782</guid>
<pubDate>2025-06-27T11:00:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Sufi</title>
<description>Cinayet işledim! Sol elimle... Yarası kanayan aklımı, tuz bidonuna basıyorum şimdi. Kokmasın o anımın düşünceleri...   Ketum bir akşam vakti, yarım bir şiir vardı, yaktım! Çirkin bir kandilin alevini tuttum üzerine… Gözlerim zift gibi karanlıktı ve genzi yakıyordu. Gece söyledi “Üşürsen, şiir yak!” diye İşte o elimle işledim cinayeti...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sufi-17-siiri/</link>
<guid>3705554</guid>
<pubDate>2025-06-24T01:25:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Askıda</title>
<description>Askıda sustum! O biçim sarhoş Gelecektim oysa Boşlukta sallanırken ayaklarım Siyah bir poşetin petrol kokusu ve zift karası kör etti beni Ekmek gibiydim, bayat... </description>
<link>https://www.antoloji.com/askida-9-siiri/</link>
<guid>3666988</guid>
<pubDate>2025-03-03T12:40:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Yitik Bellek</title>
<description>Yitik bir bellek gibiyim. Kaybın en kalabalık haliyim. Çiçekleri tasmalıyor ömrüm, nevrozuna hiç uyanmadan. Kuru demetlerim, siyah kurdelelerim var. Soluk yüzlü aşıkların nevrotik vazolarında çöküş usuyum ben. Çalıma konan cin korkuları ve karabasanlar, tozluğumda merak tazeler hep, kayıtsız olmak için… Sözcüklerimin kıracındaki kuru sevda, çingenenin esmer elindeki yalana bulaşır. Topyekûn zamirsizlik itiverir yalnızlığımı hiçliğin kefesine… Göğüs kafesimde soluğunu demlerim. Renkleri kısır, örtülü, sarı bir diken tehdidini uzatır geçmişe… Nefesi bomba yüklü, hacmi iğnelenmemiş esnek balonlar patlar, şişip şişip yeniden patlar. Her infilak yine karanlığa gömülür… Boşluk dudak yüküdür, gelip kaybolduğum rahlede öpüverir. Hazan kaçağı bir sarılığın safrası örter her şeyi… Taşıyamadığını yüreğine kusar sarhoş adam, ilk sevdasından beri… Avcumda ufalanmış tütünüm eksilir; yanar efkâr olur bakışlarına… Hangi güzelin ömrü uzun olmuş ki? Her gül yaralanır dikeninden, içinden kanar özlemleri sızım sızım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/yitik-bellek-siiri/</link>
<guid>3659332</guid>
<pubDate>2025-02-10T14:25:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Boşluk</title>
<description>Bilmediğin için adını tanımlayamadığından ilk aklına gelen şey, hiçbir nesnenin var olmadığı sahipsiz ve yeri belirsiz, meçhul, tarifsiz bir muammadır boşluk... Yaşamın her anında suratına çarpabilecek seni alaşağı edebilecek ve çözümsüzlüğe itebilecek zincirleme bir kavgadır boşluk... Bir an ile diğeri arasında ustaca saklanan ve pusu kuran her an yakalanma korkusudur boşluk... Kimi zaman tuhaf bir yabancılık bazen ise kör bir karanlıktır boşluk... Planlanmayanı, yazgıyı ve öngörüyü hiçe sayan hatta dinle ve insanlıkla alay eden; ateşten, dumandan ve yanan hiçbir şeyden oluşmamış dahası, havadan, sudan, topraktan da olmayan hissiz bir varoluştur boşluk... Kimsenin hatta en önemlisi tanrının bile bilmediği bir kayboluştur boşluk... Her yüreğin içerisinde olan, bilmeden gidilen, bazen dönülen bazen ise dönülemeyen bir hanedir boşluk... İktidarın baş edemediği bir sancıdır boşluk... Çarmıha gerilen bir peygamberdir boşluk... Buzağıya, heykele, güneşe ve ateşe tapınmaktır boşluk...Asanın nehre açtığı bir inanıştır boşluk... Yabancılığın ta kendisi, tanıştığında yüzünün resmidir boşluk... Her hayalin geçtiği bir kapıdır boşluk... Yaşamın iç sesidir boşluk... Ve bir cinayettir boşluk... Uysallığın köşe taşı, sessizliğin kabullenişidir boşluk... Belki de tanrının paranoyasıdır boşluk... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bosluk-486-siiri/</link>
<guid>3658590</guid>
<pubDate>2025-02-08T11:52:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Tiksiniyoruz!</title>
<description>Mantıkla hareket ettiğim döneme ne zaman geçtim, kaç yaşındaydım, bilmiyorum? Bunun bir safahatla insana uğradığının farkındaydım. ” Birinci çinko, ikincisi ve nihayetinde tombala!” Peki, kaç yüzyıl yaşamıştım ben? Gözlerimi, dilimi, tenimi, kulaklarımı, burnumu çok sokmuş olmalıydım kararlarıma ve işte sonunda gelen ihtişamıyla geldi…  Nefes almak istemiyorum. Denize uzatılmış, tahta bir iskelenin, ıslak gıcırtısında dizlerimi esnetiyorum… Dizlerim aynı kararlılıkla sesler çıkartıyor… Ensemi yalayan soğuk bir rüzgâr; yapay bir utanç bırakıyor cümlelerimde… Hep aynı sözü tekrarlıyorum… “Ey intihar, çığlık ol ve düş bileklerime!” Tutku karmaşası bir yaşamın kalabalığından kaçmak istiyorum ama nereye? Beyaz sayfalara bıraktığın o karakter nasılda düşündürücü... Bir tırnak makası bulmalıyım ve tüm tırnaklarımdan kurtulmalıyım! </description>
<link>https://www.antoloji.com/tiksiniyoruz-2-siiri/</link>
<guid>3658527</guid>
<pubDate>2025-02-08T01:16:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme</title>
<description>Çevrelendi mavi… Ayaklarım nasılda kuytusunda denizin, ıslak ve üşüyor! Taşlara seğiren ne çok küçük balık var. Toplandıklarında koca bir yosun sanırsın… Suda kırılıyor yosun ve taş... Ayaklarım büyüyor okyanusa varacak kadar. “Kayayı yalayan su, iştahının izini bırakır tuzuyla!” şu an da rüzgâr fısıldadı… Bir duba askıda batıp çıkıyor… Yarısı susamış diğer yarısı çoktan boğulmuş! Tıpkı, bedenin düşünceden vazgeçmesi gibi; bir tarafı var olmanın telaşında, ötesi suya kıvrılmış, büsbütün soğuk! Uzakta bir şilep kaptanına nazlanıyor ulaşmamak için… Bilirim, denizi en çok gemiler sever! Çünkü batınca kaptan kaçmak için uğraşır filikasıyla… Denizin bağrına saplanır batan geminin sancakları, varlığa yurt olurlar sonra… Suya teslim oluyorum, çünkü; insandan kaçıyorum… İnsan, erdeminde iki fikri barındırır. Biri kör kuyu gibidir, </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-151-siiri/</link>
<guid>3654779</guid>
<pubDate>2025-01-28T15:15:00+03:00</pubDate>
<author>İlhan Önal</author>
</item>
 </channel>
</rss>
