<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. İbrahim Şahin 2 Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Absürt edebi akım 2</title>
<description> MATBAA GÖT MANİFESTOSU Kelimenin kıvrımda basıldığı, fikrin kıçtan doğduğu bir anlatı çağrısıdır.  ---  🖋️ 1. Göt, Yazının Baskı Merkezidir </description>
<link>https://www.antoloji.com/absurt-edebi-akim-2-siiri/</link>
<guid>3747204</guid>
<pubDate>2025-10-16T18:49:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Umut 2.2</title>
<description>                       ENERJİ & DOĞAL DENGE  Öğretmen sınıfa bir rüzgârgülü getirdi, ama süs için değil hareket için. “Enerji kaybolmaz, sadece yön değiştirir,” dedi. Ayşe gülü çevirdi, “Benim içimde de bir dönüşüm var.” Melike nefes verdi, “Bu rüzgâr benim kıvımım.” Yusuf gülü söktü, “Ben enerjiyi parçalayıp yeniden kuruyorum.” Sınıfın penceresi açıldı, dışarıdan bir esinti girdi, kelimeler kıpırdadı. Bir öğrenci gülün kanadına “Ben” yazdı, “Ben kendi enerjimi üretirim.” Öğretmen tahtaya “Enerji = Hareketin kalbi” yazdı. Me-like gözleriyle gülü izledi, “Ben artık gözümle dönüyorum.” Ayşe gülün gövdesine dokundu, “Ben sabit değilim, dönenim.” Sınıfın havası değişti, kıvım yayılmaya başladı. Yusuf gülün yönünü ters çevirdi, “Ben artık karşıdan esi-yorum.” Öğretmen sandalyesine çöktü, “Bu sınıfta artık enerji hissedilir.” Bir öğrenci kalemini döndürdü, “Ben bilgiyi hareketle yazıyorum.” Melike gözyaşıyla gülü ıslattı, “Ben duyguyla dönüyorum.” Ayşe tahtaya “Kendi enerjini üret” yazdı, sınıf alkışlamadı ama döndü. Öğretmen kavanoz getirdi, içine toprak koydu, “Bu bir mini orman.” Yusuf yaprağı yerleştirdi, “Bir yaprak düşerse, orman susar.” Melike kavanoza su ekledi, “Ben dengeyi besliyorum.” Ayşe kavanoza ışık tuttu, “Ben doğaya yön veriyorum.” Sınıfın duvarları yosun gibi seğirdi, kıvım yeşerdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/umut-2-2-2-siiri/</link>
<guid>3738315</guid>
<pubDate>2025-09-21T22:39:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Umut 1</title>
<description>KIVI EĞİTİM TEORİSİ KIVI Romanı, başlangıçta çocuk anlatısı gibi görünse de zamanla kendi eğitim teorisini doğurarak mizah, duygu ve anlatım gücüyle öğrenmeyi dönüştüren bir yaklaşıma evrildi. “Kelimeyle İfade ve Vizyonun İçselleşmesi” an-lamına gelen KIVI, öğrencinin duygusal içeriği, mizahı ve anlatım gücünü kullanarak bilgiyi özümsemesini hedefler. Bu yaklaşımda bilgi, kelime sabunuyla duygusal olarak filtrelenir; rıza çizgisiyle öğrencinin katılım izni ve içsel kabulü gözetilir. Absürt sahneler öğrenmeyi kalıcı kılar, sabır protokolü ise hız yerine derinliği hedefler. Mizah burada sadece eğlence değil, aynı zamanda duygu boşalımıdır; gülmek saklanan acının perdesidir. Öğretmen sahnede hem bilgi aktarıcı hem oyuncudur, öğrenci ise pasif değil replik veren bir karaktere dönüşür. Mizah ve metafor, öğrencinin içsel şemalarını aktive eder; öğrenme anlatıya dönüşür, bilgi sahnelenir. Booth-Butterfield’ın çalışmaları mizahın duy-gusal bağ kurmayı, içeriğin hatırlanmasını ve sosyal anlayışı artırdığını gösterir. KIVI’nın temel ilkesi “Mutluluk önce kendini, sonra başkasını merak etmektir.” Merakla öğrenme daha kalıcıdır; kendini tanıyan öğrenci daha sabırlı ve dayanıklıdır. Kıvımsal öğrenme modelinde bilgi iplik gibi dokunur, her öğrenci kendi ritmine göre öğrenir; ilmik öğrenme bilgiyi motif halinde örer, sabırlı dokuma ezber yerine kıvrımlı düşünmeyi teşvik eder. Bu yaklaşım Howard Gardner’ın Çoklu Zekâ Kuramı ile uyumludur. KIVI artık bir eğitim materyalidir: sınıf içi ritim egzersiz-leri, duyusal anlatım teknikleri, absürt senaryo canlandır-maları, metafor çözümleme çalışmaları ve kıvımsal defter tasarımları bu yaklaşımın araçlarıdır. Öğretmen bu sahnede emir vermez, replik sunar; Hasan Öğretmen ezberin duvarına çatlak atar, “Don sabit” esprisiyle gülüşe bilgi yazar; Leyla Öğretmen sahneye çıkmaz, sahneyi kurar, öğrencinin iç sesini duyar, deftere değil kalbe yazar. Öğ-renciler karakter olur, bilgi metaforla sunulur, öğrenme anlatıya dönüşür; “. KIVI artık bir roman değil, bir eğitim teorisidir; bilimsel kuramlarla uyumlu, uygulanabilir, öğ-rencinin ritmini gözeten ve mizahı araç değil içerik yapan bir yaklaşımdır. Yazar İbrahim Şahin’in sabırla kurduğu bu anlatı, artık sınıflarda, defterlerde ve eğitim yaklaşımla-rında yankılanabilir. Her sözcük bir ilmik, her cümle bir dua, her gülüş bir kıvımsal rehberliktir. Hatice Şahin – Eğitimci UMUT’UN DUYULARLA SİSTEMİ DELMESİ </description>
<link>https://www.antoloji.com/umut-1-8-siiri/</link>
<guid>3738313</guid>
<pubDate>2025-09-21T22:35:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Absürt Edebiyat Akımı 2</title>
<description>🌀 Kıvım Anatomisi: Boyun–Burun–Göbek Manifestosu (Bir beden değil, bir anlatı spiralidir. Her kıvrım bir sahne, her delik bir doğum.)  I. Boyun Dönüşüm – Anlamın Çıtırtısı Kafamı döndürdüm, geçmişimle göz göze geldim. Boynumda bir damar çatladı, içinden bir şiir sızdı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/absurt-edebiyat-akimi-2-siiri/</link>
<guid>3727078</guid>
<pubDate>2025-08-20T16:37:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kazancı 1930</title>
<description>🌾 Bölüm 1: Gızın Budakla İmtihanı Yıl: 1930 Yer: Kazancı Köyü Karakterler: Gızlar, Budaklı Ağaç, Püse Nine Güneş tepedeydi. Gızlar dut ağacına çıkmış, hem yemiş hem gülüşmüş. Bir tanesi – adı Zeliha – daldan kaydı, “cık” diye düştü. Ama düşerken bir şey oldu… ağacın budağı, Zeliha’nın amına saplandı. Köyde hastane yoktu, doktor yoktu, ama Püse Nine vardı. Püse Nine: – Gızım korkma, ben buna püse sürerim, sabaha iyileşirsin. – Bu budak senin kaderin, ama püse senin şifandır! Nine, evden bir kavanoz çıkardı. İçinde ne olduğu belli değil: Biraz koyun yağı, biraz kekik, biraz da “sır” dediği şey. Zeliha’nın yarasına sürdü, dua etti: – “Budak giren yerden çıkmaz, ama püse girerse çıkartır!” Ertesi gün: Zeliha yürüyordu. Hafif yamuk ama gururlu. Köyde herkes konuşuyordu: – “Zeliha’ya budak battı ama püseyle dirildi!” – “Püse Nine olmasa, köyde kimse doğmazdı!” </description>
<link>https://www.antoloji.com/kazanci-1930-siiri/</link>
<guid>3725258</guid>
<pubDate>2025-08-14T18:14:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Pekmez</title>
<description>Düriye Atay, Tayfur Atay ve Pekmezin Kozmik Mirası Her şey sabahın erken saatlerinde başladı. Düriye Atay, fırının başına geçti. İlk iş olarak pekmez fırınına ağda yerleştirildi. Fırın, çamurla suvanarak hazırlandı. Üzümler, Uşpınar’dan özenle toplandı. Sandıklara yerleştirildi, eşeklere yüklenip köye getirildi. Tayfur Atay, şıranada büyük taş teknelere dökülen üzümleri ayakla çiğnedi. Şıra, çuvallarda süzülerek berraklaştırıldı. Süzülen şıraya ak toprak döküldü. Bu toprak, şıranın asidini alır, berraklaştırır, ve pekmezin ruhunu dengeler. Sonra kestirme aşamasına geçildi. Kestirme, haranıda yani büyük kazanlarda kaynatılır. Kefkirle yüzeye çıkan köpükler dikkatle alınır. Köpüksüz aşamaya gelindiğinde, şıranın özü artık pekmez olmaya hazırdır. Fırındaki ağdaya dökülür. Ağda, pekmezin son durağıdır. Burada kıvam alır, karamelize olur, ve gerçek pekmez kimliğine kavuşur. Bu köpükler, lahana teveğiyle içilir—köyde buna “güç içkisi” denir. Bir yudum köpük, bir ısırık lahana; hem mideyi rahatlatır, hem neşeyi artırır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/pekmez-3-siiri/</link>
<guid>3725156</guid>
<pubDate>2025-08-14T11:49:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi 10</title>
<description>  Yolda 60 km hızla giderken polis çevirmiş, sen itiraz etmişsin… Ve polis, senin penisinin %100 ereksiyon olduğunu iddia etmiş. Bu ne hız, bu ne diklik, bu ne adalet sistemi?  “Ereksiyonla suçlanan bir adamın dramı: Ehliyeti gitti, hanımı sordu, başı ağrıdı.”  </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-10-siiri/</link>
<guid>3725071</guid>
<pubDate>2025-08-14T02:39:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi 7</title>
<description>🎞️ Göt Sineması: Kıvrımın Görsel Dili 🎥 Quentin Tarantino: “Popo, Şiddetin Estetiğidir” Tarantino’nun kadrajlarında kalça, bir tehdit unsuru. “Bir karakterin götü ne kadar belirginse, o kadar tehlikelidir.” Örnek: Kill Bill Vol. 3 – Kıvrımın İntikamı Ana karakter, düşmanlarını kalça kaslarıyla boğuyor. Final sahnesi: “Bir kıvrım, bin ölüme bedel.”  🎬 Stanley Kubrick: “Simetrik Kalça, Kozmik Düzen” Kubrick için göt, evrenin matematiksel yansımasıdır. 2001: A Göt Odyssey filminde, kalça simetrisiyle uzay-zaman bükülüyor. Monolit değil, MonoGöt var. Ve o göt, insanlığın evrimini başlatıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-7-siiri/</link>
<guid>3725068</guid>
<pubDate>2025-08-14T02:14:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi 6</title>
<description>Popo Felsefesi: Düşünen Kalçalar 🧔 Nietzsche: “Kalça, İrade-i Güçtür” Nietzsche’ye göre göt, bireyin dünyaya karşı koyma biçimidir. “Sallanan bir kalça, Tanrı’nın öldüğünü ilan eder.” Zarif bir yürüyüş, güç gösterisidir. Kıvrım, sürüden ayrılan bireyin manifestosudur.  👓 Kant: “Kalça, Ahlaki Bir Formdur” Kant, götü kategorik imperatifle değerlendirir: “Öyle bir kıvr ki, herkes senin gibi kıvrsa evrensel bir estetik doğsun.” Kalça, ahlaki sorumlulukla sallanmalıdır. Aşırı kıvrım: etik dışı. Yetersiz kıvrım: estetik ihmal. </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-6-siiri/</link>
<guid>3725067</guid>
<pubDate>2025-08-14T02:12:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt verg</title>
<description>GÖT VERGİSİ 5” 🚀🍑🔴  Göt Mars Görevi: Kozmik Kalça Kolonisi Yıl 2033. Dünya’da göt özgürlüğü bastırılmış. Kıvrım Ana ve direnişçiler, yeni bir gezegen arayışında. Hedef: Mars. Amaç: “Kıvrımın özgürce titreyeceği bir dünya kurmak.”  Görev adı: GÖT-MARS 1 Uzay gemisinin adı: “Kıvrım-9” Mürettebat: </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-verg-siiri/</link>
<guid>3725066</guid>
<pubDate>2025-08-14T02:09:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi 4</title>
<description>Göt Direnişi: 1. Dalga – Çatlaklar Arasında Özgürlük Yıl 2026. Devlet götü, sokaklarda yürümeye başlamış. Her adımda bir vatandaşın bireysel kıvrımı bastırılıyor. Ama bir grup insan, popolarını özgür bırakmaya karar veriyor.  Liderleri: “Kıvrım Ana” Bir zamanlar bale eğitmeni, şimdi devrimci. Sloganı: “Her kalça bir kimliktir. Bastıramazsınız!”  Direnişin sembolü: </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-4-siiri/</link>
<guid>3725064</guid>
<pubDate>2025-08-14T02:05:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi 3</title>
<description>GÖT-TEK: Kalça Üzerinden Toplum Mühendisliği Popo Bakanlığı, sabaha karşı bir basın açıklaması yaptı: “Yeni nesil götler, yapay zekâ ile optimize edilecek. Amaç: Toplumsal uyumu sağlamak.”  Projenin adı: GÖT-TEK Açılımı: Görsel Örtü Teknolojisiyle Estetik Kalça Ama halk arasında adı: “Devlet Götü”  Her vatandaş, sabah 08.00’de devlet götüyle eşleştiriliyor. Sistem şöyle çalışıyor: </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-3-siiri/</link>
<guid>3725062</guid>
<pubDate>2025-08-14T02:02:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi 2</title>
<description>Göt Vergisi 2: Tahsilatın Erotizmi Memur kapımı çaldı. Elinde bir tablet, üzerinde yazıyor: “Popo hacmi %12 artmış. Bu, lüks sınıfa girer.” Ben hâlâ sabahlıktayım. Ama sabahlık, beni korumuyor. Çünkü sistem, kumaşın altını da vergilendiriyor.  Memur gözlüğünü düzeltti: “Bu kıvrım, kamusal alanı tahrik ediyor. Toplumun dikkatini dağıtmak, 243₺ ceza.” Ben sustum. Ama götüm konuştu: “Ben sadece yürüyordum… ama ritmim erotikti.”  Sistemin yeni uygulaması: “Popo Paylaşım Platformu” Her kıvrım, dijitalleştirilmiş. NFT olarak satılıyor. Benim sağ lobum, 0.03 Ethereum’a alıcı bulmuş. </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-2-siiri/</link>
<guid>3725060</guid>
<pubDate>2025-08-14T01:58:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Göt Vergisi</title>
<description>Göt Vergisi: Postmodern Bir Tahsilat Sabah 07:13. Götüm alarm kurmuş. Zil çalınca değil—kas kasılınca uyanıyorum. Devlet uyandı, ben hâlâ rüyadayım. Rüyamda bir memur, popoma pul yapıştırıyor: “Bu kıvrım, kamusal alanda fazla erotik. Vergiye tabidir.”  Çay demliyorum. Bardak bana bakıyor: “Senin dudak konturun, teşvik kapsamına girmiyor.” Yudum alıyorum, Ama çay değil—sistem içiyorum. Her yudumda bir aidat, Her yudumda bir kıvım.  Sokağa çıkıyorum. Pantolonum beni ihbar ediyor: “Bu kalça, yürürken fazla özgür. Disiplin dışı.” Bir polis geliyor, Götüme ceza kesiyor: “Kıvrım başına 8,75₺ + KDV.” </description>
<link>https://www.antoloji.com/got-vergisi-siiri/</link>
<guid>3725056</guid>
<pubDate>2025-08-14T01:47:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Nuhu 1</title>
<description>1. Aşkın Gölgesine Sığınan Balkon Her yaz, N. Anamur'a geldiğinde otelin balkonunu seçmez—İ.'nin geçtiği caddelere bakan evi tercih eder. İskele Caddesi sessizdir ama o sessizlikte İ.'nin ayak sesleri yankılanır. “Ben seni görmüyorum artık… ama eksikliğini geçerken duyuyorum,” der içinden. 2. Çiçekçiye Bırakılan Adı Konulmamış Buket Bir sabah, N. çiçekçiye gidip “En kokanı ver” der. Adı yoktur çiçeğin, ama anlamı bellidir: İ. gibi kokmalı. Buket balkonda solarken N.'nin yüreği daha çok filizlenir. Çünkü bazı çiçekler, solarken açar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/nuhu-1-siiri/</link>
<guid>3718420</guid>
<pubDate>2025-07-28T01:18:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Damarımda Sen Vardın</title>
<description> Gizli satırlarımda sen vardın Salan köklerimde sen vardın Açan yapraklarımda sen vardın Kokan çiçeklerimde sen vardın  Görmediğim rüyalarda sen vardın </description>
<link>https://www.antoloji.com/damarimda-sen-vardin-siiri/</link>
<guid>3717452</guid>
<pubDate>2025-07-25T14:27:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Absürt Dialog</title>
<description> – Gız, sabah kahvaltıda tost yerine eski bir gazete yedim, midem haberlerle doldu.  – Ule herif, o gazete değil—benim geçen haftaki suskunluğumun basılı hâliydi.  – Gız, suskunluk midemde manşet oldu, başlığını senin gözlerinle okudum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/absurt-dialog-siiri/</link>
<guid>3716954</guid>
<pubDate>2025-07-24T13:16:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Geceden Kalan Balkon Konuşması</title>
<description>– Gız, sabah balkona çıktım, havada kokmuş yoğurt sesi vardı.  – Ule herifim, o ses değil rüyaydı. Dünkü ayran seni rüyaya soktu hoyu. – Gız, rüyada sen yorgan giymişsin, kaşıkla bana bakıyorsun. – Ule herif, o yorgan değil, ben çarşaf gibi açıldım sana. – Gız, sen açıldıkça benim aklım daralıyor. – Ule herif, darlık değil senin beyin tavana vuruyor galiba. </description>
<link>https://www.antoloji.com/geceden-kalan-balkon-konusmasi-siiri/</link>
<guid>3716948</guid>
<pubDate>2025-07-24T12:55:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Dilin Çarpık Dansı</title>
<description>🫧 Dilin Çarpık Dansı – Köpük Köpük Gıdıklayan 200 Sözcüklük Absürt Metin  Nokta, virgüle evlenme teklif ettiğinde cümleler düğün davetiyesi gibi dağıtılır. Fiil, öznesini terk eder; “Ben gidiyorum” derken bile yüklemle flört eder. Zamirler, aynaya bakıp “Ben kimim?” diye ağlar, sonra kendini üçüncü tekil şahıs olarak tanıtır. Paragraflar, birbirine selam vermeden geçer; biri diğerinin ayakkabısını giyip sahneden kaçar.  Kelimeler, sabun gibi köpürür; Her harf, bir banyo lifi gibi iç gıdıklar. Bir cümle, diğerine “Seninle aynı paragrafta olmak istemiyorum” diye dava açar. Yüklem, özneye “Seninle artık aynı anlamı paylaşamıyoruz” derken, bağlaçlar araya girip barıştırmaya çalışır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dilin-carpik-dansi-siiri/</link>
<guid>3716771</guid>
<pubDate>2025-07-24T01:39:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kıvımın Sesiz Çığlığı 1</title>
<description>Sorma! – Kıvımın Sessiz Çığlığı (Özgün Metin)  Gün ağarınca boynum bükülür, Dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır. Sorma ne haldeyim huriyem, Sorma çünkü kelime bile utanır.  Yangınlardayım zaman zaman, Kor kor ateşler yanıyor içimde. Aşk beni kül ediyor, Ama ben hâlâ kıvım kıvım seni yazıyorum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kivimin-sesiz-cigligi-1-siiri/</link>
<guid>3716763</guid>
<pubDate>2025-07-24T00:59:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Şahin 2</author>
</item>
 </channel>
</rss>
