<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. İbrahim K&#252;&#231;&#252;ker Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Işığı Kaybeden İnsan</title>
<description>IŞIĞI KAYBEDEN İNSAN  Suriye’de, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) altında dinlendiği rivayet edilen hurma ağacının gölgesine gitmek istiyorum... Bu bir yolculuk mu, yoksa bir hatırlama biçimi mi, emin değilim. Çünkü bazı mekânlara ayakla değil, kalple gidilir.  Rahip Bahîrâ’nın, o gölgede bir nübüvvet işareti gördüğü anlatılır. Henüz risalet başlamamışken bile, bir ağacın gölgesi sezmişti olanı biteni. Demek ki hakikat, ilan edilmeden önce de kendini ele verir; bakmasını bilene.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/isigi-kaybeden-insan-siiri/</link>
<guid>3802653</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:18:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Amcama</title>
<description>Bugün amcam vefat etmiş. 45 yaşındayım. Vefat eden amcama hayatım boyunca bir kez olsun “amca” demedim. Daha doğrusu… demedim değil, diyemedim. Onun soğukluğundan.... Evlerimiz yan yanaydı, ama ömrümde hiç gitmedim, , görmedim içini.... </description>
<link>https://www.antoloji.com/amcama-5-siiri/</link>
<guid>3802652</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:15:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Kucağı Boş Kalan Çocuk</title>
<description>Kucağı Boş Kalan Çocuk Hayattaki en zor duygu, ölen birini özlemektir. Çünkü geri getiremiyorsun. Sarılmak yok, koku yok, ses yok. Sadece boşluk var; ruhuna saplanmış, göğsünde taşınan sessiz bir yokluk. O boşluk, geceleri sessizce büyüyor, gündüzün en gürültülü anlarında bile fark ediliyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kucagi-bos-kalan-cocuk-siiri/</link>
<guid>3802651</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:12:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>İman mı yoksa Ahlak mı önce gelir?</title>
<description>İMAN MI ÖNCE GELİR , AHLAK MI? Bu soru basit değildir. Basit gibi sorulur ama cevabı insanın, dinin ve hakikatin kalbine dokunur. Çünkü burada sorulan şey şudur: İman mı ahlakı doğurur, yoksa ahlak mı imana kapı açar? Hz. Muhammed (s.a.v.) kırk yaşında peygamberlikle görevlendirildi. Ondan önceki hayatı, İslam’ın en güçlü delillerinden biridir. Çünkü o, henüz vahiy gelmeden önce de yalan söylemezdi. Henüz namaz emri yokken emanete riayet ederdi. Henüz helal–haram hükümleri inmemişken kul hakkından sakınırdı. Bu yüzden Mekke ona “el-Emîn” dedi. Yani güvenilir insan. Peygamberlik, onun ahlakını icat etmedi. Onu evrensel bir ölçüye dönüştürdü. Bu yüzden “Ben güzel ahlakı öğretmeye değil, tamamlamaya geldim” buyurdu. Çünkü ortada sıfırdan kurulacak bir din değil, kemale erdirilecek bir insan vardı. Burada durup şu cümleyi netleştirmek gerekir: İslam ahlakı, imanın sonradan eklenen bir süsü değildir; iman da ahlaksızlığı örten bir kılıf olamaz. Çünkü ahlak, imanın ilanı değil; imtihanıdır. İman kalpte başlar ama ahlakta doğrulanır. Hayata temas etmeyen iman, hakikat üretmez; sadece iddia üretir. Bugün yaşadığımız kriz tam da burada başlıyor. Biz ahlakı davranıştan alıp görüntüye hapsettik. Ahlakı; setre, tesettüre, şekle, slogana indirgedik. Dili yalandan, ticareti hileden, hukuku adaletsizlikten arındıramadık ama dindarlık görüntüsüyle teselli bulduk. Böylece iman, ahlakın kaynağı olmaktan çıkıp onun eksikliğini gizleyen bir kılıfa dönüştü. </description>
<link>https://www.antoloji.com/iman-mi-yoksa-ahlak-mi-once-gelir-siiri/</link>
<guid>3802650</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:10:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Türk Kürt Kardeşliği</title>
<description>KARDEŞLİK UZAKTA KOLAY, YAKINDA ZOR Kardeşlik kelimesini çok seviyoruz. Ama genellikle uzakta seviyoruz. Haritada parmağımızı koyduğumuz, adını bile zor telaffuz ettiğimiz ülkelerde kardeşlik daha kolay. Çünkü bedeli yok. Çünkü yüzleşme gerektirmiyor. Aynı ülkede, aynı şehirde, aynı mahallede yaşadığımız insanlara gelince iş değişiyor. Yıllardır aynı toprağı paylaştığımız Kürtlere “kardeşim” demek nedense ağır geliyor. Çünkü yakınlık, sorumluluk ister. Çünkü kardeşlik sadece slogan değil, tahammül işidir. Bu toprakların tarihi birlikte yazıldı. Cephede yan yana öldük, barışta yan yana yaşadık. Aynı yoksulluğu paylaştık, aynı devletin yükünü taşıdık. Türk de bu ülkenin sahibidir, Kürt de. Biri fazlalık, diğeri misafir değil. </description>
<link>https://www.antoloji.com/turk-kurt-kardesligi-2-siiri/</link>
<guid>3802648</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:06:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Diyarbakırlı Ramazan Hoca</title>
<description>DİYARBAKIRLI RAMAZAN HOCA... Bu topraklardan bir Ramazan Hoca geçti… Sessiz yürüdü, gür konuştu. Gölgede durdu ama hakikati güneş gibi taşıdı. Ne alkış istedi ne de bir makam, Bir tek rıza vardı dilinde: </description>
<link>https://www.antoloji.com/diyarbakirli-ramazan-hoca-4-siiri/</link>
<guid>3802647</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:04:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>İskilipli Atıf Hoca</title>
<description>Bir Şapka, Bir Darağacı, Bir Medeniyetin İnfazı “Modernleşme adına kurulan her darağacı, bu toprakların hafızasına atılmış bir ilmektir.” Bugün 4 Şubat. Bu tarih, bu topraklarda “medeniyet” kelimesinin darağacına dönüştürüldüğü günlerden biridir. Bin yıllık bir İslam kültürünün; Batı taklitçiliğiyle, bir şapkayla modernleştiğini sanan bir zihniyet tarafından yargılandığı, aşağılandığı ve susturulduğu günlerin adıdır. İskilipli Atıf Hoca, bir suçtan değil; bir duruştan dolayı idam edildi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/iskilipli-atif-hoca-siiri/</link>
<guid>3802646</guid>
<pubDate>2026-03-08T04:02:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Memleket Özlemi</title>
<description>Deniz ötesi şehirlerin gri sokaklarında yürürken bile gözlerim arkada. Siluetin hâlâ göğsümde, martılarla yarışan bir hayal gibi. Ruhsuz kalabalıkların arasından, sanki hiç yokmuşum gibi süzülüyorum. Bedenim burada, ama ruhum Eminönü’nden Kadıköy’e süzülen bir vapurun güvertesinde. Rüzgârla Boğaz’a karışmış, dalgaların sessiz şarkısında kaybolmuş. Ayasofya’nın taşları hâlâ alnımda; ağır bir gölge gibi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/memleket-ozlemi-30-siiri/</link>
<guid>3802645</guid>
<pubDate>2026-03-08T03:59:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Veda</title>
<description>VEDA... VE İŞTE YOLUN SONUNDASIN Artık kaçacak bir sokağın, erteleyecek bir yarının yok. Zaman, bir ihtiyarın dizlerine çökmüş; nefesi kısık, sesi kederli. Aynaya baktığında gördüğün yüz yalnızca senin yüzün değil—üst üste binmiş yılların, yutulmuş kelimelerin, yarım kalmış cesaretlerin haritası. O çizgiler, gülüşten çok suskunlukla oyulmuş; her biri bir vazgeçişin izi. Odanın sessizliğinde gölgeler dans ediyor, duvarlar geçmişin sessiz tanıkları gibi; her köşe, her çatlak bir çocukluk hatırası fısıldıyor, bir kaybolmuş sevgi, bir söylenememiş kelime, bir dönülmemiş yol. Çocukluk gözlerinin önünde bir yaz akşamı gibi beliriyor. Dizlerin kanlı, avuçların tozlu, kalbin hafif… Dünyayı ciddiye almadığın zamanlar. Sonra gençlik… Ateşi bol ama yönü kayıp bir yangın. Ne yaktığını anlamadan kül olmuş hevesler; yaktıkların arasında başkaları kadar kendin de yanıyor. Olgunluk sessiz, ağır bir bekleme salonu; hayaller numara almış ama çoğu çağrılmamış. “Sonra” diyerek üstünü örttüğün her şey şimdi önünde açılmış bir sandık gibi. Sevemediklerin, söyleyemediklerin, korkudan eğdiğin başın ağırlığı… Hepsi burada. Hepsi aynı anda, gözlerinin önünde. İyilik yaptın, evet. Küçük, sessiz, kimsenin bilmediği notlar gibi. Kötülük de yaptın—çoğu bağırarak değil, susarak, çünkü insan bazen elini kirletmemek için kalbini kirletmeyi seçer. Şimdi ölüm karşında duruyor; ne acele ettiriyor ne teselli veriyor. Sadece bakıyor. O bakışta bütün yalanlar çözülüyor, bütün suskunluklar ağırlığını buluyor, tüm seçimlerin bir defterde açılıyor. Sahi, bu hayat yaşamaya değdi mi? Değdi mi uykusuz gecelere, içine gömülen cümlelere, yarım kalmış vedalara? Değdi mi başkalarının korkularıyla daraltılmış bir ömre? Sonsuzluk diyorlar, belirsizlik diyorlar. Ama insanı titreten, cevapsız kalan sorular; hayatın kendisi bir muhasebe defteri, ölüm ise defteri kapatacak olan el. </description>
<link>https://www.antoloji.com/veda-1255-siiri/</link>
<guid>3802644</guid>
<pubDate>2026-03-08T03:58:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Sesimi Duyuyor musunuz?</title>
<description>Sesimi duyuyor musunuz?  Bir çocuğun gözlerindeki soruyu… Bir ihtiyarın dizlerine çöken zamanı… Bir annenin gece yarısı susturduğu duasını… Ben bağırmıyorum. Çünkü en derin acılar fısıldar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sesimi-duyuyor-musunuz-siiri/</link>
<guid>3802642</guid>
<pubDate>2026-03-08T03:56:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>İçimdeki Mevsimler</title>
<description>İçimdeki Mevsimler  Bedenimde ilkbahar, ruhumda sonbahar var bugün. Güneş tenimi ısıtırken, içimde rüzgâr yaprak döküyor. Bir yanım filizleniyor, bir yanım sessizce soluyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/icimdeki-mevsimler-siiri/</link>
<guid>3752017</guid>
<pubDate>2025-10-30T06:37:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Suskunluk</title>
<description>SUSKUNLUK  Bir zamanlar adalet, bir nehir gibi akar, Dicle’nin kenarında bir kurt bir kuzu kapsa, o hesabı Ömer’den sorardı. Şimdi ise kurtlar sürüye bekçilik ediyor, kuzular sessizliğin karanlığında kayboluyor. Artık haksızlıklar gizlenmiyor; aksine, insanların gözünün içine baka baka yapılıyor. Ve herkes biliyor, ama herkes duymamış gibi yapıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/suskunluk-130-siiri/</link>
<guid>3750380</guid>
<pubDate>2025-10-25T01:47:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Çığlık</title>
<description>Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı   “Dicle’nin kenarında bir kurt bir kuzu kapsa, bunun hesabı Ömer’den sorulur.”  Ne ağır, ne yüce bir söz… </description>
<link>https://www.antoloji.com/ciglik-571-siiri/</link>
<guid>3750123</guid>
<pubDate>2025-10-24T12:37:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Ses Ver Yiğidim, Ses Ver</title>
<description>SES VER YİĞİDİM, SES VER  Zaman sensizliğe gömüldü… Gökler sustu, rüzgâr  yönünü kaybetti — sanki dünya, bir an nefesini tuttu.  Toprak hâlâ adını fısıldıyor gecelere… Ama biz, o sessizliğin altında hâlâ çarpan altın bir neslin kalbini dinliyoruz.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ses-ver-yigidim-ses-ver-siiri/</link>
<guid>3748572</guid>
<pubDate>2025-10-20T15:36:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Boşlukta Yolculuk</title>
<description>Yürüyeceksin arkana bakmadan ...  deniz,  ''yürü diye bağıracak  yürü!... İçindeki sese yürü... vardır elbet sahilde rotasız yolcuları bekleyen bir gemi... geçmişim diye  arkana mı bakmak istersin.. .bak bir geriye hani ayak izlerin.... </description>
<link>https://www.antoloji.com/boslukta-yolculuk-siiri/</link>
<guid>3745945</guid>
<pubDate>2025-10-13T14:23:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Kendimle Yüzleşme</title>
<description>Gecenin sessizliğinde kendimi arıyorum.  Ay ışığı vurmuş masa, dostlarıma; Perdeyi oynatan rüzgar, vuslatıma; İskemleye düşen gölgem, beni geç mişe, anılarıma çağırırken ben gece nin sessizliğinde kayboluyorum, Nasıl anlatırım bu bunalmış ruhuma!....sevgiyi, dostluğu, merhameti....  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendimle-yuzlesme-5-siiri/</link>
<guid>3745933</guid>
<pubDate>2025-10-13T13:57:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul'a Özlem</title>
<description>İnsanız hepimiz… Her birimiz, o büyük insanlık ailesinin birer üyesiyiz. Gökkubbenin altında, yeryüzünün üstünde aynı havayı soluyor, aynı sudan içiyoruz. Havasız ve susuz kaldığımızda hayatımız tehlikeye giriyorsa, eşitiz demektir.  Güneş, ayrım gözetmeden doğuyor hepimiz için; ay, ışığını kimseye kimlik sormadan serpiyor gecelerimize. Kutup yıldızı, yolunu kaybedenlere yön gösterirken ayrım yapmıyor; bulutlar, rahmetini hangi toprağa indirirse indirsin, Rahmân’ın merhametine aracılık ediyor.  Varsın birileri bizi birbirimize düşman etmeye, parçalamaya, gerilim üretmeye kalkışsın… Biz, insan olmanın ortak paydasında birleştiğimizde, gökkubbenin altında da, arzın üstünde de bütün ayrılıkları aşabiliriz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-a-ozlem-11-siiri/</link>
<guid>3745914</guid>
<pubDate>2025-10-13T12:39:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlık</title>
<description>Öyle sessizce ağladığım geceler oldu ki,  duvarlar bile beni duymadı. Kendimi görünmez hissettim... İnsan, bunca  insanın içinde kendini niye görünmez hisseder ki?... Sonra şah damarıma gitti istemsizce elim... yokluk içinde kaybolurken BANA BENDEN DAHA YAKIN OLANDA BULDUM kendimi... </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizlik-2264-siiri/</link>
<guid>3745908</guid>
<pubDate>2025-10-13T12:33:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Gurbetin Ortasında</title>
<description>Gurbetin Ortasında  Çok uzaklarda bir şehir var; Bedenime yakın, ruhuma uzak. Rüzgârı bile yabancı uğulduyor; Kaldırım taşlarında adımlarım, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gurbetin-ortasinda-siiri/</link>
<guid>3744910</guid>
<pubDate>2025-10-10T16:31:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat Dediğin</title>
<description>İNSAN NE İÇİN YAŞAR... Ya da insanı hayata bağlayan NE?.... Sevgi Menfaat Ümit İnanç </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-dedigin-102-siiri/</link>
<guid>3727082</guid>
<pubDate>2025-08-20T16:47:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Küçüker</author>
</item>
 </channel>
</rss>
