<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. İbrahim Balcı Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Ne Olur Durma Yürek</title>
<description>Dönüp durdum yeisle, gönlümü elem sarmış Sedasız kaldı hava, yarde vefa yok sandım Oysa teklemiş yürek, ecele ramak kalmış Hasrete düşerken ben, yar ecelle savaşmış  Ne olur durma yürek, varsın olmasın seda </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-olur-durma-yurek-siiri/</link>
<guid>493751</guid>
<pubDate>2006-07-07T23:32:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Uzun Gölgeler</title>
<description>Uzun olurmuş vefasızın gölgesi, gece yarısında bile Uzanıyor Toroslar yaylasından uzun mu uzun bir gölge Sırdaş idik hani, aşıktık Cennet’ten Kevseri içinceye Sözler tutulmamak için verilirmiş, bu imiş anlayışın Derdime dert katkın ki, kendi derdime sırdaşım Lanetle damgalı yüreğim kanar ki kanar </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzun-golgeler-siiri/</link>
<guid>493556</guid>
<pubDate>2006-07-07T19:04:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Geçer Sevda Treni</title>
<description>Muamma dolu adın, muhayyel yaşam sunar Alır ki beni benden, çıkmaz sokaklar sarar Bir başka alem verir, melankolik dünyama Döndükçe elem verir, şu sefil yaşamıma  Duyamazsam sesini, hüzünle dolar içim </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecer-sevda-treni-siiri/</link>
<guid>487645</guid>
<pubDate>2006-06-29T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Geçmiş Sevda Sözünden</title>
<description>Nerde bülbülün bağı, hazanın dağı nerde Bambaşka evrenlerde, buluşan gönüllerde Bülbülün nağmesi yok, sılada kesik sesi Hazanın neşesi yok, alır bensiz nefesi  Karayılan, boz doğan, yaşamında yeri var </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecmis-sevda-sozunden-siiri/</link>
<guid>484477</guid>
<pubDate>2006-06-25T12:04:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Ağıt</title>
<description>İnce gövdesi ve yere yakın sağrısıyla Sünen ovada, incelirken akıp giden Simsiyah yelesiyle bir Arap atının Gözeneklerinden taşan terdir sırtında  Yitirilmiş yabanıl otlakların özlemiyle </description>
<link>https://www.antoloji.com/agit-87-siiri/</link>
<guid>484129</guid>
<pubDate>2006-06-24T17:44:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Yama Yaptım Özlemini</title>
<description>Ne ben silebilirim beynimin kıvrımlarından seni Ne sen batırabilirsin enginlerdeki yaralı gemiyi Arşa çıksa da azabım Ölene kadar aşığınım Aramızda görünmeyen bir zincir Esiriyiz birbirimizin </description>
<link>https://www.antoloji.com/yama-yaptim-ozlemini-siiri/</link>
<guid>473512</guid>
<pubDate>2006-06-09T11:57:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Fayda</title>
<description>Ne Fayda  Göğümde yıldız idin, pırıl pırıl parladın Kamaştı ki gözlerim, su değildin çağladın Toroslar yaylasında, ölüm fermanım yazdın Eller sevgilin oldu, aşkım desem ne fayda </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-fayda-39-siiri/</link>
<guid>462796</guid>
<pubDate>2006-05-26T10:56:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Şu Bir Bardak Şarapta XVIII</title>
<description>Dokuduğun kefenim, gündüz vakti örerdin Gece boyunca söker, özlemimle beklerdin Şu bir bardak şarapta, hasreti duydu ruhum Sen ki ey Penelope, verdiğim son soluksun  Ömrüme biçtin vade, kısalttın gide gide </description>
<link>https://www.antoloji.com/su-bir-bardak-sarapta-xviii-siiri/</link>
<guid>462171</guid>
<pubDate>2006-05-25T12:42:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Alazında Şulenin</title>
<description>Sesinde yok latafet, ham kalmış ayva sanki Burdun ki yüreğimi, Gayya’da buldum tini Ab-ı hayat umarken, zakkumun suyu verdin Buldum derken kendimi, gıybete vurdun beni Yok ses, yok nefes,  neredesin peri kızı Aşkınım senin deyip, bu gün de verdin sızı </description>
<link>https://www.antoloji.com/alazinda-sulenin-siiri/</link>
<guid>460001</guid>
<pubDate>2006-05-22T14:43:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Karıştın Kıyamete</title>
<description>Grimsi bir örtü sararken geçmişleri Yaşanmamış aşklar sisin içinde gizli Alınmamış hazların izleri bedeninde Doyumsuz kalmış etin acısı var içinde Sarıyor geçmişini işte o tülden örtü Yeni bir aşk arıyor, dudağındaki türkü </description>
<link>https://www.antoloji.com/karistin-kiyamete-siiri/</link>
<guid>456071</guid>
<pubDate>2006-05-17T17:02:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Sana Uğurlar Olsun</title>
<description>İlkinde ben buldumsa, sonra sen geldin bana Kapanıp kollarıma, aşığım dedin sana  Hani verdiğin sözler, ne çabuk unutursun Bulduğun satirlerle, sen hovarda bir ruhsun  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sana-ugurlar-olsun-siiri/</link>
<guid>448837</guid>
<pubDate>2006-05-08T14:21:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Terör Üzerine Bir Kaç Söz</title>
<description>Ülkemiz,nispeten sukunet içerisinde geçirdiği birkaç yıldan sonra korkarım,yakın geçmişte yaşadığı şiddet dolu yıllardan daha uzun süreceğini sandığım,yeni bir terör dönemine ayak basmış durumdadır.  Korkarım ki bu yazı bilimsel/deneme türünden bir yazı olacaktır.Okumaya başlayanlara sabırlar dilerim.  Terör’ün tanımı,halk’ı korku ve yılgınlığa sürüklemek suretiyle.....amaçlıyarak,diye başlayıp sürer gider.Bu şekilde pek çok tanım üretebilirsiniz.Ama bu tanım terör’ündar tanımıdır.Geniş anlamıyla terör; kişi,topluluk grup ya da devlet’in belirgin (önceden belirlenmiş)  bir amaca ulaşmak için şiddet gösterisine girişmesidir. İki tanım arasındaki temel fark,dar anlamıyla terör’ün örgütlenmiş,siyasi bir nüve oluşturmuş insan toplulukları arasındaki ilişkileri deforme etmeye/yeniden üretmeye,oluşturmaya yönelmesi iken,geniş anlamıyla terör,tek tek bireyler ve devlet öncesi topluluklar arasındaki ilişkileri deforme etmeye/yeniden üretmeye  yöneliktir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/teror-uzerine-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>441537</guid>
<pubDate>2006-04-30T11:37:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Ulus/Devlet Üzerine Bir Kaç Söz II</title>
<description>Katkılarınız için çok teşekkür ederim.değindiğiniz noktaların her biri en az kapsamlı birer makale konusu olabilir ancak,korkarım bunu göze alamayacağım.Yapacağım kısa açıklamaların yeterli olacağını düşünüyorum. 1-Olguları,olayları anında,taze taze analiz ederek kategorize etmek mümkün değildir.Hatta,olguları süreç devam ederken de analiz etmeye çalışmak çoğunlukla geçersiz sonuçlara ulaştırır,bizleri.Süreç sona erdikten sonra,salt sonuçlara bakarak çok daha sağlıklı analizler yapmak daha mümkündür.Bu açıdan bakıldığında,Rus ve Çin devrimleri süreç içerisinde, i-Köylülüğü fiziken ve ideolojik olarak tasfiye etmişlerdir. ii-Sanayi devrimini gerçekleştirmişlerdir. iii-Uluslaşma sürecini gerçekleştirmişlerdir. Rus ve Çin devrimlerinin Bolşevik veya Sosyalistlerin önderliğinde gerçekleşmesi yukarıdaki saptamaları değiştirebilir mi? 2-İngiltere'nin 'ulus devlet' olduğunun tartışmalı olduğunu belirtmiş ve konuyu daha fazla açma gereğini duymamıştım.Sanırım sorun,UK ile ENGLAND arasındaki farklılığa hiç değinmemekten kaynaklanıyor.ENGLAND'ın ulus devlet olduğu tartışılmazdır,fakat UK'ı ulus devlet olarak nitelemek yerine,ulus devletler federasyonu olarak görmek sanırım daha yerinde bir niteleme olacaktır. 3-Ultra ulus/Üst ulus kavramının daha önce kullanıldığı konusunda bir bilgi sahibi değilim.(Eğer bilseydim,salt orjinal olmak uğruna başka bir kavram kullanırdım,emin olun!) Bu kavram Almanlar,Fransızlar,İngilizler vs.tarafından kullanılmış olabilir. Herhangi bir kavramın şu ya da bu ulustan düşünürler,entelektüeller tarafından kullanılmış olması,o kavram çevresinde şekillenen düşünceler silsilesinin,kavramı kullanan kişilerin vatandaşı oldukları devletin resmi tutumu olduğunu göstermez. AB'nin kömür ve çelik birliğinden günümüze evrilmesine eşlik eden,onun hukuki altyapısını oluşturan uluslararası anlaşmalara,oluşan oluşturulan kurumlara bir göz atın lütfen.Ve son günlerdeki AB anayasası tartışmalarına kulak verin.Eğer yeterince tatmin olmamış halde bulursanız kendinizi, 1600'lü yıllarda İngiltere'den başlayıp sanayi devrimi ve ulusların,ulus devletlerin ortaya çıkmasını sağlayan sürece bir göz atın. O süreç ile AB'nin evrilmesi sürecindeki gelişmeler aynı doğrultuda mıdır,değil midir,karar verin.Gerçek şu ki,dostlar,AB hızla bir federasyona doğru yol almaktadır.Bu olgunun ekonomik ve sosyal alt yapısı hazırdır,hukuki altyapısı ise giderek olgunlaşmaktadır. Salt 'serbest dolaşım'ın bile,nelere yol açacağını bir düşünün lütfen.Bu olgu nihai olarak,ortak bir Avrupa kültürü oluşmasına yol açmayacak mıdır? Nihai olarak derken,belirsiz bir gelecekten bahsettiğimi dikkata alın lütfen. Kısaca toplum mühendisliği kavramına da değinmeliyim,sanırım.Bu kavramı bendeniz mi,yanlış kullanıyorum,yoksa derdimi anlatmakta acze mi,düştüm,bilmiyorum. Bence,bu kavram ancak totaliter ideolojilere ilişkin kullanılmalıdır.Totaliter ideolojiler nasıl bir toplum amaçladıklarını betimlerler,yol haritası çizerler,kurumlarını oluştururlar ve tüm toplumu terörize ederek,şiddeti bir araç olarak kullanıp ideal toplumu inşa etmeye girişirler.20.yy. yeterince örnek üretmiştir sanırım.Demokratik toplumlarda,hatta otoriter yönetimlerin hüküm sürdüğü toplumlarda bile,yukarıda andığımız şekilde bir toplum mühendisliğinden söz edilemez.Demokratik toplumlarda da geleceğin toplumuna,kurumlarına ilişkin öngörülerde bulunulur,kuşkusuz. Ancak,öngörülen toplum ve kurumlar,ulaşılması gereken bir amaç değildir. Hem zaten,gelişim ve değişimler,öngörüler de durmaksızın değiştirmektedir.Demokratik toplumlarda pragmatizm hüküm sürer.Teknolojideki,ekonomideki tüm toplumsal boyuttaki değişimler,gelişimler absorde edilir,yeni kurumlar oluşur,işlevsiz kurumlar tasfiye olur,kendiliğinden.Totaliter yönetimlerin aksine,demokratik toplumlarda vazedilmiş bir amaç yoktur. AB'nin uluslararası çatışmaların yerine uluslararası işbirliği ve işbölümünü öne çıkardığını ve 50 yıllık geçmişine bakıldığında,bu işlevini yerine getirdiğini,söylemişim. Neye bakarak demişim bunları.AB sınırları içinde yer alan ülkelerin,tarihlerinin hiçbir döneminde bu denli uzun bir barış dönemi yaşamadıkları ve refah düzeyinin hiç bir zaman bu denli yüksek olmadığı,refahın hiç bu denli yayılmadığından yola çıkarak söylemişim,bunları.Bu denli yalın bir gerçekliği anlayamadığını söyleyenleri anlamadığımı söylememe izin verin. 4-Türkiye'nin 80 yıllık geçmişine yönelik olarak insafsız eleştirilerim,hangileri acaba,merak ettim doğrusu.kendilerini 'Kemalist' olarak tanımlayan kişilerin gerçeklikten ne denli kopuk olduklarını betimleyen sözcüklerim mi size bunları yazdıran.Ya da şu altı oktan bazılarının kahverengi gömleklilerin ideolojisinden izler taşıdığını yazmam mı? Hangisi? Bir Manas,bir Ramayana,bir Faust nasıl dünya yazılı kültürünün bir parçasıysa; bir Kavgam da bir Kara Kitap da aynı mirasa ait ögelerdendir.Hangi siyasi,edebi,bilimsel ekol,hangi yapıt dünya kültür(en geniş anlamıyla) birikiminden bağımsız olarak var olabilmiştir ki.Bu mümkün mü? Lütfen konu ile ilgili pasajı,eleştirdiğim ideolojilerin iç çelişkilerine değinen,ironi yönü olan bir metin olarak okumayı deneyin. 5-Affınza sığınarak yöntem konusuna da değineyim.Sosyal bilimleri Pozitif bilimlerden ayıran önemli bir fark,sosyal bilimlerin,konu olarak aldıkları olguların olayların 'tek' olmaları,bir kez yaşanmalarıdır.Sosyal bilimci,yaşanmışlıkları labarotuvar koşullarında tekrar edemez.değişkenleri değiştirerek tekrar tekrar bakamaz olaylara.Oysa ki,neredeyse sonsuz sayıda değişken vardır.Sosyal bilimci,olgulara bilimsel açıklamalar getirebilmek için,soyutlamalara girişir,bazı etkenlari 'yok' farzeder.Bazı etkenleri kategorize eder,sınıflandırır.Neye göre yapar sınıflandırmasını.Benzer özelliklerine göre tabii ki.Böylece benzerlerinin en tipik özelliklerini üzerinde taşıyan  'etken' unsurların oluşturduğu bir sınıflandırma oluşur.Sosyal bilimci ancak böyle anlamaya ve anlatmaya çalışır dünyayı,bu yöntemin doğru veya yanlışlığı bir tarafa bir başka seçenek de yoktur,doğrusu,eğer olgu ve olayları 'açıklanamaz' olarak nitelemeye,yoksa niyetiniz.Lütfen AB karşıtlarını kategorize ettiğim pasajı bu doğrultuda okumaya gayret ediniz. Son olarak,önceki yazılarıma gerek açtığım topicde ve gerekse başka topiclerde müdahil olan arkadaşlara seslenmek istiyorum.Yazılarımda başarabildiğim ölçüde açık,yalın,objektif ve bilimsel olmaya çalışırım, ne denli başarılı olduğum tartışılabilir.) inançlarımla değil,bilimsel verilerle var olmaya çalışır,kendi değerlerimi yansıtmamaya özen gösteririm.Gerek yoktur,meraklı turşucu/jurnalci/kışkırtıcı tavırlarla yaklaşıp beni daha açık sözlü olmaya zorlamaya. Zaten açık sözlü birisiyim.Açıkça soru ve yanıtlayayım istediklerinizi.Bendenizin düşündüklerini yazılarına dökemeyen,dökmekten çekinen birisi olduğunu mu düşünüyorsunuz? Kendinizi,tutumunuzu bir gözden geçirmenizi,öneririm size.O kışkırtıcı tavrınızla arz-ı endam edip de,konuya ilişkin kendi düşüncelerinizi sır gibi saklamanın nedir anlamı? Nedir sizi korkutan, olmayan düşünce dünyanızın ne denli sığ olduğunu farkına varılacağı mı? Bir başka arkadaş da değişik topiclerde AB yanlılarının tavrını açıklarken bol bol mütareke basını diyor,mütareke basınının kuyruğuna takılan 3-5 milyarlık KY'dan bahsediyor. gerçekten bu denli sığ mı sizin dünyanız? saygılar sunarım hoşçakalın  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ulus-devlet-uzerine-bir-kac-soz-ii-siiri/</link>
<guid>441533</guid>
<pubDate>2006-04-30T11:34:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Ulus/Devlet Üzerine Bir Kaç Söz</title>
<description>Önce şunu aydınlatmamız gerekiyor sanırım.Kavramlar,düşünceler,akımlar realiteden bağımsız olarak mı oluşurlar,yoksa gerçeklik midir onlara hayat veren.İnsan aklını özgürleştiren akılcılık ve deneycilik ile kökeninde us dışı öğeler olan,mitlere dayanan romantizmin ulus ve ulusçuluk üzerine etkileri eş zamanlı mıdır? Yoksa sırasıyla akılcılık,deneycilik aklın sınırlarını ortadan kaldırmış,özgürleşen akıl kollektif bilimsel birikimi yaşamın gereksinimlerini karşılamak için pratiğe dökmüş ve bilimsel buluşlar çağı mı başlamıştır,yoksa yukarılarda bir yerde bulunan “eş dünya”mızda zaten sonsuzluğun başlangıcından bu yana bulunmakta olan bilgiler,kavramlar  insanoğlunun yeterince olgunlaşmasını mı beklemişlerdir,ortaya çıkmak/çıkarılmak için.Tabii ki,son saydığımız değil,bu konuda herkes hemfikir sanırım.Ama eğer öyleyse,niçin kavramları tartışıyoruz.kavramları tartışmak bizi bir yere götürmez,şu ya da bu siyasi akımın sempatizanı,militanı olmaktan,öteye.Amacımız,bugünü ve yarını anlamaksa eğer,dün ve bugünün dünyasını belirleyen gerçeklik ve bu gerçekliğin insan zihnindeki yansıması,algılanması ve entelektüel/bilimsel dünyaya aktarılmasını,tartışmalıyız gibi geliyor bana.Yani tartışılması gereken ulus,ulusçuluk,ulus-devlet kavram ve realitesinin temelinde yatan gelişmelerdir. Lafı çok uzatmaya niyetim yok.olabildiğince yalın olmaya çalışacağım.Feodalizmin hangi yapı ve”ideoloji”sidir,üretim güçlerinin ve ekonomik,toplumsal değişimin önüne set kuran.Bu yapı ve ideolojinin yıkılması ile atbaşı gider uluslaşma süreci ve merkezi devletin oluşması/oluşturulması.Mülkiyet hakkının kutsallaşması/kutsallaştırılması ve dolayısıyla sermaye birikimi,ticareti engelleyen “tali”sınırların yok edilmesi,yeksenak bir hukuk sistemi bir taraftan ulus-devleti güçlendirir diğer yandan ulus’u oluşturur.Ülkenin tek pazara dönüşmesi,mülkiyet hakkının kutsallığı,tek bir hukuk sistemi,kanun ile sınırlanmış bir merkezi yönetim üretim güçlerinin önünü açarken gerek sermayeye ve gerekse tek tek insanlara sağladığı olanaklarla değişik mezhep,etnisite,kökenlere sahip insanları da homojenize eder,ulus doğar. Tabii ki Batı Avrupa’dan bahsediyoruz. Nereden bakarsanız bakın bu süreç anılan coğrafyada şöyle böyle 400-450 yıllık bir süreçtir ve kısmen düzensiz dalgalar halinde yayılır Avrupa’ya.Osmanlıya ise ancak 19.yy’ın II. Yarısında ulaşır ulusçuluk dalgası.Handiyse,Osmanlı Avrupa’daki tüm topraklarını yeni ulusalcılara kaptırdıktan sonra Türk ulusalcılığı doğar.Fakat bu akım geç kalmışlığının yanısıra,yukarıda andığımız,Batı Avrupa’daki gelişmelerden sebeplenemeyen bir ülkede,Avrupa görmüş,girdiği her savaştan dayak yiyerek çıkmış ve savaş yitirme/toprak kaybetme korkusu iliklerine kadar işlemiş bir kesimin,yani ordunun bağrında filiz verir.(ne dersiniz,bölünme korkusuyla tir tir titrememiz/titretilmemiz,tüm dünyanın bize düşman olduğuna inanmamız/inandırılmamızın bunlarla ilgisi olabilir mi?) Türk ulusalcılığının temelinde burjuvazi ve onun talepleri yoktur.Türk ulusalcılığının temelinde yaklaşık 400 yıldır gerileyen bir imparatorluğun yenik savaşçıları vardır.Bu savaşçılar I.Büyük Savaş sonrasında, Anadolu’da hem ulusal devleti ve hem de ulus’u kurmak ve oluşturmak için savaş vereceklerdir.Ulusçu devlet kurulur ve ardından ulus oluşturulmaya çalışılır,kısmen başarılı da olunur.Ancak,Batı Avrupa’da 400-450 yılda yaşanan bir süreci 30-40 yıla sığdırmak kolay değildir.Oluşturulmaya çalışılan ulusal ekonomi ile nispeten kolay eklemlenen kıyı bölgelerde süreç tamamlanırken,feodal ekonomik yapılanması kırılamayan-sınır güvenliği endişesiyle ulaşım olanakları kısıtlanan,aynı endişeyle yatırım yapılmayan ve hatta yatırım yapılması engellenen-diğer yörelerde,ulusal ekonomi ile eklemlenme sağlanamaz.Buna karşılık kısmen başarılı olan eğitim projeleri buralarda karşıt ulusalcılığı tetikler. Ulus ve ulusalcılık kavramları ideolojik kavramlardır.Bilimin konusu olurlar.Bu kavramları ve uzantılarını bilimin konusu olarak ele alıp inceleyebiliriz,Ancak bu kavramların yani ideolojilerin bilimsel olduğunu iddia etmek olası değildir.İdeolojiler bilimden çok çok az, çok daha fazla dinden,efsanelerden,mitlerden,nas’lardan esinlenirler ve az çok kendi içerisinde tutarlı bir çorba oluştururlar.Ulusalcılık, ulusun oluşturulması evresinde değişik unsurları tekdüzeleştiren,homojenize eden bir katalizör işlevi yüklenirken,daha sonraki evrelerde bir tür zamk işlevi görür.Dünyadaki tüm insan topluluklarının Orta Asya orjinli olduğunu bir yerlerden anımsamayan var mı,aranızda? Peki ya,güneş-dil teorisine ne demeli? Bu pasajı niçin mi yazdım? Lütfen bilim/inanç ayrımını hatırlayın.Her birimiz ulusalcı/anti ulusalcı olabiliriz. Neye inanırsak inanalım.İnandığımız sadece inançtır.Bilimin gösterdiği değil.İdeolojilere inanılır.Bilime inanılmaz.Bilim bizlere ulusalcılığın kökenlerini gösterebilir,hangi ekonomik sosyal süreçlerin,hangi bilimsel entelektüel birikimlerin,hangi bozulan ve yeniden kurulan gerilim ve dengelerin ulus ve ulusçuluk oluşum ve akımlarını tetiklediğini ya da engellediğini bilimsel olarak açıklayabilirsiniz.Ama ulusçuluğun/anti ulusçuluğun bilimsel olduğunu iddia edemezsiniz.Zira tüm ideolojiler gibi bu iki karşıt ideoloji de bilimsel değildir ve bünyelerinde  bilim ve akıl dışı,mit ve efsanelere, nas’lara yer verirler.        Sanırım birkaç söz de Amerikan çoğulculuğu hakkında söylemem gerekiyor.bugünkü Amerikan demokrasisinin temelinde,Avrupa’da din ve mezhep savaşlarından,vebadan,açlıktan,darağacından,giyotinden,feodal bey’in ilk gece hakkından kaçanların yeni kıta’da karşılaştıkları ilkel cennet vardır.Yeni dünya’da insanların önlerinde-kısmi yerli direnişi ve fiziki engeller dışında-atlarının ve kendi bacaklarının tükenen takati haricinde hiçbir engel yoktur.Bu durum,göçmenlerin-fiziki diyebileceğimiz bir- özgürlük yaşamalarına yol açar. Bu fiziki özgürlük realitesi,Amerikan liberalizminin kökenini oluşturur.Avrupa’dan ölümden kaçanların yeni kıtada karşılaştıkları olanakları bir tasavvur etmeye çalışın.Ulaşabildiğiniz her şey sizin.Bu olgu,Amerika’da mülkiyet merkezli bir liberalizmin temelini oluşturur. Mülkiyet kutsaldır ve onu korumak en tabii haktır.Çağdaş amerikan değerlerinde mülkiyet ve silah bulundurma/kullanma olgusunun atbaşı yürümesinde acaba bu anlattıklarımızın payı yok mudur? Evet amerikan demokrasisinin temelinde bahsettiğimiz fiziki özgürlük realite ve yansımalarını görebiliriz.Amerika’nın dünyayı yeniden yapılandırma anlayışının temelinde,başat güç olmasının yanısıra sözünü ettiğimiz bu özgürlük anlayışının payı olabilir mi sizce de? .AB nedir sizce? Salt gümrük birliği mi? Salt serbest ticaret mi,salt sermaye ve emeğin serbest dolaşımı mı,salt para birliği mi? AB bütün bunlarla beraber bunların çok ötesinde bir projedir. AB’nin nihai hedefi,tek ülke,tek sınırdır.Lütfen bir hatırlayın,AB’yi entelektüel düzeyde tartışmaya açan ve hayata geçiren hangi gelişmelerdir? kuşkusuz ki I.ve II.Dünya savaşlarının yarattığı yıkım ve yeni bir savaştan kaçınma isteğidir.Andığımız savaşların nedir sebebi? Alman emperyalizminin dünyayı yeniden paylaşma taleplerinin barışçı yollarla karşılanamaması da diyebilirsiniz yanıt olarak,gecikmiş Sırp milliyetçiliğini de suçlayabilirsiniz,Batı Demokrasilerinin totaliter komşularına karşı savunma reflekslerini de gösterebilirsiniz,kapitalist ülkelerdeki burjuvazi/proleter çelişkisinin hasır altı edilmesi için burjuvazinin bir atraksiyonu olarak da niteleyebilirsiniz savaşları açıklamaya çalışırken ve daha sonsuz sayıda argüman üretebilirsiniz,yanında saf tuttuğunuz ideolojiye uygun olarak..Ürettiğiniz argüman ne olursa olsun,her iki savaşın temelinde ulusçuluk olduğunu red edemezsiniz.Her iki savaşın odak noktasında da çatışan Alman/Fransız-İngiliz ulusal çıkarları ve uluçuluğu vardır.AB’nin temelinde de bu çelişkileri törpülemek giderek yok etmek amacı yatar.  Saygılar sunarım Hoşçakalın -----------------------------------------------------PS:Bir başka forumda ‘AB KARŞITLIĞI ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ’e  yöneltilen saldırgan eleştirilere yanıt niteliğindeydi,bu yazı.İlk yazı ile bütünlük taşımadığı intibaı doğurması,bu nedenle doğaldır.Yazı içerisindeki daldan dala sıçramaları da aynı nedenle hoşgörmenizi talep ederim.  Değerlendiremediklerimiz,bilimin konusu değildir,olamaz.Bilim ve din,bilgi ve inanç ayrı boyutlara ilişkin kavramlardır,birbirlerini ne desteklerler ne de reddederler. Bu kavramları aynı boyutlarda imiş gibi algılamak,algılatmaya çalışmak,herşeyden önce onlara zarar verir. İdeoloji ile bilim'i karşıt kavramlar olarak kullandığımı sanmıyorum.Anlatmak istediğim,ideolojilerin bilimsel olmadıkları, bilimsel verilerden yararlandıkları,ancak yararlandıkları verilerin,mit,efsane,mitoloji,dogma çorbasının içerisinde,çorbanın tuzu, olarak yer aldığı idi.  'Sosyolojik gelişmelerin insanlık tarihi içindeki seyri,geleceğin de nasıl şekilleneceğini bizlere anlatabilir'e gelince,sadece fikir jimnastiği ise kastettiğiniz,haklısınız,katılırım size. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ulus-devlet-uzerine-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>441532</guid>
<pubDate>2006-04-30T11:32:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>AB Karşıtlığı Üzerine Bir Kaç Söz /Ek</title>
<description>İdeoloji,salt siyaset biliminin konusu olan bir kavram değildir.Her bir bireyin kendine has'ideoloji'si vardır ve bu 'ideoloji'yi de belirleyen içinde bulunduğumuz nesnel koşullar ile yaşamımız boyunca edindiğimiz tüm deneyimlerdir.Deneyimlerimiz,birikimlerimiz belirler,nasıl algıladığımızı,algılayacağımızı; koşulları,yaşamı,dünyayı,evreni,her şeyi yani.Bu algılamalara katarız bencilliğimizi,hayatta kalma dürtümüzü ve hayat görüşümüzü oluştururuz,kendimize has 'ideoloji'yi yani.  Eğer biraz daha dikkatli okursanız ilk yazıyı,AB karşıtı iş çevrelerinin; şu ya da bu yörenin değil,yeterince sermaye birikimi sağlayamamış,dünya ile entegre olamamış,olarak nitelendiğini,tanımlandığını farkedersiniz.Kağızman'da,Şemdinli'de de olsanız eğer dünya standartlarında,dünya ile işbirliği ve rekabet içerisinde üretiyor ve satıyorsanız; AB önünüzü açar sizin.  Aynı şekilde,İzmit-İst. hattında da olsa yeriniz; üretemiyorsanız dünya standartlarında edemiyorsanız rekabet,AB'ni ölüm fermanınız olarak algılamakta haksız sayılmazsınız pek. Bir önceki yazımda belirttiğim sanayi bölgelerinin toptan,dünya ile entegre olduklarını,sayılmayanların ise dünyadan izole olduklarını iddia etmiyorum.Yöre,bölge meselesi değil,bu.Ancak takdir edersiniz ki,saydığım bölgelerde anılan nitelikteki kuruluşlar daha yoğundur,Anadolu'da ise tersi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ab-karsitligi-uzerine-bir-kac-soz-ek-siiri/</link>
<guid>441529</guid>
<pubDate>2006-04-30T11:28:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>AB Karşıtlığı Üzerine Bir Kaç Söz</title>
<description>Osmanlının Batıyı tanıma ve anlama gereksinimi duyması, çaresizliğinin ayırdına varmasıyla koşut gelişir.Osmanlı için Batıyı tanımaya ve anlamaya çalışmak,savaş alanlarındaki yenilgilerin furyaya dönüşmesiyle gündeme gelir.Neden yeniliyoruz,sorusunun cevabı önceleri kullanılan silahlarda,giderek ordunun örgütlenmesinde bulunmaya çalışılır.Osmanlı yarı sömürgeleşme sürecinde ilerler ve batı tarzı yaşam daha çok aydın tarafından tanındıkça cevap olarak devlet-tebaa arasındaki ilişkilerde aranır cevap.Sorunun doğru yanıtı ancak,19. yy’ın sonlarında düşer usa.özgürleşen akıl,bilimsel buluş ve keşifler,ticaretle oluşan sermaye,sermayenin ihtiyaç duyduğu kanun ile sınırlanmış merkezi yönetim,tekdüze hukuk sistemi ve tali sınırların ortadan kalkması,bu gelişmelerle bir potada eriyen,grup,katman etnisitelerin oluşturduğu uluslar.Bilimsel buluşlar ve sermayenin bir araya gelmesiyle gelişen teknolojinin üretimde kullanılması,sanayinin ortaya çıkması,daha iyi yaşam koşulları nedeniyle kitlelerin kentlere yığılması ulus potasındaki çorbanın koyulaşmasına katkıda bulunur.  Dediğimiz gibi,Osmanlı aydını bu gelişmelerin ayırdına ancak,bu gelişmelerden kaynaklanan esinlenen geç uluslar, ülkesini kemire kemire neredeyse yok ettikten sonra varır. Ama bunun ayırdına varamayanlar da mevcuttur. Birtakım Osmanlı aydını da sorunun cevabı olarak,islamdan,asr-ı saadet dönemindeki islam anlayışından uzaklaşmayı görür/gösterir.  Türk siyasal yaşamında bu iki akım,yani batıyı anlamaya,tanımaya çalışanlar,batının değerlerini evrensel değer olarak kabul eden ve ülkenin geleceğinin batıda olduğuna inananlar ile sorunun,islamdan ayrılmak olduğuna inananlar 100 yy önce olduğu gibi günümüzde de Türk siyasi hayatında iki ana yönelimi temsil ederler.bu ayırımın klasik sağ/sol ayırımı ile örtüşmediğini görebilirsiniz. Zira,marksizmin türevlerinden tutun,Turancılığa kadar uzanan sol,orta, muhafazakar, milliyetçi çizgilerin tümünün kökeninde batı ve batıdan kaynaklanan siyasi akımlar varken,genellikle şeriatçı olarak nitelenen akım geleceğini doğuda arar ve düşünsel kaynakları da doğudadır. İçinde bulunduğumuz dönemde ise AB yanlılığı/karşıtlığı temelinde,yukarıda işaret etmeye çalıştığımız iki siyasi yönelimde dikkat çekici bir hareketlilik söz konusu.AB karşıt cepheye dikkatinizi çekmek istiyorum.radikal milliyetçiler,islamcılar (yoksa Arap milliyetçileri mi demeliydim?) ,ulusalcı solcular(ne denli tutarlı oldukları kendilerini tanımladıkları kelimelerden belli değil mi?) ve de marksizm’in maocu yorumcuları.Ne dersiniz,işkembeli,karidesli,tahin helvalı,kremalı balık çorbasını oluşturan bu unsurlara biraz daha yakından bakalım mı? ve bu arada bu unsurların,ülkemizin hangi sınıf,grup,çıkar çevresinin vb.(ne derseniz deyin)  kaygılarını,çıkarlarını,özlemlerini dile getirdiklerini,kimlerin ‘ideolojik’ sözcülüğünü üstlendiklerini görmeye çalışalım mı?  Radikal milliyetçiler diye tanımladıklarımız hakkında çok da söylenecek söz yok doğrusu.onlar bizim ‘geç ulusallaşma’mızın ‘geç milliyetçileri’dir.açıkça söyleyemeselar de,türk milletinin,milletlerarası sömürü yarışında geç kaldığına,haksızlığı uğradığına inanırlar onlara göre Türkiye,öncelikle Kıbrıs,Kerkük,Musul,Batı Trakya gibi Türk varlığının kısmi de olsa varlığını koruduğu yerlerden başlamak üzere giderek genişleyen dalgalar halinde kendisine etki alanları giderek yaşam alanları yaratmalıdır.çünkü,tarih o’na bu hakkı vermiştir.AB’ye katılmak ise Türk milletini atalete sürükleyecektir.  İslamcılık görüntüsü altında Arapçılık,Arap milliyetçiliği yapan güruh hakkında ne söylenebilir ki.iç politika,dış politika,ekonomiye bakışları her konuda ama her konuda ülkemizin gerici Arap rejimlerine yaklaşması,yamanması için ileri sürerler bütün tezlerini.Mülklerinin Türkiye gibi bir demokrasiye dönüşmesinden ürken kralların,şeyhlerin Türkiye’yi kendi mülklerine benzetme amacıyla, ulufe olarak dağıttıkları petrodolarlardan sebeplenmişlerdir ve hala da sebeplenmektedirler.Bu petrodolarlar ile oluşturulan resmi/gayriresmi islamcı eğitim kurumlarında yetiştirilen İslamcı militanlar,geçmişte Arap nasyonalizmi adına bu ülkede kitlesel katliamlara girişmişlerdir ve korkarım bu girişimler son bulmamıştır.(islam enternasyonalizminin gerçekte Arap nasyonalizminden başka bir şey olmadığına,olamayacağına inanıyorum.)   Gelelim ulusal solcularımıza,sıkı birer Atatürkçü,giderek Kemalist olduklarına inanırlar.Bu iki kavram arasındaki farklılığı bir başka yazıya bırakalım.Türkiye’de tek parti döneminde giderek bir ideolojiye dönüşen/dönüştürülen Kemalizm’in, çağdaş bir demokrasi ile bağdaşabileceğine inanan kimse var mı? Kemalizm’in bir aydınlanma ideolojisi olduğu doğrudur da,tek doğru bu saptama değildir.Evet,Kemalizm totaliter bir ideoloji değildir,fakat otoriter bir ideolojidir.cumhuriyet,aydınlanmacı felsefesiyle cumhuru aydınlatacak,olgunlaştıracak ve ancak ondan sonra demokrasiye geçilecektir,geçilmesi gerekir.bu açılımıyla Kemalist, toplumsal değişim ve dönüşümü neredeyse salt eğitime bağlar.eğitimli grup olarak,cumhurun yeterince eğitilip eğitilmediğine,olgunlaşıp olgunlaşmadığına karar verecek olan da kendisidir zaten.Dış dinamiklerin etkisiyle çok partili siyasi sisteme geçiş ve giderek genişleyen demokratik açılımlar, Kemalist’in perspektifini değiştirmiş midir? Korkarım hayır.bu olguyu,her genel,yerel seçim ertesinde Kemalistlerin yaptıkları yorumlarda sezebilirsiniz. Onlara göre Sol’un,Kemalistlerin seçimi yitirmelerinin sebebi,halkın bilinçsizliği,eğitimsizliği değil midir? böylece Kemalist kendisini ve ideolojisini durmaksızın yineler,yeniden yaratır,ululaştırır.özeleştiri mi,haydi canım sen de.  Ya şu bizim kendini marksist sanan köylü değerlerine hayran Maocumuza ne demeli.Hala farkında olmaması mümkün mü,Çin devriminin nihai olarak bir küçük burjuva devrimi olduğu ve tıpkı Rus devrimi gibi asıl mecrasına dönmekte olduğunun.Küçük burjuva ve devrim sözcüklerinin bir araya gelemeyeceğini mi söylüyorsunuz.Sizce,Türk ulusalcılığı kimin eseridir beyler? Lütfen SSCB ve ÇHC tarihini bir kez de bu açıdan okuyun.Göreceksiniz ki,aslında bu süreçler uluslaşma sürecidir.Sanayi devrimi ve uluslaşma süreci batıda atbaşı yürür ve 19. yy dünya tarihine damgasını vururken,20.yy sanayi devrimiyle birlikte uluslaşma sürecinde de geç kalan halkların yüzyılıdır.Ama sorun,bu ülkelerde yığınları arkalarına alacak,onlara önderlik edecek bir burjuvazinin yeterince güçlü olmamasıdır.Burjuvazinin beceremediğini,marksist,leninist,stalinist,maoistler becerir.Hem sanayi devrimini gerçekleştirirler ülkelerinde hem de eski düzenin efendilerini fiziksel ve de ideolojik olarak ortadan kaldırırlar.Tabii ki,salt eski düzenin efendileri değil onlarla birlikte köylülük de kaldırılır ortadan,boyun eğiciliği,kaderciliği,durağanlığı ile birlikte.Ya bizim maocumuz görür mü bunları? Hayır.Ona göre Marks / Engels yanılmışlardır,sosyalist devrimin sanayi devrimini tamamlamaktan öte olgunlaşmış kapitalist ülkelerde iç çelişkilerin aşılamayacağı sonucunda gerçekleşeceğini öngörmekle.Sanır ki,Çin örneğinde de görüldüğü üzere sanayi devrimini gerçekleştirememiş ülkelerde devrim,köylerden kentlere yürüyecektir.İyi ama nerede kaldı diyalektik,nerede kaldı diyalektik materyalizm.Yoksa şu bizim maocu, ’aslolan eylemdir,fikir,düşünce(ideoloji) eylemden sonra gelir ve eylemin yönüne,sonuçlarına göre oluşur’ diyenlerden olmasın?  Peki nedir bu çorbayı oluşturan,aralarındaki onca karşıtlığa rağmen AB karşıtlığında buluşturan bunları.AB üyesi bir Türkiye’nin çağdaş demokrasiyi oturtacağı,yaşam standartlarının değişeceği,din ve etnisitenin -en azından bugünkü-anlamını yitireceği,dünya ile daha barışık bir ülke olacağı açık değil midir? Peki bu ülkede sizce,çorbayı oluşturan bu ideolojilerin yaşama şansı olabilir mi?  Şimdi,olayı bir başka açıdan ele almaya çalışalım.Çorbadaki bu ideolojilerin başka ne gibi ortak paydaları olabilir? AB karşıtlığını bir ideoloji olarak kabul edersek eğer,bu ideolojinin bir toplumsal tabanı var mıdır? Hangi sınıf,grup,tabaka(ne derseniz deyin) ’nın kaygıları,özlemleri,istekleri,talepleri dile gelmektedir,sonuç olarak? Yanıtı birlikte verelim.Türkiye’nin AB üyeliğinden zarar görecek olanlar,en azından öyle sananlar.Türkiye yaklaşık 25 yıldan bu yana oldukça sancılı yeni bir dönem yaşamaktadır.Bu dönemi sanayi devriminin 2.atılımı olarak nitelemek yanlış olmaz sanırım.Anadolu’da giderek yükselen atılımlara dikkatinizi çekerim.Adına ister milli sermaye deyin,isterseniz yeşil sermaye, temelinde ticaret olan bir sermaye birikimi vardır ve giderek hızlanan bir biçimde sanayiye kaymaktadır.Ancak bu yeni yükselen sermayedarların henüz dünya klasmanına çıkacak güçleri yoktur (en azından öyle sanmaktadırlar) ve kendilerini korunmaya muhtaç hissetmektedirler.Kökenleri ticarete,esnaflığa dayanmaktadır ve yeterince sermaye gücüne sahip olmamaları yanında köklerini aldıkları ticaret erbabının tüm karakteristiklerini de hala korumaktadırlar.Dünyaya bakışlarında tutucu,hayata bakışlarında hazcı,dine bakışlarında gerici,ekonomiye bakışlarında çıkarcılıklarını hemen teşhis edebilirsiniz.Bu yeni yükselen grup bırakın AB’yi, gümrük birliğine de karşıdır,IMF’ye de.19. yy’ın vahşi kapitalizmini yaşamak ve yaşatmak ister.Bakın bu grubun çalıştırdığı sanayi tesislerine,kaçında arıtma tesisi vardır,var olanların kaçında tesisler çalıştırılmaktadır,kaçı göstermeliktir.tesislerin kaçında işçi sendikası vardır,sendikayı bırakın çalışanların kaçı sigortalıdır,kaçı ücretli hafta tatili ve yıllık izin kullanabilmektedir.Kaçı,günde 12 saat çalışmakla beraber fazla mesai ücreti alabilmektedir? Bu şirketlerin kaçı,çalışanlarından kestikleri sigorta primlerini SSK’na ödemekte,kaçı işçilerin ücretlerinden kestikleri gelir vergilerini vergi dairelerine yatırmaktadır? Bu soruları uzatmak mümkündür ve ne yazık ki,olumlu yanıt çok azdır.Türkiye’nin yeni sanayicileri sermaye birikimlerini vahşi kapitalizmin ilkeleriyle sağlamaktadır.  Yahu korkmayın esnaf kafalı yeni kapitalistler,çevreyi yok ederken gösterdiğiniz gözüpeklik,çalışanlarınız ve tüketicilerinizin sağlıkları konusundaki vurdumduymazlık,çalışanlarınız ve devletinizden çalıp çırparken sergilediğiniz yüzsüzlük oldukça sizinle hangi dünya devi aşık atabilir ki?  Arkadaşlar,bu yazı deneme niteliğinde bir yazıdır ve yazarının olguları anlama,anlamlandırma çabalarının bir ürünüdür.Tartışmaya katılmanız bendenizi mutlu eder.Rus ve Çin devrimlerinin nitelikleri konusunda ileri sürülen görüşler-eğer yanılmıyorsam-ilk kez dile getirilmekte olup patenti tümüyle yazara aittir.(bu pasajı yazdığım için lütfen beni mazur görün.TERÖR ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ başlıklı yazımdaki görüşlerin,tezlerin çalınıp çok satan gazetelerin köşe yazıları ve araştırma yazılarında başkalarının imzasıyla arz-endam etmelerinden sonra,korkarım yeni bir tez içeren her yazıma buna benzer pasajlar eklemek zorundayım.)   Son bir söz daha.AB yanlısı ya da AB karşıtı olabilirsiniz. Neyi savunursanız savunun,savınızı destekleyecek analizleriniz olsun.muarızlarınız salt ’vatan haini’,’demokrasi düşmanı’ vb. sıfatlarla suçlamak sizi haklı kılmaz.Olsa olsa entelektüel/bilimsel dünyanızın ne denli sığ olduğunu gösterir.Bu son pasajda yazılanların amacının sizi kırmak olmadığını hatırlatırım  Saygılar sunarım  Hoşçakalın </description>
<link>https://www.antoloji.com/ab-karsitligi-uzerine-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>441524</guid>
<pubDate>2006-04-30T11:21:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Paradoks/Paradokslar Üzerine Bir Kaç Söz</title>
<description>	  Durun! Kaçmayın hemen.Başlığa bakıp da ne sandınız? Size, ne kaynakların sınırlılığı ile tüketim toplumunun israfı ve -bu arada da -açlıktan cartayı çekmekte olan milyonlardan bahsedeceğim,ne de yeryüzünde cennet’i kurmak adına yola çıkıp da salt kendi cennetlerini yaratan nomenklatura’dan.Hatta ve de hatta milliyetçilik naraları atarken emperyalizmi içselleştirdiklerinin,meşrulaştırdıklarının ayırdında bile olmayanlardan da bahis yok,bu yazıda.Hayır, yanıldınız işte,ne elitist Türk aydınını içsel çelişkileri var bu yazıda,ne de kemalizm’in trajedisi.Teslim oldunuz mu sonunda?  Nasıl savaşırız yaşamla,nasıl çözeriz çelişkileri? Salt çevremizdekilerle düştüğümüz tenakuzdan bahsetmiyorum,tabii ki.İçsel çelişkilerimizden bahsediyorum,onun yanında ve ondan daha fazla.Paradokslar mıdır bizi var eden,yoksa var olduğumuz için mi,boğuluruz çelişkiler okyanusunda,sizce hangisi? Gelin size birkaç küçük öykü anlatayım da,fit olalım,he mi?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/paradoks-paradokslar-uzerine-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>438246</guid>
<pubDate>2006-04-26T17:57:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Kam/Kamın Ölümü Üzerine Bir Kaç Söz</title>
<description>Ölü Bir Sağaltıcının Anlattıkları  Yok canım,ne ilgisi var bunun tababetle.Tıp doktoru değilim,ne yazık ki.Sihirli reçeteler sunamayacağım size,amansız hastalıklardan yırtmanız için paçayı,eğer sahip olsaydım bu formasyona...her neyse.  Kam’dır,topluluğun vahşi dünya ile iletişimini sağlayan.O bilir ve belirler hangi avlağın uygun olduğunu kan dökmeye,bilir o hangi oba’nın uğruluğu karşılıksız bırakacak denli zayıf olduğunu.O bilir,Ülgen’in yanına gitme sırasının kimde olduğunu,bilir o,Akene’nin hangi geyik postundan çadırı onurlandıracağını.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kam-kamin-olumu-uzerine-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>438244</guid>
<pubDate>2006-04-26T17:56:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Boynuz/Boynuzlu Üzerine Bir kaç Söz</title>
<description>Orta Asya Şamani Toplulukları Üzerine Notlar 1   ‘BOYNUZ’ ve bu terimden kaynaklanan türevleri ile karşılaşmıyan var mıdır aranızda,günlük yaşamında.Bıyık altından sırıtmalara yol açan,üzerine sindiği adamın karartan hayatını,acaba kaç niteleme vardır,’boynuzlu’ kadar etkili?  Merak ettiniz mi hiç,nedir bu terimin kökeni? Nerededir kaynakları? </description>
<link>https://www.antoloji.com/boynuz-boynuzlu-uzerine-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>437446</guid>
<pubDate>2006-04-25T19:44:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 <item>
<title>Yazı/ söz Üzerine Bir Kaç-Kısa-Söz</title>
<description>YAZI/SÖZ  ÜZERİNE –KISA- BİRKAÇ SÖZ  Dilden düşen her söz,kalemden,klavyeden çıkan her kelime,cümle,yazı,metin..çıktığı anda kaynağından; özgürleşir,anonimleşir.O,artık söylevcinin,yazarın malı olmaktan çıkmıştır.  Salt söyleyenin,yazanın malı olmaktan çıkmakla kalmaz,aynı zamanda-sadece biçim değil fakat-anlam da değiştirir.Kaç çift göz okursa yazıyı,kaç çift kulak işitirse onu,yazı ve söz o kadar-ne bir eksiği,ne bir fazlasıyla-boyutlanır,yeni anlamlar kazanır  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yazi-soz-uzerine-bir-kac-kisa-soz-siiri/</link>
<guid>437444</guid>
<pubDate>2006-04-25T19:42:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Balcı</author>
</item>
 </channel>
</rss>
