<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. H&#252;lyalı G&#246;n&#252;l Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Masallar ülkesi (masal)</title>
<description>Bir varmış bir yokmuş. Çok çok eski zamanlarmış. Develer tellal, pireler berbermiş. Anam, babamın salıncağını, tıngır mıngır sallarmış.   Masallar ülkesinin biricik prensesiymiş Cemre. Masallar ülkesinde yaşarmış yaşamasına da, bir türlü ülkesine yaraşır bir prenses gibi davranamazmış. Ülkesinde, öyle güzel masallar üretilirmiş ki; dinlerken geceler, gündüzler buhar olup gidiverirmiş. Böyle bir ülkede, masalların içinde büyümüş Cemre.  Büyüdükçe, fidan gibi serpilmiş, güzelliği dillere destan olmuş. Ülkedeki gençlerin rüyalarını süsler olmuş. O ise hiç birini sevmemiş, sevememiş. Onun sevgiyle, aşkla işi yokmuş. Masallar ülkesi, en sonunda onu sıkar olmuş. Hep içinden “ Buradan başka yerler nasıldır acaba? Bunalıyorum burada. Keşke gidebilsem. Kurtulsam buradan. Bir daha dönüp gelmeyeceğim. Arkama bile bakmayacağım “ diyormuş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/masallar-ulkesi-masal-siiri/</link>
<guid>1436266</guid>
<pubDate>2010-08-08T16:31:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Eşim'e -2 (mektup)</title>
<description>Canım,     Bu sana yazdığım, ikinci mektup… İlk mektubu aldığında ve okuduğunda, çok duygulanmış ve göz yaşlarını tutamamıştın. O an, o kadar doğaldın ki…Sana, sevgiyle baktım. Bir kez daha doğru bir karar verdiğimi anladım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/esim-e-2-mektup-siiri/</link>
<guid>1436261</guid>
<pubDate>2010-08-08T16:30:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Neden mi böyleyim? (Öykü)</title>
<description>Beni kimse sevmiyor. Herkes bana zavallı bir insan gibi bakıyor. Eğriş- büğrüş olmuş bacaklarıma ve iyice kuruyan vücuduma acıyarak bakıyorlar.   Akşama kadar gezerim. Hiç durmam. Beni gezmek rahatlatıyor. Rahatlamıyorum aslında. Yaşadıklarım, benim içimde kopan fırtınaları bu şekilde unutmaya çalışıyorum. Yaklaşık, on beş senedir böyleyim.  Ben, çok güzel bir kızdım. Alımlı ve çekiciydim. Bir bakan, bir daha bakardı. Varlıklı sayılabilecek bir ailenin de kızıydım. O zamanlar, parmakla sayılacak kadar varlığa sahip bir aileydik. İki de ağabeyim vardı.El bebek gül bebek bir şekilde büyütüldüm. Evin en küçüğü olarak dünyaya gelmem de benim için avantajdı. Beni çok seviyorlardı o yüzden. Maskotuydum ailemin.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/neden-mi-boyleyim-oyku-siiri/</link>
<guid>1429961</guid>
<pubDate>2010-07-25T23:25:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Meleğime</title>
<description>Yaşama sebebimsin   Bebeğimsin  Gül yüzlü  </description>
<link>https://www.antoloji.com/melegime-11-siiri/</link>
<guid>1425791</guid>
<pubDate>2010-07-18T01:39:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Öldüren aşk (Öykü Mustafa Sakarya ile ortak çalışma)</title>
<description>“ Seda! Bu gece, gökyüzünde ne kadar çok yıldız var. Farkettin mi? O yıldızlara gitmek ister miydin? Ben, çok isterdim. “   “ Evet Zülal. Hiç farketmemiştim. Diğer gecelerdeki yıldızlardan çok farklı gökyüzü. Eski bir inanışa göre, yıldızlı gecelerde; genç kızlar, niyet tutup, uyuduklarında; aşık olacakları erkeği görürlermiş rüyalarında. Ben,pek inanmıyorum aslında fakat merak da ediyorum. Bu gece, bizde niyet ederek uyuyalım mı? Deneyelim mi? “  “ Ben de duymuştum. Aşk nedir bilmiyorum.Aşık olmak isterim.. Aşk uğruna ölünür bile diyorlar. İnsan bunun için ölümü göze alabilir mi? Çok saçma geliyor bana aslında. Tamam Seda, gece uykuya dalmadan niyet edip uyuyalım. Çok merak ediyorum aşık olacağım erkeği görmeyi. Rüyamda olsa bile çok güzel olacak eminim. “  </description>
<link>https://www.antoloji.com/olduren-ask-oyku-mustafa-sakarya-ile-ortak-calisma-siiri/</link>
<guid>1419112</guid>
<pubDate>2010-07-06T19:40:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Sınav (öykü)</title>
<description>Evinden ayrılalı on beş gün olmuştu. İlk kez ayrılıyordu sevdiği adamdan. İşyerinin düzenlediği bir seminer için ayrılmıştı. Zorunlu bir ayrılıktı. İlk günler çok sıkılmış ve zamanın nasıl geçeceğini düşünmüştü hep.   Planlanan zamandan önce bittiğine de çok sevinmişti o yüzden. Geldiğinde aldığı dönüş biletini bir gün öncesine değiştirdi. Eşyalarını hazırladı heyecanla. Gitmeye hazırdı. Bir an önce uçağa binip, sevdiği adama kavuşmak istiyordu.  O’na sürpriz yapmak istiyordu. O yüzden de haber vermeyecekti. Onu uyurken, yatağında öperek uyandıracaktı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sinav-oyku-siiri/</link>
<guid>1404620</guid>
<pubDate>2010-06-06T22:03:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Doğum günüm</title>
<description>Özgür ruhum ve ben  Okyanusları aştım rüzgarlarla, Akrep ve yelkovan Birbirleriyle yarış içinde Zaman su gibi, Ben olgunlaşmaya yüz tutmuş ağaç misali </description>
<link>https://www.antoloji.com/dogum-gunum-172-siiri/</link>
<guid>1398853</guid>
<pubDate>2010-05-26T15:27:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Uçurtma (Öykü)</title>
<description>Kafamı kaldırdım. Bulutlara baktım. Hiç bu kadar güzel olduklarını fark edememiştim. Gökyüzü masmaviydi. Pırıl pırıl bir güneş, sanki özgürlüğümüzü ilan edercesine daha canlıydı. Bunlar çok yabancıydı bana.   Kuşlara özenmiştim yıllarca. Cezaevinin tepesinden geçerlerken, haykırırdım onlara.  “ Beni de alın yanınıza. Özgürlüğün ne olduğunu öğretin bana. Kanatlarınızda, dolaşayım dünyayı. Özgürce…. “  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ucurtma-oyku-siiri/</link>
<guid>1396584</guid>
<pubDate>2010-05-21T22:25:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Eşime (mektup)</title>
<description>Canım,   Sana hitap şeklim çoğu zaman değişir. Yirmi üç yıllık evliliğimizde, bazen canım, bazen hayatım dedim. Bence, sıfatların hiçbir önemi yok. Önemli olan, benim sana baktığımda, yüzümdeki gülümsemenin şeklidir.  Sana, bugüne kadar hiç mektup yazmadığımı fark ettim. Hiç yazmamıştım. İlk kez, sana bir mektup yazıyorum. Yazmadım, yazmak için ayrı yerlerde olmamız gerektiğini düşündüm sanıyorum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/esime-mektup-2-siiri/</link>
<guid>1396570</guid>
<pubDate>2010-05-21T21:47:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Okumayın Lütfen! (Söyleşi)</title>
<description>“ Gel vatandaş gellllllllll! Sudan ucuz kitaba gelllllllll. Bedava bunlar. Sigaradan daha ucuz bu kitap. Gelllll vatandaş gelll. “   Bu sesi duyunca, meraklanmış ve kalabalığın olduğu tarafa doğru yürümeye başlamıştım. Kitap okumayı sevmemden olacak; bağıran adamın anlaşılmaz kelimelerinin arasından, çekip almıştım o kelimeyi.  Bağıran kişinin etrafında, büyük bir halka olmuştu. Kalabalığın arasından, kafamı uzatarak, bağıran kişiyi görmeye çalıştım. Kısa boylu, çelimsiz bir yapısı, yorgunluktan kaynaklandığını, bir bakışta anladığım gözlerinin altında oluşmuş, torbacıklar dikkatimi çekti.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/okumayin-lutfen-soylesi-siiri/</link>
<guid>1389227</guid>
<pubDate>2010-05-06T21:19:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Bin bir surat Hilmi (öykü)</title>
<description>BİN BİR SURAT HİLMİ    Daha çocuktum. Televizyonların siyah- beyaz olduğu dönemlerdi. En sevdiğim filmlerden biri olan Sherlok Holmes filmiydi. Onun gibi yürür, elime silah diye aldığım, bir kaşık ile kendi kendime, filmde seyrettiğim sahneleri tekrar ederdim.  Büyükbabamlar ile oturuyorduk. İki katlı, ahşap bahçeli evimizde. İki büklüm olmuş vücuduyla, çıkardığım sesleri duyar, üst kata zorlukla çıkar, beni o halde görünce de; elindeki bastonu bana sallardı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bin-bir-surat-hilmi-oyku-siiri/</link>
<guid>1388193</guid>
<pubDate>2010-05-04T20:11:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Mazide kalanlar (öykü)</title>
<description>Kalktığında, sabah olmuş, günün ilk ışıkları; odanın ovayı gören camından içeriye süzülmüştü. Kuşların seslerini duydu. Bahar gelmişti. Her ne kadar da romatizmasına iyi gelmese de, her baharda, yeniden içindeki yaşama sevinci bir kat daha artıyordu.   Yavaşça yatağından doğruldu. Birazcık oturdu yatakta. Ağrıyan, sağ dizini ovaladı. Yerinden kalktı; camın önüne geldi. Ovaya baktı. Her taraf yemyeşildi. Bahçedeki ağaçlar, çiçeklerini açmıştı. Bir süre seyretti. Camı açtı. İçeriye, tertemiz bir hava girdi. İçine çekti havayı. Buraya bağlayan tek şey belki de bu görüntüydü. Belki de kendini bu şekilde avutuyordu.  Yetmiş küsur yıllık hayatının sonunda, yine başa dönmüştü. Tek başına, yalnız bir yaşam. Oysa, bir zamanlar, çocuklarının şen şakrak sesleri, sevgili karısının, kadife yumuşaklığındaki sesi, onun omzuna dokunuşu… Hepsi mazi olmuş, tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştı sanki. Ne çabuk geçmiş, ne olduğunu bile anlayamamıştı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mazide-kalanlar-oyku-siiri/</link>
<guid>1386180</guid>
<pubDate>2010-04-30T21:59:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>'Bir yazarın dramı ' Kitap tanıtımı (Deneme)</title>
<description>“ Gece yatakta, Önder hâlen basılacak romanının heyecanını yaşıyor, hiç tanımadığı insanların kitabını alıp, okuduklarını ve kendisini nasıl da tebrik ettiğini hayal ediyordu. İşin garip tarafı, bu romanı eşi hiç okumamıştı. Aslında kendisi okutmamıştı ona. Kırgınlığı vardı. Hiçbir yazısını artık okutmayacağına kendi kendine söz vermişti. “   Bu paragraf, site dostlarımdan Sevgili Mustafa Sakarya’ nın, yeni piyasaya çıkan, ilk hikaye kitabı olan “ Bir Yazarın Dramı “ ‘ndan bir bölümdü.  Sevgili Mustafa’ nın kitabının çıktığını öğrenmiş ve büyük bir sabırsızlıkla okumayı istiyordum. Kargo ile kitap bana geldiğinde; büyük bir heyecanla paketi açtım. En değer verdiğim şey, hayattaki ilklerdir. Benim olması veya olmaması, bu heyecanımı hiç etkilemez. Sonuçta, heyecanla başlanılan ve emek verilen ne olursa olsun, nazarımda pırlantadan daha değerlidir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-yazarin-drami-kitap-tanitimi-deneme-siiri/</link>
<guid>1380920</guid>
<pubDate>2010-04-21T17:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Günlüğüme (Söyleşi)</title>
<description>15.04.2010   Güne, sabahın erken saatlerinde merhaba dedim. Yatağımdan, nedense çok yorgun kalkıyorum. İki- üç gündür yaşadığım, yoğun stresin de etkisi olabilir. Kırk bir yılın sonunda, benimle birlikte, ömrümün sonuna kadar arkadaşlık edecek, ikinci bir arkadaşla tanıştım.  Psikolojim, çok iyi sayılmaz bu günlerde. Her şey üst üste geliyor nedense. Benim, bundan sonra olur olmaz her şeyi kafama takıp, üzülme gibi bir lüksüm yok artık. Her zaman, güçlü bir insan olduğumu düşünürüm. Gerçekten de öyleyim. Her türlü, sıkıntıya, zorluğa karşı mücadele ettim. Ayakta kaldım. Yıkılmadım. Geriye dönüp baktığımda, kendime kızıyorum. Değmeyen insanlara, üzülmek gerektirmeyen olaylara, çok fazla üzülmüşüm.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunlugume-soylesi-siiri/</link>
<guid>1377760</guid>
<pubDate>2010-04-16T16:35:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Korkuyorum...(Deneme)</title>
<description>Radyoda, bizim şarkımız çalıyor şu an… Ben, seni düşünüyorum… Sen, düşünüyor musun? Bilmiyorum…   Hani, bana söylediğin şarkı… Senin sesinden dinlediğim, dinlerken sarhoş olduğum o şarkı… “ Bir ilkbahar sabahı… “ Senin sesinle, daha güzel olan o şarkı…  Aramızda, dağlar, dereler, ovalar, engeller var. Sana gelmek istesem de gelemiyorum. Sen gelmek ister misin? Bilemiyorum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/korkuyorum-deneme-siiri/</link>
<guid>1372196</guid>
<pubDate>2010-04-07T12:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Hababam sınıfı (öykü)</title>
<description>Ben kendi halinde bir öğrenciyim. Tek amacım; öğrenimi tamamlamak. Vatanıma, hayırlı bir vatandaş olmak. Onun için elimden geleni de yapıyorum. Derslerime çalışıyor; okulda da bir öğrencinin yapması gereken saygıyı, özveriyi göstermeye çalışıyorum.   Eğitim hayatımda; bu sekizinci yılım. Bendeki de şans yani. Öyle bir sınıfa düştüm ki; size nasıl anlatayım. Annemlerin zamanında, televizyonda seyrettikleri, bana da anlattıkları, Hababam sınıfından farkı yok hani.  Bazen, o sınıfa girmek, dersleri dinlemek o kadar zor geliyor bana. Mezun olacağım, o sınıftan kurtulacağım zamanı iple çekiyorum. Şu yaşımda, hayattan bezdirdiler beni. Her gün aynı, bir gün öncesini arıyorum inanın.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hababam-sinifi-oyku-siiri/</link>
<guid>1371886</guid>
<pubDate>2010-04-06T21:46:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Merak (öykü)</title>
<description>Sokağın başındaki yokuşa tırmanmaya başlamıştım. İşten çıkmış, yorgun bir şekilde, günlük stresim üzerimde, yavaş yavaş evime doğru gidiyordum. Önce markete girerek, alış veriş yapmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. Akşamın bu saatlerinde, marketler, tıka basa insanla dolu oluyordu.  Tam o sırada bağırtılar, çağırtılar ile kafamı, sesin geldiği tarafa çevirdim. İki katlı bir binanın önünde, birikmiş insan topluluğuyla karşılaştı bakışlarım. Meraklı bir insan olmama rağmen, o tarafa yöneldim.  Herkes, birbirine ne olduğunu sormaya çalışıyordu. Her zaman geçtiğim bir muhitti. İnsanları tanımasam da, yüzleri tanıdık geliyordu. O sırada, çatıda bir kişinin olduğunu gördüm. Herkesin bakışı, o tarafa çevrilmişti. Gözlerini bir saniye olsun başka bir tarafa çevirmiyorlardı. Yüzlerinde merak ve endişenin izleri vardı. Kimse ne olduğunu bilmemesine rağmen, her kafadan bir ses yükseliyor, yorumlar yapılıyordu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/merak-oyku-siiri/</link>
<guid>1371878</guid>
<pubDate>2010-04-06T21:35:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Cumbalı Ev (Anı)</title>
<description>Oldum olası, tarihe merakım vardır. Lisede okurken, diğer arkadaşlarımın ilgisini çekmezken, ben tarih dersinde, pür dikkat öğretmenimi dinler, anlattığı konuların içinde kaybolur; içinde yaşayarak, yaşadığım mekâna dönerdim. Sebebini çok merak etmişimdir.   Eskiye düşkünlüğüm çok fazla sanırım. Evde, geçmişi hatırlatan eşyalarımı, kolay kolay çöpe atamam. O eşyaların içine sinmiş, hatıralarım, anılarım vardır. İnsanların, üç- beş yıl kullanıp, sonra da attıkları eşyaları gördüğümde ise içim sızlar. Ekonomik olarak, değerlendirilebilecek eşyaların, sokağa atılmasını israf olarak görürüm. Eşyalarım, tamamen eskimeden ve kullanılmayacak hale gelmedikten sonra atamam. İster cimrilik olarak addedilsin veya çöpçülük olarak…  Ortaokul ve lise çağlarımdaki binalar, insanlar gözümün önüne geldiğinde ise nedense bir hüzün kaplıyor. Mis gibi ağaç kokan, tarihi hatırlatan, derme çatma da olsa onca yılın yükünü taşıyan, yorgun olduğu kadar da sevimli olan o evler. Kimisindeki cumba kafeslerin içinden sızan tarih kokusu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cumbali-ev-ani-siiri/</link>
<guid>1367013</guid>
<pubDate>2010-03-29T20:14:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Kâbus (öykü)</title>
<description>Kalsa mı,gitse mi bir türlü karar veremiyordu. Suçluydu. Kaçmalıydı. Ne diyecekti? Karısına, ailesine ve olaydan haberi olan insanlara?   Diğer taraftan, ona yakışan insan gibi davranmaktı. İnsan olarak, ezdiği kişiyi en yakın hastaneye yetiştirmesi gerekirdi.  Yanında oturan sevgilisi, güzel anlar geçirdiği kadının yüzü ise kireç gibi bembeyaz olmuş, şoka girmiş gibi anlamsızca yerde yatan adama bakıyordu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kabus-oyku-2-siiri/</link>
<guid>1351394</guid>
<pubDate>2010-03-01T21:52:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 <item>
<title>Denize Aşk (Deneme)</title>
<description>DENİZE AŞK   Denizden esen rüzgarın etkisiyle, çeneleri titriyor olmasına rağmen aldırmıyordu bile. Gözleri, denizden gelecek bir motor, bir ses bekliyor gibiydi.  Sabah çiğliğinin ve güneşin ışıltılarının, yeryüzüne düşme saatleriydi. Karanlık ile aydınlık arası bir atmosferde, sıkışmış, bunalmış hissediyordu kendini. Gözlerini bile kırpmadan bir noktaya bakıyordu. Narin bedeni, iyice küçülmüş, omuzları kendiliğinden salıvermişti kendini. </description>
<link>https://www.antoloji.com/denize-ask-deneme-siiri/</link>
<guid>1350699</guid>
<pubDate>2010-02-28T14:14:00+03:00</pubDate>
<author>Hülyalı Gönül</author>
</item>
 </channel>
</rss>
