<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. H&#252;lya Top&#231;uoğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Seni Affetmiyorum Halkım</title>
<description>Size sesleniyorum ey benim aziz halkım  Una, şekere pirince ideallerini sattın İyi ki öldüm diyorum görmedim bu günleri Boşuna buluyorum ölüm törenlerimi  Ben size ağlıyorum, ey benim garip halkım </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-affetmiyorum-halkim-siiri/</link>
<guid>1332666</guid>
<pubDate>2010-01-29T18:07:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Aradım...</title>
<description>Vedalaşan sevgililerin ağladığı limanlarda Issız koylarda, yakamozların koynunda Aysız gecelerde, hüzünlü semalarda Dökülen hasret gözyaşlarında, seni aradım....  Özlem kokan aşk bestelerinde </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-aradim-46-siiri/</link>
<guid>590855</guid>
<pubDate>2006-11-26T13:21:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Olmayan Her Şey Gibi..!</title>
<description>Olmayan hayatlarımız vardı, özlediğimiz Ama asla bizim olmayan Ümit halatlarına tutunup Olacağını düşünerek yaşadığımız İğreti hayatlardı bizi kandıran  </description>
<link>https://www.antoloji.com/olmayan-her-sey-gibi-siiri/</link>
<guid>392107</guid>
<pubDate>2006-02-26T20:17:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Şayet Sen Olmasaydın...!</title>
<description>Zaman zaman hayatımızda çaresiz kaldığımız ve kendimizi bir köşeye sıkışmış gibi hissettiğimiz anlarımız olmuştur. İşte böyle anlarda hayatta var oluşumuzu lüzumsuz bir işgal olarak düşünürüz çoğunlukla. Çünkü kurduğumuz hayellerimiz gerçekleşmemiş ya da içimizde beynimizi kemiren sayısız keşkeler yaşama sevincimizi bizden alıp götürmüştür. İşte bu noktada başlar hayata küskünlüğümüz ve ölümü özleyişimiz. Keşke deriz, keşke hiç doğmasaydım. Şikayetlerimizin sayısız olduğu dönemlerdir bunlar. Kendimizi değersiz, bir işe yaramaz biri gibi hissedişimiz bu yüzdendir.Etrafımızda başarılı ve hayallerini gerçekleştirmiş insanlar gördüğümüzde rahatsız oluruz. O anlarda mutluluk kahkahaları atan insanlar   bize düşman gibidir. Duymak istemeyiz mutluluğun sesini. Çünkü biz mutlu değilizdir. Oradan kaçıp kurtulmak, yalnız kalmak, perdeleri kapatıp oturmak, kendimize acımak en çok yapmak istediğimiz şeydir…Bir gün böyle hayattan bezmiş bir adam Allaha canını alması için yakarırken yanına bir melek gelir. 'Hayrola neden ölümü bu kadar çok istiyorsun? Bu kadar mutsuz musun' diye sorar. Adamın cevabı ise ilginçtir. 'Evet mutsuzum. Çünkü, olmasını istediğim hiçbir şey tam istediğim gibi olmadı. Ünlü biri olmak istiyordum, olamadım. Zengin olmak istiyordum, olamadım Varlığımın insanlığa bir faydası olsun istiyordum olamadı. Şu anda borç harç içinde çırpınan zavallının biriyim. Sen buna yaşamak mı diyorsun. Keşke bu dünyaya hiç gelmemiş olsaydım.' Melek duydukları  karşısında adama üzgün üzgün bakarak, pekiyi bu dileğini gerçekleştireceğim. Sen bu dünyaya hiç gelmemiş gibi olacaksın  ve sen olmasaydın yokluğunun önemli mi yoksa önemsiz mi olduğunu bizzat göreceksin. Elindeki sihirli değneği bir anda sallayan melek bak der işte sen olmasaydın neler olacaktı; Adam meleğin gösterdiği yöne bakarak izlemeye başlar. Bir de bakar ki küçük bir  mezar ve başında ağlayan kadın da annesidir. Gördüğü manzara karşısında donup kalır. Büyük bir şaşkınlıkla  meleğe sorar, bu mezar kimin? Annem kimin mezarı başında ağlıyor.  Melek hafif bir tebessümle, bu mezar erkek kardeşinin. Şayet sen hayatta olsaydın kardeşin küçük bir çocukken göle düşüp boğulmak üzereyken sen gidip kurtaracaktın, fakat sen şu anda dünyada olmamayı istediğin için kardeşini kurtaramadın ve o da öldü. Adam ne diyeceğini bilmez bir halde  meleğin gösterdiği diğer yöne bakar,  orada çok sevdiği karısını bir genelevde fahişelik yaparken görür deliye döner. Bu da ne diye sorar meleğe, karımın o genelevde işi ne? . Melek yine aynı buruk tebessümle, karının ailesi çok fakir ve yoksuldu. Sen onunla evlenerek hem onu hemde ailesini sefaletten kıurtarmıştın. Ama şimdi sen yoksun bu güzelim kadın ailesini geçindirmek için fahişe oldu. İliklerine kadar ürperdiğini hisseden adam meleğin işaret ettiği bir başka yöne bakar. Gördüğü manzara ilginçtir. Bir sürü aç ve işsiz insan sokaklarda dilenmekte ve diğer bir tarafta da  hırsızlık ve gasp olaylarının suçluları polisler tarafından götürülmektedir. Yine meleğe dönerek bu insanlarda kim? Neler oluyor. Benim yaşadığım yerde bu kadar kötü olaylara tanık olmamıştım der. Melek de yine aynı gülümsemeyle, sen yıllar önce borç harç küçük bir fabrika yaptırmıştın ve bu gördüğün insanlarda o fabrikada işçi olarak çalışıyorlardı. Herkesin  işi gücü olduğundan böyle olaylara da tanık olmuyordun. Ama dünyaya sen gelemediğin için o fabrika yapılamadı ve bu insanlar iş bulamadıklarından bu olayları yaşamak zorunda kaldırlar…Bütün bu gördüklerinden sonra hala dünyaya gelmemeyi diliyor musun diye sorar adama…Adam o güne kadar önemini fark edemediği varlığının aslında ne kadar büyük bir önem taşıdığını bizzat görerek hafifçe gülümser. Az önceki mutsuz,  hayata  küskün adam gitmiş, yerine umut dolu kendini ve   yaşamı seven bir adam gelmiştir. Gülerek bakar meleğe Hayır der Hayır her şeye rağmen dünyaya gelmiş olmayı dilerdim. İşte der melek, bazen insanoğlu yaşadığı süre içinde başkalarının hayatını nasıl değiştirdiğinin farkında olmadan yaşar. Her insanın bu dünyaya bir geliş nedeni vardır ve her insan çok değerlidir. Umarım sende değerinin farkına varmışsındır. Adam meleğe teşekkür eder ve  ıslık çalarak oradan ayrılır. İşte yaşamın içinde köşeye sıkıştığımız, kendimizi önemsiz, değersiz hissettiğimiz bu anlarda lütfen bu hikayeyi hatırlayalım..  Sevgiyle ve dostlukla kalın…. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sayet-sen-olmasaydin-siiri/</link>
<guid>374210</guid>
<pubDate>2006-01-29T19:46:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Dünde Bıraktım</title>
<description>Yine akşam oluyor, şu yaralı gönlümde Hüzünler kuruluyor, umudumun yerine Yalnızlık bulutları keyifle dans ediyor Bilir misin sevdiğim, aşkım sensiz ağlıyor  Kalbin bende olsada sen benden uzaktasın </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-dunde-biraktim-siiri/</link>
<guid>358345</guid>
<pubDate>2006-01-02T20:16:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Küçüğüm Sevgi Korkmaz'a...</title>
<description>Şimdi aciz kaldı sözcükler İlk kez tıkandım yazamıyorum düşündüklerimi Ama sen beni iyi tanırsın küçüğüm Senle ilgili neler anlatmak istediğimi İyi bilirsin, bilirsin de o güzel gülüşünle O okyanus kokulu yeşil gözlerini </description>
<link>https://www.antoloji.com/kucugum-sevgi-korkmaz-a-siiri/</link>
<guid>283850</guid>
<pubDate>2005-07-21T10:17:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Burada Özgürüm...Ya Sen Orada..?</title>
<description>Kader mahkumu derler ya benim gibilere  Sanki onlar değilmiş gibi Kendileri kaderin dışında yaşıyormuş gibi Akılları yönetiyor sanırlar beyinlerini Ne büyük aldanıştır Onlarda kader mahkumu aslında ben gibi </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-burada-ozgurum-ya-sen-orada-siiri/</link>
<guid>281600</guid>
<pubDate>2005-07-15T11:33:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Boş Kalmaz Masalar..!</title>
<description>Sen gidince hayatın duracağını sanırsın Sevdiğin ölecektir belki sen gidince Senin yokluğun bir çok kişiyi yasa boğacak Günlerce tek konu sen olacaksın Bunu düşünerek gözlerin yaşaracak Kendine acıyıp ağlayacaksın </description>
<link>https://www.antoloji.com/bos-kalmaz-masalar-siiri/</link>
<guid>280540</guid>
<pubDate>2005-07-12T16:25:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Gitmek...Unutmaya Yetmiyor...!</title>
<description>Kırık dökük anılar etrafa yayılmışken Senli geçen günlerim beynimi kemirirken Sensiz kalan ellerim, bu kadar üşüyorken, Bilir misin Sevdiğim...  Gitmek, Unutmaya Yetmiyor....  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gitmek-unutmaya-yetmiyor-siiri/</link>
<guid>280019</guid>
<pubDate>2005-07-11T09:09:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Öyle Kolay Değil...!</title>
<description>Öyle kolay değil aşık olmak Önce seninki gibi bakan gözler olmalı İsmimi söylerken dudakları Tıpkı seninkiler gibi kıvrılmalı  Öyle kolay değil aşık olmak </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyle-kolay-degil-2-siiri/</link>
<guid>270895</guid>
<pubDate>2005-06-14T15:57:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sana Özür Borçluyum*</title>
<description>Sana söz vermiştim, kimseyi sevmem diye Kalbimdeki yerine, kimseyi koymam diye Sözümde duramadım, biliyorum suçluyum Yeniden sevdiğim için sana özür borçluyum…  Ellerim, senin elinden başka el tutmayacaktı </description>
<link>https://www.antoloji.com/sana-ozur-borcluyum-siiri/</link>
<guid>270837</guid>
<pubDate>2005-06-14T13:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamak Var Ya..!</title>
<description>Hayatla bir dans, bir oyundur yaşamak  Diğer oyuncularla rolleri paylaşarak Hep kazanmak istemek oyunun kuralıdır İşte böyle düşünen, her zaman çok yanılır....  Kaybeden olmadan hayatı anlayamazsın </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamak-var-ya-2-siiri/</link>
<guid>269734</guid>
<pubDate>2005-06-10T14:03:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bulutlar...</title>
<description>Çocukken gökyüzüne baktığımda, Sıra sıra giden bulutları hep bir şeylere benzetirdim Bazen haykıran bir insana Bazense gülen bir çocuğa...  Neler görmezdim ki, o bulutların arasında </description>
<link>https://www.antoloji.com/bulutlar-24-siiri/</link>
<guid>262631</guid>
<pubDate>2005-05-19T09:10:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Aşkımız Boynu Bükük Kaldı..!</title>
<description>Sen giderken  Mevsim Sonbahar ya da Kış Olmalıydı Hüzün kokmalıydı hava Mavi yerine, gri ya da siyah olmalıydı gökyüzü Umut dolu bir sabah değil de Kahır çekmiş bir günün akşamı </description>
<link>https://www.antoloji.com/askimiz-boynu-bukuk-kaldi-siiri/</link>
<guid>261725</guid>
<pubDate>2005-05-16T11:14:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Don Kürşat ile Dul Sinem: (Donkişot'la Dülsinea'nın Türkiye versiyonu)</title>
<description>Bir zamanları Sivas’ın köylerinden birinde yaşayan bir Don Kürşat varmış…Zavallı anacığı ona Kürşat adını koysa da, bizim Kürşat     paçalı don giymekten büyük zevk aldığı için bunu fark eden yörenin fingirdek dul ve genç kızları ona Don_Kürşat adını takmışlar…Gel zaman git zaman bizim Don Kürşat okuduğu Tommiks, Teksas ve Zagorların etkisinde kalarak kafayı tırlatmış ve kendini  onlar gibi güçlü ve kuvvetli bir çizgi roman kahramanı sanmaya başlamış.. Sıska çelimsiz biri olduğuna aldırmadan başlamış önüne  gelene kafa tutmaya…***Heyyt Var mı Leyn Bana Yan bakan*** diyerek  herkese yan bakarak dolaşmaya başlamış…Önceleri anlayamamış konu komşu..***Ya bizim Hacer hanım bolca mesir macunu ve keçi boynuzu yedirdi de garibim birden kahraman kesiliverdi ne yapsak acep*** diye de   birdenbire köy gündemine oturan Don Kürşat'ı   çok kıskanmışlar…Köyde ne kadar keçi boynuzu varsa hepsi birkaç günde tükenmiş…Her evde mesir macunu kaynatılır olmuş..Ama ne yapsalar nafile …Hiç kimse Bizim Don Kürşat kadar iyi yan bakamıyormuş…Çekinmişler..Korkmuşlar…Bu iş Ne keçiboynuzu ne de Mesir macunu işi…Bu çocuğa galiba ***Geldiler*** diyerek herkes o günden sonra  onu görünce saygı duruşunda bulunmuş …Nerde millet sıraya girse,  bizim Don Kürşat orada yan baka baka bitiyor…***Var mı leyn bana yan bakan diye bağırıp çağırıyormuş**..Bir gün  ekmek kuyruğunda beklemekte olan Şaşı gözlü Dul Sinem, Don Kürşat  bağırmaya başlayınca …***Var leyn sana yan bakan…Ben varım*** demiş…Don Kürşat büyük bir hiddetle kıza doğru yürümüş…Yürümesiyle birlikte orada zınk diye durması bir olmuş…***Allahım bu da ne***demiş kendi kendine, ***gördüğüm en güzel yan bakan gözler***…O da Don Kürşat’ın pantolon paçasından bir ucu çıkmış, desenli uzun donunu görünce ***Allahım ne güzel çiçekler, hiç daha önce bu kadar güzel çiçekli erkek donu görmedim*** demiş…İki genç bir birlerine hayran hayran baka dursunlar kuyrukta sesler yükselmiş…Eeee Don Kürşat bak sana yan bakan çıktı ne yapacaksan yap demişler…Ben yapacağımı bilirim diyerek Dul Sinemi elinden tuttuğu gibi yel değirmenlerine götürerek bozuk olan değirmendeki bütün unları elekten geçirmesini istemiş…İşte o gün bu gündür Sivas’ın köylerinde unlar hep elekten geçirilir olmuş…Don Kürşat’la, Dul Sinem’e gelince…Valla Değirmenden çıktıktan sonra nereye gittiklerini kimse görmemiş..Bir gören olursa bize de haber versin :)))) </description>
<link>https://www.antoloji.com/don-kursat-ile-dul-sinem-donkisot-la-dulsinea-nin-turkiye-versiyonu-siiri/</link>
<guid>258425</guid>
<pubDate>2005-05-06T10:36:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Adam Var...!</title>
<description>Bir adam var köşe başında her akşam rastladığım Üst baş perişan, saç baş darmadağın Bir elinde şişesi bir elinde umudu Titrek ellerinde  sımsıkı tutuyordu…  Sendeledi bir ara umut dolu elini açtı </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-adam-var-siiri/</link>
<guid>255660</guid>
<pubDate>2005-04-29T16:12:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Gitarist Diş Doktoru...!</title>
<description>Yaklaşık bir yıldır diş ağrısı çektiğim halde bir türlü diş doktoruna gitmeye cesaret edemiyordum...Aldığım ağrı kesicilerle bir süre  kendimi oyaladım durdum…Ama birgün  baktım ki durum vahim ve acilen bir diş doktoruna görünmem lazım…Zira dişimde kocaman bir oyuk açılmış ve dilimle sürekli o oyuğun içini kurcalıyorum..Ben kurcaladıkça canım daha da çok yanıyor..Sonunda   arkadaşım Aynur'un önerdiği dişçiye gitmeye karar verdim…Telefonu o açtı ve benim yerime bir saat sonrasına randevu alarak telefonu kapattı..Bir yandan da kıs kıs gülüyordu...Git bak çok iyi bir doktor diyordu ardından da …Neden gülüyorsun diye soracak oldum..Sen git de neden güldüğümü anlarsın …çok memnun kalacağına eminim diyerek bir kahkaha daha patlatmıştı…Bana bak dedim, sen bana bir oyun oynuyorsun ama şu an kestiremiyorum ne olduğunu…Ya bu diş doktoru çok acemi ya da kaçık biri …sen boş yere gülmezsin…Birden ciddileşerek, hiç kötü bir doktora ben seni gönderiri miyim…Sadece çok esprili  biri de o yüzden gülüyorum…Hem oraya gittiğinde dişçi korkundan eser kalmayacak inan bana…'Tamam bakalım göreceğiz' diyerek randevu saatime  yarım saat kaldığını fark ederek telaşla çıktım…  Adres Bağdat caddesi üzerinde Kızıltoprak semtindeydi…Cadde üzeri bir adres olduğundan bulmakta zorlanmamıştım…Zira o kadar büyük bir tabela asmıştı ki bir miyop bile rahatlıkla o tabelayı görebilirdi...Telaşla taksiden inerek heyecanlanmamaya çalışarak kendimi muayenehanenin kapısında buldum…O da ne....  Kulaklarıma inanamıyordum..İçerde sanki bir konser var gibiydi…Biri gitar çalıp şarkı söylüyordu…Kapının üzerindeki ismi bir kez daha kontrol edip, yanlış birinin kapısına gelip gelmediğimi kontrol ettim…İsim bana verilen isimle aynıydı…Aynur’un neden güldüğünü anlamaya başlamıştım..Bakalım içerde beni ne gibi sürprizler bekliyordu…Zili çalarak geriye çekilip beklemeye başladım…Fakat çalan gitar sesi ve eşliğinde söylenen şarkı nedeni ile zili kimse duymuyor, kapı açılmıyordu…Çaresiz  şarkının bitmesini beklemek en akıllıca hareket olacaktı…Aslında güzel bir erkek sesiydi ve oldukça profesyonel bir şekilde gitar çalıyordu…Kısa bir süre sonra parça bitmiş birkaç kişinin alkış sesini duymak beni şaşırtmıştı…Hemen zili çaldım..Zira ikinci bir şarkıya başlamasından ve uzunca bir süre kapı önünde kalmaktan korkuyordum…Kısa bir aradan sonra kapı açıldı…Genç bir kadın kapıyı hafif bir tebessümle açarak…Hoş geldiniz diyerek beni bekleme odasına aldı…Otuzların başlarında oldukça güzel sarışın bir kadındı…Doktor bey az sonra yanınızda olacak dedikten sonra buzlu camlı bir kapıdan içeri girerek gözden kayboldu…Yaklaşık birkaç dakika daha orada öylece bekledim..Müzik sesi kesilmiş yerini dolgu aletinin vızıldayan sesi almıştı..Halbuki ben gitar sesini o sese tercih ederdim…İçerden kadınlı erkekli gülüşmeler, konuşmalar, kahkahalar duyuluyordu…Duyduğum bu sesler dişçi koltuklarında bağıran, çığlık atan seslere bir tezat teşkil ediyordu…Gerçekten ilginç biri olmalı diye düşünmeye başlamıştım…Yaklaşık on beş dakika daha bekledikten sonra bir genç kız, orta yaşlı esmer bir kadın ve elli yaşlarında bir beyin odadan gülümseyerek çıktığını görmek sıranın da bana geldiğini işaret ediyordu…  En arkada uzun saçlı, saçlarını arkadan bağlamış, kırklı yaşların ortalarında son derece güleç yüzlü ve iri yarı yakışıklı biri daha vardı…Beyaz önlüğü olmasa kimse onun diş doktoru olduğunu tahmin edemezdi…Oradan ayrılan insanlar bir doktorda değil de bir misafirlikten dönüyor gibiydiler…Hasta olan genç kız olmalıydı ki haftaya Çarşamba yine aynı saatte Burcu’cuğum diye seslendiğinde genç kız, gülerek arkasını dönüp evet anlamında ona el sallamıştı…Genç kızın dişçiden korktuğu için anne ve babasıyla geldiği, karşısındaki adamı gördükten sonra bu korkusunu üzerinden attığı anlaşılıyordu…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gitarist-dis-doktoru-siiri/</link>
<guid>255502</guid>
<pubDate>2005-04-29T12:51:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Gitar Kılıfının Düşüdürdükleri...!</title>
<description>Bu sabahta diğerleri gibi bir sabahtı işte…Yine erkenden kalkmış, yüzümü gözümü yıkadıktan sonra buzdolabından bir tatlıyı ağzıma atarak yola koyulmuştum…Zira sabahları ofiste kahvaltı etmek en büyük zevklerimden biridir…Sabah 7:30 olmasına rağmen trafikte bir yoğunluk söz konusu…Bende camdan dışarı sağa, sola bakarak gün içinde neler yapacağımı planlıyorum…Birden gözlerim aksi istikamette caddenin ortasında duran bir gitar kılıfına takılıyor…Orada öylece duruyor..Tam yolun ortasında…Ara sıra geçen araçların rüzgarıyla bir sağa bir de sola savruluyor…Bir gitar kılıfı orada ne arıyor? …Tabii ben başlıyorum hayal gücümü çalıştırmaya…Düşündüklerim yüzümü buruşturmama neden oluyor…Yoksa diyorum,  kendi kendine…Genç bir çocuk bir partiye gitarıyla gidip dönüşte karşıdan karşıya geçmek isterken bir kazaya mı kurban gitti…Birileri gelip gitarı alarak kılıfını caddeye mi fırlattı…Ya da o ölmedi de, bir hastane odasında acı mı çekiyor…Gitarı da baş ucunda ona eşlik mi ediyor…Yere bakıyorum trafik ilerledikçe gözlerimde yerlerde kan izi arıyor.. Yerde hiç kan izi filan yok…Şükrediyorum içimden…  Unutmaya çalışıyorum ama nerde…Bu sefer daha iyimser düşünüyorum, dudaklarımda hafif bir tebessüm bana eşlik ediyor…Partiden dönen üç beş genç kafayı iyice çektiklerinden gitarın kılıfını hayyyyyttt var mı bana yan bakan hesabı çıkarıp caddeye mi fırlattı? …Kafamda bir sürü düşünce yolunu şaşırmış da nereye gideceğini bilmeyen bir yolcu gibi, sağa sola koşturup duruyor… …Parmağım ağzımda tırnağım dişlerimin arasında düşünüp duruyorum…Yeni, hem de çok temiz bir gitar kılıfı bu… Eski bir kılıf olsa çöpe atıldığını düşüneceğim…Nerden gördüm sabah sabah, nerden trafik tıkandı sabahın yedi buçuğunda her zaman açıkken…  Allahım dün gece neler oldu…Her şeyi o kılıf biliyor ama bana söyleme şansı yok..Bana inat yapar gibi adeta kıkırdayarak bir sağa bir sola caddenin ortasında dans ediyor…Bense bugün akşama kadar  o kılıfı, içindeki gitarı ve onu taşıyan her kimse onu merak edip günümü zehir edeceğim…. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-gitar-kilifinin-dusudurdukleri-siiri/</link>
<guid>253823</guid>
<pubDate>2005-04-26T09:10:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Genci Anlamak....</title>
<description>Gençlerde madde bağımlılığının her geçen yıl ciddi boyutlara varan artışı zaman zaman yazılı, görsel medyada vurgulanıyor. Bunu hepimiz üzülerek okuyor ve görüyoruz…Bazı psikologlara göre,  bunun en büyük nedeni aile ve toplum  içinde çocuğun kendini tam ifade edememesinden kaynaklanan sıkıntılarını bu yolla gidermeye çalışması…Bir çoğuna göre de sevgi ve ilgi noksanlığı…Bu yoldan hareketle ben de konuya önce aile içinde çocuğun veya gencin nasıl bir konumda olduğunun önemini vurgulamak istiyorum…  Aile yapısının bir çocuğun veya gencin üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri olacağını hepimiz biliyoruz…Genellikle parçalanmış ailelerin çocuklarında görülen toplum içinde uyumsuzluk, güven eksikliği ve kendini ifade edememenin bir sonucu olarak madde bağımlısı olma eğilimi,  anne babası ile birlikte yaşayan çocuklardan ve ya gençlerden daha fazla olduğu şüphesizdir….Yalnız bu demek değildir ki anne babası ile bir arada yaşayan çocuklar madde bağımlısı olmayacak…  Her şeyden önce hayatımızda sahip olduğumuz en değerli varlıklar olan çocuklarımıza karşı üzerimize düşen görevleri  yerine getiriyor muyuz? . Onlara gereken ilgiyi ve sevgiyi gösteriyor,  onları anlamaya çalışıyor muyuz? …Kısacası onları önemsiyor, yaşadıkları duygu karmaşalarına ortak olabiliyor muyuz.? Yoksa sadece ceplerine bol harçlık koyup, onlara güzel yemekler pişirip, güzel elbiseler alıp bütün bunların onlar için yeterli olacağını mı düşünüyoruz…Bize bir şey anlatmak istedikleri zaman, “dur bir dakika şimdi işim var sonra dinlerim seni mi” diyoruz…O bize kendisi için çok önemli bir olayı anlatırken başka işlerle meşgul olup onu dinler gibi mi görünüyoruz…O an yaptığımız iş ne olursa olsun,  hiç biri çocuğumuzun anlatacağı herhangi bir olaydan daha önemli olamaz…Çocuklar ve gençler samimiyetsizliği ve yapay davranışları en kolay algılayan kişilerdir…Bunu hissettikleri,   kendilerine gereken önemin verilmediğini anladıkları zaman,  ciddi anlamda örselenirler…Kendilerini değersiz hissederler…Bu şekilde yetişen bir çocuk ve gencin kendini ifade edememesinin yarattığı boşluk,  ileride onun sigara, içki ve uçucu madde bağımlısı olmasına çanak tutan nedenlerden biri olabilir…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-genci-anlamak-siiri/</link>
<guid>251120</guid>
<pubDate>2005-04-20T12:51:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Vermeden Alınmaz Yassaktır...!</title>
<description>O yıl liseyi iyi bir derece ile bitirmiş, muhafazakarlığı ile tanınan sevgili babamdan bir mucize eseri tatile yalnızca arkadaşlarımla gidebilme iznini koparmıştım..Bir yandan çok seviniyor bir yandan da her an vazgeçebilir endişesini taşıyordum..Neyse ki korktuğum olmadı,  ancak bir şartla izin vereceğini söylediğinde ben gözlerimi fal taşı gibi açmış ona bakıyordum…Bir şartım var dedi önüne bakarak..'Gideceksiniz ama arkadaşım Hayri’nin otelinde kalacaksınız..Aksi halde imkansız'…Yine ne yapmış ne etmiş kendi yanımda olmasa bile, arkadaşını yanıma postalamıştı. Hayır demem imkansızdı..Boynumu bükerek “peki baba” dedim.. Dört kız arkadaş yolarda güle oynaya otele vasıl olduk..Henüz on yedi yaşında olmanın coşkusuyla deliler gibi eğleniyor, her an sanki komik bir şey oluyormuş gibi abuk sabuk gülüyor, neye güldüğümüzü biz de bilmiyorduk…Günler böylece akıp giderken bir akşam,  her zaman yemeğimizi yediğimiz restorandaki baş garson çekinerek yanımıza yaklaştı…'Hülya hanım' dedi önüne bakarak..Bir beni yakın bulmuştu nedense kendine..'Şu ilerde ki masada oturan çift İngilizce bir şeyler söylüyorlar ve bizim de tek lisan bilen arkadaşımız izinli…Sizden ne istedikleri konusunda bana yardım etmenizi istesem acaba ayıp mı etmiş olurum'…Oldum olası birinin benden yardım istemesi hep hoşuma gitmiştir. Bir de dört kızın içinden bu göreve benim layık görülmem beni ziyadesiyle memnun etmiş olacak ki, Piyangodan en büyük ikramiyeyi kazanan biri gibi sevinçle; 'tabii neden olmasın..Memnuniyetle' diyerek bir kahraman edası ile yerimden kalkmıştım…Az sonra aslen Alman olan çiftin yanındaydım..Yemeklerini söylemelerine yardım edip, bölgede gezilecek yerler hakkında kısa bilgiler verdikten  sonra  yanlarından ayrılmak istedim..Beni çok sevmişlerdi ya da ben öyle zannetmiştim..O gece ve diğer tüm geceler yemeklerini yerken hep yanlarındaydım…Nedense arkadaşlarımı değil de sadece beni istiyorlardı..Bu beni hem çok gururlandırıyor hem de  akşam yemeklerinde arkadaşlarımın bensiz yemek yemelerine üzülmeme neden oluyordu…   Birkaç gün böyle akıp gitti…O Cumartesi gecesi ertesi gün otelden ayrılıp, Almanya’ya döneceklerini söylediklerinde hem üzülmüş, hem de akşam yemeklerini arkadaşlarımla yiyebileceğim için sevinmiştim..Her şeye rağmen birkaç gün de olsa bu insanlarla bir çok şeyi paylaşmış olmanın hem sevinci, hem de gidecekleri için burukluğu vardı içimde..Gidecekler ve ben onları belki de hiç göremeyecektim..O zaman öyle bir şey yapmalıydım ki, birlikte paylaştığımız eğlenceli dakikaları onlara anımsatmalıydı..Evet onlara bir hediye almalıydım…Ertesi sabah erkenden Marmaris’in çarşısına gittim…Girmediğim çıkmadığım dükkan kalmadı..Sonunda onların beğeneceğini tahmin ettiğim bir hediye alarak,  çok şık bir paket yaptırmış otele dönmüştüm..Pazar gecesi çok geç saatte yola çıkacaklarını bildiğimden, hediyeyi akşam yemeğinde vermeyi planlıyordum..O birlikte yiyeceğimiz son yemekti.. Heyecanlıydım..Hediyeyi verirken neler söyleyeceğimi saatlerce prova etmiş, sözleri birbirine karıştırmamak için kağıda yazıp ezberlemiştim..Nihayet beklenen an gelmişti…Yemekler yenmiş kahveler henüz söylenmişti ki,  ben çantamda sakladığım paketi çıkararak, heyecandan titreyen sesim ve ellerimle paketi onlara doğru uzatmıştım…Teşekkür edip, almalarını beklerken, paket elimde öylece kalakalmıştı.. Onlara beni ve Türkiye’yi  unutmamaları adına aldığım hediye, sanki benden kötü bir söz duymuş gibi onların kaşlarının çatılmasına neden olmuştu…Paketi daha fazla elimde tutamayarak masanın üzerine bıraktım..Kafa kafaya vermişler Almanca yüksek sesle bir şeyler konuşuyorlardı. O an oradan kaçmak kurtulmak istiyor ama bunu yapacak gücü kendimde bulamıyordum..Bir hediye vermek uğruna düştüğüm bu berbat durumdan biran önce kurtulmak için o an neler vermezdim…Derken Bay Urs konuşmaya başladı…'Bakın…davranışınız çok nazik ve bizim beklemediğimiz bir şeydi..Fakat bu hediyeyi kabul etmemiz mümkün değil…' Benim ağlamak üzere olduğumu görünce, yine kafa kafaya verip bir şeyler konuşup bu sefer bayan Anna, 'görüyorum ki sizi üzdük…bu hediyeyi bir şartla kabul edebiliriz..Bizim de size bir şey vermemiz lazım…mesela bir fotoğraf diyerek ayağa fırladı benim cevap vermemi bile beklemeden o içinde bulunduğum berbat anı ebedileştirdi…Duyduklarımdan dehşete düşmüş bir halde orada öylece kalakalmıştım.. Demek ki bu insanların bir şey kabul edebilmeleri için onların da bir şey vermeleri gerekiyordu…Veda edip masalarından ayrılırken, içimden “Vermeden alınmaz, yasaktır” diyerek arkadaşlarımın masasına  gülerek ilerlerken,  Türk olduğum ve sahip olduğum yüce duygular adına bir kez daha Allahıma şükretmiştim.... </description>
<link>https://www.antoloji.com/vermeden-alinmaz-yassaktir-siiri/</link>
<guid>231928</guid>
<pubDate>2005-02-10T09:34:00+03:00</pubDate>
<author>Hülya Topçuoğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
