<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. H&#252;dai &#220;lker Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Düz Yazı-aşık Baba Ve Hafız Hüseyin Efendi Melami</title>
<description> Aşık Baba, Hafız Hüseyin Efendi ve Ofçabolu  Melamileri Ofçabolu (Mustafa Ovası) nerededir? Kuzey Makedonya’da bulunan “Ofçabolu” adlı bölgeye Osmanlı döneminde “Mustafa Ovası” denirdi. Ofçabolu, “kuzular ovası” anlamına gelir. Bu bölgeyi şöyle tarif edebiliriz: Ofçabolu, İştip ile Köprülü şehirleri arasında kalan bir toprak parçasıdır. Kuzeyden güneye 40 - 50 km uzunluğunda, doğudan batıya 30 - 35 km genişliğindedir. Yüzölçümü yaklaşık 1500 kilometrekaredir. Batısında Köprülü şehri ve  Vardar ırmağı, güneyinde Bregalnica ırmağı, doğusunda İştip şehri,  kuzeyinde  Ofçabolu platosundan 200 metre kadar yüksek olan çıplak tepeler, kuzeybatısında ise Ofçabolu platosundan 150 metre kadar daha düşük olan Üsküp havzası bulunur. Ofçabolu’nun kendi ırmağı Azmak, kendi sınırları içinde doğar ve kendi sınırları içinde Bregalnica ırmağına dökülür.  Azmak’ın 40 km kadar bir uzunluğu vardır ve 600 kilometrekarelik bir havzaya sahiptir. Bu ırmak kış aylarında bol su ile akar, sıcak yaz aylarında ise kurur. Birkaç ay boyunca bazı yerlerde sadece küçük gölcükler ve bataklıklar kalır. Ofçabolu‘da kil, çakıl ve kumdan oluşan düzlükler ve sırtlar vardır. Tabanı kumlu kil tabakalarından oluşmuştur. Ofçabolu, Makedonya’da yeraltı araştırmaları sonucunda petrol ve doğal gaz kaynaklarının tespit edildiği tek bölgedir. Ancak bu kaynakların miktarı ve ekonomik olarak işletilebilir olup olmadığı hiçbir zaman kesin biçimde değerlendirilmemiştir. Türklerin buraya yerleşmesi çok eskilere dayanır. Hunlar, Avarlar, Peçenekler, Kumanlar MS 4. yüzyılda Balkanlara göç etmeye başlamışlardır. O zamanlardan beri burada Türk ve Türkçe izleri vardır.  Osmanlı döneminde ise 1370 yılından itibaren Makedonya’ya Türk göçleri başlıyor. Ofçabolu bölgesi Osmanlı döneminde Türklerin ilk göç ettiği bölgelerden biridir. Bu bölgede bulunan otuzun üzerindeki köyde çoğunlukla Türkler yaşardı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/duz-yazi-asik-baba-ve-hafiz-huseyin-efendi-melami-siiri/</link>
<guid>3842610</guid>
<pubDate>2026-06-14T02:32:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Kuru Sincaplar Mevsimi</title>
<description>Birdenbire sahte yüzler yapıştı gözlerime  Kimlerdir onlar,  rezil rüsva ortaya çıkanlar Gözlerinde girdap uluması, dilleri deri gibi Kuru dağların, taş bağlamış utanç insanları Sanmayın günlerim sizlerle geçsin istiyorum Evet sizlerdiniz,  lüzumsuz işlerin temsilcileri </description>
<link>https://www.antoloji.com/kuru-sincaplar-mevsimi-siiri/</link>
<guid>3827219</guid>
<pubDate>2026-05-07T13:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Halkapınar Gölü</title>
<description>Doğrudur dağlardan sızan renklerle göle gittiğimiz yıldızların dostluğuna sarılıp işte budur diyoruz işte budur bizi suya taşıyan tükenmez sevgi yankılanan su sesi öğle vaktinde çarpar genzimize ağaçlarda kuşlar sularda ses gel bak sevdiceğim alemin elaleminden duyma ağaçlara yürü </description>
<link>https://www.antoloji.com/halkapinar-golu-siiri/</link>
<guid>3769308</guid>
<pubDate>2025-12-16T23:27:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Gültepe'den Güz Dizeleri</title>
<description>Yorgunluğuma aldırmayıp kurşun yemiş tepelere vurdum kendimi yola düştüm ve öpüştüm yokuşlar heyecanlandı sararmış sabırsızlık bendeki kahkaham yok oluyor bir risk görünüyor bayırlarda sisleniyor yamaçlar o evler alkışlara çarpıyor gıcırdıyor dolmuşlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/gultepe-den-guz-dizeleri-siiri/</link>
<guid>3750547</guid>
<pubDate>2025-10-25T14:28:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Trenler Sinemadan Geçerken</title>
<description>Saçlarının kıvrımından trenler kalktı                                                                                                                    Seni vagona sığdıramıyorum sinema kapandı Bir mevsim havalanıyor gökyüzüne Sokaklardan yüzüme heceler vurdu Gölgeler beni çekemiyor yabancılaşıyorum Hangi hece bana dokunuyor anlamadım </description>
<link>https://www.antoloji.com/trenler-sinemadan-gecerken-siiri/</link>
<guid>3739820</guid>
<pubDate>2025-09-26T15:15:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Sahte Düğün</title>
<description>Kadına sahte bir düğünle saldırdılar Çiçeklerin açmasına aldıran olmadı Yamanlar’a kar yağdı evler zamlandı Habire bir kabare tiyatrosu yaşamda Habire bir anlamsızlık boğuşanlar arasında Bir acı çöktü onun üzerine </description>
<link>https://www.antoloji.com/sahte-dugun-siiri/</link>
<guid>3731471</guid>
<pubDate>2025-09-02T22:15:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Şehrin Sokaklarında</title>
<description>Ayaklarım elverdiğince ayağa kalktım takındım tavrımı çıktım dışarı indiğim sokaklarla öpüşmek geçti içimden dünyayı alaşağı etmek değildir niyetim kedilerin kanına su serpecek bir başlangıç olsun isterim </description>
<link>https://www.antoloji.com/sehrin-sokaklarinda-3-siiri/</link>
<guid>3728519</guid>
<pubDate>2025-08-24T16:31:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Savaşın Sonrası</title>
<description>  Beni yabancı yerine koyup saldırmayın üzerime kelimeleri kararmış önyargılarla geldiniz sarktınız püsküren bir akşam gibi ve şiştiniz daraldık paslı günleri saymaktan </description>
<link>https://www.antoloji.com/savasin-sonrasi-siiri/</link>
<guid>3711458</guid>
<pubDate>2025-07-09T15:07:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Haydi Alkışla Hayatı</title>
<description>Hayatı alkışla titizlik yap kendine briyantin al Satır başında durmuşuz yosun tutmuş gailemiz Alkış muteberdir parçası bile yakar paçayı Bir zevk midir damalı taksinin damaları Sevinç sebebi midir çarpışan arabayı Çarpmadan sürebilmek </description>
<link>https://www.antoloji.com/haydi-alkisla-hayati-siiri/</link>
<guid>3626633</guid>
<pubDate>2024-10-21T20:26:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Kaçakçı Gölgesi Vurdu Sabaha</title>
<description> Zaman yalpaladı karardı gözlerimiz yalanın ne kadardı cüssesi sanki Hayat bazen ikramiyedir gökyüzüne bakarken kahkaha peydah olur Başına buyruk deli kavramlarla genişliyordu genzimize takılan günler Kulelerde kendilerine gelen oynak tüccarların her gün anlattıkları vardı Mütecaviz korunuyor kazılan topraklar kabarıyor kıpırdayamıyor insan </description>
<link>https://www.antoloji.com/kacakci-golgesi-vurdu-sabaha-siiri/</link>
<guid>3622924</guid>
<pubDate>2024-10-09T12:43:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Heceden Düşen Yağmura Dair</title>
<description>Bir bulut inip durmaktadır genç parmaklara Kuşların sularla uğraşması çarpıyor gözlerime Bir heceden yeryüzüne yağmurlar düşecektir, düşsün Islanacaktır ilkokul saçlarımız, çaresi yok ıslansın Devir yenilir yutulur bir devir değildir çünkü Boğazın boğumlarına barut bulaşmıştır </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-heceden-dusen-yagmura-dair-siiri/</link>
<guid>3619236</guid>
<pubDate>2024-09-26T23:27:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Berlin'de Savaş Kırıntıları</title>
<description>Geldim, karanlıkta yaşayan köprülerini yağmura yağmalatan bu şehre. Duvarları, silahları ve kurşunları dinliyordu dipten gelen savaş dalgaları. Canı çekenlerin kanı kurutulmuş, demirleri aşınmıştır şimendifer yollarının. Bir sansar kadar sessiz, ormanı kurtaramayacak kadar dilbazdır o hınzırlar. Kayaların dibinde kaleyi düşleyenler, saklı duran nasıl bir aykırılıktır sizlerdeki. Kambersiz düğünü düşlerken zahmetsiz baklavaya kadar uzadı işler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/berlin-de-savas-kirintilari-siiri/</link>
<guid>3614293</guid>
<pubDate>2024-09-10T10:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Bükülmüş Bir Zamanda</title>
<description>Kömürün mangalda yanıpta bükülmesi ah portakal tadıyla yükselir bakır karanlığın sızlayan sesi Melon şapka neşesiyle kalkıp zıplar o melun nesini asla unutamaz geçmişten kalan kara sislerin Özlenen ekşimsi meyvesi eğlencenin derbederin derin gecesine sokulan gizli bir şarkının  hecesi Karart gözlerini kibirlinin bilgilisi olmaz sardunyayı barbunyaya yakıştır yokuşlar çıkılır kaynar aş Sarp yolların sırrı bacaklarda büyüdü adam olma yasası işlemiyor yıllardır ne kirası ne de itirazı Evinde tutunamadı sürtük keyiflerden dertlere geçti özgürlük sevdaya yüklenmenin sırası mıydı Sözü soğutmadan deyivermek ona göre değildi kiralar faciaya dönüştü cambaz sirki iplemedi Kimseyi dinlemedi yürütmeye yanaşmadı yükleniciler aldırmadı fırtınaları suçladı tarlayı süren İhracatı derinleştir sermayeyi yükle fakat kedilerle kamp kurma hangi kötü kalemin ucu kırılmış Aşk bendim sevdim yokuşların akşamlarında kordelenin altından omuzlara uzanan o saçları Parlak kafalının serin bacaklısı öğrencinin üniformalısı ve basketin portakal tadındaki kral sayısı Yaz modasıyla gezen kızların sırtlarında çantaları ellerinde öpücükler böyle mi geçer yaşantıları Ne de becerikliymiş kasaları pankreası küçültülmüş tetikçinin asabına asap yükleyip uzatmayın Tencerenin dibine bakmayacaksın, terli gecelerde yaralanmış bir zahmet uzansın yardım eli  Hata bunun neresinde ne semtin ayyaşı ne gecenin karası uzasın sözlerin yaşı hecesi evde kalası Akşam vakti teşekkürün gelişine  bayıldık mersi iki şinik buğday yetmez olsun akaryakıt cabası Direnişin derinindeydi yasaklı kazancın yakınında ayaktaşlardı orada suçluluk kasasına yaklaşmış </description>
<link>https://www.antoloji.com/bukulmus-bir-zamanda-siiri/</link>
<guid>3600863</guid>
<pubDate>2024-07-23T20:45:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Film Gibi</title>
<description>Suyun bir ağrıda duyulan dokunuşu, yosuna yapışan sıcak sesi nefesin Dayanılmaz hayat öyküleri küllenmiş salıncaklarda ve düğün gecelerinde Öne çıkıyor özlü sözlerimiz, tiryakiler şarkılar eşliğinde seviyor geceleri Dökülebiliyorsa onsuz da taşlar etekten, kalsın davası ver postaya mektubu Hep aynı nakaratla sürüyor şarlatanlık, kapıların kapanması bir söze kalıyor Gelsin sırdaşımız, alsın çakısını, çeksin rakısını, duvarların en ucuna otursun </description>
<link>https://www.antoloji.com/film-gibi-28-siiri/</link>
<guid>3582794</guid>
<pubDate>2024-05-20T23:57:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Bahar Erişsin</title>
<description>Nedir bu alemin kırılan kalemlerden çektiği  Fırtınalı yaşamları suların, yükselen heyecan gemisi Fukaralık meselesi, küpte paranın sesi, yok daha nesi Demirin tavı gelmeden pılı pırtı avına çıktık Emir gözükmeden ortada, bordroları yazdırmadı yazıcı Sandıklar satılıyor, hayat kalem kalem eksiliyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/bahar-erissin-siiri/</link>
<guid>3575778</guid>
<pubDate>2024-04-27T14:11:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Al Şu Mendili</title>
<description>Yoklama defterinde kaçakçıların kaçın kurası olduğu belirtilmemiş muhtarın mahkemesi düşmüş ve  bir oyun oynanmış ne roma mahkemesi ne roman kahramanı fırsatçının ifritiyle baş edemedi sayılsın bakalım çaprazda kalan yıkıntılar elde avuçta yokuşta kışta bir aydede sapağında sıkıntılar bitmez göçüp gitmiş darmadağın edilmiş çünkü göçmen kuşlar göçlerle uğraştılar sonsuza değin geçmiş günlerimize ay dökülüyor kar toplanıyor varsın uykular kırılsın camlar puslu şişeler sakindir karda korunmuş rakılar bizden yanadır paspasa izi düşmüş aspasyaların oyun bozanların her gün bağırarak geçen günlerinde kurnazlığın kurna taşındaki izdüşümüne mi bakmak lazım fırtınaların uğrak yerinde hep yalnız kalmışlığın acısıyla savrulmak vardır sabırsızlığın bahçelerinde gezin dur kış uzasın nasıl istersen nefesime dokunursan iki elim yakandadır unutma onlar kaçın kurası olurlarsa olsunlar kiracılar değil kira parası lazım kardeşim kapatılan kapıları aç tekrar çerçinin ucuz mendilleri ilk yıkanışta can çekişir duruma gelse de çıngırak sesiyle uyanıp alarma geçen gene onlardır rafların gölgesine gizlenmekten geri kalmazlar sağlam insanlar sağlaması yapılanlardır çalanlar alçalsa da sömürüler ne kadar kan çekiyor bilinmez durduysa damarın damara yakınlaşması ve susutuysa kasaların kabaran sesi yenilir yutulurun sınırları aşılmıştır uzun kravatlılar rafların gölgesine gizlenerek vakit geçiriyorlar nasıl olur da büyük kurnazlık tahta raflara muhtaç kalır onların uçurumlarına başkalarının dağlarından külçeler düşüyor fakat aldırmıyorlar yani bir kurnazlıktır gidiyor ve pencerenin perdeleri kısalıyor sesime karşılık veren bir aşkın hazırlık safhasıdır ve yaşananlar gecelerin körlüğü sayesindedir güya yoksul politikacılar misafirliğin dördüncü gününü yaşıyorlar oysa başkasının dünyasına dokunmadan ve başlayan bir aşkı zedelemeden çerçinin mendiline ulaşmalıdır insan yoksa bir ses kendiliğinden nasıl coşabilir geberen saatlerde kapanan kapıları hangi politikacı diriltebilir dağların sesine aşık olmadan vadilerin nesine gelinebilir nefes icap ediyorsa verilmelidir bir parça mendille coşmak için kabaran bir tarihle uyanmak lazım sarpa sarmış bir kuşun eti yenmemeli çerçilerin çıngırağa aşkı vardır çıkarcı aç yatamaz peynir ekmek yiyemez kurnazlık kurna taşı sahil kasabası bağrı yanası fırtınaların uğrak yerinde yalnız kalmışlığın acısı vardır sabırsızlığın bahçelerinde gezin dur kısım kısım içimize dökülen acının yakıcısı bir mendil ve bir seferberlik türküsüdür bir bez parçasıdır fakat büyük vedalara dayanır yemeni dersin ardından Yemen çıkar ve kahve gelir uzaklardan bilmem kaçın kurası kaçakçıların sesi de kendisi de gereksizdir bu memlekette yoksuldan gölge vardır beyaz ekmekte al şu mendili sende sende kalsın bir şarkıdır dersin ardından  bir göç çıkar mendiller sallanır gözyaşı dökülür yemenimin uçları  çıkamam yokuşları. </description>
<link>https://www.antoloji.com/al-su-mendili-siiri/</link>
<guid>3558506</guid>
<pubDate>2024-02-29T15:13:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Palto Hikayesi</title>
<description>Gizli işlerin avanesi düşe dalmış düğmeleri parçalanmış bir paltonun içinden gelir sesi Çetindir yaşamı kaptanın gemisini yıldızlara dayar takırtılar yürütür onu dünyaya doğru Sefanın saklısı aşkın yasaklısı kınandı bulvarlar bulanıktır ay ışığı yürüyelim arkadaşlar Suçun izine rastlanmamıştır sabıka kaydıyla oynanmıştır gizli dosyalar aman yanmasın İnsanın kuvvetli bir paltosu olmalı ısıtmalı bir de kışın kuru incirsiz kalmamalı kişi Sular kararır serinlik şapkaya yansır hüviyetler çıkar ortaya vurulur görülmüştür damgası </description>
<link>https://www.antoloji.com/palto-hikayesi-siiri/</link>
<guid>3540234</guid>
<pubDate>2024-01-02T02:28:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Kış Ve Mühür</title>
<description>Uzun kışların koynunda mührün rengi beyazlaştı kimse görmedi Potinle kışa girmek kınına sokulmuş hançer gibidir kesiverir soğukları İnsaflıysan bırakma yapışmasın kartopuna kömürün son nefesi Hangi beyazlıktır ki o mühür kadar yeri yoktur alemde Keşfedilmiş hayatların ardından saçlara uzanan yapışkan rutubetler Mesire yerinde esire aldırmadan yemekler yenmiş rutubet giderilmiştir </description>
<link>https://www.antoloji.com/kis-ve-muhur-siiri/</link>
<guid>3534483</guid>
<pubDate>2023-12-15T00:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Caz Rüzgarı</title>
<description>Bezgin karanlığımda sokaklarımdan atlılar geçer gölgeleri  parçalayan nal sesleri serinleyen cildimden coğrafyalar çıkarıyor bir silah sallanır sırrıma doğru, temkinliyim mahmuzların parıltısına kandığım görülmemiştir nicedir kemikleşmiş bir adresle uğraşıyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/caz-ruzgari-siiri/</link>
<guid>3502881</guid>
<pubDate>2023-08-28T14:52:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 <item>
<title>Duvarın Çaprazında Silahlar Satılırdı</title>
<description>Kuşların kan yürüyen yerlerine yalnızlık hücum ediyor onlar yuvalarını en kanlı duvarlara kurmuşlardı gece panzer tadıyla gelir, tampon bölge sakinlerin en sakini kimse güzelliğinden ödün vermek istemez karanlık, sularla birlikte örter silahları onlar, tarihi bildikleri gibi okşarlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/duvarin-caprazinda-silahlar-satilirdi-siiri/</link>
<guid>3488765</guid>
<pubDate>2023-07-16T01:46:00+03:00</pubDate>
<author>Hüdai Ülker</author>
</item>
 </channel>
</rss>
