<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Hayati Yavuzer Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Ölümsüz Gerçek</title>
<description> Ölüm en eski bir dost ve en ölümsüz gerçek Biz ona gitmesek de o hep bize gelecek “dön bana” denmeseydi Nebi uçup gitmezdi Ümmet kaldı dünyada hasretini çekecek.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/olumsuz-gercek-4-siiri/</link>
<guid>3196094</guid>
<pubDate>2020-12-09T00:59:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Geceye Düşen</title>
<description>sessiz ol kalbim, suları uyandırma... kar tanesi yalnızlığında uyur gece.. güvercinler nöbettedir Kaf Dağı'nı düşünürken bu küçük başlara aşk ağır gelir. geceyi uyandırma. sus, epsem ol! </description>
<link>https://www.antoloji.com/geceye-dusen-5-siiri/</link>
<guid>2980231</guid>
<pubDate>2019-04-12T16:38:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Kıta</title>
<description>Kendi ellerinle söküp çıkardın  Kalbime yazılmış kendi adını Gönlümde yıllarca  oysa sen vardın Sökerken duymadın öz feryadını (10 nisan 2016   istanbul) </description>
<link>https://www.antoloji.com/kita-17-siiri/</link>
<guid>2239552</guid>
<pubDate>2016-04-10T02:58:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ömür Sermayesi Bir dostluk</title>
<description>Kardeşim Yunus Nadi Özçelik’e  Sıradan bir ayrılıştı bizimki Yılları eskitmemiş, Dostluğu paylaşmamış gibi Dışa vurmayan acılarımız </description>
<link>https://www.antoloji.com/omur-sermayesi-bir-dostluk-siiri/</link>
<guid>2114102</guid>
<pubDate>2015-04-11T14:11:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Türkü</title>
<description>Bir türkü, bazen alnında kaderinin ve kederinin bütün çizgilerini görebildiğimiz bir insandır  Bazen, tek başına bir şehirdir, ardında upuzun bir hayatı taşıyandır. Erzurum'dur, Elazığ'dır, Erzincan'dır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-turku-11-siiri/</link>
<guid>2082804</guid>
<pubDate>2015-01-11T01:29:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Güzel Bir Haber</title>
<description>BİR GÜZEL HABER  Türkiye'nin en köklü edebiyat dergilerinden biri olan TÜRK EDEBİYATI Dergisi '80'li yıllardan beri' edebiyat heveslilerine San'at Fidanlığı- Genç Kalemler vb isimler verilen bir Bölümde sayfalarını, edebiyat heveslisi gençler ve amatörlere açmış, gönderilen yazı ve şiirler bu bölümün sorumlusu/sorumluları tarafından değerlendirilip kısa notlar halinde eser sahiplerine bilgi iletiliyor idi.  Yazımın bundan sonrası edebiyat heveslilerine bir MÜJDE olacak sanırım. Bu müjde, Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Sayın SERVET KABAKLI'ya ait.  Sayın Kabaklı ve dergi yönetimi Türk Edebiyatı Dergisinin sanat iklimi içinde sizlerin de olmanızı istiyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzel-bir-haber-siiri/</link>
<guid>2036689</guid>
<pubDate>2014-09-01T01:15:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Bir Kere</title>
<description>aşk bir kere…  uzun soluklu ve derin  baldan ve baldırandan ibaret bir armağanı kaderin  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-bir-kere-4-siiri/</link>
<guid>1898686</guid>
<pubDate>2013-08-13T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Oruç tutan şehir: ERZURUM</title>
<description>Soyutlanır atmosferden /bir başka gezegen kurulur / bir başka iklimi yaşar / Erzurum kendi havasını solur.  Minarelerle selamlaşır insanlar / beş vakitte tam bir huzur / semaverlerde Tabak-hane suyundan sabır kaynar / yüreklerde demlenir şükür.  Bir bilge er kişidir Erzurum /şarklı ve yaşlı/ insanına ruhundan üfler / biraz Selçukludur biraz Osmanlı biraz Cumhuriyet / tespihinin her tanesinde binbir hatim binbir dua/binbir destan binbir masal binbir efsane / Kadı Darir'den bu yana hitam bulmadı Siyer / kapanmadı rahleler  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oruc-tutan-sehir-erzurum-siiri/</link>
<guid>1889918</guid>
<pubDate>2013-07-20T16:29:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Çiçeğim</title>
<description>...........................................Kızım Selvihan Nazlıya Çiçeğim, Bakışı sıcak, gölgesi serin; üç gülümün ortancası, goncaların goncası; Varlığınla bahtiyarım.  Yolcu bahtlım, anne tahtlım; sen benim solmayan mısramsın, mısra duruşun hiç bozulmasın; yüzün hiç gölgelenmesin, gözlerin bulutlanmasın, aynalar hep gülümsesin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cicegim-81-siiri/</link>
<guid>1618277</guid>
<pubDate>2011-10-01T13:44:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Hoyrat-1</title>
<description>yürek sızmasıdır akan dilimden yaş gelir gözlerimden, kan dilimden güneşimi, ayımı kararttılar ışığımı çaldılar kandilimden  7 aralık 2010 </description>
<link>https://www.antoloji.com/hoyrat-1-2-siiri/</link>
<guid>1564098</guid>
<pubDate>2011-05-27T12:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>İnternet Ortamında Aşık Tarzı şiir Geleneği ve Aşık Karşılaşmaları</title>
<description>Hayati  YAVUZER&#61482;    I.Giriş Halk Edebiyatının özellikle nazım alanı, tarihi süreç içerisinde kendine has bir çizgi halinde varlığını sürdürerek bugüne gelebilmiştir. Nazım alanında anonim ürünlerin yanı sıra söyleyeni belli ve belli bir geleneğe bağlı olarak üretilen  şiirlere ‘aşık tarzı şiir’ adı verilir. “Aşık tarzı şiir adıyla anmayı uygun gördüğümüz manzum ürünler günümüze kadar saz şiiri, veya aşık şiiri terimleriyle ifade edilmiştir.” (Günay:1986/ 24)  </description>
<link>https://www.antoloji.com/internet-ortaminda-asik-tarzi-siir-gelenegi-ve-asik-karsilasmalari-siiri/</link>
<guid>1092578</guid>
<pubDate>2009-01-01T02:33:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Vatan</title>
<description>ben senin öz oğlunum; ülkünüm, felsefenim dadaşın, zeybeğinim, seğmeninim, efenim yaban bir gölge düşse bir karışlık yerine olur üstümdeki çul son nefeste kefenim  (21 kasım 2007/bolu) </description>
<link>https://www.antoloji.com/vatan-88-siiri/</link>
<guid>851503</guid>
<pubDate>2007-11-21T16:01:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Osmanlı Hoşgörüsü</title>
<description>Can çekişen bir imparatorluktan cılız gayretlerle cılız devletcikler çıkaran ve bunu, kendilerince büyük başarı sayanlar tarihin karşısında, çoğu kez, yalancı durumuna düşüyorlar. Çünkü aynı zamanda, kendilerine bir tarih yaratma çabası içinde oluyorlar ve bunun için de tarihi çarpıtmak, bazı kavramları yanlış kullanmak gibi zincirleme hatalar işliyorlar. Dünyanın en uzun ömürlü imparatorluğunun, Rusya, İngiltere gibi devletlerin gayretleri ve kendi iç çekişmeleri sebebiyle çökmesi sonucu elde ettikleri bağımsızlıklar onların yüzünü hiç güldürmedi. Geçmişi yorumlarken, birçoğu  tarihsel bir güce sahip olmayan küçük kavim olma komplekslerinden kurtulamadılar. Bu yüzden de Osmanlılar hakkında, çoğu zaman, iftiraya varan iddiaların sahibi oldular. Kafalarındaki fanatik ve dar anlamdaki kavmi milliyetçilikle suları yokuşa akıtmaya, Osmanlı dönemini iftiralarla izah etmeye çalıştılar. Üstelik, bu hususta müslim ve gayri-müslim kavimler arasında, ilginç bir söylem birliği, bir dayanışma da mevcut. Bu çabalar hala da sürmekte. Genel iddialara göre, Osmanlı dönemi bir “esaret” dönemidir. Bu dönemde hırıstiyanlar müslüman, müslümanlar da zorla Türk yapılmıs, kabul etmeyip karşı duran herkesin kellesi kesilmiştir! ? Aklıselim sahibi her insan, biraz tarih bilgisi ve biraz da müsbet vicdana sahipse, Osmanlıdan “kurtulan” bu ülkelere ve halklarına bakarak iddiaların ne kadar dayanaksız ve “geçmişten kavgalar çıkarmaya yönelik” olduğunu hemen anlar. Eğer Osmanlı, iddia edildiği gibi bir yönetim anlayışı içinde olsaydı, 600 yıl boyunca hakim olduğu topraklarda, müslümanlıktan başka din, Türklükten başka milliyet kalmazdı; Kuzey Afrıka da dahil bütün Orta Doğu, Hindistan yarımadasının büyük bir kısmı, Kafkaslar, Karadenizin bütün Kuzeyi ve Orta Avrupa’ya kadar bütün Balkanlar’da Türk ve Müslüman unsurlardan başkası olamazdı. Eğer Osmanlı dinler ve milliyetlere, halkların geleneksel hayatlarına saygı duymasaydı, hoşgörü ile bakmasaydı; tek din, tek milliyet, tek tip sosyal hayat, tek tip giyim-kuşam isteseydi, çöküşünden kısa bir süre öncesine kadar bunu başaracak güçteydi. Osmanlı sonrası ortaya çıkan müslim-gayri müslim devletçikler Osmanlı düşmanlığı ile dimağlarını besliyorlar. Onu aşağıladıkları ölçüde yükseleceklerini, büyüyeceklerini, “ var” olacaklarını sanıyorlar. Falih Rıfkı Atay, imparatorlukların işi sömürmektir; oysa biz Osmanlılar, kendimizi “sağmal bir inek gibi” sömürttürdük der..Ne kadar haklı olduğunu, ortalama bir akıl ve vicdana sahip, herkes anlayabilir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/osmanli-hosgorusu-siiri/</link>
<guid>813532</guid>
<pubDate>2007-09-16T18:09:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Yürüyoruz Dudağımızda Ay</title>
<description>Necati Zekeriya’nın hikayelerini  ilk okuduğum günlerden beri Orhan ve Sevin’i hep merak etmişitim. Özellikle Orhan bir bilinç abidesiydi. Necati Zekeriya’nın, Makedonya Türklüğünün ideal çocuğu olarak ortaya koyduğu Orhan kimdi? Şimdi neredeydi, ne yapıyordu?  Necati Zekeriya, onu kafasında dizayn etmiş, bütün milli ve insani değerlerle donatmış, öksüz/yetim Türk toplumuna ideal bir numune olarak sunmuştu. On yıllar boyu devam eden bir süreçte, Orhan’lı, Sevin’li hikayeler birçok Türk çocuğunun dimağını beslemişti. Ama neredeydi bu gençlik? Uzun bir süre bu soru zihnimi meşgul etti. ... Futbol dolu günlür yaşıyorduk... Dünya Futbol Şampiyonası bütün dünyayı saran ve sarsan bir heyecan fırtınasına dönüşmüştü. Türk Milli Takımı finale koşuyordu.Bütün Türk dünyası, sınırları hiçe sayan bir ruh beraberliğine ulaşmıştı. İşte bu günlerden birinde, kanepeme uzanmış, elimdeki “Bizim Sokağın }ocukları”na göz gezdiriyordum. Öylece dalmışım. Hayalle rüya arası bir haldeyim galiba... Bir çayhanedeyim. Üsküp’ün hayat iksiri değerindeki suyu ile demlenmiş limonlu çayımı yudumluyorum. Omzuma bir el dokundu. Dönüp baktım. Beyaz gömleği, desenli fuları ve yukarı kalkık kırlaşmış saçları ile Necati Zekeriya yanımda... Resimlerine ne çok benziyordu! Elinin sıcaklığını omzumda hissettim. Gülümseyen gözlerle “ Bu gece Orhan ve Sevin’i göreceksin. Onları iyi izle. Orhan ruh dünyasının kapılarını açacak sana” Oturup benimle bir çay içmesini istirham etmek üzere ayağa kalktım... elimdeki kitap yere düşmüş, uyanmıştım. }evreme baktım, ne Necati Zekeriya vardı ne de bir çayhanedeydim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yuruyoruz-dudagimizda-ay-siiri/</link>
<guid>813527</guid>
<pubDate>2007-09-16T18:03:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk</title>
<description>önce gözler buluştu, unutulmaz bir andı sonra eller tutuştu, kenetlendi ve yandı aşk, gönülden gönüle hükmü geçen fermandı bin bir gece içinde bir masallık devrandı   </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-834-siiri/</link>
<guid>600398</guid>
<pubDate>2006-12-07T18:21:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Hazırlıksız Veda</title>
<description>sonbahar bahçelerinden geçiyoruz atımız yorgun ve hala susuz ardımızda yaşanmamış zaman kırıntıları içimizde mevsimlerin savaşı bulutlar uykusuz  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hazirliksiz-veda-siiri/</link>
<guid>587201</guid>
<pubDate>2006-11-21T16:57:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Vardar'ın Kucağında</title>
<description>Bu sabah Vardar’ı sakin gördüm. Kendini dinler gibiydi. İçinden neler geçtiğini bilmiyordum ama sakindi. Belki de ben ilk bakışta öyle algıladım. Hatta biraz ilgisizdi de denilebilir. Derinliğe bakar gibiydi. Oysa ona ihtiyacım vardı.   Zaman zaman uğrar dinlerdim. Bazen söyleşirdik de... Engin bir tecrübesi vardı; asırların hic değişmeyen tanığıydı; görmüş geçirmiş biriydi. Ak pürçekli bir ana yüreği taşırdı. Tek derdi, çocuklarıydı. Ah çocukları! ... Bütün hayatı onlardan ibaretti, onlar içindi. Doğurur, besler, büyütür ve yaşatırdı. Ama her doğan insan ya Habil ya Kabil kanı taşımaz mıydı sanki? İşte onlar da zaman zaman birbirlerini yerler, Vardar ana ak pürçeklerini gözyaşlarına perde eder, için için ağlardı. Ne acılar görmüş, ne sevgililer yitirmişti. Ve çocuklarından niceleri kanatlanıp uzaklara göçmüştü. Göçenlere hala yanar ana yüreği. ... Özlemlerim dayanılmaz dereceye ulaştığında Vardar’a koşarım, dertleşmek, ferahlamak için. Yine böyle zamanlarımdan birindeyim. Koşarcasına yürüyüp yanına vardım, selam verdim. Ses yok... İyice yaklaştım, seslendim. Ayaklarımı suyun içine soktum. Beni duymuyordu sanki. Eğildim suya baktım, dinledim. İniltiler geliyordu sanki. </description>
<link>https://www.antoloji.com/vardar-in-kucaginda-siiri/</link>
<guid>580630</guid>
<pubDate>2006-11-12T23:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Bosfor'un Suyuna Bulanmamış Müslümanlık...</title>
<description>Sayın Bekir Ayazi’ye  Yahya Kemal, Balkan şehirlerinde geçen çocukluğunun her anında yakıcı bir hasret duyduğunu söyler. Bu, onun maziye duyduğu hasrettir; maziye ve mazideki ihtişama...  Ben, Balkan şehirlerini gezerken, Yahya Kemal’in bu hasretiyle birlikte, her biri bir abide değerindeki Osmanlı eserlerinin mukadderatıyla başka yangınları da içimde hissettim. Her bir eseri gördükçe bazen içimi dolduran iftihar hissiyle maziye doğru kanatlandım, bazen de bu eserlere reva görülen muamele sebebiyle büyük üzüntülere garkoldum. Harap olan, yıkılanlara baktıkça içimde bir şeylerin ezildiğini hissettim. Tamir edilenlerini gördükçe gönendim, çiçek açtım adeta. Ama bir kısım tamir edilmiş eserleri gördüğümde, onların bir “yapma” değil, gerçek anlamda bir “yıkma” eseri olduğuna inandım. Tamir edilmemişlerdi, yıkılmış, ortadan kaldırılmış, yok edilmişler, izleri silinmişti. Bu durumun verdiği acı, acı değil, bir çeşit “ölüm”dü.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bosfor-un-suyuna-bulanmamis-muslumanlik-siiri/</link>
<guid>548304</guid>
<pubDate>2006-09-29T02:37:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>İklimimde Talan Var!</title>
<description>iklimimde talan var uzundur geceleri ay ninnileri susar hüzündür geceleri  bir kuşun kanadında çığlık çığlığa umut gece şafağı bekler karışır soyut somut  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iklimimde-talan-var-siiri/</link>
<guid>533358</guid>
<pubDate>2006-09-05T16:16:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Anlamadın</title>
<description>herkese anlattım beni dağa taşa, kurda kuşa bir sen anlamadın beni bir sen  her kapı açıldı bana </description>
<link>https://www.antoloji.com/anlamadin-19-siiri/</link>
<guid>525620</guid>
<pubDate>2006-08-25T00:27:00+03:00</pubDate>
<author>Hayati Yavuzer</author>
</item>
 </channel>
</rss>
