<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Havliye Ecer Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Karanlıktaki  Yüz</title>
<description>Karanlıktı sokak, Dar geçit, Ve çıkmaz sokaklarla tutuşmuştu cadde Elini çekse geçecektim zincirlerinden Bu kez ben el tutuşacaktım..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/karanliktaki-yuz-siiri/</link>
<guid>1290336</guid>
<pubDate>2009-11-19T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Resimli Hikaye Kitabı(öykü)</title>
<description>Üst üste koymuş olduğu iki kiremidin üstüne çıkmış bahçe duvarından dışarıya bakıyordu. Okul zili çalınacağı saatlerde bunu hep yapardı o. İlerde ağaçlar arasında yalnız onun serabı gibi görünen okul, zilini yine dolduracaktı onun kulaklarına. Zil çaldı.    Ter, güneşten esmerleşmiş teninde bulgur bulgurdu. Başını, dayadığı kollarından kaldırarak okul yoluna çevirdi. Birdenbire çiçek, kuş, dere, çay seslerine karışan çocuk sesleri bütün bir köyü doldurmuştu. Kendine doğru gelen Fatma’dan gözlerini alamıyordu. Mavi önlük, mavi deniz; beyaz yaka, beyaz dağ ve siyah ayakkabılar… Siyah ayakkabılar onu hiçbir yere götürmüyor… Çevresini sarmaşık gibi kuşatan talebeleriyle biraz sonra Murat öğretmen göründü. Cıvıldaşan yavru kuşlarının arasında gözleri su kenarında ılık yaz sıcaklığı kadar suzinak bakışlı Gülnihal’e takıldı. Murat öğretmen, her okul çıkışında onun, orada beklediğini biliyordu. Günün en çok bu dönümünde kabarıyordu duyguları küçük suziş bakışlının. Öğretmenin bakışları, küçük yüreğinin çarpıntısını daha da yükseltmişti. Göz kapaklarını açılıp kapanışları kendiliğinden değildi sanki… Yanakları, esmer teninde alev alevdi. Murat öğretmenin attığı koca bir tebessüme küçük nazlı bir gülüş armağan etti. Gülnihal utandı… Söylenecek sözleri vardı, anlaşmışlardı. Mahcup bir tavırla saklandı. Sedat Bey’in bahar güneşinden gelen şehvet dolu bir tembellikle uyuşmuş bedeni uyuyordu saatlerdir. Güneş ışıklarının ufukta belirmesiyle gece karanlığı yavaş yavaş yerini aydınlığa bırakıyordu. Bir süre sonra ışık vuran odasından eyvana geçti Gülnihal. Babası koyu sıcak bir çay, delikli beyaz peynir, buğday kokan köy ekmeği ve iki salkım üzüm ile sofra başındaydı. Gür siyah saçları altında istihsal edilmiş, en ufak bir kıpırtıda uyanacak hiddet ve gazap kalın yüz çizgilerinden görünebiliyordu. Yüreğindeki katılığın yansıdığı bakışlarını sola doğru çevirdi ve  “Elini yüzünü yıka da gel. Çayını iç, tarlaya gideceğiz.” Gülnihal bahçeye çıktı, bidondan tasa doldurduğu suyla yıkadı yüzünü. Gitme vakti gelmişti. Terlik şeklinde kestiği yeşil çizmeleri geçirdi ayağına, elinde su termosu ile babasını takip etti. Az ilerisinde yürüyen babasına dönük gözleri bir yağmur bulutundan farksızdı. Bu saatlerde okulda, kürsüye oturmuş Murat öğretmeni dinliyor olmalıydı. Azat edilmiş bir kırlangıç gibi keskin kanat sesleriyle badem kokan serin gölgeliğe seriliverdi </description>
<link>https://www.antoloji.com/resimli-hikaye-kitabi-oyku-siiri/</link>
<guid>1284680</guid>
<pubDate>2009-11-09T11:11:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Ad – Soyad</title>
<description>Yılların hatırası kokan yaşlanmış,  Ama her şeyi dün gibi canlandıracak dosyada Gözlerim gözlerine takıldı birden… Fark ettim; Geçen zaman değiştirememiş  bendeki seni Gözlerin, bakışların, gülüşün içimi kıpırdattığı gibi </description>
<link>https://www.antoloji.com/ad-soyad-siiri/</link>
<guid>1141593</guid>
<pubDate>2009-03-12T11:56:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Hüznün Şairi</title>
<description>Hüznün şairi  İşte o benim Hislerin döküldüğü Her satırda kalemleri ağlatan Kar beyazı sayfaları karartan İşte o şair benim… </description>
<link>https://www.antoloji.com/huznun-sairi-3-siiri/</link>
<guid>1141589</guid>
<pubDate>2009-03-12T11:50:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Adımlarla Büyür Ümit</title>
<description>Soğuk olsa da en sevdiği yer Ve kimsesiydi Yalınayak gezdiği sakaklar… Patislerle yamalı yıpranmış Rengi solmuş bur pantolon Ve incecik bir ceketin altına </description>
<link>https://www.antoloji.com/adimlarla-buyur-umit-siiri/</link>
<guid>1116125</guid>
<pubDate>2009-02-05T11:53:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Seviyorum</title>
<description>Hayatı seviyorum, sen varsın diye Yılları seviyorum, seni bana yaşattı diye Ağlamayı seviyorum, içime sen doluyorsun diye Hüznü seviyorum, sevinç verebiliyorsun diye Zamanı seviyorum, her zaman varsın diye Çiçekleri seviyorum, sana benziyorlar diye </description>
<link>https://www.antoloji.com/seviyorum-206-siiri/</link>
<guid>1116121</guid>
<pubDate>2009-02-05T11:40:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Huzuru Kaçan Ev</title>
<description>Uzaktan insana içinde mesut insanların huzur dolu günler geçirdiğini gösteren yörenin en göz alıcı evi. Etrafı duvarlarla örülü, her mevsim renginden taviz vermeyen çam ağaçları, tam bahçe kapısına yakın yaklaşık otuz yaşlarında bir dut ağacı ve gölgesi oturma odasına kadar giren kavaklar… Üzerine çok eskilerden kalmış olduğu solmuş renginden belli olan naylon güller bulunan dikdörtgen masa evde geçen tüm olayları dışarı sızdıran iki gelin tarafından özenle dizilmiş sandalyeler dahi ilk görüşte insana ideal insanların varlığını söz konusu olduğunu simgeler.  Düzenin nasıl hırpalandığını, büyük harflerle dile gelen sözlerle yerden yere vurulduğuna tanık olmadan inanmak mümkün değil… İkindiye doğru kapı çalındı. Küçük gelin elindeki işi bırakıp kapıya bakmaya gitti. Kapıda Perihan Hanım’ı görünce keyfi kaçmış olmalı ki içinden “Yine mi? ” diye geçirdi. Sevinmiş gibi görünerek: “Abla hoş geldin…” Perihan Hanım hiç sesini çıkarmadan çocuğun ayakkabılarını çıkarıp… “Geç Serhat” dedi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzuru-kacan-ev-siiri/</link>
<guid>1105470</guid>
<pubDate>2009-01-20T11:50:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Karanlık Sokaktan Çığlık (Öykü)</title>
<description>Hangi noktada başlamıştı yolculuğum bilmiyorum ama gözlerimi hayata açtığımda henüz başlamamıştı bunu çok iyi biliyorum işte..Herkes ilk ne zaman neyi ümit ettiğini bilmez ama ben biliyorum.ilk kalem silgi kokan sıralarda yeni oturmaya başladığımda Özgür Hoca'mın öğretmeye çalıştığı dik ve eğik çizgileri çizebilmeyi ümit etmiştim. Dün gibi aklımda.. Ama bu küçük ümidimdi; baktığımı resimli hikaye kitapları, masalları o kadar güzel görünüyorlardı ki gözüme, öğretmenimin okumayı öğretmesini çok büyük sabırsızlıkla bekliyordum.  Ve işte bu benim ilk büyük ümidimdi, hiç hayal kırıklığına uğramadan, kırılmadan elde ettiğim, sahip olduğum oldu. Fakat sonraları hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Ümitler, hayaller çoğaldıkça gözyaşı yağmurları daha çok yağdı gözpınarlarından, hayat daha çok kırdı henüz çok genç yüreğimizi… Ama yılmadım ve her zaman taşıdığım adım gibi güçlü olmak istedim ve öyle inandım taki o geceye kadar. Odamın, bakıldığında yıldızlara ve aya dokunabilecek yakınlıkta küçük bir balkonu var. Yazın kuşlar kelebekler, çiçekler kıskanır, kışın ise yağmur ve kar kıskanır gökyüzü ile bitmeyen sohbetlerimizi… Nedensiz değildi hiçbir şey. Lakin cevapsız kalabiliyordu sorular. Niçindi bu ahbaplık? Aramaya koyuldum cevabı Şubat sonunda gecenin en derin karalığında kendimi hakimiyetini sessizliğin aldığı karmaşık bir sokakta buldum.  Her yer başka bir şehrin sokakları kadar yabancı ve ürkütücüydü… Bir sokak başını geçerek adımımı attığım ilk yolda yürümeye başladım. Daha önce hiç fark etmediğim ve bende farklı duygular uyandıran ayak seslerimi duydum; Farklı duygular uyandıran ayak sesleri…yürümek istedim. Amaçsızca uzaklaşmak istedim yaşadığım şehirden, sevdiğim insanlardan, buldum ve bulmak istediklerimden, her şeyden, her şeyden hatta mümkünse kendimden… </description>
<link>https://www.antoloji.com/karanlik-sokaktan-ciglik-oyku-siiri/</link>
<guid>1097004</guid>
<pubDate>2009-01-08T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Elimizdeki Mücevher [makale]</title>
<description>Hayata gözlerimizi aştığımızdan beri sahip olduğumuz bu mücevherin farkında olmak hayatımızın tamamını kendi gücümüzle yönlendirmekle eşdeğerdir; ama çoğumuz sahip olduğumuz bu değerin farkında değiliz. Bu yüzden de kaderci oluyoruz “Kaderim böyleymiş”, “Alınyazımda bu varmış” gibi sözler kullanıyoruz.  Düşünün bir; en son ne zaman neyi hayal ettiniz? Bunun için ne yaptınız? Ne harcadınız? Hayal edip de ne kadar çok arzuladığınız elde etmeyi? .. Bebekleri düşünün; emeklemek için ne kadar çok çaba harcıyor. Karşısına sevdiği oyuncaklardan birini bıraktınız mı emekleyemese de sürüklene sürüklene ona ulaşmaya çalışır. Emeklemeyi başardıktan kısa bir zaman sonra oyuncaklarına ilk adımlarını atarak ulaşmak isteyecek düşe kalka; fakat fark etmiş misiniz bilmiyorum bebeğin ilk adımlarını atmak için ne kadar kararlı olduğunu; ille de başaracak ve başarıyor… Doğuştan cebimizde taşıdığımız bu değeri maalesef yaşımız ilerledikçe biraz daha es geçiyoruz. Halbuki aksine daha çok sarılmalıyız bu değere… Çoğu zaman bizim için çok önemli olan konularda bile ”Ben buna ulaşamam”, “İmkansız böyle bir şey”, “Kim hayallerine, amaçlarına ulaşmış ki ben ulaşayım” vb. sözler kullanıp kendimizi yenilgiye odaklıyoruz. Fakat amaçlarını çok kısıtlı şartlarda gerçekleştiren o kadar çok insan var ki biz onları göremiyoruz çünkü pasifiz… Mesela 2008 Paralinpik Olimpiyat yarışmasında Türkiye’yi okçuluk dalında temsil eden Gizem Girişmen, 1992 yalında ailesi ile gittiği tatilde geçirdiği trafik kazasında omurilik felci olduğunu ve belden aşağısının tutmadığını öğrenince hayatı kararmıştı; fakat o yılmadı, daha sonra hayata dört elle sarıldı ve Türkiye’ye altın madalya kazandırdı. Ayrıca oyunlar tarihinde bayanlarda altın madalya kazanan ilk sporcumuz olarak adını tarihe yazdırmayı başardı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/elimizdeki-mucevher-makale-siiri/</link>
<guid>1089092</guid>
<pubDate>2008-12-26T12:57:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Maske [makale]</title>
<description>İnsan doğası gereği toplumsal bir varlıktır. Bunun doğal bir soncu olarak da günlük hayatta kurulan pekçok ilişkiler vardır. İşçi işveren ilişkileri, komşuluk ilişkileri ve arkadaşlık ilişkileri (v.s)   içerisinde hayata tutunmak veya günümüzü renklendirmek gibi çeşitli amaçlarla sürekli bir topluluk içerisindeyiz. Bu toplulukta görüştüğümüz ve konuştuğumuz pek çok insana olduğumuzu gibi değil de onların bizi görmek istediği gibi görünürüz. Birbaşka ifadeyle sosyal maskeler takarız. Bu sosyal maskeleri takmamızın altında yatan düşünce ise “Ya düşüncelerim küçümsenirse”, “Hissettiklerimi olduğu gibi söylersem ya benimle dalga geçseler”, “Nasıl biri olduğumu ve ne düşündüğümü söylersem, reddedilirsem” gibi düşüncelerden dolayı kendi iç benliğimizi saklayarak sosyal benliğimize öncülük tanırız.  Sosyal benlik, insanın kendisini değil de başkalarını düşünerek oluşturduğu görünüş, duygu ve düşüncelerin sentezidir. İç benlik ise görünüş, duygu ve düşüncelerin kişiye görünümü ve onu etkileme tarzıdır. Günümüzde sadece dışa dönük sosyal benliği gelişmiş insanlar maalesef kendi en yakın arkadaşları tarafından bile tanınamamaktadır. Çünkü böyle insanlar yapay görünümlüdürler. Hep karşısındakini düşünerek davranışlarda bulunurlar. Evet, toplum içinde yaşamanın gereği olarak kimi durumlarda sosyal benliğimiz sosyal maskelerimizi kullanmamızı zorunlu kılar. Sosyal ve iç benlik arasında bir denge kurulabilmelidir. Çünkü ancak ve ancak bu dengeyi kurabilen kişiler duygu ve düşüncelerini rahatça paylaşabilir. Böyle kişiler karşısındakiler tarafından tanınır, dostlarıyla ilişkisi hem gerçekçi olur hem de dostları tarafından nelere sevindiği, üzüldüğü bilinir… Şimdi kendi kendimize bir soralım; son üç gündür kendimizi değil de başkalarını memnun etmek için yaptığımız kaç davranışımız var? Kendinize verdiğiniz cevap “Sık sık sosyal maske takma gereği duyuyorum” diyorsanız çok üzgünüm ama siz kendi benliğinizi değersiz gören ve kendine güveni olmayan insanlar kategorisindesiniz demektir. Çünkü ancak kendi benliğini değerli gören ve kendine güveni yüksek olan insanlar sosyal maskeyi hiç takmazlar yada çok nadir takma gereği duyarlar (Ortama göre) Bırakın başkaları hakkınızda ne düşünürse düşünsün, hiçbir şey sizin kendi hakkınızdaki düşüncelerinizden daha önemli değil. Kendinizle barışık olmanız kendinize verdiğiniz en büyük saygıdır. Şu kısa ömürlü dünyada kendiniz için hep en değerli kişi olun, değerli okuyucularım… </description>
<link>https://www.antoloji.com/maske-makale-siiri/</link>
<guid>1089090</guid>
<pubDate>2008-12-26T12:54:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Şairin Kalemi</title>
<description>Çok eskilerden bir hatıra bu Renkli, papatya desenli sayfalara Gönle, asra ve mısralara sığdırılmayacak Büyüklükte bir sevginin En pembeleri ve en mavileri Kül renkli semalara dokundurduktan sonra, kararan </description>
<link>https://www.antoloji.com/sairin-kalemi-7-siiri/</link>
<guid>1070588</guid>
<pubDate>2008-11-26T11:27:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Duyguların Ruhundan Sana Uyanmak</title>
<description>Duyguların ruhundan sana uyandım dün gece Ela gözlerin yine alıp götürmüştü beni uzaklara Ellerin her buluştuğumuz zamanki gibi saçlarımda Başım omuzunda, etraf sen kokuyordu Dudaklarımızda verdiğimiz sözler; sözleşiyorduk Hatırlar mısın? Bahçemizde sarı güller </description>
<link>https://www.antoloji.com/duygularin-ruhundan-sana-uyanmak-siiri/</link>
<guid>1058664</guid>
<pubDate>2008-11-07T12:18:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Hüzün</title>
<description>Duygular sevişsede Hiç baharı olmayan yıllarda Kalpte hep kalıverir Senden, incecik bir yara Hüzün ağlatır beni Hüzün yaralar beni </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzun-395-siiri/</link>
<guid>1056550</guid>
<pubDate>2008-11-04T12:03:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Yıldızlar Bana Uzak</title>
<description>Güneş perdelerin ardında  Dinlenmeye çekildiği vakit Gece yavaş yavaş koynunda Biriktirmeye başlar ümitleri O bilir O ki içimde yabancı yalnızlığın </description>
<link>https://www.antoloji.com/yildizlar-bana-uzak-siiri/</link>
<guid>1015437</guid>
<pubDate>2008-09-02T15:55:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Beni Arayan Bulur</title>
<description>Belki ilkbahar belki sonbahar belki kış Nerede? Nasıl? Bulursunuz beni hiç belli olmaz Belki baharda kozasından ayrılan kelebeğin renkli kanadında Belki sonbaharda rüzgarın savurduğu sararmış bir yaprakta Belki de kışın yağan karda yüzüm avuçlarımda sizi izlerken Bulabilirsiniz beni </description>
<link>https://www.antoloji.com/beni-arayan-bulur-siiri/</link>
<guid>977060</guid>
<pubDate>2008-06-30T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>[Öykü] Kurumuş Gülün Hayalleri</title>
<description>Yorgunluğumu üzerimden atan yağmur, bir an önce eve gitmek isteğimi çürütmüştü. Yağmura arkadaş olarak sokakta yürümeye başladım.  Sokaktaki insanlar sımsıkı sarılmışlardı şemsiyelerine; bense değil şemsiyeye sarılmamak başımdaki bereyi çıkarıp daha çok ıslanmak istiyordum. Yağmur damlacıkları üzerime düştükçe içimdekileri de kendisi ile beraber döküyordu… o an mutluydum, her şeye kavuşmuştum hayat benimdi. Hayatım boyunca hep tatmak istediğim ama tadamayacağımı düşündüğüm huzuru bulmuştum… Karanlığın çökmeye başlamasıyla sokak her geçen dakika biraz daha sessizleşiyordu. Eve oldukça gecikmiştim. Gitmeliydim. İsteksiz bir şekilde evin yolunu tutmuşken bir çiçekçi dükkânına rastladım. Dükkanın içinde her renkten çiçek vardı. Çiçekler pırlanta kadar göz kamaştırıcıydı. Birkaç adım daha ilerledikten sonra çiçekçinin kuruduğu için bir köşeye attığı kurumuş gülü gördüm. O kadar kurumuştu ki gül yaprakları kendiliğinden dökülmeye başlamıştı. Diğer çiçeklerin güzelliklerinden etkilenmediğim kadar etkilenmiştim bu kurumuş gülün karşısında. Onu almak istiyordum. Ama yapamıyordum adımlarım beni gitmek istediğim yere götürmüyordu. Kurumuş ve atılmış bir gülü almak pek normal bir durum değildi. Buna rağmen içimdeki sesi dinleyip geri döndüm,atılmış gülü alıp çiçekçi dükkanına girdim çiçekçi bayandı. Beni baştan aşağı süzüp ‘’ buyurun hoş geldiniz’’dedi. Konuşmama fırsat vermeden ‘’ Yağmura fena yakalanmışsınız’’ diye sözünü tamamladı. ‘‘ hoş bulduk’’ dedim. Elimdeki kurumuş gülü göstererek ‘‘ ben bu gülü almak istiyorum’’ dedim. Çiçekçi her halde böyle bir durumla ilk defa karşılaşmıştı ki çok şaşırdığı her halinden belliydi. ‘’ Bunu mu? ’’ dedi. Ne yapacağını bilmeyen ben ‘’ Aa evet bunu; ne kadar istiyorsunuz? ’’ diye sordum. Bayan ‘’ Biz onu atmıştık zaten, bir maliyeti yok’’ dedi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-kurumus-gulun-hayalleri-siiri/</link>
<guid>919346</guid>
<pubDate>2008-03-15T15:45:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Dilindeki Yalan</title>
<description>Önce “ Güçlüyüm” diyorsun Öyle ki içindeki acı, Yüreğinin en gizli yerine saplanıyor Kimseler görmesin diye… Sonra gözler; Onlar kalbin aynasıdır ya </description>
<link>https://www.antoloji.com/dilindeki-yalan-siiri/</link>
<guid>919345</guid>
<pubDate>2008-03-15T15:44:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Büyücüm ve Ben</title>
<description>Kimsenin olmadığı bir odadaydım, Sadece ben nefes alıyordum ama; Yalnız değildim, Hayattaki en güzel en sadık Ve en büyük büyücüyle beraberdim Büyücü; dilsizdi konuşamıyordu; </description>
<link>https://www.antoloji.com/buyucum-ve-ben-siiri/</link>
<guid>919344</guid>
<pubDate>2008-03-15T15:43:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Arayış</title>
<description>Her şey durmuştu sanki bu gece  Ay doğmayacak gibi Yıldızlarsa hiç parlamayacak gibiydi Neden? Neden? Diyordum Kapkaranlık zifiri karanlıklar sarmıştı her yanımı Bir arayış içindeydim </description>
<link>https://www.antoloji.com/arayis-219-siiri/</link>
<guid>919343</guid>
<pubDate>2008-03-15T15:42:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 <item>
<title>Mutluluk</title>
<description>Mutluluk ağlayan bebeğin beşiğinde Ben mutluluğu o beşiğe daha kundaktayken bıraktım Her gözünü açan onu ağlayarak karşılasın diye Beklide onu kaybetmekten korktuğu içim ağlıyordur kundaktaki  Mutluluk kefen giymiş adamın tabutunda, </description>
<link>https://www.antoloji.com/mutluluk-326-siiri/</link>
<guid>919341</guid>
<pubDate>2008-03-15T15:41:00+03:00</pubDate>
<author>Havliye Ecer</author>
</item>
 </channel>
</rss>
