<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Hasan T&#252;rkyılmaz Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Leyla'm</title>
<description>Alemi gönlümce göreyim dedim, Oturdum yüksek bir dağın başına. Daha ilk bakışta tutuştu ruhum, Neler gelmiş kızım, Leyla'm başına?  Bir bayram günüydü, oyundaydın sen </description>
<link>https://www.antoloji.com/leyla-m-13-siiri/</link>
<guid>2672504</guid>
<pubDate>2018-07-03T04:10:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Neden Yarım Şair Dedik?</title>
<description>Her yazılan şiir değildi ve her yazan da şair olmadı!   “Anlamsız sözcükleri alt alta yazma sanatına”(!)  başka bir ad bulunuz ve şiiri rahat bırakınız…  Bu devirde kalemi eline alıp iyi-kötü; doğru-yanlış bir şeyler karalayan zat-ı şahanelerin kendilerini “şair”, yazdıklarını da “şiir” ilan etmelerine tepki olarak, “tam şair”liğe bir tek üstat Necip Fazıl KISAKÜREK’i layık gördük ve âcizane kendimize de “yarım”lığı yakıştırdık. Bu; pek çoğunun sandığı gibi tevazudan filan değil, aksine kibirdendir. Tam şairliği üstada verdikten sonra, biz yarımlığımızla övünürüz ancak, aynı zamanda bununla yetinmeyiz… Yarım şairliğimiz, kendini şair sananların aksine, şair olmaya daha yakın bir noktayı ifade eder ve şairlik istidadını barındırır. Yarımın tama varmak için ihtiyacı olan şey diğer yarımını bulmaktır ve insan madde, duygu, düşünce, hayal veya rüya âlemlerinde dolaşarak diğer yarımını bulabilir. Biz de bu farklı âlemlerin sığ yerlerinde yüzmeyi öğrendik ve dipten inciyi çıkarmak hevesiyle gittikçe daha derine dalmaya uğraşıyoruz.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/neden-yarim-sair-dedik-siiri/</link>
<guid>2671040</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Ne kadar uzun zaman oldu (deneme)</title>
<description>Ne kadar uzun zaman oldu?   Kalemin köleliğinden kendi hayatımın efendiliğine terfi ettim ve böylece ne kadar çok alçaldım, düştüm… Söz’den başka kaygısı olmayan, Söz’den ziyade fikir taşımayan ve Söz dışında bir şeye ihtiyaç duymayan ben, bugün artık sanat-ı kelâmın gafillerinden oldum.  Hayatı mısra mısra okumak ve yazmak varken; satır satır yaşamaya mecbur kaldığımdan beri ne üzerime üzerime gelen duvarlardan, ne karşısında duvar gibi tepkisiz kaldığım sahnelerden dem vurdum. Ne anlık duygusal iniş-çıkışları andım, ne de ansız ve yersiz düşünceleri..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-kadar-uzun-zaman-oldu-deneme-siiri/</link>
<guid>2671039</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:46:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Kara Gül</title>
<description>Gidiyorsun ve git! Kal demem sana Yolun açık olsun hey Kara Gül’üm! Aydınlansın artık kararmış günüm. Sen ki benim her gün kanayan yanım; Kanımdan karasın, al demem sana!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kara-gul-14-siiri/</link>
<guid>2671038</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:44:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Kar'a Sevda</title>
<description> Yıllardır her yanın kar beyazıydı; Ne yöne dönsen kar, neye baksan kar! İçini kavuran kar ayazıydı, Dünyaya söyleyip sana susan, kar!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kar-a-sevda-5-siiri/</link>
<guid>2671037</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:43:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Dua</title>
<description>Cümle cihan cem olsa; dilde kalpte kelam tek!  Cümlesinin derdine açsak kollarımızı… Cümlesini birden halk oldular diye sevsek Cümlesine hep açık tutsak yollarımızı…  Cümle kelimeleri tek elife denk bilsek, </description>
<link>https://www.antoloji.com/dua-823-siiri/</link>
<guid>2671035</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Ölüme Candım</title>
<description> En sessiz çığlık benim; Duymadım kendim bile.  Sen hiç ben olamadın; Ben zaten sendim bile. </description>
<link>https://www.antoloji.com/olume-candim-siiri/</link>
<guid>2671036</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Zindan</title>
<description>Zindan; iki heceyle alemi bir kabre çevirdiler!  Zindan deyince akla ilk ne gelir, neler zuhur eder gözlerin önünde? Loş karanlık, dört duvar ve demir parmaklıklar! Küçücük bir cam, nemli ve ağır kokulu, pis hava! İnsanın içine zehir gibi çöken ve ıstırabı gün be gün katlamaya memur olan bela; yalnızlık! .. Zindan başka neler hatırlatıyor? Anahtar şıngırtısı ve iskarpin takırtısıyla, ara sıra yoklayan, yüzü bir ölününki kadar hissiz ve tepkisiz olan bir gardiyan, nadiren görünen devlet suretli hapishane müdürü… Azıcık su, biraz ekmek… ve daim uyku, uyku… </description>
<link>https://www.antoloji.com/zindan-117-siiri/</link>
<guid>2671033</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:40:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Çürümez Yapı</title>
<description>Üstâd'a...  Bir alem gizlidir senin elinde... Kalemi tuttukça açılır kapı! Görünür, ne varsa o aleminde... Akıl, fikir ve ruh; çürümez yapı! </description>
<link>https://www.antoloji.com/curumez-yapi-siiri/</link>
<guid>2671034</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:40:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Nokta (deneme)</title>
<description>Dur! Durmaz… Kalem kâğıda tutkun… Üzerinde oynamaya başladı mı bir kez, durmaz. Kâğıtsa yerinde durur ve kalemden korkmaz!   Noktalar, kalemin gölgesi, karda ayak izi, duvarda duman isi gibi… Nokta; kalemin işidir sadece. Kalem noktanın hem maddesi hem beden vereni, şekil verenidir. Satırlarda harflerin altına gizleneni bilmez kalem… Akıl ve kalp noktanın mana vereni.  Kâğıtta görünen her harf, aslında noktalar güruhu. Noktalar; her biri beynin bir kıvrımından akar parmak uçlarına… Ve noktalar; bir bir hayat bulur ruhun kıvrımlarında. Noktalar birleşip harf oldular. Noktalar; düş, hayal, istek, fikir, gam, elem ve sevda… ne varsa bana dair anlattılar. Ben tükendim ama noktalar durmadılar.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/nokta-deneme-siiri/</link>
<guid>2671031</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:38:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Hüzün (deneme)</title>
<description> Hüzünlüyken güzeldi yüzün, iki gözüm. Yüzün hüzünlüyken güzeldi. Çünkü hüzün masumiyet demek. Tefekkür halindeki ruhun yüze vuran rengi hüzün. Güldüğünde güneş gibi yakıyorsun gözümü, canımı acıtıyorsun. Hüzünlüyken ise ay gibi oluyorsun; seyrine doyana aşk olsun! Neden kahkahalar atıyorsun, neden? Kahkaha kararmış bir yüreğin türküsüdür. Bu türkünün sözleri; acı bitmiş bir hayatın öyküsüdür. Kahkaha; büyük hata; kahkaha kötüdür. Sana yüzünü hüzne bula demiyorum. Gönlünü batır hüzün suyuna, ruhunu hüzün bağına götür. Hüzün dağından topla masum laleleri, hüzün ırmağında yıka ellerini. Rüzgârın hüznünü dinle bir yandan, bir yandan aydaki hüznü seyreyle. Hüzünlüyken güzel yüzün, iki gözüm. </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzun-deneme-siiri/</link>
<guid>2671032</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:38:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Nasılsın (deneme)</title>
<description> Dağlar soruyor, nasılsın? —Altında alevler kaynarken, başı karlı bir dağ nasıl olursa öyleyim. Ne karlar içimdeki bu yangını söndürdü, ne içimdeki ateş karlarımı eritti.  Denizler, göller soruyor, nasılsın? —Dibinde inci gibi kum taneleri varken suyun kirlendiğinde nasıl olursan öyleyim. Suyumun kirinden gözükmüyor kumlarım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/nasilsin-deneme-siiri/</link>
<guid>2671030</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:37:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Yaz (deneme)</title>
<description>Yaz… Bembeyaz bir kâğıt… İstediğin gibi yaz, çiz, karala. İstersen harfler bürünür gözyaşlarına, istersen bir güzel tebessüm yayılır kâğıda. Kelimelerle çat kaşlarını, cümlelerle sev, sevil ve paragraflara böl kendini.  Yaz… Yazarken sınırın yok, korkun yok. Hangi renge boyarsan boya sayfanı. Renkleri kâğıda dökmek için bir palete ihtiyacın yok. Bir karakalemden fışkırır bin renk; karakalemde renk cümbüşü. Art arda gelen kelimelerden oluşan eşsiz bir tablo… Da Vinci halt etmiş senin yanında.  Yaz… Yazıların müziğe ihtiyacı yok. Ahenk için nota şart değil. Bırak sol anahtarlarını. Hislerini kâğıda dökmen için bir anahtara gerek yok. Karakalemden çıkan do’lar, Re’ler… Kalın ve ince sesler, bemoller, diyezler hep hassas bir kalemde… Beethoven kim ki sen varken?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaz-deneme-siiri/</link>
<guid>2671028</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:36:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Unutmuşlar (deneme)</title>
<description>Soruyorum, cevap yok… Çam ağacının iğneli yaprakları unutmuş seni, kozalaklar adını dahi hatırlamıyor.  Soruyorum, cevap yok… Yıldızlarda kaybolmuş gözlerinin rengi, yüzünün beyazlığı hapsolmuş aya; gece de unutmuş seni.  Soruyorum, cevap yok… Kaldırımları ağlatmamış hüznün, yollarda yokluğundan eser yok. Varlığını tatmamış ki ayaklarının, fark etsin gidişini.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/unutmuslar-deneme-siiri/</link>
<guid>2671029</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:36:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Sır (deneme)</title>
<description>Herkes muhakkak bir şeyler saklar bir yerlerde. Her insanın kendine ait esrarlı bir dünyası vardır. Kimi dünyasını içine sığdırabilir, kimi sığdıramaz. Sığdıramayan ya sırrını dışarı vurur bir şekilde, ya da çıldırır. Meselemiz dışa vuranlardır.  İnsanlar sırlarını anlatsalar bile, onu anlaşılmaz kılmak isterler. Çünkü Hz. Ali’nin deyimiyle “Sırrın senin tutsağındır, onu açığa vurduğun zaman sen onun tutsağı olursun.” Kimse kölesine köle olmak istemez.  Hislerle yapılan her sanat eseri, bir sırrın açığa vuruluşudur aslında. Zaten sanat; iç dünya esrarını dış dünyayla tanıştırmak için en geçerli metottur. Çeşitli sanat dalları içinde sanırım en basit olanı, yazmaktır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sir-deneme-siiri/</link>
<guid>2671026</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:35:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Derdimi Denize Anlatsam (deneme)</title>
<description>YER       : Sensizlik sahili  ZAMAN: Her zamandan herhangi bir zaman  SAAT    : Çeyrek var gözyaşlarıma  </description>
<link>https://www.antoloji.com/derdimi-denize-anlatsam-deneme-siiri/</link>
<guid>2671027</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:35:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Gün Gelir (deneme)</title>
<description>           Gün gelir, ân olur… Yüreğinin uzun süredir söylediği eski bir türkü gelir dilinin ucuna… Sözleri çok iyi hatırlarsın aslında ama bir türlü tutturamazsın melodiyi… Türkü içinde kalır. Bir ağırlık çöker göğsünün orta yerine… Tekrar denersin, nafile… Nafiledir tüm çabalar, düğümlenir boğazın. Bir damla sıcak kan süzülür çaresiz gözlerinden. Yanaklarına değil yüreğine akar… “Seviyorum! ! ! ” diyemezsin…  Gün gelir, ân olur… Şah damarının üstünde keskin bir bıçak gibi durur karşında. Kessin istersin. Kan gönlüne akacağına damla damla, oluk oluk aksın bedenine… Hiç değilse ruhun rahat olsun, kurtulsun bu sefil bedenden istersin, kesmez. Kördür bıçak, paslıdır. Belki içten içe ağlamaklıdır o ân ama “Unut” der… Cevap veremezsin, “Kolay mı? ” diyemezsin. Başka ne desen yalan olur.  Gün gelir, ân olur… Dinlediğin her şarkıda, her notada tek tek o vardır. Yazdığın her şiir ona armağandır. Yağan kar tane tane o’dur, güneş doğar, batar belki ama yüzüne vuran ışık o’nundur. Kamaşır gözlerin, ağrır belki… Yine de ayıramazsın bakışlarını. Baktıkça ağrıtır, ağrıttıkça bağlanırsın. Zaten bundan sonra konuşmanın anlamı yoktur. Dilin kudreti yetmez o hissi ifade etmeye. Söylediğin kuru bir laf olur.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gun-gelir-deneme-siiri/</link>
<guid>2671025</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:34:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>İlham Perim</title>
<description>İlham perim kaç gündür nerde, nerelerdesin?  Elim, dilim, kalemim sensiz işlemez oldu! Sen yokken lâldır ruhum, yarım aklım ne desin? Her uzvum sustu da göz bile söylemez oldu!  Kafdağının ardında bir yere mi saklandın? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilham-perim-20-siiri/</link>
<guid>2671024</guid>
<pubDate>2018-06-29T04:33:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Nefs (yarım Şiir)</title>
<description>Nefs kuşanmış zırhını, kılıç kalkan elinde Tuttuğun yol, yol değil; dön bataklığa diyor. Zayıf, çıplak irade ince kıl üzerinde; Bir çıplak bacak görse, titriyor, sendeliyor…  Bir kolumdan çekiyor alçak nefs bataklığa; </description>
<link>https://www.antoloji.com/nefs-yarim-siir-siiri/</link>
<guid>2670019</guid>
<pubDate>2018-06-28T03:39:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Arzu (ölüme)</title>
<description>Zor geliyor hayat, irkiliyorum Ansızın bir ölüm arzusu ile…  Mutlak sonu sevmek, tutulmak ona, Ruhu sıkıştırmak hayat çarkına, Dişlide ölümün tadına varmak… </description>
<link>https://www.antoloji.com/arzu-olume-siiri/</link>
<guid>2670017</guid>
<pubDate>2018-06-28T03:38:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Türkyılmaz</author>
</item>
 </channel>
</rss>
