<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Hasan H&#252;seyin Arslan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Linz de Bir Aksam</title>
<description>Linz’de bir gece Ren nehri’ni seyrederim sessizce Akar gider durgun ve bulanık bir su O’nu seyrederken bulurum içimde huzuru Linz’de bir gece … Yıldızlar geziyor üzerimde </description>
<link>https://www.antoloji.com/linz-de-bir-aksam-siiri/</link>
<guid>3814156</guid>
<pubDate>2026-04-07T00:24:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Rhein Nehirinin Romantikligi</title>
<description>Duygularımın esiriyim ben gece bekçiliğinde Ay doğar geceleri bir top gibi üzerime Ne gelenim var ne de gidenim Bu gurbet ellerde … Biçilmez bir kaftanıyım kendi tarihimin ecelinde Bahar kapıda gözyașlarım içinde </description>
<link>https://www.antoloji.com/rhein-nehirinin-romantikligi-siiri/</link>
<guid>3814154</guid>
<pubDate>2026-04-07T00:13:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Özveri</title>
<description>Özveri bir insanın kendi ihtiyaçlarını gözardı etmeden, ötekine sunduğu en büyük sosyal, psikolojik, etik ve kültürel incelikleri içinde toparlayan uygar bir davranış biçimidir.  Her şeye rağmen bu kelime kapasitesi gereği gerçekten içerik ve anlam bakımından sade bir kelimedir. Kültürel normlar ve yaşam biçiminin tarihsel analizi yapıldığına ve göz önüne alındığında özveri/ diğerkamlık’da insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir kelime olarak günlük hayatta yerine alarak sağlam bir temele dayanmaktadır. İnsan varoluşu gereği toplumsal ve komünal bir varlık olduğu için başlarda ‘almak’ ve ‘vermek’ doğalken, bu durum yerleşik yaşam biçimine geçtiğimizde şartların getirmiş olduğu gerekçlerden kaynaklanan dönüşümü ve gönülden, karşılık beklemeden, ama köleliğe de gitmeden insanın kendi kişiliğinden gelen özüyle, sözüyle, sevgisiyle, saygısıyla varolma felsefesini ruhunda hissetmesini özveri olarak tanımlamak daha doğru bir tespittir. Her ne kadar felsefi olarak özgeci bir görüşü içermiş olsa bile bu durumu daha çok günlük yaşamsal normlara yapmış olduğu katkıları göz önüne alarak değerlendirmek bu kavrama gereken saygıyı göstermek olacaktır. Çünkü “özveri” bir insanın kavrama kapistesini aşan onu kendinden daha ileriye taşıyan bir kavram olarak karşımızda duran Himalaya ve Ağrı dağı gibi doruğuna erişmenin hiçte kolay olmadığı bir gerçekle karşılaştırır bizi.  Özden vermek olarak tercüme etmek belkide bu kavrama yapacağımız en büyük iyiliktir. İnsani boyutların bütün sınırlarını zorlayan ve psikolojik bir derinlik, sosyal bir kafa isteyen özveri bu davranışıyla içerisinde sınırsız güzellikleri saklayan büyük bir hazinedir. Doğruluğun, dürüstlüğün, söz vermenin de ötesinde kocaman bir dünya vardır özveri’nin arkasında! Ötekine sadece gereksinim duyduğu şeyi vermenin çok ötesinde ki kişisel bir eylemdir. Vermek, ama içten vermek, bahşetmek, itham etmek, tevazunun ve tevecühün yürekten getirdiği bir gönüllüktür de özveri aynı zamanda. Ama bu hiç bir zaman kötüyle kullanılma, angarya haline erişmeyle karıştılmaması gereken sosyal bir içeriği olan yaşamsal bir gerçeğidir insanlığın. Özveri ekonomik durumdan daha çok gelecekte olacak ve olma ihtimalleri sağlam bir zemin hazırlayarak, onu soyutlamadan, özverinin özünü onun içinden çıkarmadan, sadece “verme” eylemine indirgemeden takındığı bir tavır olarak kalması en makul yoludur. Burada şahsi bir beklenti, umma veya başka amaçlar kesinlikle özveri olarak değerlendirilemez ve de değerlendirmesi özveriyi, kendi özünden kopararak uzaklaştırır. Çile çekerek, bir hedefe odakalnarak katlanmış olduğu fedakarlığı özveri olarak değerlendiremeyiz. Kendi dışımızda kalan dünyayla daha huzurlu, daha mutlu, gücümüz ve imkanlarımız ölçüsünde, içimizden gelen duyguların, düşüncelerin, mentalitenin, doğa ve diğer varlıklar için merhametin dışında kalan bir kişilikle bütünleşerek yaptığı bir eylemler toplamıdır özveri.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozveri-siiri/</link>
<guid>3350376</guid>
<pubDate>2022-04-04T00:27:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Doce doce, acquirem scientiam</title>
<description>Doce, doce, acquire scientiam  Kendini her platformda ilericiyim diye tanıtan, inanmıyorum, ama saygı duyuyorum diye inanan metafizikçi düzenbazlar, sahtekarlar bir iki beğeni için kıvıran zatlar, değil ne zamam doğduğunu hakkından hiç bir bilgin olmadığı halde bilgiçlik taslayan ukalalar, elin adamının ne zaman ve nerede doğduğunu nasıl  biliyorsunuz?  Hepiniz sahtekarsınız!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/doce-doce-acquirem-scientiam-siiri/</link>
<guid>3350360</guid>
<pubDate>2022-04-03T23:36:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Kendin Olmak</title>
<description>Kimsenin diğerine insani ölçülerin dışında birbirini sevmenin ve saymanının dışında başka bir mecburiyeti yoktur. İnsanı ilişkilerimizde saygı, sevgi, mesafe ve güven ilişkilerimizin ana kriterlerinin başında yer alır. Sevgi yürek zenginliğinin en zarif evladıdır ve karşısındakine verecek en azami gönül zenginliğidir. Sevgi matematiksel mutlak bir doğrudur.  Ne verirseniz yüreğinizden verin. Yüreğinimizden vermediğimiz hiç bir şeyin zerre kadar değeri olmaz.  Saygılar, herkesin yüreğine göre dizayn ettiği bir yaşam dileğiyle!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendin-olmak-15-siiri/</link>
<guid>3350358</guid>
<pubDate>2022-04-03T23:28:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi ve Zenginlik</title>
<description>Kimsenin diğerine insani ölçülerin dışında birbirini sevmenin ve saymanının dışında başka bir mecburiyeti yoktur. İnsanı ilişkilerimizde saygı, sevgi, mesafe ve güven ilişkilerimizin ana kriterlerinin başında yer alır. Sevgi yürek zenginliğinin en zarif evladıdır ve karşısındakine verecek en azami gönül zenginliğidir. Sevgi matematiksel mutlak bir doğrudur.  Ne verirseniz yüreğinizden verin. Yüreğinimizden vermediğimiz hiç bir şeyin zerre kadar değeri olmaz.  Saygılar, herkesin yüreğine göre dizayn ettiği bir yaşam dileğiyle!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-ve-zenginlik-siiri/</link>
<guid>3350355</guid>
<pubDate>2022-04-03T23:26:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Mutluluga Bes Kala</title>
<description>Mutluluğa Beş kala  2011 yılında yazdığım bir hikaye, çok az içerik değişikliğiyle yayınlıyorum. Günlük defterlerimi karıştırıken bir hafta önce görerek bilgisayara geçerken anılarda baya kafamda uğultular yarattı!  Uçak, sabah saat tam yediotuz sularında tekerlekleri Sabiha Gökçen Havaalanı’nın beton zemine dokunurken, hafif sarsıntılar arasında bir alkış tufanıyla giderek yavaşlıyor ve belli bir süre sonra da tamamen duruyor. Yeryüzüne inmenin sevincini yaşayan yaşlı ve inançlılar belli belirsiz dudak arası mırıltılarıyla kimbilir kaçıncı kez okudukları beyhude dualarını tekniğin sayesinde görünmeyen ve olmayan bir güce bağlamanın sevinciyle sevdiklerine kavuşacakları son dakikaların hesaplarını yapıyorlar. O, ise hala koltuğunda hiç uçaktan inmeyecekmiş gibi oturuyor, yan taraftaki tüm yolcular, sanki talandan mal kaçıracaklarmış gibi kendi davranışlarıyla kaosa sebebiyet vererek birbirlerine olan saygısızlıklarını da böylece açıktan teyit etmiş oluyorlar. Önden yavaş yavaş inenlerle yine de on dakika kadar sonra uçak tamamen boşalıyor. Herkes iniyor ve hosteslerden birisi: „Beyefendi siz inmeyecekmisiniz“ diye telaşlı bir şekilde ona doğru geliyor. O, hemen: „Becerebilirsem ineceğim hanımefendi“ oluyor. Hostesler hep birlikte gülüşüyorlar onun bu bu şakavari şaklabanlığına!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mutluluga-bes-kala-siiri/</link>
<guid>3350354</guid>
<pubDate>2022-04-03T23:24:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Kendimi Anlatmak</title>
<description>Kendimi hayat ve içinde yaşadığım topluma nasıl anlatacağımı henüz tam olarak öğrenemedim maalesef. Ve bir insan kendini nasıl anlatabilir ki?   Toplum, çevremiz; içinde yaşadığımız atmosfer, gerek sosyal ve gerekse psikolojik olarak hiçbirimizin diğerimizi anlamadığı bir zamanda yaşıyoruz. Ve hemen her konuda bilgi sahibi olduğumuz kanısına vararak fikir beyan ediyoruz. Oysa herkes ilk önce her konuda bilgi sahibi olma imkanı ölçülerinde eğitilmediği ve eğitilmediğimiz için fikir beyan etmeside işin ciddiyetin koparak cıvımasına neden olan bir durum ortaya çıkar.  Ben de bu sebepten dolayı anlaşılmak veya kendimi anlatmak için yazmıyorum bu satırları … Yüreğimden yüreğime, düşüncelerimden özüme, özümden tözüme, yüzegimden gözüme, gözümden de zerrelerime hitap ederek durumu idare etmek için titretmeye veya yeni elbiseler giydirmek için uğraşıyorum harflerle … eğer kendimi kendime anlatmazsam kime anlatabilirim ki? Yazmazsam sol yanım öksüz kalır, belki de ölür korkusuyla vuruyorum cümlelerin derinliklerinde kendimi bulmak için. Değerli bir arkadaşla yazışıken bu düşünceleri ifade etmek geldi akılsız aklıma …  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendimi-anlatmak-siiri/</link>
<guid>3350351</guid>
<pubDate>2022-04-03T23:02:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Ask</title>
<description>Aşk  Aşk  Bülbüle benzer Kaşlarından </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-3779-siiri/</link>
<guid>3345861</guid>
<pubDate>2022-03-20T00:59:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Isvıcre'den Sant Gallen'e</title>
<description>İsviçre’den Sant Gallen’e  İsviçre, 26 Kantondan oluşan, fedaratif bir devlet olduğu gibi, beş dilin konusulduğu, dört dilin ise resmi dil olarak kabul edildiği çok kültürlü bir dağ ülkesidir. Federal devletin resmi merkezi, yani başkenti Bern’dir. Denize kıyısı olmayan tamamen Alp ve Jura Dağları ve İsviçre Platosu arasında bölünen, derin vadi ve kanyonların, sarp dağların arasında parçalanan, 41.285 km²‘lik yüzölçümüne sahip olan bir ülkedir. Ülkede Alp Dağları kayalıklarla ormanlar arasında kalan ovalardan oluşsa da, Alp Dağları bu ülkenin ovalarından daha fazla bir yüzölçümünü işgal eden doğanın en zor koşullarına direnen bir ülke durumundadır. İsviçre demek, sadece dağlarıyla değil, kentleri, ırmakları, tünelleriyle de dünya da önemli bir konuma sahip olan kendine has bir çok özelliği, peyniriyle dünya da nüfusunun küçüklüğüne rağmen önemli bir ekonomiye sahip ülke özelliğiyle de ünlüdür.  Bu yüzden ülke nüfusunun büyük bölümü şehirlerde ve platolar çevresinde ki köylerde ve kasabalarda toplanmıştır, ve nüfusun %75’i buralarda yaşamaktadır. Dünya küresel kentlerinden Genevre ve Zürih de bu ülkededir. Avrupa Topluluğu‘na üye olmayan, ama Avrupa Topluluğu’yla çok uyumlu bir siyaset izleyerek kendini de izole etmekten korumaktadır. Silahlı tarafsızlık İsviçre’nin siyasal tarihinde önemli bir öneme sahiptir. Resmi olarak tarafsızdır ve 1815 yılından beri hiç bir savaşa doğrudan doğruya katılmamıştır ve çok geç bir şekilde Birleşmiş Milletlere 2002 yılında üye olmuştur. Bütün bu görünürde kendini gizleme siyaseti izlemesine rağmen çok sayıda uluslararsı barış girişimlerinde bulunan organizasyonlarada ev sahipliği yapmaktadır. Savaşların ise saklı taraftarıdır. Silah sanayisinde, askeri malzeme üretiminde, diktatörlerin paralarını sakladığı bankalara sahip olma özellikleriyle ve Yahudiler’in İkinci Dünya Savaşı sırasında talan edilen mallarını ve zenginliklerini, özellikle altınları hırsızlama konusunda şaibesiyle de ilgili karanlık taraflar hiç bir zaman aydınlatam eğilimi göstermemiş ve gelecekte de göstermeğe meyilli degildir İşviçre.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/isvicre-den-sant-gallen-e-siiri/</link>
<guid>3345860</guid>
<pubDate>2022-03-20T00:53:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Insan</title>
<description>  Sevdim seni boydan boya, Uzanıp gökyüzünü seyrettiğim Bir söğüt ağacının gölgesi altında Gözlerin adım attı bahara </description>
<link>https://www.antoloji.com/insan-1022-siiri/</link>
<guid>3345858</guid>
<pubDate>2022-03-20T00:52:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Sabah Rüzgarı</title>
<description>Henüz doğmadan güneş, Tüten bacalardan belli ki Her ocakta yanıyor bir ateş Süzülür ışıklar pencereden içeri Öbek öbek İşte böyledir hayat kederli </description>
<link>https://www.antoloji.com/sabah-ruzgari-21-siiri/</link>
<guid>3345856</guid>
<pubDate>2022-03-20T00:48:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Cok Bekletim mi</title>
<description>Öykü  O da bir insandı, çok zorluklardan geçerek bastı onuna, onbeşine, yirmisine, otuzuna, otuzbeşine, kırkına, kırkbeşine, ellisine … Koşar adım giderken sürekli yeni dünyalar peşinde. Kendi yazmak istediği acıyla gerçeğin, en çok kesiştiği, ama hiç bir zaman teğet gitmediği duygular eşliğinde! Öyle yaşamaya çalıştı belirsizce … Gözden uzak, habersiz, haber almadan, haber vermeden! Gürültü patırtı etmeden! Hır gür çıkarmadan, gıcık olmadan, baş gedikli gibi sürekli zırlamadan, hırlamadan.  Geleceklerinin belirsizliği insanlara geçmişlerini anımstarak nostaljik anılara yöneltir istemeden. Oysa geçmiş bugünden daha iyi değildir kesinlikle … Sadece nostaljik imgelerin, imitasyonların hayallerini gerçek sandığı için o da geçmişi herkes gibi kahramanlaştırmaya özen gösterirdi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cok-bekletim-mi-siiri/</link>
<guid>3345855</guid>
<pubDate>2022-03-20T00:46:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Iyi Niyetle Güvenmek Üzerine</title>
<description>Bu gün Facebook üzerinden değerli bir arkadaşımla güven üzerine sohbet ederek bu konu üzerinde farklı farklı düşünmüş olmamıza rağmen, ben, güvenme konusunda her zaman ki sadeliğimi koruyarak ve çocukca bir naiflikle herkese güvendiğimi ve de güveneceğimi bir kez daha hem kendime hem de bu arkadaşıma karşı teyit ettirerek güvenmenin insan yaşamının bir parçası olduğu kanaatimce dogrulamaya çalıştım. Benim tezim, güvenmenin de güvensizlik gibi insanın kendi iç dinamiklerinden ve tecrübelerinden kazandığı bilgi ve birikimi sonucu çevresine karşı duyarlı bir incelikle ve anlayışla var olma gerçeğinin kabullenişi olarak tanımlıyorum ben güveni. İnsan güvenmelidir; çevresine, arkadaşlarına, komşularına, dostlarına, dost olmadıklarına, … Güvenmelidir çocuk saflığında, ince bir ruhla, ruhu bütünleyen nezaketle, güvenmeldir bütün medeniyetlerin medeniyeti adına. Çünkü güvensiz insanlar korkak ve şüpheci olurlar, sürekli kendilerini sterilize ederek izole bir yaşam sürmeyi denerler ve ruh sağlıkları sorunludur bu insanların. Ben, herkese, sayfamda olup bu yazıyı okuyanlara, okumayanlara, beni kıranlara, bana küsenlere, darılanlara, güveniyorum incittiklerimede, incidiklerimede, güveniyorum caddice, içten, samimi bir iyi niyetle! Güveniyorum, dağın bulutlara güvendiği gibi! Herkese, ama herkese. Çünkü güvenmek cesaret ister, cesaretli bir yürek ve yanılmayı göze almak uğruna bir yaşam biçimini insanın kendi özüyle bütünleştirmesidir! Güvenmek etkili bir silahtır insanın kendine verdiği sözler adına. Aşağıdaki şiiri sayfa dostlarıma ve beni arkadaş bilen herkese samimi bir güvenle armağan ediyorum Pazar günü hürmetiyle! Çünkü birisini yanıltanlar, aldatanlar, güvensizlik yaratanlar mutalaka, er veya geç kendi yanılgılarını kavrayarak gereçeğe ulaşacaklardır. En cahil insandan, en bilgili alime akadar bütün insanlar her işe güvenerek başlarlar. Güvensizlik bütün hayal kırıklıklarına rağmen sığınacağımız tek gerçek gönül kütüphanesidir ve o olacaktır her işe yön veren. Ve güveniyorum sizlere sonsuz bir saygı ve sevgi adına! Nedensiz, sorgusuz, beklentisiz, beğenisiz bir iyi niyetle! Güveniyorum, beni kendi gibi bilenlere, bana kin bileyenlere, sevenlere, sevmeyenlere, sayanlara, nefret edenlere, dostca el uzatanlara, elleriyle dostluğumu kavrayanlara, gözleriyle kötü görmeyi unutanlara, önyargısız ve amansız bir iyi niyetle, güveniyorum, dostca, ama dostca! Dost kalın dost olun ve dostca sevin ve sayın. Yoksa sevilmezsiniz, sayılmazsınız ve güvenilmezsiniz! Güvenirim ben, </description>
<link>https://www.antoloji.com/iyi-niyetle-guvenmek-uzerine-siiri/</link>
<guid>3313289</guid>
<pubDate>2021-12-12T21:01:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Degersheim</title>
<description>Dağların eteklerinde  Göçebe gönüllere Çadırlar kurduk Çimenler içine Bir bülbül gelir ve konar Figanlarla, acı çeken bir güle </description>
<link>https://www.antoloji.com/degersheim-siiri/</link>
<guid>3313287</guid>
<pubDate>2021-12-12T20:57:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Gecede Plüvofilli Düsler</title>
<description>Uzandım uykum tutmadı, tedirgindi her zaman ki gibi yüreğim. Hafta sonu temizliğinin ardından yorulmuştum, üstüne üstlük bir de ağır bir kitaptan (Ethnolojik Dönüşüm) bir kaç etraflı ve derinlenmesine incelenmiş kültürel makaleler okumuş ve günü kapatmak istemiştim. Kafamdaki düşüncelerim, Alman birinci veya ikinci kanalından bir güzel filim seyrederek koltukta pinekleme arzusuydu. Bir filime de baktım, çok gerilimli baş rolleri oynayan iki erkek oyuncu da kurşunlara hedef olarak filim sona ermişti. Filimde mutlu bir son yoktu, kadın arakladığı altıyüzbin €uroyu kanının son damlasına kadar savunarak yurtdışına kapağı atmayı başardı başarmasına, ama sevgilisi de mezarı boyladı maalesef. Filim bitince bu gerilimle pencereyi açtım biraz temiz hava soluyarak elimi uzattığımda havanın nemli ve termometrenin dokuz dereceyi gösterdiğine tanıklık ettim. Canım dışarıya, kendimi sokağa atma hissiyle beni dürtülerken birden kendimi dışarıda buldum. Yağmur çiseliyor, gece ilerliyor. Sadece kalın giyinmişim ve kapşonlu sımsıcacık bir anorak var üzerimde.. Uzun yıllar önce yine böyle bir günde Hollanda da yaptığımız yürüyüş aklıma geldi ve yine kendimi bu gerilimli filimden sonra hüzünün içinde buldum. Caddeler yağmura rağmen gündüz gibiydi. Laterneler binbir çeşit ışık huzumeleriyle sokakları aydınlatıyor du. Yaklaşan Noel atmosferinin vermiş olduğu sevinçle, bazı balkonlara da Noel ışıklandırma süslemeleri dansediyordu. Yağmur çiseliyordu, huzur veren bir acı eşliğinde ve ben kendimi bir plüvofil gibi değil, resmen bir plüvofil olarak görüyordum. Birden bu hissin neden bu kadar çalkantılı bir akşamda beni sarmalladığını da anlayacak kadar kafa yorma gücüm yoktu. İçimden kendi kendime ve yoldan gelip gidenlere „işte bendeniz Hasan Hüseyin Arslan, bir plüvofil olarak karşınızdayım“ diyordum. Duyan ve aldıran yoktu, tramvaydan inen son yolcular hızla çiseleyen bu tatsız havayı bir an önce sıcak evlerine ulaşarak dağıtmak istercesine hızlı adımlarla uzaklaşıyorlardı … Bense bu havadan resmen hoşlanıyordum, ellerim sıcak cebimde, plüvofilli düşüncelerin resmi geçidini kafamda yaşayarak karamsar ve melankolik atmosferi dağıtmaya uğraşıyordum. Bu terime boşuna bu misyon yüklenmemişti. Huzur buluyordum ve en azından ağladığımı kimse hissedecek kadar da beni tanımazdı bu durumda! Güneşli havaları sevdiğiğim kadar gri bulutların yer yer de sıyahlaşan bir gökyüzüyle savaşması beni şu anda ki ruhumla dinlendiriyordu. Son üç yıla yakın bir süredir huzur bulmayan bir ruh haline bir Eda Karaytuğ: Tükendi Nakd-i Ömrüm ile sadece destek olabiyliyordu. Ama bu akşam daha başka bir akşamdı. Bu havada hiç hissedemediğim mutluluğa yakın hisler devreye girerek beni alıp kestaneli yoldan uzaklara sevk ediyordu. Yağmurla beraber ortaya çıkan toprak kokusunun ve damlacıkların yanaklarıma, tenime ve ruhuma vuruşu bayıltırcasına bir tat veriyordu. Gece ilerliyordu. Yağmur suyunun tadı içilecek en temiz su olduğunu bildiğim için çekinmeden dudaklarıma dokunan damlaları yudumluyordum. Ellerimi hüzünle havaya kaldırarak yanıbaşımda ki eksikliğin hisleriyle avunuyordum. Köpekle gezen hiç tanımadığım birisi „iyi akşamlar“ sesiyle beni bir maral gibi uyandırdı daldığım hayallerden. Ben, yine bulutlarla başbaşa kalarak beni sevindirdikleri için bu gri bulutlara, nemli havaya, çiseleyerek yağan yağmura binlerce defa teşekkür ederek yoluma devam ediyordum. Bu gün, bir plüvofil olmanın keyifini çıkarmaya çalışıyordum. Bulutlarla sohbet ederek yoluma devam ederken; „bu zor günlerin geçeceğine ve belki de yeniden güzel günlerin baharla beraber bana uğrayacağı“ umuduyla devamlı yürüyordum. Elbette her krizin, her zorluğun, her düşüşün bana yeni fırsatlar vererek önümü açacağına da inanıyorum. Genel olarak insanların büyük bir bölümü kapalı ve yağmurlu havaları sevmezler, ama bir plüvofil olarak bu benim için istisnai bir durumdur. Birisi önüme çıksa ve „kardeşim sen manyakmısın, gecenin bu saatinde, bu nemli, insanı uyuz eden bu havada ne işin var dışarıda git evine otur sıcak kaloriferine sırtını dayayarak“ dese bile bu söylme benim için bir şey ifade etmez ve edemez. Çünkü, şu an da ben, benim anımı yaşıyorum, griliği seviyorum, bu damlalar bana insanlardan daha çok güven vererek mutlu olmama vesile oluyorlar, bunu anlamak için alim olmaya da gerek yoktur kanımca diyere bir izlekten yönümü ormana veriyorum gecenin huzurlu karanlığı içinde. Gokyüzü tüm griliğiyle geceye hükmederken bende ona hükmederek huzurun içinde adımlıyorum. Sonra neden en sevdiğim havanın yağmurlu ve kapalı havalar olduğunu son bir yılda değişen kişilik hislerimle ve kendimi yeniden tanımaya başladığımda keşfettiğim için bunun benim için özel bir durum arzetmediğini kanısına da varmış oluyorum böylelikle …  Yağmuru sevmenin, güneşi sevmenin, denizi sevmenin ve Kuzey Okyanusu kıyısında Zandvoort’da dalgaların ta boğazına kadar gelerek seni sürüklemesi, hatta öldürmesi bile şu anda bana normal geliyor. Kendimi anlamkata güçlük çekmiyorum, belki sadece anlatmakta güçlük çekiyorum diyerek devam ediyorum yoluma. Yadırgamıyorum kendime, hayretlere de düşürmüyorum, sıradan ve normal bir yaratık olmanın dayanılmaz hafifliğine dayana dayana eski çalıştığım işyerini tabelasını yeniden okuyorum ve devam ediyorum yoluma! Ruhumda daralma yerine, enerjik bir hal var, bu hava, bu yağmur damlaları beni evime göndermek istemiyorlar. Her damla ayrı bir dil konuşuyor. Elementlerin her biri şu anda bu damlacıkların atomunda ve yörüngesinde ki yerlerini alarak proton olarak bana damlıyor sadece. Bu kadar proton izotoplarımda başıma tatlı bela olurken yağmur çiseliyor ve evler ışık kütleleriyle gülümsüyorlar yüzüme. Yeni yapılmış son derece modern bir binanın balkonun da iki kadın sigaralarını tüttürerek hararetli hararetli konuşuyorlar yeni yıl hediyeleri üzerine. Belliki onlarda Noel telaşı başlamış. Ah diyorum içimden, hep birilerini mutlu etmek için uğraşan biz insanlar, neden kendimizi de mutlu etmek için uğraşmıyoruz diye sitem ediyorum bir anlığına plüvofilliğimi unutarak. Ve birden silkeleniyorum, “gerginlik yapıp kendini lütfen strese sokma Hasan Hüseyin” diyerek uzaklaşıyorum kentin içini düşünerek. Yüreğim nehire kadar yürümek istiyor, butün içimde ki her türlü pisliği silkelemeye çalıştığım şu “kadim dost Main Nehiri”.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecede-pluvofilli-dusler-siiri/</link>
<guid>3313286</guid>
<pubDate>2021-12-12T20:55:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Vurmayın Kadınlara</title>
<description>Yücedir Kadınlar Vurmayın, o annemiz, anneniz Vurmayın, o ablamız, kız kardeşimiz Vurmayın, o eşiniz Vurmayın, o güller bahçesinde derdiğimiz Vurmayın, o ruhumuzda ki en derin sevgimiz </description>
<link>https://www.antoloji.com/vurmayin-kadinlara-siiri/</link>
<guid>3313284</guid>
<pubDate>2021-12-12T20:52:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Geceler</title>
<description>Geceler, ilaçtır yaralarıma Yaralarım konuşur hücre hücre onlarla … Geceler, süslenir yıldızların gülleriyle Mehtap sevdaya benzer gökyüzünde Geceler, söyler bütün beklentilerimi Sessizce konuşarak silkeler içimi </description>
<link>https://www.antoloji.com/geceler-726-siiri/</link>
<guid>3313283</guid>
<pubDate>2021-12-12T20:50:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Havada Hüzün Var</title>
<description> Her şeyde bir hüzün var, Dizeler hüzünden doğar! Akşamlar hüzünle başlar Ve gecelerde buram buram Hüzün akar! </description>
<link>https://www.antoloji.com/havada-huzun-var-2-siiri/</link>
<guid>3313282</guid>
<pubDate>2021-12-12T20:49:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 <item>
<title>Beyaz Insan</title>
<description>Her şey sende; Katliam sende, Bilim sende, Afrika da milyonlarca Zenciyi vurdun zincire Tecavüz sende, </description>
<link>https://www.antoloji.com/beyaz-insan-siiri/</link>
<guid>3313281</guid>
<pubDate>2021-12-12T20:46:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüseyin Arslan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
