<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Harun Guven Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Aşk Risalesi 10</title>
<description>Hiç düşündün mü insanın sınırı neresi? Elinin uzandığı mı? Gözünün uzandığı mı? Gönlünün uzandığı mı?  -Elinin uzandığı sınıra sahip olanlar elinin ulaştığı yere kadardır. Yetinmeyi bilir. Nasibi ne ise onu alır fazlasını istemez. Ayrıca tuttuğu kadar, dokunduğu kadar yada elinde olduğu kadardır. O insanlar için önüne gelenin varlığı çok önemlidir. Tamah etmek, azla mutlu olmak, ve şükür etmek zira cok önemlidir. Ve bu insanlar fedakar olurlar ve hadlerini, çaplarını bilirler. Bir eyleme yada duruma karşı bu kişilerin elde mevcut olanla müdahelesi söz konusudur. Bu kişilerden helva istiyorsanız; unu, yağı ve şekeri temin etmeniz gerekir. Ve helvanın nasıl yapıldığınıda tarif etmelisiniz. Yani verdiğiniz şeyler ve tarifiniz onun yapmasına etkendir. Bir şeyi eksik bırakırsanız oradan olumlu netice alamazsınız. Bu insanlar duygusaldırlar ve en önemlisi birilerinin yönetiminde olurlar. Özgür irade zayıf ve özgüven eksiktir. Güdüm duygusu üstlerine çöreklenmiştir. Kısacası hayatta bir toplulukla organize hareket ederler ama tek başına işlevsizlerdir.  -Gözünün uzandığı sınıra sahip olanlar realisttir. Taklit yetenekleri üst seviyededir. Doğru yola doğru adımla gitmek için etrafı izlerler. Farkındalıkları yerindedir. Tecrübe ederler. Düşe kalka yol alırlar ama başarmak onlar için hedeftir. Sonuç başarmak değildir. Özgüvenleri bildiği olaylarda üst seviyedeyken; bilmedikleri durumlarda özgüven düşer hatta özgür iradeleri ellerinden uçar. Hem ekiptirler hemde ekipte lider olma gibi özellikleride mevcuttur. 1 kere deneyimledikleri şeylerden daha sonraki tekrarlarda harikalar oluştururlar. Duygusaldırlar ve  hislerini mantıkla karara bağlarlar. Çıkarcı ve bencillik özellikleri üst düzeydir. En büyük sıkıntıları yanlışı doğru sanıp sıkısıkıya bağlanmalarıdır. Siz ona helva için malzeme verirsiniz o size ondan çeşitler türetebilir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-risalesi-10-2-siiri/</link>
<guid>3211156</guid>
<pubDate>2021-01-16T12:25:00+03:00</pubDate>
<author></author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Risalesi-9</title>
<description>Bul dedi, Aradım gündüz gece. Bil dedi, Taradım sözcük hece. Ol dedi, Bu nasıl bir bilmece..? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-risalesi-9-2-siiri/</link>
<guid>3182212</guid>
<pubDate>2020-10-28T15:42:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Risalesi-8</title>
<description>  Rıza-i saadet dairesinde bakarsan her fikre; bir haz görürsün. Yoksa; insan, rıza etmediği her buhranda bir felakete ram görürsün. Bil dedi ve bizler bildik ki; hayr-ı selamette olan canın kıymeti, riyakar nifaklara karşı bir kalkan olmaktadır. Bu kalkan, benlik dairesi içinde korunan, benlik dairesinde yuvalanan ve yaşamını ben kıblesinde geçiren bir silüet olsa gerek. Bu kişileri bencillikle suçlamak için, kişinin bende ki beni çözmesi elzemdir. Zira her benlik bencillik olmayacağı gibi, her bencilliğinde içinde ben olacağını söylemekte cahilliktir. Ben olmadan sen olunamayacağı aşikar iken, kişinin sende var oldum demesi; külliyen irade dışı ziyandır. Sen demek için önce bende erimek, pişmek şarttır. Hatta farzdır. Biz beni keşfetmeden, bende hemhal olup erimeden, benlikteki beni yakmadan; sen demeye çalışarak hayal deryasında yokluk kayığı yüzdürürüz. Öyle fırtınalarda külliyen bir sınama yaşarız ki, her dem bende ki bene döneriz, her dönüştede tekrar-ı cihette yeniden doğarız. Sözü kibirden uzak tutarak demeliyiz ki; bendeki ben, sendeki sen ile tanışmadan evvela; bende yandı ve pişti. Şimdi sıra sendeki sen kavramı üzre yanmakta. Zira yanmaktadır bizim karımız... Yanmadan pişmek ile pişmeden yanmak aynı hal olur mu ki? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-risalesi-8-2-siiri/</link>
<guid>3180475</guid>
<pubDate>2020-10-23T15:28:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Kime Sorayım Nasıl Bulayım</title>
<description>Benim o ben.(!) Kaybettim kendimi, Kime sorayım, nasıl bulayım. Maziyi bugünü ve atimi, Kime sorayım, nasıl bulayım.  Ahh çok iyi tanırdım, ben beni, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kime-sorayim-nasil-bulayim-siiri/</link>
<guid>3179317</guid>
<pubDate>2020-10-19T22:46:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Analiz-1</title>
<description>Seni anlatabilmek, sana hemde, Bilmem ki hangi kelime, hangi sözle?  Her sülietin bir tabiri vardır amma, Senin tarifin yok. Sırsın, belki muamma.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/analiz-1-2-siiri/</link>
<guid>3177743</guid>
<pubDate>2020-10-14T14:50:00+03:00</pubDate>
<author></author>
</item>
 <item>
<title>Fark</title>
<description>Bir gönüle vuruldum gönül sanıp da Kayaya çarpmışım fark edemedim Ekmeğime bal dururken zehre banıp da Her lokmamda ölmüşüm fark edemedim  Aşk denen uçurumdan sana uçtum ben </description>
<link>https://www.antoloji.com/fark-148-siiri/</link>
<guid>3148007</guid>
<pubDate>2020-07-09T00:18:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Sana Yazıyorum (ikinci perde)</title>
<description>Ey azizi can.! Yine yeniden, Her dem tazelenen, Ve yıllar sonra filizlenen, Göğsüm kafesinin en ama en derininden...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sana-yaziyorum-ikinci-perde-siiri/</link>
<guid>3091483</guid>
<pubDate>2020-02-18T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Oğul ( Fırat Yılmaz Çakıroğlu Anısına )</title>
<description>Oğul ! Sinesine gökten hilali çekip, Parmak uçlarıyla yıldızlara dokunan oğul. Güneşi Urumçi'de karşılayıp, Tunada akşam namazı için abdest alan oğul. 'Çakır' gözlerine Kürşat baskınlarını dolayıp, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ogul-firat-yilmaz-cakiroglu-anisina-siiri/</link>
<guid>2967612</guid>
<pubDate>2019-03-12T11:40:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Çift Siyah Göz Hatrına...</title>
<description>Nasıl anlatsam bilmemki nasıl,  Simsiyah bir çift sır GÖZLERİN... Şeytan diyor kur bir sehpa asıl, Son nefesin ver der GÖZLERİN...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-cift-siyah-goz-hatrina-siiri/</link>
<guid>1435453</guid>
<pubDate>2010-08-06T21:11:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Yazıklar Olsun</title>
<description>Yıkıldı gönlümün koca mihenk taşı  Enkaz altında koydun yazıklar olsun Doğrulturum sandım bu eğik başı Kelle koltukta koydun yazıklar olsun   </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaziklar-olsun-138-siiri/</link>
<guid>1435452</guid>
<pubDate>2010-08-06T21:09:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk</title>
<description>Harfler bir bir dizilince kelimeyi,  Kelimeler anlam yüklenince cümleyi, Cümleler sayfalar dolusunca şiiri, Şiirler sen olunca AŞK' ı yaratır...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-1969-siiri/</link>
<guid>1435450</guid>
<pubDate>2010-08-06T21:08:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Leyl Mektupları-son</title>
<description>El açmanın, yalvarmanın, dilemenin ve duacı olmanın tüm hazzıyla, tek olan ve eşşiz yaratıcının merhametine sığınarak kalemime süt emziriyorum bu leyli gecede... Salatu selamlarla alemlere merhamet intisab eden, resul diye inleyen Mekke fakirlerinin dualarına ortak olarak; tertemiz bir beyaz sayfadan sesleniyor sözcüklerim... Yemenli Veyse, Erzurumlu İbrahim Hakkıya, Somuncu Babaya, Eyüp Sultana, Bayraklı Babaya elçilik teklifinde bulunarak başlıyor merhamet dileklerim... Ellerinde çaputlarıyla dilek dileyen yurdum insanının niyeti kadar saf ve temiz bir silsile ile ama batıldan uzak bir ibadetle sesleniyorum. Süphan olanın aşkına, resul olanın aşkına, Eba Bekir, Ömer, Osman, Allah' ın aslanı Ali' nin aşkına yazıyorum...      Şahit tutup leyli mektuba; muhabbetin sır sarhoşluğundan Bişr-i Hafi riyasetiyle yazıyorum... Sarı Saltuğa, Dursun Fakıha, Şeyh Edabali' den Osman Gaziye, Üftade' den Mahmud Hüdayi' ye, Hacı Bayram-ı Veli' den fetihler sulatanı Akşemseddin hazretlerine, daha el vermiş nice erenlerin duası üzre koca bir milletin dualarıyla yazıyorum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/leyl-mektuplari-son-siiri/</link>
<guid>1435448</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:58:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Leyl Mektupları-2</title>
<description>Sine-i Dem' de sebebine intizar ettiğim bir kader çizgisindeki ayrılmış bir kaderin tercümesiyle gecenin kıyısında tekrar ve tekrar inadına sessiz ve bana inat olan sensizlikle yazıyorum... Işık düşmesede sana doğru, ben aydınlanma çağıma girmiş bulunmaktayım... Elleri umud ve umudu üşüyen bir çift elin sihriyle, leyl olan kainatın hafif hafif seslerini duyuyorum... Kah gülüyorum kah gülüyorum ve hep gülüyorum... İnadına tekrar ve tekrar gülüyorum... Ve gülerek leyl' e gönderiyorum bu sefer...     Gülmek öğreticisidir aslında üzüntünün...Ayağını yere bastığında nasıl ki yerin varlığını anlarsan, işte ancak gülerek anlarsın üzülmenin huzursuzluğunu... Kalemim gülsün, kağıdım gülsün, mürekkebim gülsün, gül bezeli sözcükler gülsün diyerek; gül kurusu akşamlardan dost hasretiyle yazıyorum... Gülmeyen kadere dik durmak için ama bir o kadarda kabullenmişlikle, bir palyaço suratı çiziyorum en güleninden... Sahnede bir perdelik tiyatronun kimi zaman başrolündeyim, kimi zaman ise bir figüran oluveriyorum... Güldürdüğüm insanların aslında, ben haline gülüyorum... Muhabbet duymanın şerefine nail olamamış, saygı ifadelerini sunan; bakan ama göremeyen, işiten ama duyamayan, dokunan ama hissedemeyen sevgi yoksulu, his garibesi, taşlaşmış bünyelerdeki güzelliğe gülüyorum... Gülün etrafının dikenli olması elbette gülün güzelliğini örtpas etmez, işte neden gül gibi bir güzelliğe; Mevla neden diken vermiştir, bunu çözmekten acizim... Demek ki bildiği bir şey var diyorum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/leyl-mektuplari-2-siiri/</link>
<guid>1435447</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:57:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Leyl Mektupları-1</title>
<description>Sana bu mektubu gecenin sessiz ve sensiz koynunda yazıyorum. Tüm kainat sus pus otururken kendi köşesinde, ben yüreğimin bir köşesinden akıtıyorum kanımı dışa... Sessizliğin bile gıpta edeceği kadar sessizce vede sensizce yazıyorum... Ellerimi koyuyorum sağ göğsüm üzre, sağ duyuya ait ne varsa döküyorum, belki sessiz ve sensiz haykırışların hayrını görürüm diye...     Bir köşeye atılmış kullanışsız bir eşya gibi; yada bütün kapılar üzerine kilitlenmiş cezalı bir çocuk gibi; sahipsiz, kaybolmuş, kimsenin beş duyusuyla algılamadığı bekleyişlere gark olurken hislerim, en safi duygulardan isyan damlayan bir yağmur gibi çiseliyorum sokaklara, yollara vede çok sevdiğin, fazlada eskimemiş kordona... Etrafımda çatlamış dudaklarıyla teselli veren meşrepsiz suratlara gülüyor gülüyor inadına gülüyorum... Dipsiz kuyu gibi, karanlığın sonsuzluğu yada evrendeki bitmeyen nizamın tekdüzeliğine benzeyen hayatlar sürüyorum dolu dizgin atlarla. İçime ne atarsam atayım kaybediyorum en kuytularımda... Ne kadar kararırsa kararsın sonsuza giden sevişlerim; siyah-ı siyah dahada siyah oluyorum... Gözlerinin karasına boğuluyorum. Güneşi doğuruyor, ayları batırıyorum, bazende yıldızlar kaydırıyorum yüreğimden, sana doğru... </description>
<link>https://www.antoloji.com/leyl-mektuplari-1-siiri/</link>
<guid>1435420</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:54:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Çift Mavi Göz Hatrına</title>
<description>Deniz mavi, gök mavi, mavi gözlerin, Bir hakikat, bir doğru, sahi gözlerin, Avını takmış çelikten pençesine, Uçurumun kenarında şahi gözlerin.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-cift-mavi-goz-hatrina-siiri/</link>
<guid>1435351</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:47:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Divan</title>
<description>Şahın divanında eller oturur Mah cemalini döndürdü bizden O post tektir pir şaha yakışır Hırsızlık edip çaldırdı bizden...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/divan-15-siiri/</link>
<guid>1435343</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:45:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Böyle Sevmedim Ki</title>
<description>Köşe bucak kaçma benden Ben sana el değilim ki Sanma heves geçer serden Ben böyle yanmadım ki Sanma heves gider baştan Ben böyle sevmedim ki </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-boyle-sevmedim-ki-siiri/</link>
<guid>1435342</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:44:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Git</title>
<description>Hadi şimdi sende git... Pılını pırtını toplayıp, Arkana bakmadan, çek kapıyı ve git... Bir tek hatıran bile kalmasın geride... Sana dair ne varsa, sırtlan omzuna ve çık git... Kalanlar benim olsun, gidenler senin, </description>
<link>https://www.antoloji.com/git-670-siiri/</link>
<guid>1435341</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:43:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Söyle Şimdi Neredesin</title>
<description>Kaç zaman geçti gideli, Tutuştu ömür defteri, Akıttın gözümden seli, Söyle şimdi neredesin...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/soyle-simdi-neredesin-siiri/</link>
<guid>1435339</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:41:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 <item>
<title>Gönlüm</title>
<description>Saki gam doldur şu kadehime, Sek efkar içmek istiyor gönlüm. Hadi, öylece bakma yüzüme, Demli bir sitem besliyor gönlüm.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/gonlum-167-siiri/</link>
<guid>1435338</guid>
<pubDate>2010-08-06T20:40:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Guven</author>
</item>
 </channel>
</rss>
