<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Halit Yıldırım Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Korkaklar da Sever</title>
<description>Boynunda bir tasmadır ahit Çeker seni sözden yana Ve dikilir karşına yıllar Uzanır yollarına sarmaşık gibi dallar Dallarda güller Güllerde harlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/korkaklar-da-sever-siiri/</link>
<guid>2460866</guid>
<pubDate>2018-03-20T16:07:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Be Hey</title>
<description>Be hey  Aşkı kalemine sakız edip Ucuz bulup harcayan güzel Sen aşk nedir bilir misin? Hiç âşık oldun mu sahi? Sen aşkı nasıl bilirsin </description>
<link>https://www.antoloji.com/be-hey-4-siiri/</link>
<guid>2446578</guid>
<pubDate>2018-02-25T20:27:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Vefasızlara…</title>
<description>Dost bildiğim bulutlardan Yağmadı kurak gönlüme vefa yağmurları Yine çatladı gönül ülkemin bozkırlarında Gözyaşıyla suladığım çorak topraklarım Çatladı yine sabrımın kabuğu Göğsümü yarıp uyuttuğum hicran çatladı </description>
<link>https://www.antoloji.com/vefasizlara-3-siiri/</link>
<guid>2182732</guid>
<pubDate>2015-10-25T00:26:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Babadan Evladına</title>
<description>BABADAN EVLADINA   Baba yüreğime taştandır deme O taşı bir bakış deler be evlat Nasihat etmeme yaştandır deme </description>
<link>https://www.antoloji.com/babadan-evladina-siiri/</link>
<guid>2142387</guid>
<pubDate>2015-06-22T14:38:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Nerdesin Ey Musa</title>
<description>ehramlar canlanır oynar yerinden taşlar dirilir firavunlar bir kuklanın bedeninde kaldır derler elini kaldırır indir derler indirir yumruğunu mazlumların başına çekilir suyu nilin </description>
<link>https://www.antoloji.com/nerdesin-ey-musa-siiri/</link>
<guid>1938478</guid>
<pubDate>2013-11-27T11:12:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Maho'nun Eşeği II</title>
<description>Sana hiç yakışır mı böyle adi bir semer?   Kaşı altın, palan da atlas falan olmalı  Yular bozmaz mı seni, gem karizmanı çizer  </description>
<link>https://www.antoloji.com/maho-nun-esegi-ii-siiri/</link>
<guid>1745458</guid>
<pubDate>2012-07-22T13:53:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Rötarda Makas Değiştiren Hayaller</title>
<description>İçi içine sığmıyordu Sulhaddin’in. Nihayet beklediği gün gelmişti. Yarın Ankara’da bir özel hastanede mülakata girecekti. İşi kesin gibi bir şeydi. Gece geç vakte kadar arkadaşlarıyla dolaşmış, yattığında ise heyecandan sabaha kadar uyuyamamıştı. Askerlik dönüşü kaç aydır işsiz, başıboş gezmek ona çok ağır geliyordu artık. Babasının yanında çalışmak da işine gelmiyordu hani.  Kahvaltıdan sonra valizini eline alıp Ankara’ya girmek üzere evden ayrıldı. Annesi hayır duaları ediyordu ardından… Dün gece sözleştikleri gibi Erzincankapı’daki her zaman takıldıkları Kara Kemal’in kahvehanede, iki candan arkadaşı Ahmet ve Hüseyin ile buluştu. Onlarla koyu bir sohbete dalmıştı. Kendinden anlatıyordu… Söz babasına gelmişti. - Yahu adam sabah namazı bir ayağa kalkıyor, Lala Paşa Camiinde namazı kılıyor, namazdan sonra gelip Taşmağaza’ya dükkânı açıyor. Sanki sabahın köründe müşteriler kuyruğa girdi. Bu adamın da, işinin de hiç kahrı çekilmiyor. Hele sabahları tüm esnafla Kel Hasan’ın kahveye tıkılıp lavaşlı, lorlu kahvaltı partilerine ne demeli? O zift gibi çayı nasıl içerler hala anlamış değilim. Neme lazım şimdi hastaneye başlarsam, sabah sekiz akşam beş. Tıkır tıkır maaşım da gelir. Yok müşteri taksit ödemedi, yok mal teslim edilmedi, yok sipariş gelmedi, yok çek yazıldı… Aman sende ne uğraşacaksın bunlarla. </description>
<link>https://www.antoloji.com/rotarda-makas-degistiren-hayaller-siiri/</link>
<guid>1711202</guid>
<pubDate>2012-04-29T00:02:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Reisim</title>
<description>Bu bayram bizlere hüzün getirdi Yüreklere yağdı yaşlar Reisim Bağırlara düğüm geldi oturdu Un oldu basılan taşlar Reisim   </description>
<link>https://www.antoloji.com/reisim-2-siiri/</link>
<guid>1619708</guid>
<pubDate>2011-10-05T09:15:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Sabahsız Geceler</title>
<description>Bilmem kaçıncı uykusuz gecenin sabahını bekliyorum Gözlerime gurup çökmüş Gönlüme keder Sigaramın dumanı gibi bir şarkı tütüyor Köşedeki hoparlörden Anlatıyor imkansız bir aşkı </description>
<link>https://www.antoloji.com/sabahsiz-geceler-6-siiri/</link>
<guid>1619707</guid>
<pubDate>2011-10-05T09:12:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Şair Halit Yıldırım İle Röportaj</title>
<description>Çorum Cumhuriyet Lisesi öğrencilerinden Merve Gediktaş’ın Edebiyat dersi dönem ödevi olarak şahsımla yaptığı röportajın metnidir...   Merve Gediktaş: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?  Halit Yıldırım: 1968 yılında Uğurludağ İlçesinde doğmuşum. Ankara’da başladığım İlkokulu Çorum Zafer Okulunda tamamladım. 1986 yılında Çorum İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum ve aynı yıl Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesine girdim. Bir müddet öğretmenlik yaptıktan sonra Tarım Bakanlığına Ziraat Mühendis olarak atandım. Halen Çorum Tarım İl Müdürlüğünde Mühendis olarak çalışmaktayım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sair-halit-yildirim-ile-roportaj-siiri/</link>
<guid>1583828</guid>
<pubDate>2011-07-11T14:30:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>İzler</title>
<description>Binmiş rüzgâra gider ufka doğru dörtnala  Bulutlardan görülür bakınca nal izleri  Dalarken vurgun yemiş gözler bu sonsuz yola  </description>
<link>https://www.antoloji.com/izler-62-siiri/</link>
<guid>1583827</guid>
<pubDate>2011-07-11T14:28:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Gelincik” Şairi Ömer Kiday Üzerine…</title>
<description>“Gelincik” Şairi Ömer Kiday Üzerine…  Halit Yıldırım  Çorum; şairlerin, ozanların, âşıkların harman yeri desek sanırım mübalağa etmiş olmayız. Bu topraklarda doğan yetişen nice ozanlar, nice şairler titretti gönül telimizi…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gelincik-sairi-omer-kiday-uzerine-2-siiri/</link>
<guid>1583826</guid>
<pubDate>2011-07-11T14:27:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Necip Fazıl’ın Hikâyelerinin Genel Özellikleri</title>
<description>Necip Fazıl’ın Hikâyelerindeki genel özellikleri incelemeye başlamadan önce Sezai Karakoç’un şu tespitlerine kulak vermede fayda vardır: “Üstat Necip Fazıl, eseri, sözleri, davranışları ve jestleriyle bir bütün olarak düşünülmesi gerekli bir şahsiyetti. Bölünmez, parçalanmaz bir bütün. Necip Fazıl’ın şairliğini, düşünürlüğünden; düşünürlüğünü gazeteciliğinden; gazeteciliğini yaşantısından ayırıp düşünemezdiniz. Bunların arasına bir mesafe koyamazdınız. Süreklice yaşıyordu şiiri, düşünceyi, din ve ahlâk, geçmiş ve gelecek düşüncesini. Necip Fazıl demek, öyle bir kumaş demek idi ki, onda bütün bu saydıklarımdan iplikler birbiriyle iç içe dokunmuştu. En soyut düşünceden en somut bir eyleme geçiş mümkündü O’nun diyalektiğinde. Çünkü tümünü, tek bir sentez halinde yaşıyordu.”[1]  Necip Fazıl Kısakürek'in hikâyelerinin iki önemli yönü bulunmaktadır. Yazar, okuyucuya ya bir mesaj iletmek yahut fikir vermek için hikâye türünü seçmiştir.[2]  Necip Fazıl’ın hikâyelerinde ölüm, yalnızlık, korku başlıca temalardır. Ama bu öykülerdeki ölüm, korku ve yalnızlık temaları, yalnızca psikolojik bir daralmadan, bunalmadan ve soyutlamadan öte, hayatın, ölümün anlamını arama, anlamlandırma, insanların boğuşup durduğu varlığı bir kaos olarak görmekten çok, o giriftlik içindeki uyumun, ahengin zorluğu ve güzelliği ile derinleşme çabasıdır.[3]  </description>
<link>https://www.antoloji.com/necip-fazil-in-hikayelerinin-genel-ozellikleri-siiri/</link>
<guid>1583823</guid>
<pubDate>2011-07-11T14:25:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Emmoğlum</title>
<description>Günbegün içimde büyür hasretin  Hiçbir şey teselli olmaz Emmoğlum  Yokluğun öyle zor amansız, çetin  </description>
<link>https://www.antoloji.com/emmoglum-2-siiri/</link>
<guid>1583824</guid>
<pubDate>2011-07-11T14:25:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Aşık Figani</title>
<description>UĞURLUDAĞ’IN GAMLI SESİ: ÂŞIK FİGANİ  Kökleri İslamiyet'in kabulünden önceki Sözlü Edebiyatımıza kadar uzanan Âşık edebiyatının 15. yüzyıldan sonra gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Geçen bu süreç içersinde birçok ozan sazıyla, sözüyle Anadolu’nun acısının, kederinin sözcüsü olarak gönüllerde yer tutmuştur. Âşık edebiyatı sadece şiirle kalmayıp âşık denilen şairlerin kopuzu, bağlaması, curası ve tamburası eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli bir edebiyat türü olarak hayatiyetini devam ettirmiştir. Bu günlere kadar yaşayabilmesi kuşkusuz usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesile aktarılmasına bağlıdır diyebiliriz. Bir kısmı okuryazar olmasalar da bu gelenekten yetişen âşıkların ortak özellikleri şairlikleri nedeniyle birer söz ve saz ustası olmalarıdır. Geçmişte ustalarının yanında saz şairliğini öğrenen Âşıklar onlardan mahlâs, icazet ve hatta destur alarak ellerinde sazları, dillerinde sözleri diyar diyar gezerek hanlarda, köy odalarında, oba çadırlarında, kervansaraylarda, bozahanelerde, tekkelerde çalıp söylemeye başlarlardı. Zaman insanları ve yerleşik düzeni değiştirince bu defa mekânlar kahvehaneler, asker ocakları, konaklar, dernekler, düğün salonları, stadyumlar olmuştur. İlimiz Çorum da âşıklık geleneğinin en yoğun yaşadığı illerden biridir. Tarihi gelişimi içersinde birçok saz ve söz şairi yetiştirmiştir. Bu âşıklardan birisi de Uğurludağlı Âşık Figani’dir. Âşık Figani’nin Asıl adı Hasan Hüseyin Güday'dır. 1943 yılında Uğurludağ İlçesinde doğan Figani İlkokulu Uğurludağ'da (o zamanki adıyla Kızılviran'da)  okudu. Daha çocuk denecek yaşlarda köy odalarında türküler söyleyen Figani ilk olarak kaval çalmayı öğrendi. Mor dağlarda çobanlık yaparken dertli dertli çaldı kavalını. 1960’lı yıllarda şiir yazmaya başladı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/asik-figani-siiri/</link>
<guid>1554235</guid>
<pubDate>2011-05-08T22:12:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Mücerret Şiir</title>
<description>Şiir, malzeme olarak sözcükleri kullanan bir sanat dalıdır. Malzemesi sözcük olan şiirin yapıtaşı “imge”dir. İmge (hayal, image) , en az iki sözcükten oluşan ve duyulur bir kaynaktan gelen tasarımdır. Alexander Potebnya; “imgesiz sanat olmaz, şiir ise hiç olmaz” diyor.   Şiir de müşahhas – mücerred davası vardır. Nedir bu dava? Konuyu ilk kez 1954 yılında Asaf Halet Çelebi ‘mücerred şiir’ ve ‘müşahhas malzeme’ bağıntısı üzerinde yazdığı makalelerde ortaya koyar “Sanatkârın müşahhas malzeme ile inşa edeceği şiir âlemi, bizim kafamızda mücerred hayallere yol açar: Şiir bize tıpkı hayatta olduğu gibi müşahhas malzeme ile mücerred bir âlem yaratır” demekte. Bu tartışmaları anlamak için öncelikle Müşahhas (somut)  ve mücerred (soyut)  kavramlarının neyi kastettiğini anlamak gerekir. Somutun, duyularla kavranan, soyutun ise düşünceyle kavranan şeyler olduğunu söyleyebiliriz. Hatta görsel şiiri müşahhas = somut şiir olarak kabul edenler vardır.  Hilmi Yavuz ise buna karşı çıkarak Asaf Halet Çelebi’nin, ‘hayal’ ya da ‘imge’nin ‘mücerred’ yani, ‘soyut’ olmadığını söyleyerek onun hataya düştüğünü söylemekte. Ona göre “imge ya da hayal, somuttur, müşahhastır; – zira somutun kriteri, tasvir edilebilir olmaktır. Başka türlü söylersem, imgenin ya da hayalin zihinde olması, onun ‘soyut’ olduğu anlamına gelmez. Zihninizde canlandırdığınız bir resim, mesela, oturma odanızın resmi, bir imgedir; zihindedir; ama tasvir edilebilir” demektedir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/mucerret-siir-siiri/</link>
<guid>1554233</guid>
<pubDate>2011-05-08T22:10:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Farketmez</title>
<description>Yüce dağlar benim yurdum meskenim Karı olsun kışı olsun farketmez Bu acılar artık benim kaderim Gözlerimin yaşı olsun farketmez   </description>
<link>https://www.antoloji.com/farketmez-48-siiri/</link>
<guid>1533329</guid>
<pubDate>2011-03-26T23:55:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Dünkü Zağar</title>
<description>Dünkü bizim zağar büyümüş sanki Her şeye uluyor hele bir bakın Cümle yalak salak kolkala kanki İt kopuk buluyor hele bir bakın   </description>
<link>https://www.antoloji.com/dunku-zagar-siiri/</link>
<guid>1533328</guid>
<pubDate>2011-03-26T23:54:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Hançer</title>
<description>Bağrımda bir hançer var Zağlı hançer Tam kalbimin ortasında durur Benimle yatar kalkar Her nefes alışta Sanki bir daha vurur </description>
<link>https://www.antoloji.com/hancer-55-siiri/</link>
<guid>1533325</guid>
<pubDate>2011-03-26T23:53:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Gökçekimi</title>
<description>Kanatlarım yandı değince hiçliğe Gözlerim sağanaklar gibi boşaldı birden Döküldü üstüne yağmurlar günahlarımın Köpük köpük yıkadı ne varsa kir, pas Çekmezken bedenimi kötürüm ayaklarım Uçurdu beni hiçlikte yanmış kanatlarım </description>
<link>https://www.antoloji.com/gokcekimi-2-siiri/</link>
<guid>1518812</guid>
<pubDate>2011-02-23T10:31:00+03:00</pubDate>
<author>Halit Yıldırım</author>
</item>
 </channel>
</rss>
