<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Hadi Kuranlıoğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Hala Çocuksun sen.</title>
<description>Kırmızıyı seversin, bir de maviyi.. Babanın bakışlarına yerleşir vakur şefkat, ortanca çiçeğinin affediciliğiyle yıkanır her gün giydiği gömleği. Nadir güler annen, gül kokar çiçekli elbisesi. Işık, ilk senin yüzüne damlar, sanki ruhundan sıyrılır karanlığın o ince perdesi. Anlamını bulmaya çalışan düşüncelerin, derme çatma bir evin mağrur duvarlarından yankılanır, kulağına çalınır zavallı bir aşığın “Ah Tamara” diye inleyen sesi..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hala-cocuksun-sen-siiri/</link>
<guid>3634349</guid>
<pubDate>2024-11-20T12:06:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sen yoksan, Ben varım!</title>
<description>Ulaşılması imkansız arzuların insanı sarsan şiddetinden, ölümsüz ağıtlarla selası okunmuş, yası tamamlanmış bir aşktan, sonsuzluk nehrinin doğduğu yalçın kayalardan geçerek, bakışlarımı kaldırıp yerden, çile dergahının kırkıncı gününde ufka yürüyorum..  Tantalos’un gölünden avuçlarımda kuruyan suyu taşıyorum, uzanıp erişemediği dallardan dökülen meyvenin çaresiz bekleyişini sırtlanıyorum. Aşka küsen kalbim dönerken sırtını muhtemel her sevgiliye, maşukların divanında açlıkla ve susuzlukla sınanıyorum.. Her nefeste kavrulan bir yüreği, her adımda çözülen bir benliği, sessizliğin sesiyle kavrulan çığlıkları yükleniyorum..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-yoksan-ben-varim-siiri/</link>
<guid>3633914</guid>
<pubDate>2024-11-18T11:56:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Mecaz Kadın!</title>
<description>Kendini ait hissetmediğin bir yerdesin.. Kafanda binbir düşünce ve yüzünde belli belirsiz bir hüzünle bakıyorsun sağına soluna ama öyle korkar gibi değil her şeyi anlar gibi..  Kırıp kışırlarını aşkın, özüne ermiş, gün yüzü görmemiş şarkıları saçlarından kopan sevinçlerle bestelemiş, Şirin’le göz göze gelmiş, Leyla ile el ele vermiş, aşkı ilmek ilmek işlemiş adına Hafıza el-Kayseran, namına “kadınlar şairi denmiş..  Ne gören olmuş, ne bilen hiç yokmuşsun ama her şeyden çok varmışsın gibi.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/mecaz-kadin-siiri/</link>
<guid>3632919</guid>
<pubDate>2024-11-14T13:17:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ağıt</title>
<description> Üzgünüm, küskünüm, kızgınım, kırgınım..  Asırlık yükleri ve yaşanmışlıkları sahiplenmiş, taş avlulu, taş damlı ihtiyar bir evin damında ninemin ninesinden kalma, “koç boynuzu” “açık göz” “hayat ağacı” motifleriyle işlenmiş bir kilimin üstünde yıldızlarla bağdaş kurmuş oturmaktayım. Hayal ile gerçek arasında mekik dokuyan beynimin akıl oyunlarına aldırış etmeden, Divan-ı Kebir’den gazeller okumaktayım..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/agit-448-siiri/</link>
<guid>3632046</guid>
<pubDate>2024-11-10T20:53:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Narin</title>
<description>Bir rüzgara kapıldım amansız, acımasız, apansız, ansız, yok öyle soğuk falan değil aksine sıcak, Notos’un nefesi sanki; ama çok daha yakıcı.. Değirmeni döndüren yel gibi değil, ayrılıkları döve döve çoğaltan bir el gibi acı mı acı.. Biz de olan bir şey yok, biz de hiçbir şey yok.. Yokluğun bağıranda rüzgara kapılmış gidiyoruz, soluksuz öpüşmelerin sarhoşluğu, amansız yokuşların yorgunluğu, karmaşanın kalabalığı, anlamsız kelimelerin kabalığı eşlik ediyor bize, içimizde ta derinlerde bir yerde yeniden eskiye, eskiden yeniye dönen çıldırtan bir sancı.. Kokusunu çalmış her çiçeğin, uykusunu bölmüş her yüreğin, kanadını kırmış her kelebeğin, bizden bize bir şey bırakmamış adına aşk denen o yabancı..  Çıkmaz sokaklara açılan pencerelerde, hüzünleri evlere kapatıp üstüne kapanan kapılarda, dıştan içe kendi gövdesini sararak büyüyen, büyüdükçe öz dikenlerine bata bata canını yakan ve ruhunu kanatan güllerde; bize dair bir şey yok adına aşk denen o yabaninin heybetinde.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/narin-44-siiri/</link>
<guid>3631827</guid>
<pubDate>2024-11-09T17:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Dört Harf</title>
<description>Ne ses, ne soluk, ne zikir, ne dua, ne ah, ne insan vardı, ne günah.. O çamurdan varlığın, yokluğuna ruh üflenene kadar ne secde etmek vardı, ne namazgâh.. Moiralar ıssız gecelerin bağrından rüyaları toplayarak geldiler, ellerinde kaderin kitabı, vermek istediler bana isimimi bir sabah.  Rün yazısından ilham aldılar Adem’in dilinden anlam, Odin’in yanındaki hakikat ağacına astılar dokuz gün vuslata hasret aşklarımı.. Gerçeğin zırhını hayallerle parçalamış gün yüzü görmeyen aşıklar, tereddüt etmeden adadılar bana yalnızlıklarını.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dort-harf-siiri/</link>
<guid>3631625</guid>
<pubDate>2024-11-08T17:59:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Şifacı</title>
<description> (En yeni, eski sevgiliye)  Yoklukların kavşağından her döndüğümde yeniden bir yoklukla yüz yüze gelmekten yoruldum. Yorulur insan bilirim, yorgun insanı da bilirim, nerede görsem tanırım dudağının kenarında öylesine beliren o kırık tebessümden süzülen hüzünleri. Ağırbaşlıdır bakışları, okurum ben o bakışların derinindeki manayı, ruhunu görürüm gözlerinden, yorgun insanların..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sifaci-6-siiri/</link>
<guid>3631133</guid>
<pubDate>2024-11-06T15:40:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Savaşçı</title>
<description>Ben bir savaşçıyım..  Tarihin ve talihin zulmüne maruz kalmış çocukların, kadınların, annelerin, babaların, kimsesizlikten belleri kırılmış masumların isimlerini ve ahlarını bir kalkan gibi yüklenerek ağır ağır yürüyorum Troya surlarında..  Göğsümde göklerin ateşi, ellerimde ölümsüz ejderhaların kanı, sırtımda aşk meydanlarından kalan ihanetlerin izi, topuğumda ölümümü müjdeleyen bir rakkasenin yazgısı, sesimde harp meydanlarının yankısı..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/savasci-39-siiri/</link>
<guid>3630910</guid>
<pubDate>2024-11-05T14:36:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Arayış</title>
<description>Bulunmaz şafağın nazenin hüzmelerinde.. Ne de gecenin çığlık çığlığa karanlığa koşan hüzünlerinde.. Onda ne sen Selene’sin, ne ben Aurora’yım.. Onda hem sen Selene’sin, hem ben Aurora’yım..  İçine girilmez ki çoktan içinde olduğumuz o kutsi cevherin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/arayis-569-siiri/</link>
<guid>3630909</guid>
<pubDate>2024-11-05T14:31:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tamamlanmış çile.</title>
<description>Uykuyla uyanıklık arasında, hüzün tanrıçası Mara’nın avucunda, kalbi sıkı sıkı kuşatılmış, özgürlüğü doğmadan elinden alınmış, yırtık heybesi ayrılık ve yalnızlıkla yamalanmış, boynu bükük bir durumdayım..  İstesem gidemeyeceğim, ne olduğunu bilemeyeceğim mutluluk denen rüyanın çok uzağındayım.. İstila edilmiş, hatıraları yağmalanmış konakların, taş bakışlı yabanilerden ürkmüş sokakların, meydansız ve pazarsız bırakılmış yarı aç, yarı tok mahallelerin, ateşe verilmiş beyaz leçekli vakur şehirlerin, inkara sürüklenmiş haysiyetlerin, unutturulmaya çalışılmış dillerin, evlat acısıyla taşa dönüşmüş Niobelerin kucağındayım..  Hüzün perileri, ağıda ağıt yakan dilleri, yasa yas katan sözleri, uykuları kaçıran ninnileri, olanca heybetleriyle Machu Picchu’dan, Tikal’e, Kartaca’dan, Persepolis’e her yeri, yaka yaka, yıka yıka ilerliyorlar.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tamamlanmis-cile-siiri/</link>
<guid>3630747</guid>
<pubDate>2024-11-04T18:03:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Bana/nesin?</title>
<description>Evvelin kudretli kaleminden dökülen yazgımızın suskunluğuna sen misin tanık? Aşkın çıldırtan ilgisizliğinde, sevgilinin sevgisizliğinde ekmeksiz, susuz, arzusuz bir ömür geçirmeye kim razı, kimler mutabık?  Kalbinde asılı duran bedenim; sukuta gömülmüş hayalim failini arıyor; ruhumda dişiliğinin izi; gözümün önündesin, ey suçunu suya yükleyen sanık! Ben ki Attâr’ın kuşlarıyım Nişabur’dan uçup aşkın yedi şehrini dilsiz dolaşan, ayrılık dediğin illet ki kanatlarımı yolan edepsiz bir halayık. Eflatun’un düşünceleriyle işlediği taşları, kil tabletlere kazınmış duaları, kralların mühürlediği mermerleri, yaşanamamış aşkların yazgısını, söyle hadi, utanma söyle benden başka kim taşımaya layık? </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-bana-nesin-siiri/</link>
<guid>3629939</guid>
<pubDate>2024-11-02T17:24:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sende kendimi bulsam.</title>
<description>Zaman aynasını bilir misin? Dünden, bugünden, yarından, mevcuttan, hiçlikten, senden, kendimden, var olduklarımdan, vazgeçtiklerimden, aşkın ve imanın meczinden müteşekkil.. Hakikatin nehirler gibi akarak yol aldığı susuz bağrında kızlara, kadınlara, erkeklere, çocuklara, en çok da çocuklara mezar olan küskün kum ve üzgün kil..  Gözbebeklerimizde birbirimizi görüyoruz aynaya baktıkça, kollarımızı açıyoruz yerden göğe göğsümüz çatladıkça, sevdiklerini nehirlere kurban verenler acılarını ve yaslarını bağrımızda tamamladıkça, yitirdiklerinin mezarlarına, mezar taşı oluyoruz, adımızı yazıyorlar Meriç’ten Fırat’a, sessiz sedasız ağladıkça.. Belki bizi de severler aşktaki imanla, imandaki aşkla yandıkça.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sende-kendimi-bulsam-siiri/</link>
<guid>3629702</guid>
<pubDate>2024-11-01T16:59:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Suçlu!</title>
<description>  Dünden bugüne, öz benliğimi, öz ellerimle, öz kalbime nakış nakış işlemiş bir yolcuyum.. İnançla inkârın gölgesinde bir sağa bir sola koşuşturan iflah olmaz kaçışımı, İbrahim-i cesaretin putları yıkan imanına borçluyum.. Din nedir, dinsiz nedir, mezhep nedir, meşrep nedir bilmem; insanı bilirim, iyisi ve kötüsüyle, erenlerin dilinde masum; yobazların dininde suçluyum..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/suclu-142-siiri/</link>
<guid>3629487</guid>
<pubDate>2024-10-31T15:23:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Asil'din.</title>
<description>Dün gece yarısı, gökkuşağı renklerinden bir köprü yapılıyordu, yedinci göğün kapıkulları mülkün sahibinden gelen bir emirle, kapında el pençe divan duruyordu.. Mevlana ve Yunus sevgiliye kavuşmanın nezaketli şiirlerini kulağına mırıldanırken, İbn-i Arabi “ölmeden ölmüş birine, ölü demek yakışmaz” diyordu. İris bütün saflığı ve zerafetiyle elindeki kadehine ince, zayıf, süzgün ama bir o kadar asil bir ruh damıtıyordu.  Sen o kadehin tek damlacık suyuydun, yükseldikçe göğe okyanus, okyanus çoğalıyordun.. Mecazda bırakıp incecik bedenini, ruhunla iman ettiğin hakikate koşuyordun.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/asil-din-2-siiri/</link>
<guid>3629277</guid>
<pubDate>2024-10-30T18:40:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Müzik</title>
<description>Sessizliğin ortasında, Kalahari çölünün kumlarından, San kabilesinin kayalarından, beyaz aslanların yelesinden, sözün, sazın, şiirin, şarkının olmadığı bir zamandan dizlerimin üstüne doğrularak kalkıyorum, yalnızlığın saltanatından, Süleyman’ın içten içe kıskandığı, Belkıs’ın imanıyla inşa ettiği tahtından..  Geçiyor zaman yasımı tutmaya fırsat vermeden, hayata renk veren kutsal nehirler arayışın acısına kapılıp tel tel dökülüyorlar sahipsiz bir aşkın gözeneklerine..  Oradasın, eski tarihlerden kalan bir elvedanın hüznünde yolduğun saçından beş tel düşüyor kurumakta olan nehirlerin gözbebeklerine.. Gergin, kırgın, kızgın, kızıl tellere dönüşüyor saçların; telaşlı, heyecanlı, üzgün, bir o kadar coşkulu uzanıyorlar kayıp bir lirin ahşap gövdesine.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/muzik-47-siiri/</link>
<guid>3628872</guid>
<pubDate>2024-10-29T13:57:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk</title>
<description>Yeraltından sesleneceğim sana; ne masal, ne destan, ne hikaye, ne efsane bilirsin olmaz işim hayalle. Varoluşumun ezeli huzursuzluğunu anlatacağım, kapat gözlerini ve soluk almadan dinle.. Nefesin kaçırmasın hakikat kelebeklerini, bakışların ürkütmesin Hugin ve Munin’in düşüncelerini..  Rüyaları şefkatiyle yoğuran Ninsun’un oğluyum, kibrimin kırık boynunu, vicdanımın mukaddes soyunu ona borçluyum.. Aşkın cevherlerini, ayrılığın mücevherlerini, bilgeliğin kederlerini, insanlığın değerlerini kitab-ı bilinmezde toplayan Hızır’ın çocuğuyum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-4005-siiri/</link>
<guid>3628662</guid>
<pubDate>2024-10-28T15:58:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Serap</title>
<description>Cihanlara sığmayanı sığdırmışım kalbime, ayıklamışım harfleri, kutsal olanları dolamışım dilime.. Elçi değilim hiçbir şeye, ne kaleme, ne mektuba, ne kedere, ne kadere.. Nesimi düşmemişken henüz ana rahmine, kim olduğum yazılmış Hallac’ın yüzülen derisine..  Tarihten kopup gelen seslerin, tanımların ve tariflerin, acıması olmayan kanunların, ölüme çağıran yasaların, Jan Dark’ı diri diri yakan cellatların, 17’sinde ellerimle taçlarını giydirdiğim korkak kralların, Antakyalı Margaret’in başını kopardığı yılanların, virane şehirlerin, kayıp kalelerin, hakikatsiz mecazların, kurak çöllerin gölgesi dahi düşmedi, düşemedi üstüme, emin oldu Pirron bile şeksiz şüphesiz kimliğime..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/serap-136-siiri/</link>
<guid>3628660</guid>
<pubDate>2024-10-28T15:56:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Gece ve Hakikat</title>
<description>Aklıma dürbün ar gelir, cevherini “akl-ı küllide” kaybetmişken; uzak yakın tek olur,  mesafeler fikrimde birleşmişken.. ——-  Bir gece, binlerce gündüzü sırtında taşıyan bir gece, hikmetini, inayetini, izzetini, zilletini, ifratını, tefritini, aşkını, nefretini kuşanıp hece hece.. Bağladılar elimi, bağladılar gözümü, kulağımı; kül eyleyip dimağımı, külli bir akılda var eylediler, sessizce.. Karıştı birbirine yaratılmış ne varsa, yarım bırakılmış, yarılmış kalbimde, mecaz-hakikat sorgusu ne kadar cahilce! </description>
<link>https://www.antoloji.com/gece-ve-hakikat-siiri/</link>
<guid>3627920</guid>
<pubDate>2024-10-26T17:02:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sekerât Sarhoşluğu</title>
<description>Bir sekerât sarhoşluğu esiyor Hamsin rüzgarlarının kulakları çınlatan sesinde. Horasan’dan Yemen’e ne varsa maziden kalan toz, toprak, kum toplamış gelmiş eteklerinde.  Keskin akılların gözlerine vuruyor kum taneleri, yüce bir aşığın bir gülle kırılmış kalbinde bağdaş kurmuş “Üçler..” “Haydar”ın nefesinde yeniden şekil alır, sekir halindeki insan-ı kamiller..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sekerat-sarhoslugu-siiri/</link>
<guid>3627908</guid>
<pubDate>2024-10-26T16:40:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Boş Tuval</title>
<description>Sessizlik yemininde; Jainlerin şiddetsizliğindeyim.. Dört dinin, yarım kalmış aşkların, canıma kast etmiş aşklarımın, kavuşması olmayan ayrılıkların, şuursuz kelimelerin, sözsüz, nağmesiz şarkıların, Fayum’un ölümsüz portrelerinin, Modigliani’nin gözsüz çizdiği kadınların gölgesindeyim..  Elbette kalmaz dilin, kelamın.. İster altından, tunçtan, ister deniz kızlarının incilerinden, ister Freya’nın mücevherlerinden yapmaya çalış resmimi.. Sana seslenirken Eros; isimsiz, cisimsiz, sıfatsız maskelerini çıkarmışken, sessiz sessiz abesi mutlaka gidiyorsun, kırıp bütün zincirlerimi.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bos-tuval-4-siiri/</link>
<guid>3627398</guid>
<pubDate>2024-10-24T18:05:00+03:00</pubDate>
<author>Hadi Kuranlıoğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
