<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Feride &#214;zmat Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sizin Hiç Kediniz Öldü mü?</title>
<description>. ______________________________Prenses’ime…     </description>
<link>https://www.antoloji.com/sizin-hic-kediniz-oldu-mu-siiri/</link>
<guid>1288018</guid>
<pubDate>2009-11-14T22:52:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Cehennemden Cennete</title>
<description>“Van Gogh sarısı kokuyor yaz / yağmura yanıyor alnım” demiştim geçtiğimiz yıllarda yazdığım bir şiirde. Güneş Ada’yı, Adalıları, çamları, yolları acımasızca kavuruyordu çünkü. Serin hava, ancak hayallerde yaşanabilirmiş gibi geliyordu insana.   Bu yaz gene yağmuru ve rüzgârı bekliyordum. Yalnız ben mi? Tüm Ada bekliyordu. Hem de dört gözle! Kurak havayla bunalan ve birkaç damla suya hasret kalan bitkilerin, ağaçların, parkların sulanmaya; sokakların yıkanmaya nasıl ihtiyacı vardı! Ve insanların, serin ada meltemiyle tazelenip aylardır üzerlerine çöken bezginlikten ve yorgunluktan kurtulmaya...  Kavurucu bir Ağustos sabahında, lise arkadaşımız Çağatay’la salonda karşılıklı oturmuş yaşamlarımızdan, yaptıklarımızdan, yapamadıklarımızdan, hayallerimizden bahsederken ve tabii sıcaklardan şikâyet ederken, Mustafa üst kattaki çalışma odasından seslenmişti.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cehennemden-cennete-3-siiri/</link>
<guid>1265846</guid>
<pubDate>2009-10-07T18:50:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Akşam Kaypaklığı</title>
<description>soyunuyorsun her akşam dışında ılık ve masum ıhlamur kokusu içinde hırsla parlayan kızgınlık  iki arada sarsılıyor toprak  </description>
<link>https://www.antoloji.com/aksam-kaypakligi-siiri/</link>
<guid>1116435</guid>
<pubDate>2009-02-05T20:57:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Gözleri Barış Renkli Çocuk</title>
<description>__________________________________Barış Akyol'a...   Bahçedeki kocamış badem ağacının altına oturmuş denizi seyrederken ılık ilkyaz havasının tadını çıkarıyordum. Haziran ortalarıydı. Yaprakların hafif hışırtısına cevap verirmişçesine ötüşen kuşlara arka yoldan yankılanan tek tük ayak sesleri karışıyordu. Tekir kedi Jojo ise Ada’ya taşınmış olmamdan memnun, yaz boyu her gün düzenli olarak yiyeceği mamalar için şimdiden teşekkür edermiş gibi, ayaklarımın dibine yatıp göbeğini açarak bana cilve yapıyordu.  Mahallede usulca gezinen sessizliğe, komşularım Gülçin Hanım’la Mete Bey’in kendi aralarında yaptıkları fısıltılı sohbete ve bademin altında kendime kurduğum gizli mabede aniden bir bomba düştü sanki. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gozleri-baris-renkli-cocuk-siiri/</link>
<guid>1077624</guid>
<pubDate>2008-12-06T13:18:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Déjà Vu!</title>
<description>______________Uğurlar olsun Ali Çezik... Mekânın ışıkla dolsun...    Tam karşıya bakıyordum, ulu servilerden birinin gölgesinde duran Mustafa’ya... Boynu büküktü. Gözleri ayaklarının dibindeki çukurdan ayrılmıyordu; küreğin içine toprak atıp durduğu ve giderek doldurduğu çukurdan... Burun deliklerinin hızla açılıp kapandığı, gözyaşlarını tutmaya çalıştığı ta uzaktan, bulunduğum yerden fark ediliyordu. Bakışlarımız karşılaştı birden.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/deja-vu-14-siiri/</link>
<guid>1061347</guid>
<pubDate>2008-11-11T21:09:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Şimşek</title>
<description>Sıcaktı. Güneş damlardan binalara, ağaçlardan asfalta kadar her yanı kavururken, ağır ağır yokuş yukarı çıkıyordu. Bacakları artık onu taşımıyor, her adım atışında daha çok zorlanıyordu. Sabahın erken saatlerinden beri koşuyordu. Dün, evvelki gün, daha önceki günler ve haftalar olduğu gibi... Bu havalardan nefret ediyordu. Sıcak onun yaşama şevkini kırıyor, yorgun düşürüyor, enerjisini bitirip tüketiyordu.  “Ah şu yaz bir bitse! Hava bir serinlese! ”  Şimşek’ti adı. Doğma büyüme adalıydı; tıpkı anası, babası, büyükbabası ve büyük büyükbabası gibi... Yarış atı olup podyumlarda koşacak kadar asil bir kana sahip olmasa bile alnından burnuna inen akıtma, sol ön ayağındaki seki, kabarık ensesi, koyu sarı renkteki yelesi ve kuyruğu onu diğer atlardan ayırırdı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/simsek-11-siiri/</link>
<guid>968490</guid>
<pubDate>2008-06-15T12:27:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Zehri Suskun Bir Ağıt</title>
<description>____________________Ustam Tahir Yüksel'e...    yalanlamayacaksın takılıp gittiğini gölgenin peşi sıra </description>
<link>https://www.antoloji.com/zehri-suskun-bir-agit-siiri/</link>
<guid>942327</guid>
<pubDate>2008-04-25T23:31:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Memo</title>
<description>Sıcak bir gündü. Hem restorandaki masalar, hem de çimenlikteki şezlonglar hıncahınç dolu olduğuna ve oturacak yerler yetmeyip depodan sürekli sandalye çıkarıldığına göre, Temmuz ya da Ağustos aylarında bir Pazar olmalı. Sahilde irili ufaklı şemsiyelerin açılmasına ve terasta büyük tentenin altındaki devasa vantilatörün hızla dönmesine rağmen herkes ter içindeydi.   En dip köşedeki masada oturmuş elimdeki kitabı okurken, önümden gelip geçenleri gözümün ucuyla fark edebiliyordum. Konuşmalar, kahkahalar ve tavla sesleri istemim dışında kulağıma çalınıyor; ancak, ne kadar çoğalırlarsa çoğalsınlar beni yine de kitabımdan uzaklaştıramıyor; yalnızca sayfaları çevirmek ya da sigara yakmak için ara verdiğimde teker teker cisme bürünüp canlanıyorlardı. Denizden çıkmış, mayosunu değiştirmek isteyenler... Parkta piknik yapmaya gelip de tuvalet bulamayan çaresizler... Mutfağa bildirilen siparişler; hazırlanıp servis edilmeyi bekleyenler... Tam karşımda kâğıt oynayanların arasındaki espriler, gülüşmeler... Patronun her masaya uğrayıp müşterilerle sohbet edişi... Garsonların ellerinde bazen dolu bazen boş bir tepsiyle içeri, dışarı gidip gelişleri...  Bir sigara yakıp arkama yaslanmıştım ki kulağıma aşçının sesi çalındı. “İki numaranın siparişi hazır! ” Kitabıma dönerken, Memo’nun “Yetiştim! ” diyen sesini ve her zamanki gibi içeriye doğru koşan adımlarını bekledim ama duyamadım. Aşçı az sonra tekrarladı. “Tepsidekiler soğuyacak. Neredesin? Koş! ” Cevap yoktu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/memo-8-siiri/</link>
<guid>915589</guid>
<pubDate>2008-03-09T11:22:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Adsız’a Sisli Bir Şiir</title>
<description>___________“emanet şiirlere tutundum karabasanımda” (Gökay Tufan)           sabırsızlık sırat'ın kör sahanlığı tutkulu ve ıslak / rahim içi kadar  </description>
<link>https://www.antoloji.com/adsiz-a-sisli-bir-siir-siiri/</link>
<guid>874292</guid>
<pubDate>2008-01-01T01:07:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Çöl Ağıdı</title>
<description>______________'Bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan' (Nevzat Çelik)    fırtına çocuklarıyız / çizgiye tutsak adresi doğumla ölüm arası dilde sindirilmemiş kalp atışı </description>
<link>https://www.antoloji.com/col-agidi-siiri/</link>
<guid>852083</guid>
<pubDate>2007-11-22T14:57:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Kelâma Düşen Monolog</title>
<description>___________'bir çiçek bırakıyorum gecenin başladığı yere'  __________________________________Eray Canberk    geceydiniz </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelama-dusen-monolog-siiri/</link>
<guid>852074</guid>
<pubDate>2007-11-22T14:48:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Eylül ve Poyraz</title>
<description>Dizleri üstüne çökmüş, sahildeki en cılız palmiye ağacının dibini çapalıyordu. Toprak sert ve çatlaktı. Biraz daha devam etse, elindeki küçük çapanın sapı zorlanmaktan neredeyse kırılacaktı. Yine de hızını kesmeden, kararlılıkla, deşmeye devam ediyordu. Kendini durduramıyor; kazdıkça yıllardır birikip duran düş kırıklıklarının acısını çıkartmak istermişçesine, toprağa birbiri ardına darbeler indiriyordu. Hırkası sırtına, atkuyruğu yaparak topladığı saçları ensesine yapışmıştı. Her esintide biraz daha ürperiyordu.  Uzaktan gürültüler duyuldu. Sanki yıllardan sonra birdenbire harekete geçmeye zorlanan paslı makinelerden gelirmiş gibi, etrafa yayılırken insanın yüreğini sıkıştıran, anılar boyu gıcırtılar... Gelen bir kadındı; elleri ikiz pusetinin sapında, sırtı dik, ufka bakarken kendi kendine gülümseyen bir anne. Tekerleklerin gıcırtısı yürüdü, yürüdü; kıyıya ulaştı ve sustu. Bebek sesleri dalga seslerine karıştı.  Annenin şefkatli mırıldanmaları kulağına ulaşıyor; sonra süzülerek yüreğinin tam ortasına taş gibi oturuyordu. O sımsıcak tınılarda yaşamayı istediği ama gerçekleştiremediği öyle şeyler vardı ki, duyduğunda yüzü, zamanın ağır izleri altında ezilip çürümüş sözcükler gibi büzüldü, ufaldı; ufalandı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/eylul-ve-poyraz-siiri/</link>
<guid>851807</guid>
<pubDate>2007-11-21T23:28:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Zorba</title>
<description>Ahşap masalardan birinin ucunda oturuyordu. Simsiyah kıvırcık saçlarının altında gözleri ışıl ışıldı. Sönmeye yüz tutmuşken tekrar alevlenen iki kömür parçası gibi... Yaşamın tekdüzeliğine baş kaldırarak, derinlerden her an fışkırmaya hazırlanan lavlar gibi...   Kalabalıkların boşalttığı meydanlar kadar sessiz düşüncelerini içten içe sıralarken, yavaş yavaş şarabını yudumluyordu. Aynı masada oturanların gevezeliklerini, şakalarını kendini vererek dinlemiyordu ki her lafın sonunu duyuyor, anlatılanları tekrarlatıyor, olmadık sorular soruyor, kahkahaları bir türlü zamanında atamıyordu. Sanki benliğinde hızla akıp giden deli dolu nehirden kurtulup kıyıdakilere ulaşmaya çabalıyor ama ne yapsa erişemiyordu.  Başını arada bir denize döndürüyordu. Kim bilir; belki orada geçmişi ve o sonsuz zaman dilimine dağılmış, bazıları taştan da ağır yaşanmışlıklarını görüyor; tutunabileceği bir dal, kendini anlayabilecek ruh ikizini hayal ediyordu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/zorba-10-siiri/</link>
<guid>778642</guid>
<pubDate>2007-07-19T12:37:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Sesimi Çalıyorsun</title>
<description>geceyi tek başına yırtıp sabaha yürüyorsun   şafağı yabancı yüzlere terk eden kokusunda yosun gizli kıyılar boyu yokluğun  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sesimi-caliyorsun-siiri/</link>
<guid>770765</guid>
<pubDate>2007-07-05T13:16:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Küçüğüm</title>
<description>.   ____________________________________Pierrot’ya...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/kucugum-146-siiri/</link>
<guid>755883</guid>
<pubDate>2007-06-10T06:31:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Yaralısın</title>
<description>.  _________________________Prenses'ime...    </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaralisin-7-siiri/</link>
<guid>744183</guid>
<pubDate>2007-05-23T11:49:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Ama</title>
<description>ilkyazdı  sıyrılıp çıktın masaldan hep akşamlara saklanırdı yoksulluğum  hani ''düşsüz yaşanmaz'' derdin ya yaşadım </description>
<link>https://www.antoloji.com/ama-35-siiri/</link>
<guid>735367</guid>
<pubDate>2007-05-10T13:25:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>İlkyazı Karşılarken</title>
<description>“Okuduğun nedir? ”  Gözlerimi elimdeki dergiden ayırıp başımı kaldırdım. Fıstık Ahmet, fıstık rengi gözlerinde her zamanki hınzır bakışıyla, gülümsüyordu.  “Yeni bir öykü dergisi” dedim. “Okumak ister misiniz? ”  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilkyazi-karsilarken-siiri/</link>
<guid>735366</guid>
<pubDate>2007-05-10T13:24:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Yitik Yeminlere Suskun</title>
<description>adagio yine kusursuzdu kemanda  yine bilinmez bir akşamda soldu mırıltılar  neye yarar boynuna dolansa anılar ve her biriyle sürüklense kaçınılmaz sona </description>
<link>https://www.antoloji.com/yitik-yeminlere-suskun-siiri/</link>
<guid>717359</guid>
<pubDate>2007-04-13T10:12:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 <item>
<title>Adsız Bir Karanlıkla Dans</title>
<description>sesin ah!  uzaklardan geçen bir gemi artık dalgaları gözlerimin çeperine ulaşmayan ayazlarımı yakmayan yorgun akıntılarda kayıp  </description>
<link>https://www.antoloji.com/adsiz-bir-karanlikla-dans-siiri/</link>
<guid>599830</guid>
<pubDate>2006-12-07T09:31:00+03:00</pubDate>
<author>Feride Özmat</author>
</item>
 </channel>
</rss>
