<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ferat Atalay Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kayıp Günlerin Dili</title>
<description>Fotoğrafçı Güneydoğu ’dan İstanbul’la göç yâda yolculuk yapan insanların  fotoğraflarını çekmek için ,Tren garının çıkış kapısına bakan  kaldırıma dayalı demir korkuluğa  yaslanarak  neredeyse zamanının  bir bölümünü burada geçirmektedir.  Hoparlördeki imtiyazlı anonslar yolcuları doğru peronlara yönlendirmekte saat 12:45 Tren  gara giriş yaptı Fotoğrafçı cebinden kırmızı renkteki sarı buğday desenli tütün kesesini çıkardı kesenin içinde bulunan gül köklü piposunu aldı ve sol eliyle  parmaklarının ucuyla tütünü alıp pipoyu doldurmaya başladı dolum işlemi  bitince piposunu ağzına götürdü Ağzındaki ön dişleri olmamayışından dolayı piposunu  dudaklarının kenarına tutuşturdu sağ elini sağ cebine koydu çakmağını  aradı sonra sol cebini aradı çakmağı bulamayınca tütün kesesine baktı orada bulamadı sonra eğilerek yerden fotoğraf makinesinin çantasını aldı  çantanın fermuarlarını bir bir açtı sonra çantanın ceplerini ters yüz etti  kendi kendine yok yok diye söylendi hemen bu söylemin ardından hay aksi şeytan çakmağı kaybetmiş olmalıyım ,belkide evde unutmuşum dedi  o çakmak dede yadigarıydı daha doğrusu kendi eleriyle bana hediye etmişti Ne eylersin sahip olduğumuz  her ne varsa zamanı geldiğinde bir gün kayboluyor nitekim eşyanın değeride  insanın yaşadığı ömrü kadardır ve akıbeti aynı sonuçla son bulur Evet öyledir fakat  şey şey kendi kendine ikinci bir lafa girecekti  bir anda kafası  doldu Ağzından pipoyu büyük bir kızgınlıkla çıkardı kesenin içine geri koydu kesenin ipini  boğusundan tutarak kesenin ağzını sıktı ve  iki tur atırdı kesenin ağzını bağlayarak fotoğraf makinesinin  çantasına koydu </description>
<link>https://www.antoloji.com/bes-civi-bir-nal-siiri/</link>
<guid>3763448</guid>
<pubDate>2025-11-30T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Ben yaşarken</title>
<description>Evimizin önünde kocaman bir badem ağacı  vardı o  badem ağacına  dayamış küçük  bir  kaya kütlesi bulunuyordu. Yüz seksen küsür haneli  bu köy  yüksek bir tepenin üstünde Babil’in asma bahçelerinin  adeta bir kopyası gibi yan yana ve üst üste inşaa edilmişti Köydeki evlerin tamamı topraktan damları ve pürüsüz özel  taş yuntmalarıyla  duvarları Düzenli mimarisiyle  geniş  teraslar  ve avlularıyla  mevcuttu Kış  ve ilk bahar aylarında  tam bir filim platosunu gibi olsada  metrelerce kardan dolayı oldukça Çetin zorlu aylar geçirirdik Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar evlerin dam üstünde yatarlardı </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamak-bu-mu-5-siiri/</link>
<guid>3725518</guid>
<pubDate>2025-08-15T14:39:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Rüyadan uyanmak</title>
<description>Aptalığımdandır sensiz kaldığım her bu  anı Son sözlerin bir şarkının nakaratı  gibi tekrarlar Beynimde hasar oldu kalbimin ise yok cefası Sen benim ilacımsın bulunmaz başka bir çare   </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-ve-mutsuzluk-siiri/</link>
<guid>3708830</guid>
<pubDate>2025-07-02T22:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Kayıp Zaman</title>
<description>  Duvardaki saate kayboldu güneşin batışı Uyanmaz belirsiz bir sabah yatakta iki göz Gölge gibi  bir karartı aynanın içinden geçti Ruh çırılçıplaktı  ve kayıtsız beden huzursuz kaldı </description>
<link>https://www.antoloji.com/kayip-zaman-37-siiri/</link>
<guid>3668575</guid>
<pubDate>2025-03-08T21:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Şeva tari</title>
<description>Roj kevt peydey koyu biyu  tari karg şi pinik milçik şi ref  Cenik   runişta kiştey lucin marci kıl kıl girina ha pır keş Istoniko vono kalik  yev beleko yev çeleko Kutik laveno her zireno pissing mavena hındik tariyo se koley heş Radyo duna ejans </description>
<link>https://www.antoloji.com/seva-tari-2-siiri/</link>
<guid>3449204</guid>
<pubDate>2023-03-05T22:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Hoşçakal demeden</title>
<description> Bir kaç adım yol aldım dönüp baktığımda geride camları solmuş  soğuk taş duvarlarlı evin kapıda paslı bir kilit Sandalyenin arka ayağı kırık  masada bitkin  vazoda çiçekler Yağmur yağar sırtımda titriyor yüreğim Asfalt yolar çakılı  çukur yaşlı öküzün ayağı kırık Ceketimin yakasını kaldırdım başımı yere eğdim içime umut ektim </description>
<link>https://www.antoloji.com/kuzlenmis-acilarin-ustune-siiri/</link>
<guid>3434900</guid>
<pubDate>2023-01-17T01:05:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlık Ve Sonbahar</title>
<description>Trandum dört tarafı ikişer arayla yüksek tellerle  Dokuzuncu koğuşta bir ranza üstünde döşek Birde bu yastık olmazsa soğuk gecelerin zındanında bir hayal artığı bulamazsın  Karabasanlar uyutmuyor on metre karelik uykularımda İçeriye döşenler kafaları karınca yuvası </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizkik-ve-sonbahar-siiri/</link>
<guid>3409811</guid>
<pubDate>2022-10-26T19:03:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Abuk sabuk bir insan</title>
<description>Ve geride kaldı o güzel yılların yorgunluğunda kalan bir çınar  Ne ben o eski ben nede zaman o eski zaman Yüzüm bana yabancı ellerim ise  Kartal pençesi Aldı götürdü benden rüzgar gibi tek tek yapraklarımı  </description>
<link>https://www.antoloji.com/abuk-sabuk-bir-insan-siiri/</link>
<guid>3396988</guid>
<pubDate>2022-09-08T23:41:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Bul beni</title>
<description> Bliyorum hatasıyla  güyahıyla düşünemedim Neden oldum bencilliğimi cezalandırıyorum atıyorum kendimi değirmenin  taşına aklimı  Ezdi ezdi harmanlandı ve uyandım kahır olasın </description>
<link>https://www.antoloji.com/bul-beni-107-siiri/</link>
<guid>3368417</guid>
<pubDate>2022-06-01T21:38:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Karanlıklar</title>
<description>Hüzünlüyüm bu akşam sensizliğin efkarındayım Yıldızlar bana küs heleki ay ışığı bana hüsran Çingeneler teneke çalar duyulur uzaklardan Sesleri yankılanır gecenin kapkaranlığından  Göz gözü görmez tamaşalarını olurya </description>
<link>https://www.antoloji.com/karanliklar-66-siiri/</link>
<guid>3346664</guid>
<pubDate>2022-03-22T18:55:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Eskiyen yüzler</title>
<description>Ayrılık vakti gelince gidilir bir solukta Habersiz  ve sessiz ağzı açık gözler açık Elmacık kemikleri belirgin uzanır yatakta Ölümüdür dirimidir  belirsiz kurulmuş tuzak  Zaman mı seni yoksa  sen mi zaman eskittin </description>
<link>https://www.antoloji.com/eskiyen-yuzler-siiri/</link>
<guid>3206076</guid>
<pubDate>2021-01-02T00:17:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Ayrılık</title>
<description>Sen gidince herşey iyi olacağını sanıyordum              ayrılık ebedi olunca  öylece anladım seni            meğerki sadece kendimi kandırıyordum Hangi yöne gitsem kör sokak cehennem. Nerden bileyim herşey bu kadar çabuk bu kadar dakik   dar zaman   Gözlerimi açıp kapattım başımdan nice geçmiş kahredici zaman Üşüyorum güneşin ısıtamadığı günümün orta yaz'ında     Sen olmayınca yanımda titriyorum gecelerin ürkek saatleriminde  ve beynimde gelgit dalgalar. Cırcır böcekleri susmuyor geceleri getirirler bana hasretini ve buynu bükük   kalmış anılar yalnızlık bu kadar acı olduğunu bilmezdim gençlik  başımda ağardı yüzümde hatlar ellerim ayna oldu bana dilimde kalmadı tatlar                ayrılık yitik bir aşkın serüveni değildir elbete göçeriz biten yere şairler ağlar şiirlerine yalnız kalırlar diye </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayrilik-1816-siiri/</link>
<guid>3177277</guid>
<pubDate>2020-10-12T20:20:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Vatan'sızlar</title>
<description>Bir çocuğun gözündeki kirli dünyanın gerçekleri ve hafizamin berrak beleğinde  hayla öylece duruyor' diyordu Yaşadıklarını ve geçmiş hayatini şu şekilde anlatiyor .Yaz yağmurunun  asilce yağışından  derelere akan bütün  kirlilikleri,nehir’e taşıyordu  .Ama bunlar sadece doğanın kirlilikleri idi .Insanlarin kirletmis olduğu bu dunya okyanusların temizlemeye yetemediği kirliliklerin icinde kayıpolup gitmekteydi .Renk ve irk secimi sadece yasamış olduğumuz  cografyada değil ülkemizin dışında,da hep  var olmuştur .Ama bizim  küçük  dünyamızın icinde  bir ücra köşesinde on iki yaşındaki bir çocuğun gözündeki doğanın rengarenk ve ahenklerle ötüşen  kuşların sesleri onun küçük  dunyasina ayri bir renk katiyordu.Doğa  yeniden doğmuştu ve  yeni uyanmisti uykusunda .doğadaki hayvanlar birbirleri ile içiçe yasıyorlardı fakat bu durum insanlar için  öyle sayilmazdi . Gördüklerim manzaranin iyi tarafi idi ,Aylardan Nisan, yağmurlu ve ayni zaman da güneşli bir gün,idi Gökkuşağının altinda sirali dağlarda  buharlar yükseliyordu.kuzular ile birlikte yağmurdan kurunmak icin bağ evine sığındık,köydeki  köpeklerin  arsizca havlayışına anlam veremiyordum.pencereye çıkıp baktigimda,yüzlerce  silahli atli askerler ve köpekleri ile yürüyen insanlar gördüm  .gittikleri  bu patika yol tam önümdenden geciyordu.iyice yaklastiklarinda .Atlılar marş okuyorlardı havlayan köpekleride marşa göre  eşlik eder gibi havlıyorlardı Marştan hatırladığım kadarıyla  cümleleri şöyleydi .Asya’nın yollarından Anadolu’nun topraklarına .Han’ımız Var olsun ,Kafirler yok olsun Hüküm süreriz dört cihanda .Kılıç’ımız Namusumuz yedi cenderede kabus oluruz.Düşmana acımak bizde yeri yok.Yaşasın atlı ordumuz. Gibi sözlerle söyleniyorlardı.Bu yürüyen insanlarin herbirinin boylarinda  bir birene  bağlı olarak ip bağlanmışlardı ayaklari ve bir çoğunun  üst başları  çiplaktı .Gördüklerim kadariyla içlerinde kadin çocuk  ve yaşlı insanlar vardi ,kafa gözleri yarılmış ve bazilari sekerek yürüyorlardı .Neyin ne olduğunun  neler yaşanıyor olmasi benim icin ne anlama geldiğini  bilmiyordum .Yuregimdeki korku ve heyecan birbirini eziyordu.Bulunduğum yerin duvarına sırtımı dayayarak  oturdum .Kafamı bacaklarımın arasına  gömerek her iki ellerimle başıma koymuştum ,Eve nasil ulaşacağımı düşünüyordum gittikce yağmur dahada şiddetleniyordu ,saat ikindiye doğruydu ve hava gittikçe daha girileşiyordu ve bulutlar iyice karartiyordu gökyüzünü şimşekler elev elev çakıyordu ,gökgürültüsünden pencerenin camlari titriyordu.Atlilar epey uzaklaşmamışlardı  onlarin  ve köpek seslerinde  artık uzaktan geliyordu .Bir saat kadar zaman  geçmişti daha sonra .tek tük silah sesleri geldi gittikçe silah sesleri dahada yoğunlaştı ,ikki saate kadar böyle sürdü  .köpek sesleri  ve Atlı askerlerin sesleri tekrar çıkmaya başladı, hem atlilarin hem köydeki  köpeklerin  sesleri her yeri yankılıyordu. pencereden tekrar baktim atlilar geri donüyorlardı bu sefer sadece Atlılar  ve köpkleri  vardı. Ve  bu kez okudukları marş daha büyük bir heyecan  ve yüzlerinde savaşta zafare ulaşmiş gibi eda içinde mutlulukla geçiyorlardı . Onların geçmesini eve gitmek için sabırsızlanıyordum. Sonra kuzulari dağ  evinde birakarak eve koştum evdekiler ve  köyün büyükleri durumu benden daha iyi anlamışlardı Cehennem vadisi  adında  bir vadi vardi ,bu vadi iki yakasi bitisik derin ve sivri kayaliklardan oluşuyordu.Köydekiler  neredeyse herkes oraya koşmaya basladilar bende onlarla gittim.Olayin yaşadığı yere ulaşmadan  önce vadideki göl göründü ,öldürülenlerin kanları göle akıyordu  Gölün tamamı neredeyse kıpkırmızı olmuştu  olay yerine dahada yaklastigimizda bu insanların  hepsi öldürülmüşlerdi .bunlardan yedi kişi  çarmıha germişlerdi.neredeyse tamami başlarindan vurulmuş ve kimisinin  kulaklari ve gozleri uyulmuşlar ve başları kesilmisti.köylü herkesi inceliyorlardı  yarililar var mi diye içlerinde bir hamile kadinın karni  büyük ve belirgindir beliki doğuma  yakindi başından kurşun siyrilmisti  ölmemişti üstü  tamamen çıplak gibidi .karnindaki bebekte yaşıyordu .annesinin karnisindan ayaklarini vuruyordu  ilk defa böyle bir şeyi gözlerimle görüyordum Anne karnında olan çocuk kirli dünyaya gelmek için  adeta sabırsızlanıyordu    Çocuk ve annesi şanslıydı hayla yaşıyorlardı ve insanoğlu tarafından kurtarılıyorlardı köylü  kadin kendi üstündeki şalı yarali kadinin uzerini örttü  .köylüler asilmış bu yedi kişiyi  indirmeye çalıştılar herbirinin kafasi vücutlarından ayrılıp düştü bunların kafaları kesilmiş ve her birin ayrı vücudunun üste koymuşlardı.Gördüklerim beni çok korkutmuştu ama  merakımdan   herbir detayi inceliyordum.köylüler bir kaç yaraliyi daha kurtarmışlardı  fakat  hamile kadin hariç yirmidörtsaat sürmeden hepsi öldüler.köylülerden adamin Biri on alti yila kadar  bir çok harp içinde görev  almisti fakat bu kişi   savaşın zorluklarından hafizasini yitirdiği için  eve gönderilmişti bu adamin hafızası  zamanla biraz düzelmişti. bu köyde okur yazarı yoktu  bir çoğunun erkekler askerlik dönemi hariç kendi yaşadıkları köy ve kasaba haricinde bir yer görmüş değildirler, köyde imam olmadığı için köyün  imamligini yapmaya karar  verdi bu şahıs  her cuma günleri ve bazen akşamlari vaaz ve sohbetler veriyordu.söylemleri köyün  gençlerine  zıttı ama bazi yaşlı kesimleri çok etkiliyordu bu yaralilarin içinde bir genç erkek  köylüler olay yerinde  onu fark etmemişlerdi  genç adam kendi başına köye  yürüyerek gelmişti yardim bekliyordu belki birileri onu kurtarır diye köyün imamına soyulan  evinin damına  nişan talimi yapıyordu  birkaç gençlere .Genç yaralı su koyusuna yönelirken imam onu yabancı biri olduğunu farketti imam silahını  alarak  evin damından indi ve genç yaralının üstüne koştu pis dinsiz soysuz  kafir diye bağira bağıra üstüne yürüdü adam yarali ve çok kan kaybetmişti taşıyan koyudan su içti  imam ona durmadan sövüyordu bizim su ictigimiz yeri ve suyumuzu haram etme pis kafir  genç adamdan bir ses  çıkmadı  ve bir iki adım yürüdü ayakları tökezlezledi  her iki eleri ile karnındaki yarayı tutuyordu ve imam onu vurmadan adam kendisi oracikta  düşerek can verdi.imam adamın kafasına bir tekme vurdu ve tüfeğin namlusunu adamın kafasına doğrultu ve parmağını tetiğe geçirdi tetiği çekecekti sonra vazgeçti ölmüş adamım suratına tükürdü yaşasın İstiklal yaşasın islam  diye haykırarak oradan uzaklaştı.Bu Köydeki insanlar farklı ırklardan ve farklı dinlerden olan insanlardan kız alıp vermişler.Fakat yönetimin baskısı nedeniyle köydeki insanlar ikiye bölünmüşlerdi.Yaralı kadını gizlice köyde bir evde sakladılar kadın  iliyileşti ve doğumu orada yaptı .Köylüler öldürenlere bir mezar yeri ayırdılar hepsine ayrı ayrı mezarlar yaptırdılar çocukları ve kadınları bir yana erkekleri ise bir yana gömdüler ,Mezarlığa bir giriş yaptılar mezarlığın girişinde büyük iki heykel yaptırdılar .ve bu heykellerden biri kadın diğerinde bir erkek,kadının heykelini sağ tarafa erğinin sol tarafa ve her ikisininde yönlerini mezarlığa bakar ve ellerini Her iki yana açmış mezarlıktakileri kocaklar gibi heykelleri diktiler.Yaralı olarak kurtulan kadın öldürülenleri köylüler ile beraber cesetleri kontrol Etiler kadının akrabaları Anne ve babası bütün akrabaları ve tanıdıkları hepsi öldürülmüşlerdi.kadının akrabaları ve tanıdıklari kişileri mezar taşı diktiler.kadinin eses ismi pirum du adini değiştirip pirşah adini aldi ve  erkek çocuğuna da kendi esas isimi Zako çocuğun isminide zülfükar  koydular .Pirum köydeki evde  doğumdan  sonra alti ay kadar kaldı  daha  sonra onu saklayanlar ona bir oneri götürdüler .Seni burada dul bir adam var onunla evlendirelim Pirum bu teklife  hiç düşünmeden dünden raziydi çünkü  kendisinden çok çocuğunu düşünüyordu .kadini burda saklayanlar Pirum ile beraber bir plan yaptilar gece pirumu başka yakin bir köye  oradaki yakin akrabalarin yanina iki gun olarak beklettirdiler daha sonra Pirumu dul adama istemiş gibi yapip kadini onunla evlendirdiler.Adamin ismi Palo idi Palo'nun bir önceki eşi  doğum sirasinda ikinci çocuğuyla beraber ölürler.Palo ile bsna  hayatini anlatan o zamanın oniki yaşında olan çocuğu’ile yanliz kalirlar,ta ki Pirumla evlenene kadar.Artik Zako'nun bir babasi ve Pargonunda bir Anna'si vardi.GumGume köyünde beş yil'kadar yaşadılar.Donemin yonetimi her yerde eli ve kulaklari vardi .yonetime yakin olan köylüler diğer köylülere karşı tavir tutundular sulak olan araziyi ya bize verirsiniz yada idareye sizi ihbar ederiz.GumGume'liler hepsi bir araya toplandilar .Paloya karisini ve Çocuklarını al köyü  terket yoksa hepimizi öldütürler.Palo bana biraz  zaman verin dedi .Palo iki gün sonrasinda  köylülere Arazimi ve evimi terkediyorum fakat torağımı size heba ediyorum anlamina gelmesin.köylülerin  Palo'ya cani'ni al git yoksa senide öldürttürüz.Palo ne kadar yiğit bir olsada bu güçlerle baş edemeyeceğini anlamıştı.Dönemin hükümeti Anadolu kasabalarından ve köylerinden yerel yönetimlerden net bilgi aktarılmıyordu.yerel yönetim amirleri  bir çok olayları  ve emirleri kendileri tarafından veriliyor uygulanıyorlardı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/katil-azrail-ler-siiri/</link>
<guid>2965351</guid>
<pubDate>2019-03-06T18:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Keynek</title>
<description>Keynek govend me bıgır yevdı to çino lastık to dıren tor bıgıro.ın veyve eyma niyo  ,davul tor bikovı mezgı to vengo. Herey keynek tori Voni veyşo teyşo Lucin serdi gırina garm keş yay serdi peyşon Ma çı vacı ma çı nı vaci gıjık to dargo akıl to kıro Keynek keynek tı mayr dayrda barı to gıronu Heyoni inkey to ni diyo yev raştey </description>
<link>https://www.antoloji.com/keynek-siiri/</link>
<guid>2924684</guid>
<pubDate>2018-12-08T19:10:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Tramvay</title>
<description>Bu sabah tramvayda saat alti iş yolunda.oturdum camın kenarında dışarıda kar düşer pamuk tanesi gibi ağaçlara.Tıka basa dolu tramvay ,binde birinde çıtçıkmaz .Birden fark ettim karşımda oturan kız dudakları kiraz . Saçları kırmızı  ve kıvırcık masmavi gözlerinde ihtiras .Bana bakıyor durmadan bana  O güzel gözlerini kırpmadan .Kalbimde  bir kıpırtı çaldı hüzünlü notalarla Keman.Aşık oluyorum galiba  .ilk defa oluyor bana böyle güzel şey onca geçsede ömrümden zaman .Birden bire bir hüzün çöktü tramvay kızın yüzüne.Kalınca bir kitap  duruyordu elinde   son yapraklarındaki parmakları ile okuyordu hece hece.Tramvay kızı kör ve zarif bana gündüz ona gece .Gam duymam sana beni görmeden öyle güzel bakarsın bana .Aynı durakta adresimiz ,inerken elinde tuttum farklı olsada kaderimiz.Elerimdeden okudu yüreğimin ruh halini ,parmakları ile sıkıca geçirdi parmaklarımın arasına ve içimden nice kasırgalar coştu.Ben gördüğüme O ise görmediği birine duygulanıyordu .Dışarda uzun uzun yağan karın altında kaldık görmeyen güzel gözler.Birimiz lal birimiz kör işte geldik son durak. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tramvay-10-siiri/</link>
<guid>2924628</guid>
<pubDate>2018-12-08T15:33:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Yev zamo devay ma</title>
<description>A ya duevey duevey maya   Ay koye koye koye mayi ay gede gedey mayi şi vıtera ni hımey pey ser ehtar ma vıta mardi .                                                        Ader kevto ser bonu düy yın şiyo bındı hevro.Yev çino hevnaku  asmi deyri  barmo.In derey hın nışon ,nahır bıyo zıva vu veyşon.                                        Devo bıya bıvayır va hin govend bigiro zalımı kafir.rayir yay rayiri papor çeher pay şin vıtara katir.                                  Yev zamon ına devod  rısk pırın bini heton teyro mıclurınu .hıngı fıran daruna ser vaşo dıstar geyrani bındı ayru. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tilliy-liy-siiri/</link>
<guid>2907695</guid>
<pubDate>2018-11-01T09:22:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşayan ölü</title>
<description>Yaşayanlarla dost olmak! mezardaki ölülerle konuşmak !!!.Yer altında ve yer üstünde iki ayrı bir dünya mı var?Nefes alıp vermek yoksa ruhsuz bir dünyadan ruhlu bir dünyaya göçmek ve ebediyen oradan kalmak,yani karanlikta hayir aslinda hiç korkmadım karanlıklardan ama hep korkmuşumdur  yalnızlıktan ve yalnız olmaktan.Mesela insan ölürken yalnız gömülmemeli ya sevdiğinin yanına .Öbür  dünya hangi öbür a dünya ?başka bir hayat başka bir yaşam yok .Hangi el mürekkeplemiş ellerini ,yaprak yaprak  doldurmuşlarsa boş sözcükleri kitaplara ,Kalın ciltlere sığdırılmayan  Hayalerden öte değildir.Evet milyarlarca yıldır hep var olmuştur canlılar ,sadece bu dünyanın üstünde içinde demiyecem çünkü yaşam dünyanın üstünde  var olmuştur.Peki dünyanın içi boş bir pingpon topu gibi mi ? Gelecek yüzyıllarda sanırım insan oğlu onu  çözmüş olacak.İnsan  oğlu dünyaya gelmiş en dahi canlılardan ve aynı zamanda en hayvani birer yaratıktır .devamı gelir </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasayan-olu-50-siiri/</link>
<guid>2896123</guid>
<pubDate>2018-10-05T19:49:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamak Dediğin</title>
<description>Yaşamak Dediğin.                                     Yaşamak sadece nefes almakmıdır?        Yoksa bir kıza aşık olup hevese kapılmakmıdır.Hayatta gördüklerinmidir yoksa görmediklerini görebilmekmidir.Yaşamak dediğin kalbin seni yanıltmasımıdır yoksa beynin seni aldatmasımıdır.isyan etmekmi ,savaşmakmı,barışmakmı yoksa sevişmekmi?Yaşamak dediğin ayakların seni götürdüğü yere götürmekmi?yoksa bir ömür ellerin sana bakması mı ?Gözlerin güzellikleri görmesi mi yoksa kötölüklere çirkinliklere şahit olması mı ?Ağzın durmadan çiğneyip çiğneyip yiyemenler senin yediklerin midir ? </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamak-dedigin-28-siiri/</link>
<guid>2406862</guid>
<pubDate>2017-11-04T22:53:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Istasyondaki yabanci</title>
<description>Gecenin zifiri karanlığında,ne beklediğini bilmeyen bekler yabancı .Sonbaharın sancılı ayazında ,Sokak lambasının  direğinin altında sigaranın son demini içine çekip çekip bütün dertlerini ve acılarını sigaradan Cikartmaya çalıştığı besbeliydi aslında onun saat kaçta ve nereye hangi trenle gideceği anlaşılır değildi.bu esrarengiz yabancı gelen geçen ve giden  yolcuların dikkatlerini üzerine çekiyordu.Bir seksenbeş boylarında ve altmışbeş yetmiş yaşlarında denebilecek yaşlardaydı. aslınlında hayat onu yaşından daha yaşlı hale getirmişti ,oldukça zayıf ve iyi beslenmediğide halinden kolayca farkedilirdi ,yüzü kemikli ve yeşilimsi gözleri adeta kafasına gömülmüş gibi duruyorlardı.ağzında sayılabilecek bir tek diş dahi kalmamıştı ,ağzını açıp kapattığında alt çenesi kıvrımlı burnuna değip değip duruyordu  .kulak memeleri normalinkinden  daha uzunlardı,yanakları kavisliydi yanağının sol tarafı derin bir damga izi duruyordu .kafasında rengi iyice solmuş lengeri şapkası kırlaşmış saçları şapkasın altından kulakları geçebilecek uzunlukta ve kıvırım kıvırırdılar .çökmüş yanaklarından ince tüylü sakaları bir karıştı ve uzun kahve renkli  paltosu kollarının dirsek  kısmında siyah yamalı idi . Gri renginden pantolon ıspanyol paça ayaklarında  sivriborun bot botların önü  oldukça kalkık duruyorlardı  . Ve sıkça cebinden cep saatini çıkartıp bakıp sonra kafasına vuruyordu. Lambanın Işık’larından faydalanarak birde elınde küçük bir aynası vardı aynaya bakıyordu ,daha sonra aynaya tükürüyor du,zaman ona aykırı harek ediyordu gibisinden isyanı vardı ,uzun uzun  tren bekleyişimden bu ilginç adamı izlemekten vakit aslında unca uzun gelmemişti ,Bir yazarın arayıp bulamayacağı hikaye öneme gelmişti ,diyordum kendime onunla konuşmaya karar vermiştim ,oturduğum iskembeden kalkıp onun yanına gittiim ,o ise oturduğu yerde kafasını dizlerinin arasına koyup çok derin düşünceler içerisindeydi .her iki ayağıyla yerdeki taşları bir yere toplatıyordu ve sonra tekrar sağ ayağıyla taşları dağıtıyordu .onun önünde bir müdet bekledikten sonra birden gözleri ayaklarıma kaydı.şapkasını sağ işaret parmağı ilehafifçe yukarıya kaldırdı.sol gözünü kapatarak sağ gözüyle açık beni ayaklarımdan başıma kadar önce bir sözdü,ona merhabalar nasılsınız  diye sordum? kendisi öhü öhü iki kez üstüste gırtlağında sanki bir düğüm varmış gibi boğuk bir sesle merhabalar evlat dedi .sigararan varmı sordu bana paketten bir tane çıkartıp ona uzatım alıp kulağının arkasına koydu .bir tane daha istedi ve bir tane daha verdim sonra paketi istedi ,cebimden çıkartıp verdim.karnın açmı diye sordum ,bana teşekkür etti .Hangi yöne yolculuk sorduğumda bana cevabı çok tuhaf oldu ceheneme gidecem ama daha tönel kazacaklar yol  yapacaklar ve birde benim gelmem için tünel boyunca meşaleleri yakıp beni öyle karışılayacaklar zebaniler.tren  hazır olduğunda o zaman bende gidecem,gideceğim tek yer orası dedi , Ne kadar şakacısınız dedim kendisine .bak bana evlat dedi Hayatı şakalamaya o güzel yıllarıda baltalamaya gelmez .,heleki genç ilken doğruları ve yanlışları birbirinden iyi ayır .zamanın değerini bil ,bilki gençliğini bulunmaz bir hazine olarak gör .zaman insanın en değerli  dostu ve aynı zamanda düşmanıdır.gün doğuşu ve batışı bir ömürolduğunuda unutma .!Gençlikte ektiklerini yaşlandığında biçimezisen ,bak gör yaşlandığında senin halin şimdiki gördüğündür. Dedikten sonra uzun bir offf çekti aslında anlatacağı çok şeyler var olduğu beliydi .Kulağın arkasındaki sigarayı aldı yaktı ,ona verdiğim sigaradan bir tanesini çıkarıp bana uzatı al benim sigaramın dumanından yararlanma dedi .içimde bir gülümseme tuttu ,benim trenim ha bugün ha yarın gelir son treni kaçırmamak için burada bekliyorum çünkü sıradaki tende belki zebaniler beni görmeden suyun bulunduğu vagona binersem o zaman cehenemden cennete geçmiş olurum .Ben nasıl yani ? </description>
<link>https://www.antoloji.com/istasyondaki-yabanci-siiri/</link>
<guid>2405866</guid>
<pubDate>2017-11-01T23:07:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 <item>
<title>Bensiz</title>
<description>Bensiz dogan ve batan gunes.                                        Doguyor buyuyor cocuklar annesiz                                 Denizlerden kopup  gelen dalgalar yuregimden gec.  Dunuyor dunya aslinda varmiyim yokmuyum belirsiz .                                                                           Oyle bir yanginki  okyanuslar birer hic                           Bensiz yaslanan agaclar kabuklarinda yillar              Bensiz olen sevgilim topragini oksayamadi ellerim   Bensiz acilan solan yuzler ve cicekler                           Elin topraklarinda mahkum kendi ulkemden surgun   </description>
<link>https://www.antoloji.com/bensiz-39-siiri/</link>
<guid>2388831</guid>
<pubDate>2017-09-10T01:14:00+03:00</pubDate>
<author>Ferat Atalay</author>
</item>
 </channel>
</rss>
