<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Fatih Tuna Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Savaşın Acılığı</title>
<description>Mehmet’im savaşa gidiyor Anam ne ağlarsın ardından Oğlun şehitliğe koşuyor Allah diyerek… Sen gururlan anacığım Mehmet’in gitti gavur dökmeye </description>
<link>https://www.antoloji.com/savasin-aciligi-siiri/</link>
<guid>1215351</guid>
<pubDate>2009-07-08T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Boğaz Köprüsü II</title>
<description>bir sabah vakti Geç boğaz köprüsünden Vapurların geç üstünden Elinde bir simit Hadi ayrıl ayrılabilirsen Boğaz  Köprüsü’den </description>
<link>https://www.antoloji.com/bogaz-koprusu-ii-siiri/</link>
<guid>1215349</guid>
<pubDate>2009-07-08T12:07:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Ve Acı</title>
<description>Ayrılığın acısını tattırdın bana Beni tek başıma bıraktın bana Ayrılık acıdır dedin O acıyı tattırdın bana </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-ve-aci-7-siiri/</link>
<guid>1215344</guid>
<pubDate>2009-07-08T12:04:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Mehmed'im</title>
<description>Gökyüzü kan kusuyordu o gün Çanakkale’de, Trabulus’da Türk Mehmet’inin olduğu her yerde Yeni yeni kahramanlıklar yazılıyordu.  Mustafa Kemal çıka geldi </description>
<link>https://www.antoloji.com/mehmed-im-14-siiri/</link>
<guid>1215342</guid>
<pubDate>2009-07-08T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Her Şey Benim</title>
<description>Sokakta yürümekteyim sessizce Bir kasabın önünden geçince Bir bakarım etler, etler beni olur Bir bakarım kaldırıma kaldırımlar benim olur.  Bu hayatta her şey benim </description>
<link>https://www.antoloji.com/her-sey-benim-3-siiri/</link>
<guid>1215341</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:58:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamak</title>
<description>Yaşayabilmek için insan  Bir dilenci çocuğun gülüşünde Gönlüne derman olacak bir şey Bulabilmeli  Ya da düştüğünde dermandan </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamak-521-siiri/</link>
<guid>1215337</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:51:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Boğaz Köprüsü</title>
<description>Boğazda kayığın birindeyim Koca deryanın üzerindeyim Altımda balıklar, batık gemiler Sesimi, sesimi onlar işitirler. Çığlık dolu seslerimi onlar Yakarışlarımı onlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/bogaz-koprusu-5-siiri/</link>
<guid>1215334</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:49:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Beni Bilirsin</title>
<description>Beni bilirsin Yağmurları nasıl severim Sağnak sağnak yağınca Nasıl değişir yüzüm  Beni bilirsin </description>
<link>https://www.antoloji.com/beni-bilirsin-2-siiri/</link>
<guid>1215329</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:47:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Git İşte</title>
<description>“git hayatımdan” Yaşanmamışların içinde kaybettim kendimi Seni de kaybetmeye hazırım Acı mı? Alıştım ben ona “git işte” Sevdandan çıkaracağım çok dersim var benim </description>
<link>https://www.antoloji.com/git-iste-siiri/</link>
<guid>1215325</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:44:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Hikaye Sevda Üstüne</title>
<description>Anlatıcıdan dinlediğim ve hatırımda kaldığı kadarıyla aktarayım size…  Rivayete göre bu hikâye bir sınıfta başlar ve bir boşlukta bitermiş. Bildiğiniz herhangi bir sınıfta yani, sınıfta yeni tanışan öğrenciler varmış. Hikâye bu ya bir kız birde çocuk varmış hikâyenin başrollerinde. Bütün sınıf tanışmış tanışmasına ama çocuk sadece o an ilk defa gördüğü kızla tanıştığını sanmış olacak ki, gözü kızdan başkasını görmez imiş. Yani anlatıcıya göre; çocuk âşık olmuş saçları lüle lüle olan kıza. Ve hikâye burada başlamış. Çocuk çok konuşkanmış anlatıcıya göre; her bir söze bin sözü varmış. Ama kızla yan yana geldiğinde konuşamaz dili lal olur sanırmış çocuk. Susar, kımıldayamazmış. Sonra, kız gidince derin bir üzüntüye kapılırmış içten içe. Zaman bu ya tutmak değil peşinden koşmak bile mümkün olmayan kavram. Öle de olmuş çocuk için. Her gün biraz daha içinde büyütüyormuş kızı. Sınav dönemi gelmiş çatmış. Çocuk bir sırayı tüm boşaltmış ve sadece ikisi ders çalışıyorlarmış. Çocuk böyle istiyormuş. Herkesin içinde onla yalnız kalmaktan korkmuyormuş da. Ama baş başa kalınca gevezeliği çok uzaklara kaçıyormuş. Hiçbir şey demeden.  Sınıfta herkes bilirmiş de çocuğun kıza olan aşkını bir tek kız bilmezmiş ve yahut bilmek istemezmiş. Daha sonra ki günlerde kızın doğum günü gelmiş. Sınıfta herkes kutlamışta doğum gününü, kızın. Bir tek çocuk kutlamamış… Büyük bir caminin yanındaki havuzun kenarında kıza kocaman bir buket kasımpatı vermiş. Kız sadece kuru bir tebessüm etmiş çocuğa. Çocuk buna razıymış zaten. “ aranızda neden mi herkesle birlikte kutlamamış diyenler var? ” Çocuğun hissettikleri herkesle aynı değilmiş de ondan…  Zaman çocuğun önüne hep bir şans çıkarmış. Çocuk bulardan birinde; anlatıcının dinlediği ve bize anlattığına göre; kız bir dersten ödev almış. Ancak ilgili kitabı bir tülü bulamamış. Çocuk bunu duyunca tam 4 gün kitabı aramış ve 4.günün sonunda bir sahafta rast gelmiş. Çocuk, çocuklar gibi sevinmiş. “nasıl mı? ” hani bir çocuk oyuncağını bulunca nasıl sevinirse, annesine koşarken nasıl mutlu olursa işte öyle sevinmiş çocuk. O gece uyuyamamış. Ertesi gün kitabı âşık olduğu kıza götürmüş. Kız mutlu olmuş, kuru bir teşekkür etmiş. Çocuk buna bile razıymış zaten. Ama ah birde konuşabilseymiş sevdiği kızla! Anlatıcıya göre; gerçekten âşık olan söyleyemezmiş zaten. Öyle de olmuş çocuk söyleyememiş. Zaman dedik ya, dur durak bilmez diye… Akıp gitmiş su gibi. Okul bitmek üzereymiş. Adettendir diye çocuk gömleğini çıkarmış hadi içinden bana dair gelenleri yaz demiş kıza. Kız tereddüt etmiş önce ama birkaç saniye sonra yazmaya karar vermiş ve çocuğun elinden almış gömleği… Şunları yazmış… Bembeyaz gömleğin üzerine kara bir kalemle, lekeler bırakarak; “sen çok iyi bir arkadaşsın herkesin bildiğini bende biliyorum. Beni seviyorsun. Ama biz bir ilişkiye başlasak ve bitse o zaman arkadaşlığımızda biter. En iyisi biz seninle hep böyle arkadaş kalalım sonsuza dek” yazmış. Çocuk hiçbir şey diyememiş yazılanları okuyunca. Susmuş. Sanki tüm kelimelerini çalmışlar çocuğun, azından tek söz çıkmamış. Okul bitmiş. Aynı sene kız ve çocuk iki ayrı yerde üniversite kazanmışlar. Kız çocuğu çoktan unutmuşta, çocuk bir türlü unutamamış kızı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-hikaye-sevda-ustune-siiri/</link>
<guid>1215324</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:43:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Uzaktaki Kadına</title>
<description>Uzaktaki kadın Gözlerini unuttum sanma Gözlerinin toprağa çalan kahvesini Bakışlarındaki hınzır çocukluğunu Ağlamaklı akşamlara benzeyen gözlerini Unuttum sanma </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzaktaki-kadina-siiri/</link>
<guid>1215321</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:39:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Yol Üzerine</title>
<description>Arkamda kızılca kıyamet  Güneş doğmakta Önümde zifiri karanlık Gölgeler saklanmakta Uzun çizgiler arasına kısa boşluklar Yek bir ahenk içinde dizilmişler </description>
<link>https://www.antoloji.com/yol-uzerine-siiri/</link>
<guid>1215320</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:38:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Sevinya Romaniez Caddesi 43 Numara</title>
<description>Sevinya Romaniez Caddesi akşamüzeri. 43 numara Sevinya Romaniez caddesinin tek çıkmaz sokağında. Bir akşamüzeri kaybettim kendimi. Romaniez caddesi 43 numara dikildi karşıma. Dönemem geriye. Aşıp geçemem bu gizemli sokağı. Yaşanacakların atıldım koynuna. Yaşadım. Sergüzeştliğimden vazgeçtiğim kadar hiçim. Olmazlarım kadar var. Dönüp gitmek bana göre değil bilirim. Hani dönecek de değilim.  43 numaranın sokağa bakan yüzünü yıkar akşam güneşi. Beni gölgesinde saklar. Beyazlar içerisinde bir kız penceresinden sokağa bakar. Ne bir adım öteye gidebilirim. Ne bir adım geride yerim var. Arkamda bana dair hiçbir şey kalmadı o an. Yok, saydım öncesini. Hatırımda bile değildi kimisi. Ben 43 numaralı evin  penceresinden sokağa bakan kıza sevdalandım. Ne bir adım gerisi ne bir adım ötesi yazılmış bana.  Kuru bir tebessüm mıhladı beni buraya. Bertaraf olmuş kalbim izin vermez ileriye. Gerisi en derin kuyu, biliyorum bunu.43 numara  Sevinya Romaniez caddesinin tek çıkmaz sokağına saklanmıştır. Sokağın köşesinde kalakaldım. Bedenim titredi. Ne sevdaya gücüm yetti, ne dönüp gitmeye…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevinya-romaniez-caddesi-43-numara-siiri/</link>
<guid>1215318</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:36:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Yüz Düşle Benim İçin</title>
<description>Bir yüz düşle benim için Bir hayat çiz, çizgileri yüzümden okunsun Bir kişilik bul benim için İçinde her şey; adam gibi olsun Benim için bir ev, bir resim yap mesela İçine gireyim, bu benim diyeyim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-yuz-dusle-benim-icin-siiri/</link>
<guid>1215317</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:34:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Sebep</title>
<description>Bu sabah hava erken aydınlandı ya da İbrahim’e öyle gelmişti. Yattığı yatağından doğruldu, etrafına söyle bir baktı. Etraf darmadağın olmuştu. Yatağından kalktı. Tek odalı evindeki küçük lavaboya gidip yüzünü yıkadı. Islak yüzünü kaldırıp aynaya baktı. Birden şaşırdı. Elleriyle yüzüne dokundu. Bu yüz benim mi dedi içinden; bu feri gitmiş, ağlamaktan şişmiş gözler, sararmış bu ten benim mi dedi? Odasına döndü. Camın önündeki kırık sandalyeye oturdu. İçinden pek bir şey yapmak gelmiyordu. Masadaki sigara paketinden bir sigara çıkardı. Etrafına baktı etraftaki birkaç bira şişesi gözüne ilişti. Başını avuçların arasına alarak başımın ağrısı geçmiş dedi. Sigarasını yaktı. Dün akşam ne olduğunu düşünmeye başladı. Aklında onlarca soru vardı. Hangi sorunun cevabı dün gece yaşadıklarımın dedi. Dışarıda yeşilin bin bir tonu oynaşıyordu adeta doğayla. Baharın geldiğini fark etti. Penceresini açtı. Sert bir rüzgar çarptı yüzüne, bahar geldiyse hazan rüzgarı ne işin var dedi burada. Tekrar kırık sandalyesine oturup düşünmeye başladı. Dün akşam ne olmuştu. Beni bu hale getiren neydi diye düşündü. Serin rüzgar ve sigarasından  çektiği birkaç nefes iyice kendisine  gelmesini sağladı. Önce neden her sabah daha kalkar kalkmaz kahvaltı etmeden sigara yaktığını düşündü. Bundan zevk mi alıyorum dedi. Cevaplamadan asıl düşünmem gereken bu değil, dün gece olanlar dedi. Beni bu hale getiren neydi. Sigarasından bir nefes daha çekip küllüğe koydu. Şimdi hatırlamaya başlamıştı olanları. Dün gece Ayşe arkadaşlarıyla dışarı eğlenemeye gideceğini söylemişti. İbrahim içten içe kızarken bir şey diyemediğini hatırladı. “Ayşe haksızdın” dedi kendi kendine. Aklına geçen gün okuduğu kitapta hoşuna giden bir şey geldi. “tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış” bu atasözünü daha önce duymadığını anımsadı daha yeni duyduğum bu söz bana ne kadar yakıştı diye güldü istemeye istemeye. Düşünmeye devam etti. Ayşe’yi kırmadığı halde kırmış gibi düşündü. Böyle düşünmesinin sebebini düşünmedi. Şimdi aklında yeni bir soru vardı. Ne yapmalıyım da kendimi affettirmeliyim Ayşe’ye?  Uzunca bir zaman düşündü bir sigara daha yaktı söndürdü.  Yanına gideyim ona kahvaltı hazırlar gönlünü alırım dedi. Ancak düşünmeye devam etti daha iyi ne yapabilirim diye aklına başka bir şey gelmeyince üzerini giyinip evden çıktı. Yolda yürürken aklına lavaboda gördüğü yüz geldi. Sararmış yüz, feri gitmiş gözler bu ben olamam dedi. Ama inandıramadı kendisine. Yolda yürürken Ayşe’ye kendisini nasıl affettireceğini düşündü. Nasıl konuşacağını nasıl özür dileyeceğini daha sonra nasıl onu her zamanki gibi güldürüp gönlünü alacağını düşündü. Ne kadar yürüdüğünü Ayşe’nin kapısının önüne gelince şaşırarak fark etti. Bu şehirde en çok sevdiği kişiydi Ayşe ve onu kaybetmeye hiçte niyeti yoktu, bunu çok iyi biliyordu. Üstünü düzeltip zile bastı beklemeye başladı. Bekledi bekledi kapı açılmadı. Tekrar tekrar zile bastı. Ama kapıyı açan olmadı. Cebindeki telefonunu çıkarıp Ayşe’yi aradı. Uzunca çaldıktan sonra telefon açıldı. Ayşe: ne var? Dedi. İbrahim: senin yanına geldim, dedi.Ayşe: şimdi git akşamüzeri bir yerlerde buluşuruz deyip telefonu kapattı. İbrahim hiçbir şey diyemeden kaptı telefonunu. Sanki tüm kelimeler hükmünden çıkmış gibiydi İbrahim’in. Sustu. Evine doğru yürümeye başladı. Sanki başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissetti kendisini. Ne kadar kırıldığını anladı. Ama hiçbir şey yapamadı. Sadece Ayşe’nin son sözü aklındaydı ve bu söz beynine  çok ağır geliyordu.’ şimdi git akşamüzeri bir yerlerde buluşuruz’ bunu tekrar ede ede yürüdü. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sebep-70-siiri/</link>
<guid>1215311</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:21:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Güvercin</title>
<description>Bu kuş neden gelmişti, ne anlatmaktı niyeti anlayamadım. Kuş pencerenin açık olan camın dışından bana bakıyordu. Bense kahvemi yudumluyor, bir yandan kurabiyelerden yiyordum. İnatla pencerenin kenarında bekliyor ve bana bakıyordu. Nedenini anlayamadım. Kurabiyelerime ortak mı olmak mıydı niyeti?  Yoksa mutluluğuma şahit olmak mıydı? Bilemedim… Yavaşça yerimden kalkıp bir kap su getirdim güvercine. Ürkmüş olacak ki biraz öteye uzaklaştı sonra geri geldi ve iştahla suyu içiyor ve bir yandan da elimdeki kurabiyeye bakıyordu. Sanki kurabiyelerimden ister gibiydi. Güvercinle pazarlığa oturmuş gibi hissediyordum kendimi. Ne istersen verebilirim ancak kurabiyelerden olmaz dedim içimden. Güvercinle iç seslerimizle konuşuyor gibiydik. O ısrar eder gibi sağa sola yürüyor sonra aynı noktaya gelip kurabiyelere bakıyordu. Mutfaktan ıslanmış ekmek parçalarını getirdim. Suyu bıraktığım yere onları da bıraktım. Suyu iştahla içen güvercin ıslanmış ekmeklere bakmadı dahi. Şaşırıyordum. Merakla maceranın nereye gideceğini düşünüyordum. Ne yapacağımı şaşırmış durumdaydım. Bencil olduğumu düşündüm önce, öyle miydim gerçekten?  Kurabiyelerden vermeli miydim? Paylaşmayı çok seviyordum. Başka bir şey olsa hiç düşünmeden hepsini bile verebilirdim ama bu kurabiyeler benim için çok değerliydiler. Kalakaldım; vermeli miydim yoksa esirgemeli miydim el kadar güvercinden bir kurabiyeyi? Neden geldin, nereden geldin şimdi a güvercin diye de kızmaya başlamıştım içten içe… Paylaşmadım ya da paylaşamadım kurabiyelerimi her şeyden habersiz ya da her şeyi bilen bir kuşcağızla. </description>
<link>https://www.antoloji.com/guvercin-87-siiri/</link>
<guid>1215310</guid>
<pubDate>2009-07-08T11:19:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Tuna</author>
</item>
 </channel>
</rss>
