<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Fatih Aydın Namı Diğer Serseri Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Aşkın İzinde...</title>
<description>Aşkın İzinde

Bir sonbahar akşamıydı seni ilk gördüğümde,  
Gökyüzü yorgun, sokak lambaları mahcuptu.  
Yağmur yeni dinmişti kaldırımların üstünde,  
Şehrin telaşı uzak bir masal gibi susmuştu.

Sen geçtin önümden usulca,  
Bir rüzgâr geçti sanki zamanın içinden.  
Ne adını biliyordum ne sesini,  
Ama kalbim tanımıştı seni derinden.

O gün eve döndüğümde garip bir boşluk vardı içimde,  
Sanki yıllardır aradığım bir cümle eksikti hayatta.  
Penceremde gece beklerken sessizce,  
Aklım senin gölgeni çiziyordu duvarlarda.

Günler geçti...

Şehrin kalabalığında seni yeniden bulurum diye  
Aynı sokaklardan geçtim defalarca.  
Aynı bankta oturdum, aynı çaycıya uğradım,  
Belki kader de biraz yorulur da getirir diye karşılara.

Sonra bir gün...

Baharın ilk çiçekleri açarken,  
Göğe serçeler sevinç şarkıları söylerken,  
Bir kitapçı dükkânının önünde gördüm seni.  
Yüzünde güneşin bıraktığı sıcak bir gülümseme vardı.

O an dünya durmadı belki,  
Saatler işlemeyi bırakmadı,  
Ama benim içimdeki yalnızlık,  
İlk kez bir kapı bulup çıktı karanlıktan.

Konuştuk...

Önce havadan sudan,  
Sonra düşlerden, umutlardan.  
Birbirimize yabancı iki yolcu gibiydik,  
Fakat aynı yıldızlara bakıyorduk geceleri.

Sen anlattıkça zaman kısalıyor,  
Ben dinledikçe içimde güller açıyordu.  
Sesin uzak bir nehir gibi akıyor,  
Ruhumdaki kuraklığı sessizce suluyordu.

Birlikte yürüdük sonra uzun yolları.

Kimi zaman sahilde dalgaları saydık,  
Kimi zaman yağmura yakalandık hiç saklanmadan.  
Kahkahaların martılar gibi uçuştu gökyüzünde,  
Ben seni izledim çocuklar gibi hayran.

Geceler vardı...

Ayın kıyısına umutlarımızı astığımız geceler.  
Sessizliğin bile güzel olduğu anlar vardı.  
Sen yanımdayken konuşmak gerekmiyordu bazen,  
Çünkü kalpler de öğrenmişti birbirini anlamayı.

Derken hayat...

Her masala bir sınav yazarmış gizlice.  
Bir gün yollarımız ayrıldı beklenmedik bir sebeple.  
Şehir aynı şehir kaldı,  
Ama renkleri eksildi gözlerimde.

Gittiğin gün rüzgâr farklı esti.  
Ağaçlar daha sessizdi.  
Kuşlar bile yarım bırakmıştı şarkılarını sanki.  
Ben ilk kez öğrendim özlemin ne kadar ağır olduğunu.

Aylar geçti...

Sana yazılmayan mektuplar birikti masamda.  
Sana söylenmeyen sözler çoğaldı içimde.  
Her gün biraz daha büyüdü bekleyiş,  
Bir dağın eteğinde çoğalan karlar gibi.

Ama aşk ilginçti.

Beni tüketmek yerine büyüttü.  
Özlemek canımı acıttı ama öğretmeyi de bildi.  
Sabretmeyi, anlamayı, affetmeyi,  
Birini gerçekten sevmenin ne demek olduğunu öğretti.

Sonra yıllar sonra bir akşamüstü,  
Güneş ufka kırmızı bir veda bırakırken,  
Beklenmedik bir anda yeniden çıktın karşıma.

Saçlarına birkaç mevsim konmuştu,  
Gözlerinde geçmişten süzülen hikâyeler vardı.  
Ama gülüşün aynı gülüştü;  
İlk gördüğüm gün kalbime dokunan.

Uzun uzun baktık birbirimize.

Ne kırgınlık kaldı aramızda  
Ne de zamana sorulacak hesap.  
Çünkü gerçek sevgi bazen kavuşmaktan önce,  
İnsanın içinde olgunlaşmayı bekliyormuş.

O gün anladım...

Aşk yalnızca el ele yürümek değilmiş.  
Bazen beklemekmiş.  
Bazen kaybetmekmiş.  
Bazen uzaklardan bile bir kalbi koruyabilmekmiş.

Ve eğer bir gün sorarlarsa bana:

"Hayatında gördüğün en güzel mucize neydi?" diye,

Ne baharı anlatırım, ne denizleri, ne de yıldızları.

Ben sadece seni anlatırım.

Çünkü sen geldikten sonra öğrendim;  
Bazı insanlar rastlantı gibi görünür,  
Ama aslında kaderin en güzel cümlesidir.

Ve ben o cümleyi ömrüm boyunca,  
Kalbimin en sessiz yerinde,  
Aşkın adıyla saklarım. ❤️

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/askin-izinde-5-siiri/</link>
<guid>3902399</guid>
<pubDate>2026-11-06T11:04:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>ÖLMÜŞ AŞKIN OTOPSİSİ</title>
<description>ÖLMÜŞ AŞKIN OTOPSİSİ

Silahla vurulunca bir kere ölür insan,
Ama vicdanla vurulunca her gün yeniden toprağa düşer.
Kurşunun açtığı yara zamanla kabuk bağlar,
Vicdanın açtığı yara ise her sabah yeniden kanar.

Ben bunu yaşayarak öğrendim...
Bir gidişin sesini,
Bir suskunluğun ağırlığını,
Bir "seviyorum" sözünün nasıl mezar taşı olabileceğini...

Şimdi yıkılan sevginin enkazında çırpınan bir adamım.
Elimde ne bir umut kaldı,
Ne de yarına saklayacak bir tebessüm.
Sadece kırılmış anılar,
Dağılmış hayaller
Ve küle dönmüş bir ömür...

Ölmüş aşkın otopsisini yapıyorum.
Kalbini açıyorum usulca...
İçinden çıkan ilk şey sadakat olmuyor.
İkinci baktığım yerde güven de yok.
Sevgi diye sarıldığım duyguların arasında,
İhanetin soğuk izi dolaşıyor.

Meğer ölüm,
Nefesin durması değilmiş.
İnsan, sevdiğinin gözünde yabancı olduğu gün ölürmüş.
Adını duyunca gülümsemeyen bir yürekte,
Yaşamak yalnızca alışkanlıkmış.

Bir zamanlar ellerini tutarken
Dünyayı unutan ben,
Şimdi kendi ismimi bile acıyla fısıldıyorum.
Her sokakta sen varsın,
Her sessizlikte sesin,
Her gecede gözyaşım...

Silahla vurulunca bir kere ölürsün,
Ama vicdanla vurulunca her gün ölürsün.
Her sabah biraz daha eksilirsin,
Her akşam biraz daha kaybolursun.
Kimse tabutunu taşımaz,
Kimse başında dua etmez.
Sen yaşayan bir cenazeye dönüşürsün.

Yıkılan sevginin enkazında çırpınırken
Her taşın altında bir hatıra buldum.
Birinde ilk gülüşün vardı,
Birinde birlikte kurduğumuz düşler...
En ağır taşın altında ise
Verdiğin sözlerin kırık parçaları yatıyordu.

İnsan bazen bir cümleyle tükenirmiş.
Bir bakışla yaşlanır,
Bir suskunlukla kimsesiz kalırmış.
Ben bunu senden sonra öğrendim.

Ölmüş aşkın otopsisini yapıyorum...
Sebep hanesine seni yazmıyorum yalnız.
İnanıp kendini unutan yanımı da ekliyorum.
Kendi yüreğimin saflığını da delil gösteriyorum.
Sevmenin suç olmadığı bir dünyada,
İyi niyetimin cezasını çekiyorum.

Gece olunca yıldızlar bile bana yas tutuyor sanki.
Rüzgâr, adını taşıyıp kapıma bırakıyor.
Ben ise açmıyorum artık hiçbir kapıyı.
Gidenin döneceğine değil,
Dönenin yine gideceğine inanıyor kalbim.

Şimdi anlıyorum...
En büyük cinayet,
Bir insanın umutlarını öldürmekmiş.
En ağır ceza,
Sevdiğinin vicdanında hiç yaşamamış olmakmış.

Silahla vurulunca bir kere ölürsün...
Ama vicdanla vurulunca her gün ölürsün.
Ben her sabah biraz daha eksilen ömrümle,
Her gece biraz daha kararan ruhumla
Ölmüş aşkın otopsisini yapmaya devam ediyorum.

Belki bir gün bu rapor tamamlanır...
Ve son satırına yalnızca tek cümle yazılır:

"Bu aşkı zaman öldürmedi...
Merhametini kaybeden bir vicdan öldürdü."

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/olmus-askin-otopsisi-siiri/</link>
<guid>3902225</guid>
<pubDate>2026-11-06T01:12:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Nazlıcan</title>
<description>Yakma beni Nazlıcan, güller elimde soldu,
Bir zamanlar bahar olan yüreğim şimdi hazana vurdu.
Sana doğru yürüdüğüm bütün yollar sessizliğe çıktı,
Adını taşıyan hayallerim birer birer yıkıldı.

İlk günkü heyecanla baktım geleceğe,
Seninle kurulacak bir ömrün düşü vardı gözlerimde.
Bir tebessümün yetiyordu karanlığımı aydınlatmaya,
Şimdi geceler bile senden daha yakın bana.

Vurma beni Nazlıcan, zaten kader yeterince vurdu.
Daha ne kadar kırılabilir ki bir yürek, bilmiyorum doğrusu.
Sana sakladığım cümleler içimde düğüm düğüm kaldı,
Söylenmeyen her söz zamanla yaraya dönüştü.

Bir akşam vakti yine seni düşündüm,
Sokak lambalarının altında kaybolan yılları gördüm.
Ne çok şey biriktirmişim meğer adının etrafında,
Ne çok özlem bırakmışsın ardında.

Yakma beni Nazlıcan, bak gözlerimde yağmurlar birikti.
Gidişinin ardından mevsimler bile değişti.
Bir zamanlar umutla açılan pencerelerim,
Şimdi sessizliğin soğuğuna teslim oldu.

Sen bilmezsin...
Ben seni yalnızca sevmekle kalmadım,
Dualarımın arasına sakladım,
Yarınımın tam ortasına koydum,
Ömrümün en güzel yerine yazdım.

Vurma beni Nazlıcan, düşlerim zaten yorgun.
Beklemekten eskidi saatler, yoruldu yollar.
Bir haberin gelir diye baktığım her kapı,
Yüzüme kapanan bir hatıraya dönüştü.

Şimdi senden kalan ne varsa avuçlarımda taşıyorum.
Bir şarkı, birkaç fotoğraf, biraz da özlem...
Hepsinin ortasında eksik kalan bir hikâye duruyor,
Sonu yazılamamış bir sevda gibi.

Yakma beni Nazlıcan, küle dönüyor içimdeki baharlar.
Bir adım yaklaşsan yeşerecek bütün kurak topraklar.
Ama sen uzaklarda bir rüzgâr gibi geçip gidiyorsun,
Ben aynı yerde seni bekleyen bir gölge oluyorum.

Gece derinleşiyor...
Yıldızlar gökyüzünde sessizce sıralanıyor.
Ben ise adını içimden geçirirken,
Kaybetmenin ne demek olduğunu yeniden anlıyorum.

Vurma beni Nazlıcan, bak bu son kalan umudum.
Bir gün dönersin diye sakladığım son ışığım.
Dönmesen de olur artık,
Yeter ki mutlu ol...

Ama bil ki;
Bir ömre sığmayacak kadar büyük sevdim seni.
Yakma beni Nazlıcan, güller elimde soldu...
Vurma beni Nazlıcan, sensizliğin içimde bir ömür boyu kaldı...

Yakma beni Nazlıcan, sana dair ne varsa kalbimde saklıyorum,
Vurma beni Nazlıcan, gitsen de seni güzel hatırlıyorum.

Yakma beni Nazlıcan, ömrümün en derin yarası oldun,
Vurma beni Nazlıcan, bitmeyen bir hikâyenin son sayfası oldun.

Yakma beni Nazlıcan, güller elimde soldu, baharlarım yoruldu,
Vurma beni Nazlıcan, seni seven bu yürek sessizce kayboldu...

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/nazlican-24-siiri/</link>
<guid>3902008</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:30:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Kime Güvendiysem..</title>
<description>Kime güvendiysem, yıkıldım…
Kime inandıysam, parçalandım…
Kime gittiysem, kapılar kapandı yüzüme…

Ben galiba insanlara güvenmeyi
hep yanlış yerlerde öğrendim.
Birinin gözlerine baktığımda
sözlerinden çok yüreğine inandım.
Meğer herkesin yüreği
benimki kadar temiz değilmiş.

Bir gün biri geldi hayatıma,
“Ben buradayım,” dedi.
İnandım.
Öyle sıradan bir inanmak değildi bu;
kendimden bir parça bırakır gibi
ona güvendim.

Sonra gitti…

Arkasından bakarken
insanın birini kaybetmesinin
sadece vedadan ibaret olmadığını öğrendim.
Bazen biri gider,
senin içindeki bütün güven de
onunla birlikte çekip gider.

Bir başkasına sarıldım sonra.
“Belki bu kez farklıdır,” dedim.
Yine kalbimi açtım,
yine susmayı bildim,
yine kırıldığım yerde
karşımdakini kırmamaya çalıştım.

Ama o da gitti.

Ben her gidenin ardından
biraz daha eksildim.
Kimse fark etmedi.

Çayımı içerken gülümsedim,
kalabalıkların içinde konuştum,
herkesin derdini dinledim.
“İyiyim,” dedim soranlara.

Oysa geceleri
kimsenin bilmediği bir adam vardı içimde.
Sessizce oturup
“Ben sana ne yaptım?” diye soruyordu
hayatın kendisine.

Ne kadar sevsem
o kadar incindim.
Ne kadar güvendiysem
o kadar yalnız kaldım.

Bir kapıya gittim,
yüzüme kapandı.
Bir omuza yaslandım,
altımdan çekildi.
Bir kalbe sığındım,
orada bile kendime yer bulamadım.

Sonra anladım…

İnsan bazen başkalarını kaybetmiyor;
kendini kaybediyor onların ardından.

Ben de yıllarca
her gidenin peşinden
kendimden bir parça göndermişim.

Şimdi kimseye kızamıyorum.
Ne gidenlere,
ne yarım bırakanlara,
ne de beni sevdiğini söyleyip
en çok onlar yaralayanlara…

Hepsinin bende bıraktığı
bir ders var.

Artık biliyorum;
her “yanındayım” diyen
yanında kalmıyor.
Her “sana inanıyorum” diyen
sana güvenmiyor.
Her sarılan
seni bırakmayacak anlamına gelmiyor.

Ve insan,
en çok da kendisini herkese yetiştirmeye çalışırken
kendi yarasına yetişemiyor.

Ben hâlâ kırgınım.

Ama eskisi gibi değil…

Artık kapısı yüzüme kapanan yerlere
tekrar tekrar gitmiyorum.
Beni istemeyen bir kalpte
kendime yer açmaya çalışmıyorum.

Yine seviyorum insanları,
ama artık kendimi unutmadan…

Yine inanıyorum,
ama gözlerimi kapatmadan…

Yine güveniyorum,
ama kalbimin bütün anahtarlarını
bir başkasının avucuna bırakmadan…

Belki de büyümek budur.

Bir gün dönüp geçmişine baktığında
“Ben neden bu kadar ağladım?”
diye sormak…

Sonra sessizce gülümseyip
şunu söylemek:

“Ben kimseyi kaybetmedim.
Beni kaybedenler oldu.
Ben sadece bunu anlamamın biraz zamanını aldım.”

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/kime-guvendiysem-siiri/</link>
<guid>3902007</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:28:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Hayırlısı...</title>
<description>Allah, eş diye yazmadığını aşk diye karşımıza çıkarmasın...

İnsan bazen birini tanır,
daha ilk konuşmada kalbinin bir köşesinde ona yer açar.
Sanki yıllardır tanıyormuş gibi gelir.
Sesini duyunca içi huzur bulur,
gülüşünü görünce bütün yaraları biraz olsun susar.

Sonra insan,
“Belki de aradığım kişi budur.” der.

Hayaller kurar sessizce.
Birlikte yaşlanmayı,
aynı evin içinde birbirlerine “günaydın” demeyi,
kötü günlerde birbirlerine sarılmayı,
herkes giderken onun kalmasını ister.

Adını dualarına karıştırır.
Geleceğini umutlarına,
yokluğunu gecelerine yazarsın.

Ama hayat bazen insanın en çok inandığı yerden sınar.

Bir gün anlarsın ki
sen onu hayatının sonuna kadar yanında olacak biri sanmışsın,
o ise hayatının sadece bir bölümünde kalacakmış.

Sen “biz” diye bakarken,
o “ben” diye yürümüş.

Sen yarınları düşünürken,
o bugünün hesabını yapmış.

Ve insanın canını en çok ayrılık yakmıyor aslında...
Birlikte kurulmuş hayallerin tek başına kalması yakıyor.

Bir sabah uyanıyorsun,
telefonuna bakıyorsun,
artık ondan gelen bir mesaj yok.

Bir şarkı çalıyor,
eskiden mutluluk veren o şarkı
şimdi kalbinin en acı yerine dokunuyor.

Bir isim duyuyorsun,
boğazında düğüm oluyor.

Bir çift görüyorsun,
“Biz de böyle olacaktık.” diyorsun içinden.

İşte insanı en çok bu cümle yıkıyor:

“Biz de böyle olacaktık...”

Keşke herkes hayatımıza girmeden önce
kalbimizde ne kadar iz bırakacağını bilseydi.

Keşke sevgi vermeden önce
gideceği günü düşünseydi.

Keşke “seni seviyorum” demeden önce
o sözün bir insanın içinde nasıl büyüdüğünü bilseydi.

Belki de bazı karşılaşmaların kader olmadığını
çok geç öğreniyoruz.

Belki Allah,
bize eş olmayacak insanları
aşk diye karşımıza çıkarıp
kalbimizin ne kadar güçlü olduğunu öğretiyor.

Ama yine de insanın bir duası oluyor:

Allah, eş diye yazmadığını aşk diye karşımıza çıkarmasın...

Çıkarmasın ki
bir insanı yuva sanıp
sonra enkazında tek başımıza kalmayalım.

Çıkarmasın ki
birinin elini tutarken
onu ömrümüz sanmayalım.

Çıkarmasın ki
“sonuna kadar yanındayım” diyen birinin
ilk fırtınada arkasına bakmadan gideceğini
sonradan öğrenmeyelim.

Çıkarmasın ki
kalbimize aldığımız insanı
mezarımıza kadar taşıyacağımız bir hatıraya dönüştürmeyelim.

Ben artık büyük sözler istemiyorum.

Birinin bana gökyüzünü vaat etmesine de gerek yok.

Sadece kalacaksa gelsin hayatıma.

Sevecekse yarım sevmesin.

Elimi tutacaksa
ilk zorlukta bırakmasın.

“Ben buradayım.” diyecekse
ben gerçekten düştüğümde de burada olsun.

Ben bir aşkın başlangıcını değil,
sonuna kadar sürecek güvenini istiyorum.

Gecenin bir yarısı
“Acaba beni hâlâ seviyor mu?” diye düşünmek istemiyorum.

Bir insanın hayatındaki yerimi
başka insanların davranışlarından anlamak istemiyorum.

Ben artık
gelip geçici olan sevdalardan yoruldum.

Kalbime girip
orayı kendine yuva yaptıktan sonra
beni evsiz bırakanlardan yoruldum.

Ve biliyorum...

Bir gün karşıma biri çıkacaksa
bu kez kalbim acele etmeyecek.

Sözlerine değil,
zamanına bakacak.

“Seviyorum.” demesine değil,
zor günümde yanımda olup olmadığına bakacak.

O gün anlayacağım belki de
gerçek aşkın insanı ağlatan değil,
ağlarken elini tutan olduğunu.

O yüzden duam artık çok basit:

Allah, eş diye yazmadığını aşk diye karşımıza çıkarmasın.

Kalbimize misafir olacaksa
ev sahibi gibi davransın.

Gelecekse
yarım gelmesin.

Sevecekse
eksiltmesin.

Ve gidecekse
hiç gelmesin...

Çünkü bazı insanlar hayatımıza yalnızca aşkı öğretmek için değil,
aşk diye sandığımız şeyin
aslında ne kadar büyük bir yalnızlık olabileceğini öğretmek için giriyor.

Ben artık böyle bir ders istemiyorum.

Ben, ders değil huzur istiyorum.

Bir gün gözlerimi kapattığımda
“İyi ki karşıma çıkmış.” diyebileceğim birini istiyorum.

Ardından ağlayacağım bir aşkı değil,
yanında huzurla yaşlanacağım bir ömrü...

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayirlisi-36-siiri/</link>
<guid>3902005</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:27:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Her Gördüğüne Aldanma...</title>
<description>Bir gün dönüp kendime baktım,
ne kadar çok susmuşum diye düşündüm.
İnandığım sözleri, tutulmamış vaatleri
gerçek sanmışım.
Bir insanın ağzından çıkan her güzel cümleyi
kalbinin de taşıdığını zannetmişim.

Meğer bazı sözler sadece zaman kazanmak için söylenirmiş,
bazı vaatler umut vermek için kurulmuş bir tuzakmış.
Ben ise her defasında inanmışım.
“Bu kez farklı olacak.” demişim,
“Bu kez yarı yolda bırakmayacak.”
Her defasında biraz daha eksilmişim
ama karşımdakinin yalanına değil,
kendi inancımın saflığına kızmışım.

Sonra bir gün anladım;
insan, karşısındakinin yaptığı kötülükle değil,
o kötülüğe rağmen hâlâ iyi kalmaya çalışmasıyla yoruluyormuş.

Ve tam o gün kendime itiraf ettim:

BEN GÖNLÜMÜN YÜZSÜZLÜĞÜNÜ BAŞKA BİRİNİN PİSLİĞİYLE ÖRTMEYE ÇALIŞMIŞIM...

Ben de kırılmışken başkasını kırmaya yaklaşmışım.
Bana yapılanı unutmak yerine
başka bir kalbin üzerine bırakmayı düşünmüşüm.
Bir yalancının açtığı yarayı
masum birinin kalbinde kapatmaya çalışmışım.

Oysa ihanetin acısını bilen insan,
başkasının kalbine ihanet etmemeliymiş.
Aldatılmanın ne demek olduğunu bilen biri,
başkasının güvenini çalmamalıymış.
Verilen sözlerin insanı nasıl ayakta tuttuğunu bilen biri,
tutamayacağı sözleri dağıtmamalıymış.

Ben artık anladım...
Kalbiyle oynadığın insanın gözyaşı,
senin geceni belki bölmez.
Ama bir gün gerçekten sevdiğinde
aynı acının kapını çalmasına engel olamazsın.

Sen söz verdin, o inandı.
Sen umut verdin, o bekledi.
Sen “kalacağım” dedin, o kendini sana emanet etti.
Sonra gittin...

Belki senin için birkaç cümleydi bunlar,
ama onun için bir ömrün anlamıydı.

Şimdi dönüp de
“Ben ne yaptım?” diye sorma.
Cevabını en iyi sen biliyorsun.

Bir insanın kalbini kırmak kolaydır;
zor olan, o kalbin sana bir daha güvenmesini sağlamaktır.

Ve unutma...
Bir gün seni gerçekten seven birinin gözlerinde,
bugün başkasına yaşattığın acıyı görürsen,
sakın şaşırma.

Çünkü hayat bazen intikamını bağırarak değil,
sana aynı yarayı sessizce yaşatarak alır.

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/her-gordugune-aldanma-siiri/</link>
<guid>3902006</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:27:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Herşeyin Hayırlısı..</title>
<description>Allah, eş diye yazmadığını aşk diye karşımıza çıkarmasın...

İnsan bazen birini tanır,
daha ilk konuşmada kalbinin bir köşesinde ona yer açar.
Sanki yıllardır tanıyormuş gibi gelir.
Sesini duyunca içi huzur bulur,
gülüşünü görünce bütün yaraları biraz olsun susar.

Sonra insan,
“Belki de aradığım kişi budur.” der.

Hayaller kurar sessizce.
Birlikte yaşlanmayı,
aynı evin içinde birbirlerine “günaydın” demeyi,
kötü günlerde birbirlerine sarılmayı,
herkes giderken onun kalmasını ister.

Adını dualarına karıştırır.
Geleceğini umutlarına,
yokluğunu gecelerine yazarsın.

Ama hayat bazen insanın en çok inandığı yerden sınar.

Bir gün anlarsın ki
sen onu hayatının sonuna kadar yanında olacak biri sanmışsın,
o ise hayatının sadece bir bölümünde kalacakmış.

Sen “biz” diye bakarken,
o “ben” diye yürümüş.

Sen yarınları düşünürken,
o bugünün hesabını yapmış.

Ve insanın canını en çok ayrılık yakmıyor aslında...
Birlikte kurulmuş hayallerin tek başına kalması yakıyor.

Bir sabah uyanıyorsun,
telefonuna bakıyorsun,
artık ondan gelen bir mesaj yok.

Bir şarkı çalıyor,
eskiden mutluluk veren o şarkı
şimdi kalbinin en acı yerine dokunuyor.

Bir isim duyuyorsun,
boğazında düğüm oluyor.

Bir çift görüyorsun,
“Biz de böyle olacaktık.” diyorsun içinden.

İşte insanı en çok bu cümle yıkıyor:

“Biz de böyle olacaktık...”

Keşke herkes hayatımıza girmeden önce
kalbimizde ne kadar iz bırakacağını bilseydi.

Keşke sevgi vermeden önce
gideceği günü düşünseydi.

Keşke “seni seviyorum” demeden önce
o sözün bir insanın içinde nasıl büyüdüğünü bilseydi.

Belki de bazı karşılaşmaların kader olmadığını
çok geç öğreniyoruz.

Belki Allah,
bize eş olmayacak insanları
aşk diye karşımıza çıkarıp
kalbimizin ne kadar güçlü olduğunu öğretiyor.

Ama yine de insanın bir duası oluyor:

Allah, eş diye yazmadığını aşk diye karşımıza çıkarmasın...

Çıkarmasın ki
bir insanı yuva sanıp
sonra enkazında tek başımıza kalmayalım.

Çıkarmasın ki
birinin elini tutarken
onu ömrümüz sanmayalım.

Çıkarmasın ki
“sonuna kadar yanındayım” diyen birinin
ilk fırtınada arkasına bakmadan gideceğini
sonradan öğrenmeyelim.

Çıkarmasın ki
kalbimize aldığımız insanı
mezarımıza kadar taşıyacağımız bir hatıraya dönüştürmeyelim.

Ben artık büyük sözler istemiyorum.

Birinin bana gökyüzünü vaat etmesine de gerek yok.

Sadece kalacaksa gelsin hayatıma.

Sevecekse yarım sevmesin.

Elimi tutacaksa
ilk zorlukta bırakmasın.

“Ben buradayım.” diyecekse
ben gerçekten düştüğümde de burada olsun.

Ben bir aşkın başlangıcını değil,
sonuna kadar sürecek güvenini istiyorum.

Gecenin bir yarısı
“Acaba beni hâlâ seviyor mu?” diye düşünmek istemiyorum.

Bir insanın hayatındaki yerimi
başka insanların davranışlarından anlamak istemiyorum.

Ben artık
gelip geçici olan sevdalardan yoruldum.

Kalbime girip
orayı kendine yuva yaptıktan sonra
beni evsiz bırakanlardan yoruldum.

Ve biliyorum...

Bir gün karşıma biri çıkacaksa
bu kez kalbim acele etmeyecek.

Sözlerine değil,
zamanına bakacak.

“Seviyorum.” demesine değil,
zor günümde yanımda olup olmadığına bakacak.

O gün anlayacağım belki de
gerçek aşkın insanı ağlatan değil,
ağlarken elini tutan olduğunu.

O yüzden duam artık çok basit:

Allah, eş diye yazmadığını aşk diye karşımıza çıkarmasın.

Kalbimize misafir olacaksa
ev sahibi gibi davransın.

Gelecekse
yarım gelmesin.

Sevecekse
eksiltmesin.

Ve gidecekse
hiç gelmesin...

Çünkü bazı insanlar hayatımıza yalnızca aşkı öğretmek için değil,
aşk diye sandığımız şeyin
aslında ne kadar büyük bir yalnızlık olabileceğini öğretmek için giriyor.

Ben artık böyle bir ders istemiyorum.

Ben, ders değil huzur istiyorum.

Bir gün gözlerimi kapattığımda
“İyi ki karşıma çıkmış.” diyebileceğim birini istiyorum.

Ardından ağlayacağım bir aşkı değil,
yanında huzurla yaşlanacağım bir ömrü...

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/herseyin-hayirlisi-5-siiri/</link>
<guid>3902004</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:25:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Anlayamadıklarımın Mezarı...</title>
<description>“Anlatamadıklarımın Mezarı”

Ben nerde hata yaptım,
hangi duygunun fazlası oldum da
insanların eksik bıraktığı yerlerde kayboldum bilmiyorum…
Birini sevmek suç muydu,
yoksa yanlış insanı doğru sevmek mi kaderin en ağır cezası?

Ne anlatırsan anlat,
karşındakinin anladığı kadarsın dediler…
Ben de sustum bir yerden sonra,
çünkü bazı insanlar
senin en derin cümlelerini bile
yüzeyde boğmayı başarıyor.

Ben kalbimi açtım,
onlar içeri girip dağıttı…
Ben güven verdim,
onlar bunu fırsat sandı…
Ben “kırılganım” dedim,
onlar en zayıf yerimden vurdu.

Kime değer verdiysem,
değersizliğimi öğretti bana…
Bir insan,
bir başka insanın kendini değersiz hissetmesine
nasıl bu kadar ustaca sebep olabilir?
Sevgi dediğin şey
iyileştirmez miydi?
Neden bende hep yara oldu?

Kimi sevdiysem,
sevilmediğimi değil…
hiç sevilmemişim gibi hissettirdi.
Sanki ben,
hep yarım bırakılacak bir cümleydim…
Sanki herkes,
bende başlayıp başkasında biten bir hikâyeydi.

Ben “canım” dedim…
Onlar canımı aldı.
Ben “gitme” dedim…
Onlar en çok o an gitmek istedi.
Ben “kal” dedim…
Onlar kalmanın ne demek olduğunu bile bilmedi.

Bir insanın gözlerinin içine bakıp
yalan söyleyenlere denk geldim ben…
Bir “iyiyim”in içine
bin tane kırık saklayanlara…
Ve en kötüsü de şu;
ben o yalanlara inanacak kadar
temiz kaldım.

Ben yanlış insanlara doğru oldum,
çünkü doğru olmanın yettiğini sandım…
Oysa bu dünyada,
iyi olmak çoğu zaman
en büyük kayıp sebebiymiş.

Geceler…
Benim en sadık dostum oldu.
Çünkü kimse dinlemezken
karanlık dinledi beni…
Yastığım,
gözyaşlarımın en ağır yükünü taşıdı.
Ve ben her gece
kendimi biraz daha kaybettim.

İnsan bazen
“neden ben?” diye sormuyor…
“neden yine ben?” diye soruyor.
Çünkü bir kere kırılmak tesadüf,
ama sürekli kırılmak
birinin kalbinin yanlış adreslerde dolaşmasıdır.

Ben herkesi kendim gibi sandım…
Kimsenin içinin bu kadar kirli olabileceğini
hesaba katmadım.
Çünkü ben,
severken kırmayı bilmem…
Ama öğrendim;
bazıları severken bile incitir.

Birinin hayatında
“her şey” olmak istedim…
Ama çoğu zaman
“hiçbir şey” bile olamadım.
İnsan en çok da buna yanıyor işte;
verdiği değerin
yarısını bile görememeye…

Şimdi dönüp baktığımda
kendime kızıyorum bazen…
Neden bu kadar içten oldun diyorum,
neden bu kadar gerçek kaldın?
Bu dünya
gerçekleri değil,
rol yapanları seviyor çünkü.

Ben susmayı öğrendim artık…
Çünkü her anlatış
yeni bir hayal kırıklığıydı.
Her açıklayış
biraz daha anlaşılmamaktı.
Ve her umut
biraz daha kırılmaktı.

Kalbim yoruldu…
Ama atmayı bırakmadı.
Çünkü insanın en büyük laneti bu;
ne kadar kırılırsa kırılsın
yine de sevebilmesi.

Ben hâlâ seviyorum belki…
Ama eskisi gibi değil.
Artık daha temkinli,
daha suskun,
daha uzak…

Çünkü öğrendim;
herkes kalbine layık değil…
herkes “canım” demeye değmez…
ve herkes,
senin kadar derin hissetmez.

Ama bir gün…
bir gün biri çıkar da
beni gerçekten anlarsa…
kelimelerime değil,
sessizliğime kulak verirse…
işte o zaman,
ilk defa kendimi anlatmak zorunda kalmayacağım.

Ve o gün geldiğinde…
şunu anlayacağım;
ben hiç hata yapmamışım…
sadece yanlış insanlara
doğru gelmişim.

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/anlayamadiklari-on-mezari-siiri/</link>
<guid>3902002</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:24:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat Çok Garip...</title>
<description>Hayat ne garip değil mi…

Bir bakarsın kalbin, hiç hesapta yokken birine takılır,
Ne zaman oldu, nasıl oldu bilmezsin…
Sadece gözlerin onu arar kalabalıkta,
Adını duyunca kalbin hızlanır,
Ve sen kendine bile itiraf edemezsin bazen.

“Acaba o da hissediyor mu?” dersin…
Bir ihtimalin peşine düşersin,
Ama o ihtimalin içinde kaybolmaktan korkarsın.
Rezillik ihtimali gelir aklına,
Reddedilmenin soğuk yüzü dokunur içine…
Ve susarsın.

Susmak…
İnsanın kendine yaptığı en ağır yüklerden biriymiş meğer.
İçinde büyür hislerin,
Ama dışına çıkamaz…
Kalbin konuşmak ister, dilin susar.
Her gün biraz daha ağırlaşır o söylenmemiş cümleler.

Sonra bir gün…
Hiç beklemediğin bir anda öğrenirsin gerçeği.
O da sana bakıyormuş meğer sen bakarken,
O da içinde saklıyormuş hislerini sen saklarken…
İki kalp, aynı korkunun arkasına saklanmış.

Ve işte o an…
İnsanın içine bir “keşke” düşer.
Sessiz ama derin…
“Keşke daha önce konuşsaydık…”
“Keşke o zamanı korkuya değil, sevgiye verseydik…”

Ama hayat işte…
Geç de olsa getirir bazı güzellikleri.
“Geç olsun güç olmasın” dedirtir bazen,
Çünkü bazı hisler beklemeye değer.

Sevmek…
Ve sevilmek…
Hele ki sevdiğin tarafından sevilmek…

Tarifi olmayan bir mucize gibi.
İnsanı bir anda çocuk gibi güldüren,
Sebepsiz mutluluklar veren,
Kalbinin içini ısıtan bir his…

Bir mesajla gününü güzelleştiren,
Bir bakışla dünyanı değiştiren,
Bir “yanındayım”la tüm yaralarını unutturan…

Geçmişte yaşadıkların olur…
Kırıldığın, kandığın, sustuğun zamanlar…
O yüzden bir kalkan örersin kalbine,
Kimseyi kolay kolay içeri almazsın.

Ama sonra o gelir…

Hiç zorlamadan,
Hiç kırmadan,
Yavaş yavaş indirir o kalkanı…

Ve sen fark etmeden,
Tüm savunmaların düşer,
Tüm korkuların susar,
Ve kalbin ilk kez gerçekten teslim olur.

Teslimiyet…
En korktuğun şeyken,
En huzurlu his olur bir anda.

Ve dersin ki;

“Hoş geldin hayatıma…”
Geç kaldın belki, ama tam zamanında geldin.
Eksik olan ne varsa tamamladın.
İçimdeki boşlukları adınla doldurdun.

Birtanem…
Ne güzel geldin.
İyi ki geldin.

Seninle gülmeyi öğrendim yeniden,
Seninle inanmayı,
Seninle sevmeyi…

Ve şimdi…
Kalbimin en sessiz yerinde,
En gerçek duyguyla söylüyorum;

İyi ki varsın…
İyi ki benim hayatıma dokundun…
İyi ki “biz” olduk…

Seni çok seviyorum…

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-cok-garip-2-siiri/</link>
<guid>3901998</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Çıktın Karşıma</title>
<description>SEN ÇIKTIN KARŞIMA

Umut yokken,
her şey bitmişken içimde,
sevmeyi de sevilmeyi de
hayatın akışına bırakmıştım.
Kalbimin kapılarını kapatmış,
bir daha kimseyi beklememeye
kendime söz vermiştim.

Sonra sen çıktın karşıma...

Öyle büyük cümlelerle değil,
sessizce girdin hayatıma.
Ben fark etmeden
bir şeyler değişmeye başladı içimde.
Yıllardır karanlığa alışmış bir oda gibi
kalbimin perdeleri aralandı.

Meğer ben sana
çok kez gelmişim de
kendimi sana varmış sanmamışım.
Her gelişimde korkularımı yanıma almış,
her adımımda geçmişin gölgesine sığınmışım.

Öyle alışmışım ki mutsuzluğa,
mutluluğu görünce tanıyamamışım.

Sen yaklaşırken ben geri durmuşum,
sen kalbini açarken ben
eski yaralarımı duvar yapmışım.
Bir yanım seni isterken
öteki yanım yine kaybetmekten korkmuş.

Belki de bu yüzden
kendi hislerimi bile susturmuşum.
Senin gözlerindeki sevgiyi görmeden,
kendi içimdeki sevgiyi aramışım.

Ben sana bakarken
geçmişte yaşadıklarımı görmüşüm,
sen bana bakarken
geleceği anlatıyormuşsun.

Ne acı...

İnsan bazen karşısındaki sevgiyi değil,
geçmişte aldığı yarayı görürmüş.
Kalbine uzanan eli değil,
bir zamanlar bırakılmış ellerini hatırlarmış.

Ben de öyle yaptım.

Senin gelişini
görmeyen bir körmüşüm aslında.
Sesini duyup anlamayan,
kalbini hissedip
kendi kalbinden korkan biriymişim.

Sonra bir gün
kendime sordum:

“Ya bu kez farklıysa?”

İşte o soru
içimde yıllardır kapalı duran
bir pencereyi açtı.

Belki hayat
bana ilk kez bir şey eksiltmek için değil,
bir şey tamamlamak için dokunmuştu.

Belki de sen,
bitmiş sandığım yerden
yeniden başlayabilmem için
karşıma çıkmıştın.

Şimdi geçmişe dönüp baktığımda
üzülüyorum biraz.

Seni görebilmek için
neden bu kadar acı çekmem gerektiğini,
neden sevgiyi bulduğumda
ondan kaçacak kadar yorulduğumu düşünüyorum.

Ama artık biliyorum;

Her gelen gitmek için gelmezmiş.
Her sevgi yaralamazmış.
Her yakınlık ayrılıkla bitmezmiş.

Bazen insanın karşısına biri çıkar,
kalbinin unuttuğu bir dili yeniden öğretir.

Sen bana
yeniden inanmayı öğrettin.

Ben ise
mutlu olmaya alışık olmayan bir kalple
seni sevmeyi öğreniyorum.

Belki hâlâ korkuyorum,
belki hâlâ geçmişin bazı geceleri
kapımı çalıyor.

Ama artık biliyorum;

Umut yokken çıktın karşıma,
ben kendimden vazgeçmişken
kalbime yeniden bir yol açtın.

Ve şimdi tek dileğim,
bu kez korkularımın değil,
kalbimin sesini dinlemek.

Zira insan bazen
aradığı mutluluğun
çoktan karşısında durduğunu
ancak onu kaybetmekten korktuğunda anlıyor.

Ben seni geç fark ettim belki,
ama kalbim seni
hiç geç tanımamış.

Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-ciktin-karsima-7-siiri/</link>
<guid>3901999</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Hak Ettim Demek Ki...</title>
<description>Hak ettim demek ki…
İnsan en çok kendine söyler bunu,
ayna karşısında değil,
gecenin en sessiz yerinde,
kalbinin en gürültülü anında.

“Herkes hak ettiğini yaşar” dediler,
ben de sustum.
Çünkü neyi hak ettiğimi anlatacak kadar
temiz değildi kelimeler,
ne de kirliydi vicdanım
bu kadar cezayı kaldıracak kadar.

Ben gülmeyi severdim oysa…
öyle kahkahalarla değil,
göz kenarında biriken küçük umutlarla,
bir çayın buharında,
bir dostun “buradayım” demesinde…

Ama kader,
benim payıma
bir gülerken on ağlamayı yazmış.

Bir sevinç geldiğinde
arkasından yas gibi çöken hüzünle tanıştım.
Bir umut doğduğunda
onu daha büyümeden toprağa gömmeyi öğrendim.

Alıştım dedim…
İnsan her şeye alışıyor çünkü,
yokluğa da,
yalnızlığa da,
en çok da anlaşılmamaya…

Ama kimse bilmez,
alışmak kabullenmek değildir.
Alışmak,
her gün biraz daha eksilerek yaşamaktır.

Ben eksildim…
Birinin “kal” demeyişinde,
birinin “anlıyorum” diyemeyişinde,
birinin gidip de arkasına bakmayışında
parça parça dağıldım.

Sonra topladım kendimi,
ama eksik…
hep eksik…

Bir gün dedim ki:
“Demek ki hak ettim.”
Çünkü insan,
anlayamadığı acıya bir isim koymak ister.
Benimki kader oldu.

Ve kaderim,
gülmeyi unutmuş bir çocuğun
büyüyemeyen hikâyesi gibi kaldı içimde.

Şimdi biri sorsa,
“Mutlu musun?” diye,
gülümserim belki…
alışkanlıktan…

Ama bil ki o gülüş,
on ağlayışın arasına sıkışmış
yorgun bir misafirdir sadece.

Ben yine de buradayım,
kendi hikâyemin içinde,
kimseye anlatamadığım bir cümlenin
son kelimesi gibi…

Ve hâlâ içimden bir ses fısıldıyor:
“Belki bir gün…
hak etmediğin bir mutluluk da gelir.”

Ama ben artık umut etmiyorum,
çünkü umut da
en çok yorulan duygudur insanda.

Alıştım…
ama geçmedi.
Hiç geçmedi.

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/hak-ettim-demek-ki-siiri/</link>
<guid>3901994</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:19:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Seven Neden Kaybeder..!!</title>
<description>SEVEN NEDEN KAYBEDER?

Neden hep seven kaybeder,
neden hep seven üzülür?
Bir kalp bütün samimiyetiyle uzanırken diğerine,
neden karşılığında sessizlik bulur?

Sevmenin bedeli neden bu kadar ağırdır?
İnsan birini severken
neden kendinden eksilir biraz?
Neden geceleri onun adını düşünmek,
gündüzleri yüzüne gülmeye çalışmaktan daha kolaydır?

Ben seni severken
kendimden habersizmişim meğer.
Sana verdiğim her şeyin
bir gün bana eksik döneceğini bilmiyordum.
Bir gülüşüne ömrümden verdim,
bir bakışına yıllarımı bıraktım.
Sen ise giderken
ardında yalnızca yarım kalmış bir adam bıraktın.

İnsan bazen yanlış kişiyi sevince
kendi kalbine düşman oluyor.
Ne kadar kırılırsa kırılsın
ondan vazgeçemiyor.
Bir umut tutuyor avuçlarında,
her defasında yeniden kanıyor elleri.

Sevilmenin tadını alamayınca
sevmenin kendisi bile acıya dönüşüyor.
İnsan, sevdiği insanın yanında
kendini yalnız hissediyorsa
bundan daha büyük bir yalnızlık var mı?

Ben senden çok şey istemedim.
Biraz anlayış,
biraz sadakat,
biraz da “Ben buradayım.” diyebilmeni bekledim.
Meğer bazı insanlar
aldıkları sevgiyi hak edecek kadar
kalbi güzel olmayan insanlarmış.

Ve insan en çok da buna üzülüyor;
verdiği sevginin boşa gitmesine değil,
onu hak etmeyen birine
bunca güzel duyguyu emanet etmiş olmasına...

Şimdi soruyorum kendime:
Seven neden hep kaybeder?
Belki de kaybetmek değildir mesele.
Belki seven, giderken bile
kalbini yanında götürmeyen insandır.

Ben seni kaybettim sanıyordum.
Meğer kaybettiğim sen değilmişsin;
sana inanırken olduğum kişiymişim.

Şimdi içimde bir sessizlik var.
Ne sana kızacak kadar öfkem kaldı
ne yeniden sevecek kadar cesaretim.
Sadece şunu öğrendim:

Sevgi, doğru kalpte hayat olur;
yanlış kalpte insanın içini yavaş yavaş tüketir.

Ve bazı insanlar
sevilmeyi değil,
sevilmenin kıymetini öğrenmeyi hak eder.

Ben ise artık
beni yaralayan sevgilerin peşinden gitmeyeceğim.
Bir gün biri çıkarsa karşıma,
beni severken eksiltmeyen,
yanımda dururken yalnız bırakmayan,
kalbimi kendisine emanet ettiğimde
onu yere düşürmeyen biri olsun.

Olmazsa da...

Varsın yalnız kalayım.

Hiç değilse bundan sonra
başkasını mutlu etmek uğruna
kendi kalbimi öldürmeyeyim.

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/seven-neden-kaybeder-siiri/</link>
<guid>3901990</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:16:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Erkek Ağlamaz Dediniz,.!!</title>
<description>ERKEK AĞLAMAZ DEDİNİZ

Çocukken öğrettiniz bana,
“Erkek ağlamaz.” dediniz.
Düştüğümde dizimdeki yaraya değil,
gözümden süzülen yaşa baktınız.
“Sil gözyaşını, erkek adamsın.” dediniz.

Ben de öğrendim susmayı...
Acıyınca dişlerimi sıktım,
kırılınca belli etmedim,
özleyince içime attım.
Bir insanın canı yanarken
gülümsemeyi öğrendim.

Sonra büyüdüm...

Hayatıma kadınlar girdi,
kimi kalbimi sevdiğini söyledi,
kimi kalbimi kırıp gitti.
Ben yine sustum.
Bir kadın beni yaraladığında
“Erkek adam ağlamaz.” diye
geceyi sessizce sabahladım.

Sonra dönüp bana,
“Sen ne kadar vicdansız bir adamsın,
hiçbir şey hissetmiyorsun.” dediler.

Oysa bilmiyorlardı...

AĞLAMAYI YASAK ETTİĞİNİZ BİR ADAMA VİCDANSIZ DİYEMEZSİNİZ.

Gözyaşlarımı çocukken ellerimle saklamayı
siz öğretmediniz mi bana?
Acımı belli etmemeyi,
yaralarımı göğsümün altında taşımayı
siz öğretmediniz mi?

Şimdi neden ağlamadığımı sorguluyorsunuz?

Bir de gülmeyi yasak ettiniz bana...

“Erkek adam fazla gülmez.” dediniz.
Kahkahamı ayıpladınız,
sevincimi susturdunuz.
Neşelenince başımı öne eğdirdiniz.

Ben de zamanla
gülüşümü bile kendimden sakladım.

Sonra hayatıma girenler,
“Senin yanında hiç mutlu olamadık.” dediler.

Oysa bilmiyorlardı...

GÜLMEYİ YASAK ETTİĞİNİZ BİR ADAMA YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRMEDİ DİYEMEZSİNİZ.

Ben gülmeyi unutmuşsam,
bir yerlerde çocukluğum kalmıştır.
Ben ağlayamıyorsam,
içimde yıllardır susturduğunuz bir çocuk vardır.

Ve bugün...

Hayatıma giren bütün kadınlardan davacıyım.
Beni sevdiğini söyleyip
sevilmeye layık olmadığımı hissettirenlerden,
yarama merhem olmak yerine
yarama yeni bir yara ekleyenlerden davacıyım.

Ama en büyük davam
“Erkekler ağlamaz, erkek adam çok gülmez.”
diyen anneme...

Anne,
sen bana güçlü olmayı öğrettin,
ama güçlü olmanın
hiç ağlamamak olmadığını söylemedin.

Ben yıllarca
herkesin karşısında dimdik durdum.
Ama geceleri kimse görmeden
kendi içimde defalarca yıkıldım.

Şimdi biri bana
“Sen neden böylesin?” diye sorarsa
cevabım hazır:

Ben böyle doğmadım...
Beni böyle susturdunuz.

Bir adamın gözyaşını saklaması
onun taş kalpli olduğunu göstermez.
Bazen bir adam ağlamıyorsa
gözyaşları bitmiştir.

Bazen de o adam,
ağlarsa yıllardır tuttuğu her şeyin
bir anda yıkılacağından korkuyordur.

Ben artık biliyorum...

Erkek olmak susmak değildir.
Erkek olmak acıyı inkâr etmek değildir.
Erkek olmak her düştüğünde
kimseye ihtiyacın yokmuş gibi davranmak değildir.

Bazen erkek de ağlar.
Bazen erkek de yorulur.
Bazen bir omza başını koyup
“Ben artık dayanamıyorum.” demek ister.

Ve bunda utanılacak hiçbir şey yoktur.

Ben yıllarca güçlü görünmek için
içimdeki çocuğu susturdum.

Şimdi o çocuk hâlâ içimde
bir köşede oturuyor...

Elinde kırılmış oyuncakları,
gözlerinde saklanmış yaşlarıyla
tek bir şey soruyor:

“Anne, erkekler ağlamaz demiştin...
Peki beni kim teselli edecek?”

— Fatih Aydın ✍️ </description>
<link>https://www.antoloji.com/erkek-aglamaz-dediniz-siiri/</link>
<guid>3901989</guid>
<pubDate>2026-11-05T16:15:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Sevdanın Hasreti</title>
<description>Sevdanın Hasreti...  Ben seni sevilmenin hasretiyle geçen kırk yılım gibi sevdim... Bir çocuğun hiç açılmamış bayram sabahlarını beklediği gibi, bir yolcunun dönmeyen trenlere bakıp iç çektiği gibi, adı konulmamış özlemleri biriktire biriktire sevdim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevdanin-hasreti-2-siiri/</link>
<guid>3839995</guid>
<pubDate>2026-06-07T13:28:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Nereden Bileceksiniz...?</title>
<description>Nereden Bileceksiniz...?  Bir akşam vaktiydi, Sessizliğin en koyu yerine oturup Adını avuçlarımın içine sakladığımda, Kimse görmedi içimde kopan fırtınaları, </description>
<link>https://www.antoloji.com/nereden-bileceksiniz-11-siiri/</link>
<guid>3838932</guid>
<pubDate>2026-06-04T21:03:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Yar Gidersen...</title>
<description>Yar Gidersen....  Sana ben deliler gibiyken, geceler bile adını fısıldıyordu kulağıma. Her sokak başında bir hatıran bekliyor, her rüzgâr yüzünün gölgesini taşıyordu üzerime. Acıdı yüreğim, yanıyor diyordun ya; işte ben o yangının küllerinde yürüyen bir yolcu oldum. Ne bir çıkış bulabildim karanlığımdan ne de unutmayı öğretecek bir sabah doğdu gözlerime.  Bir gün hayat yetinmektir demiştin. O cümleyi avuçlarımda sakladım uzun zaman. Yetinmeye çalıştım sesinin anısıyla, bir fotoğrafın kenarında kalan gülüşünle, adını içimde sessizce söyleyebilmekle. Fakat sensizlik canıma yetti, yoruldum. İnsan bazen bir yokluğun altında yıllarca kalabiliyormuş da nefes aldığını sanıyormuş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yar-gidersen-siiri/</link>
<guid>3838931</guid>
<pubDate>2026-06-04T21:01:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşayan Bir Ölüyüm</title>
<description>Yaşayan Bir Ölüyüm   İstediğin temaları birleştirerek, hikâye tadında, duygusal ve ağır bir dille yazdım:  YAŞAYAN ÖLÜ  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasayan-bir-oluyum-5-siiri/</link>
<guid>3838930</guid>
<pubDate>2026-06-04T20:58:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Hüzün ve Yalnızlık</title>
<description>Gece olunca herkes evine çekiliyor… Ben yine kendi içime dönüyorum… Duvarlara baka baka geçen saatlerin içinde Kafamın içindeki sesleri susturmaya çalışıyorum… Olmuyor…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzun-ve-yalnizlik-5-siiri/</link>
<guid>3834791</guid>
<pubDate>2026-05-26T13:12:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Kelimeler Özel Kalmalı</title>
<description>Kelimeler Özel Kalmalı  Bazıları için kelimeler sadece alışkanlıktı… Ben ise bir kelimeyi söylerken bile içimde ömür taşıyordum. Herkesin kolayca söylediği şeyleri, ben yutkunarak söyledim bu hayatta… </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelimeler-ozel-kalmali-siiri/</link>
<guid>3834788</guid>
<pubDate>2026-05-26T13:08:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgimiz Sanal mı?</title>
<description>Bir ekrana sığdırdık önce sesimizi… Sonra geceleri… Sonra içimize attığımız onca kırgınlığı… Kim bilebilirdi ki hiç dokunmadan da bir yüreğin diğerine bu kadar alışacağını…  “İyi geceler” demek bile yetiyordu bazen yaşamaya, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgimiz-sanal-mi-siiri/</link>
<guid>3834786</guid>
<pubDate>2026-05-26T13:06:00+03:00</pubDate>
<author>Fatih Aydın Namı Diğer Serseri</author>
</item>
 </channel>
</rss>
