<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Evrim Nisan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Buruşma</title>
<description>merhaba ben bir gün önce de buradaydım içinizdeki la sesini beklerken bir kahve aldım karanlıktan ve sıkıntıdan  üç sen foni bitirdim siz gelmeden bir yanlış anlama bir 'hesap lütfen! ' siz </description>
<link>https://www.antoloji.com/burusma-siiri/</link>
<guid>727872</guid>
<pubDate>2007-04-29T18:46:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Gitme!</title>
<description>demek tüm hayatım gözlerinin önünden bir şerit gibi geçti sende öldüğümde sen de öldüğünde bir ray vardı ayrı yazılmıştı bütün de’lerden…bakıştan oyundan…senin çocuk hayatın geldi yaşamaya geldi! </description>
<link>https://www.antoloji.com/gitme-255-siiri/</link>
<guid>582588</guid>
<pubDate>2006-11-15T13:44:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Kıt</title>
<description>bir kenara atılmış boşluktan, kağıttan ve yanıp sönerek dikkat çekmeye çalışan meyvelerden pencerendeki ışığı izlerdim. yolumun mutlaka o ışığa doğru kırılması, eğilmesi, bükülmesi, bozulması, erimesi gerekirdi. orada sen ve ışık olurdunuz. kimsesiz ve anlaşılan kendinizden bir eksiktiniz. gece, sizi tanımlamaya yarardı ve ben de belki bunun için gelirdim kendimin olmadığı iklimsiz yere. gece, sizi unuttuğunuz bir şey gibi tamamlamaya yarardı. aklınıza eksik gelen bir şarkıyı örneğin ya da gecenin son kez nefes verdiği bir gölgeyi.gece eksiği tamamlarken  siz de oralardaydınız. ve ben de belleğimin yittiğini bilmeyen biri olarak arardım.elimde iki onlu bir dokuzlu varken arardım hem de. pencerendeki ışık ve pencerendeki sen bir perdenin arkasından görünürken hem de. ne yalan söyleyim güzeldiniz yalan olacak kadar. katmanlarınız –senin ve ışığın- bir sayılabilirdi. vedalaşmak için merhaba dediğinizi düşündüm. bunları düşündüm görünen ışığında. bir hücumbot kaydı denize. fark etmedin. saçını fönlesen fark ederdin oysa. sözcüklerini hemen astın ve çorabını ve eldivenlerini ve yüzünü ve üşümemen için ne gerekiyorsa onu. ve ben dışarıda kaldım. gerekmedim. kıt değildim.  beni yaşadığıma inandırdınız. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kit-2-siiri/</link>
<guid>582587</guid>
<pubDate>2006-11-15T13:41:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Sarı Dönen</title>
<description>ı. sarı dökülüşler  - uyandım ki biçilmiş tarlalar üzerinde uçuşan kargalar bizi çiziyorlar- - desenleri beş kez değişmiş tarlaların sarı tarlaların- </description>
<link>https://www.antoloji.com/sari-donen-siiri/</link>
<guid>582586</guid>
<pubDate>2006-11-15T13:38:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Dört İşlem</title>
<description>gidilir o kente düşler karabatak uçar kanatları takılır az da olsa kalktığı göle durulur sonsuzluğunda su  varılır o kente kendiyle yorulur yolcu gecenin camında yansıyanı tanımaz ama </description>
<link>https://www.antoloji.com/dort-islem-6-siiri/</link>
<guid>248641</guid>
<pubDate>2005-04-13T09:32:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Telgraf</title>
<description>ben senin. neyin oluyorum. hayat bir mektup. uzaklığı. çarptığın. duvar taştan. ördüğün.  değişiyoruz. doğru. ama sen orda. kal ben senin. hayat. şeyin oluyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/telgraf-siiri/</link>
<guid>248638</guid>
<pubDate>2005-04-13T09:24:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Sindirim Sistemi</title>
<description>kırık ayaklı sandalyesinde sallanırken zaman gelsem gözlerin dağılır kör bastonlarına zaman dağılır  uzaklar aşklardır gidilmemiş olduğu için biraz da biraz da yaşanmamış bir sevgilidir adı uçurum </description>
<link>https://www.antoloji.com/sindirim-sistemi-siiri/</link>
<guid>248637</guid>
<pubDate>2005-04-13T09:21:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Nastia</title>
<description>kışlar geçer yüzünde, duvara çarpan yağmur ince bir öksürükten tanır seni adını annen koymamış bu belli belli rum göçmeni kızgınlığından sallar yüzündeki salıncağı nastia  </description>
<link>https://www.antoloji.com/nastia-siiri/</link>
<guid>248632</guid>
<pubDate>2005-04-13T09:11:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Düğme</title>
<description>bir yuvarlak dünya alt alta sıralanan parmak ucu kişiliğinde ilikleri açık ya da kapalı gözleriyle, korkak  ondan bir kavuşma yaptılar, bir hüzün dikerek düş kuyusunun ipiyle tek tek </description>
<link>https://www.antoloji.com/dugme-5-siiri/</link>
<guid>248631</guid>
<pubDate>2005-04-13T09:08:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Kolye</title>
<description>gerilir yüzümüzün dokunulmamış yerleri, ajda pekkan limitinde sargıladığımız biliyorsun çok konuşuyoruz çok konuşkan bir çocuk ankara benim gibi içine sığmayan otobüsleri yolcusuz gönderen kendinden uzaklara  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kolye-3-siiri/</link>
<guid>235946</guid>
<pubDate>2005-02-25T13:39:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Rakamların Evrimsel Tarihi</title>
<description>masalın içinde keskin bir gerçeklik kokusu…her sesinde küllerinden yeniden doğuyordu zümrüdü anka kuşu..üzerini silkeleyerek parlak mavi tüylerini gösteriyordu güneşe.hiç yanmamış gözlerinin parıltısıyla titriyordu..artık başka yaşantılarımız var gerçekliği olmayan.. sesinin irkilttiği o yıllar kadar geçti zaman.. zümrüdü anka kuşu masallar kentine döndü...artık başka yaşantılarımız var kimsenin bilmediği.. ki kimse ikimiz(değil) dir ne zamandan beri.. di li geçmiş zamanda kalalı beri sakin sessiz ve artık savaşmayan o savaşçılar..o kırılan vazo.. yere çarptığında her tanesi bir sağanak yağmur yaratmıştı..kimi batıya kimi güneye inmişti parçalarının …bir yenik yelkenli gibi fırtınaya boyun eğmiş/aşağılanmış..oysa kendi ülkesinin sınırlarını nasıl kuşatmıştı (kendi olan sınırlarını)  artık başka sınırlarımız var..ve artık o sınırlarda biz yokuz..biz dediğin (sen dedin)  kim ki..o denli olamadığımız üç harf.. hep üçlerle çevrildiğimiz o günleri anımsa.. anımsayım..rakamların gizli ve bilinmez bedesteninde sihlerle bulmuş olmalıyız kendimizi..ve onlar da  sıfırı buldular.. sıfırı bulduklarında ne kadar yalnızdı düşünsene? bir sıfır ne kadar yalnız olabilir? dahası bir sıfır ne kadar yalnız olmayabilir? bir gün onu buldukları için kendi içine kapandı işte..ne kaldım? sıfırın o kocaman gözünden baktık kendimize.ne kaldım? bu soru gizli bir işleviydi ‘avucumdaki ne’ sorusunu sorduğumuz o günlerinden kalma çocukluğumuzun.o kadar –o çocuklar kadar mı o çocukluk kadar mı- mutluyduk demek ve o kadar hüznü taşıyorduk delik ceplerimizde.o ormanı anımsıyor musun? şimdi anımsamışsındır.şimdi anımsıyor musun diye soracağım ne varsa anımsatacak sana yitirdiklerini..oysa sorguda söylemeyeceklerin aklına gelmeli..ya! öyle! ben seni sevmişim ve sanki başkası yaşayıp bana söylemiş! sıfır dukalığı..krallığı..ben seni sevmişim..kaç sıfır koyarsın bunun içine? neresine koyarsın? peki şeyi anımsıyor musun? ya şeyi? onu da mı? tanrım! –adının ilk harfini küçük yazdığım için bağışla- demek her şeyi anımsıyorsun..oysa ikimiz bir türk filminden geçerken çarpan kamyon belleğimizi sırtlayıp  patlayan freniyle bir denize dökmüştü.ve sadece bunun için yalnızca o anı anımsardık.sadece o anı:tanrım! –adının her harfini küçük yazdım diye…-bir tüketim nesnesi olarak rüzgarda fotoğraflar..hiç cepte taşınmayan telefonların sessiz halini.. işe bak.. sen.sen..biraz sonra ağlayacaksın.ne komik..ağlamak gülünç değil mi? ..mi? bu ses benim.teselli akordu çekilmiş yankısı üç kişiyle konuşuyor.yalnız kendisi inanıyor sözlerine.çünkü tılsımlı karışımda yara kabuğu eksik.çünkü karşımda bağlanmış duran ve yalnızca gözleri açık hali sırlı cama yansımış biri var.çünkü ayakizlerini korku izliyor..çünkü görüyorsun bir cümleyi çünkü bağlamamalı…  Çünkü yaşıyorduk.. saçlarından dökülen altın tozuna hiçbir şampuan çare bulamıyordu.çaresiz bir zenginlik..uzakta başka ellere dökülen tozların olduğunu söylüyordun.uzakta- başka eller- söylüyordun! tanrım! -şimdi hiç sırası değil-sen! gözlerim sendeyse eline bak!  ben hiç ilk yaşamadım hem biliyor musun? tanrım! –ikide bir araya girme-hiç ilk yaşamadım! her yaşadığımı sanki daha önce yaşamıştım ya da yaşamıyordum yaşadıklarımı.. yani ya sıfır ya iki..ondalıklı sayılar icat edilmemişti henüz biz tanıştığımızda...bölümler hep tam çıkıyordu...bizim masalımıza uyumuyordu çocuklar..içinden kaça kadar sayar ki gözlerin şimdi...hiç ilk yaşamadım ben...seni kaçıncı görüşümdü.eskizler getirmiştin.eski izler.her gün bir nokta konmuş bir mona liza eskizi..saçları uzun:porsuk deltasına yayılmış ve içine sonbahar yaprakları düşmüş.sararmış çarşafıyla altında bir yatak.evde kimse yoktu! sayılar bile!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/rakamlarin-evrimsel-tarihi-siiri/</link>
<guid>216789</guid>
<pubDate>2004-12-16T09:37:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Düet</title>
<description>herkesten başka bir ben oluyorum öylece yüzünde göremediğim o kıyıyla  dalgalar  öğrendim kendimle aramdaki kilometreleri </description>
<link>https://www.antoloji.com/duet-3-siiri/</link>
<guid>166386</guid>
<pubDate>2004-06-14T12:19:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Bi Sürü Noktalama İşareti Hayatımız</title>
<description>bi sürü noktalama işareti hayatımız, işte ondan belgesel çekimi için imlanın örtülü ödeneğinden pay aldığımız  bir yalan her birini kan revan içinde yazıyoruz her bir dize konsantre bir yazı bir kışı özetliyor bir dize, kem gözlerden saklanan bir dize noktalar koyuyoruz ah büyük başlıyoruz yeniden küçük harflere bir demet harf atıyorsun bana Japon tarzında düzenlenmiş </description>
<link>https://www.antoloji.com/bi-suru-noktalama-isareti-hayatimiz-siiri/</link>
<guid>166385</guid>
<pubDate>2004-06-14T12:17:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Söz</title>
<description>rüzgarın savurduğu poşetlerden söz edelim seninle  yılanın kumda bıraktığı alfabeden bir çocukla süt arasındaki ilişkiden dilenciye allah rızası için para veren bir ateistten söz edelim verilmiş sadakası olsun yağmurun belleğinden söz edelim bulutlar toplanınca </description>
<link>https://www.antoloji.com/soz-38-siiri/</link>
<guid>166384</guid>
<pubDate>2004-06-14T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Sıfır altı</title>
<description>sıfırın altında bıraktım seni gölgen üşüyordu sen üşüyordun küçük ellerin üşüyordu içimizdeki dumanları çıkarıyorduk el ele tutuşmak soyuz-apollo kenetlenmesi gibi yasaktı ikimiz yılanlı bir ağaca uzanmıştık dudaklarımızla ikimiz yasaktık </description>
<link>https://www.antoloji.com/sifir-alti-siiri/</link>
<guid>136709</guid>
<pubDate>2004-02-16T16:11:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Sen, gece, kent</title>
<description>yüzünün ardına gizlenmiştir saçların, durur... kilitli bir çantada saklıdır hala kokun ne kapı zilin var ne adresi sesinin giz’dir çağırdığım sorgusuz beni bulur  eskimiştir diye atılmayan şeylerden biri </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-gece-kent-siiri/</link>
<guid>88159</guid>
<pubDate>2003-05-08T02:09:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Trenler, raylar, kediler</title>
<description>denizine dönmüş bir dalgasın şimdi mentollü sigarandan çekip içine dumanı ay vakti karanlıklara dalıyorsun adımların seni anılara götürüyor...benim gibi  trenler, raylar, kediler </description>
<link>https://www.antoloji.com/trenler-raylar-kediler-siiri/</link>
<guid>88158</guid>
<pubDate>2003-05-08T02:07:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>İkili tanımlar</title>
<description>orda öyle oturmuştun üç merdiven inip dere kenarında susuz bakıyordun kapıya geciken bir vücut bekliyordun sendeki bana garsondan beni istemiştin belki-çay ve iki pi siyahlarını giymiştin, dokunsam ağlayacaksın sandım dokunmadım- ki dokunmak güldürür </description>
<link>https://www.antoloji.com/ikili-tanimlar-siiri/</link>
<guid>88157</guid>
<pubDate>2003-05-08T02:05:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>Öp beni o zaman</title>
<description>Sana üşüdüğümü söylüyorum. Çocukmuşum da sanki çamura çıplak ayaklarımla basmışım soğuk bir kış gününde. Annem mi geliyor sen mi geliyorsun koşarak biraz da kızgın.? Annem mi sen mi? ...Üşümüşüm diyorum...Ben üşümem biliyorsun. Oysa üşümüşüm. Buz tutmuş ellerim. Bak parmaklarımın ucuna. Saçaklardan sarkan ve dikkat edilmesi gereken buz sarkıtları gibiler. Üşümüşüm diyorum. Isıtacak mısın?   Öp beni o zaman!  Sana estiğimi söylüyorum. Ucuz bir şarabın berbat tadı ile yaptığı iş arasındaki uçuruma düşüyorum eserken. Beni basınç farkları getiriyor sana. Eserken belki eski diye belki de es es es ki ki ki diye bağıran kekeme bir rüzgar oluyorum. Tadını değiştiriyorum dokunduğum yaprağın, sürtündüğüm toprağın, arasından geçtiğim saçların. Dağlar üzerinden gelen kaynağı belirsiz bir esintiyim. Eseyim mi?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/op-beni-o-zaman-siiri/</link>
<guid>88156</guid>
<pubDate>2003-05-08T02:02:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 <item>
<title>o/dan/dan</title>
<description>bir silah sesi duyuldu gözlerinden serçeler uçtu  gizli bir dehliz bulduk sevenlerin kazdığı nasılsa bırakılmış ayakizlerinden yürüdük yaşamın sarımsak koktuğu ne kadar güçlü koktuğu odan çıktı karşımıza sarıldık öpüştük kimse hal hatır sormadı pencere buna dahil </description>
<link>https://www.antoloji.com/o-dan-dan-siiri/</link>
<guid>88155</guid>
<pubDate>2003-05-08T02:00:00+03:00</pubDate>
<author>Evrim Nisan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
