<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ertuğrul Ko&#231; Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Gün</title>
<description>Ahh! İstanbul.  Gün; soğukluğun verdiği titremelerde anlaşılıyordu.Karanlık hakimiyetini kaybediyor yerini tan yerinin ağarması izleniyordu.Bir seher vakti…Bir sabahın başlangıcı..Kelimelerin dahi üşüdüğü ve üşüyüşünde kendinden geçtiği bir vakt-i ömürdü bu sabah,Duyduklarım; İstanbul semalarının deruni inleyen sancıları,titremeleri ise bedeninin “Yeterrrr! ” deyip ruhunun aşikare duyulan hıçkırıklarıydı. Adımlarım sıralanırken ard arda istemsizce geriye çekiliyor,içimin ürperişinde kendimden geçiyorum.Ne kaldırımlarda uzanmış,uyumaya çalışan siyah bir köpeğe aldırış ediyorum ne de deli deli esen rüzgarın engellemelerine. Bir ben varım karanlıktan kurtulan sokaklarda bir de ayakkabımın çıkardığı yankılar. Sesleri; her bir evin duvarlarına çarpıyor, üşüyen sinemin üstüne vuruyor, nefessiz kalıyordum.Çok geçmeden sesler çoğalıyor hazin kalbim kalabalıklar içinde şen görünüyordu. Ve uzayıp giden bir gün… Uzaklarda bakakaldığım manzaraların aksine biraz daha garip hissediyorum kendimi.Bazen şevke getirmek için çılgıncasına neşeleniyor bazen yalnızlığıma gömdüğüm aklımı kurcalıyordum.Öyle bir halet-i ruhuye ki o an, güruh güruh insanları temaşasız geçiyor farkındalığını haykırırcasına hareketlerine alakasız kalıyordum. Sonrasında derin bir irkilme başlardı kulaklarımın duyduğu ölçüde. Biri hayasızca küfrediyor diğerlerini kahkaha sarıyordu.Erkek-kadınla karışık bu sahneler benim yemyeşil perdelerime yabancıydı.Bir sinema filminin sokak tanıtımı mıydı acaba? Yoksa Avrupa meftunlarının alışık olup bekledikleri bir tiyatro muydu? Bağırmak, bağırmak….Geçiyordu ki içimden onlar karşımda bir orduydu.Sustum, kafa salladım durdum.”Daha söyleniyordum” demeye kalmadı gençlerin o iğrenç yaşam tarzları gözüme batıyordu.”Ahhh! ” çekip “Anlaşılan bu gün geçmeyecek….” Diye mırıldanıyordum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gun-131-siiri/</link>
<guid>1929986</guid>
<pubDate>2013-11-05T23:33:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Kim Söyledi?</title>
<description>Kim söyledi istikbalde gördüğüm manzaraların yalan olduğunu, Kim anlattı düşünce-i hayaliyemin batınımda gark olduğunu.......Ümit pınarlarının darmadağın olup fersiz kuvvetimle kendime kapanıp durduğumu. Ben Göremeyenlerin ufuklarında doğdum.Kaybolduklarında dirildim.Kaybettiklerinde yükseldim. Fikr-i atinin dillerinde tekrarlanan bir beden, ruhlarında fark edilen zerreye koyuldum.....Bir isim "Yok" dedi "Kendini kandırıyor, oyalayıyorsun" ben de ona hitaben derim - Uzak diyarlarda yaşayıp ulvileşmeye meyyal bedenlerin Ruhlarında ki sukuta(kIYMETSİZLİĞE)  sürükleniyorsun. -Kendini kandırma bedbaht,farkında olmadan yavaş yavaş ölüyorsun. -Etme sersem içinden çıkamadığın buhrana boğuluyorsun.  Sustu sonunda derinden Ahhhh çekerek. Belki de anlamadı söylediklerimden. Am aderk ettiği bir şey vardı ki, Elemlerin kıskacında geçirdiği ömürden, tek kalan Koskocabir (IZDIRAP ve PİŞMANLIK....9.Sustu, sustu yeniden ve derin bir sessziliğe gömüldü yeniden ve hep yeniden....... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kim-soyledi-3-siiri/</link>
<guid>1929983</guid>
<pubDate>2013-11-05T23:26:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Sevdalıktan Kim Ölmüş?</title>
<description>Sevdalıktan kim ölmüş, İşte ben ölüyorum…  Ne de güzel söylerdi bu türküyü, Karadeniz’in içli delikanlısı. Yağmurun damlasında özü anlatıyordu. Çekirdekte, ağacı; Gölde yansıyan güneşi, en ehemmiyetlisi de kalpde ki insanlığı açığa çıkarıyordu.  “Ecdat! ” söylemiş derlerdi masum çocukluğumuzda,sonrasında nasihatlerine devam ederlerdi.Alınların her iki cenahı açık, bembeyazımsı karın rengine çalmış saçları; ha bir de buruşmaya yüz tutmuş yüzlerinin çilekeş manzarası… Belli ki görüp geçirmişler, geçirdiklerinin telaşesinde pişmiş, saman kağıdı gibi bükülüvermişlerdi.Söyleyecekleri dört kelimeye mukabil, o dört kelimenin kat be kat fevkinde nefes alıyor, hiç bırakmayacakmış gibi bedenlerine salıyorlardı.Ellerinde bir oyun misali uğraşlarını unutuyor, bambaşka uğraşlara istemsizce dalıyorlardı. Ama sadece unutamadıkları bir şey vardı. O da karlı dağların buzlarını eritmiş “Hatıralar! ”dı. Cesaret, umut,mücadele, başarı; sıkıntı, felaket, dönüm noktaları… esasında geride kalmış hayatın avuçlarda kaybolan bir neticesi vardı: “ Tecrübelerin sarsacak sancılarıydı.” </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevdaliktan-kim-olmus-siiri/</link>
<guid>1929982</guid>
<pubDate>2013-11-05T23:25:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Dava</title>
<description>Kaç insanın davası var ki; dünyevi uhrevi onu tatmin etsin. Hangi insanın bir hayali var ki, ondan gayri zirve olmasın. Nereye himmetini sarf etmiş ki, onda bekaya sarılsın. Abeslikte manayı soranlara nasihat ki, arkana bakınca anlarsın.  Hayat denilen kavram korktuklarımızın üzerinde ki gaflete sarılmaklığımızla geçer. Ne geride bıraktığımız ömrün kafi gelecek bir meyvesi vardır ne de hakiki manada hayattan zevk alabileceğimiz bir mutluluk...Ne dava adamı olmuşuzdur sığınacağımız bir sığınak misali ne de tam bir serkeş olmuşuzdur dünyadan soyutlanıp sıkıntı, meşakkatleri unutacak....Yani kısaca; günlük uğraşlarının bir de uğraşmadıklarının..... </description>
<link>https://www.antoloji.com/dava-58-siiri/</link>
<guid>1929981</guid>
<pubDate>2013-11-05T23:24:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Karalamalar</title>
<description>Derdim, tarifse eğer ben tarifine kurban gitmişim.Kurban edilmek ne ise işte ben onu sevmişim.sonrasında ise manzaralarına hasret kaldığım aynalar...Neresi bu alem? Ben yalnızlıkta bulmuşken kendimi, şimdi Ankara'nın mahşerinde uyanıyorum.Ben istemedim ki bu canhıraş çığlığı, insanları ve Ankara'nın bağırları yakan feryadını......Kim bilir,Uyanırsam bir gün saadet trenine; işte o vakit el sallarım insana, sevgiye, herşeye; Ve derin bir feyiz ile...İçin için, güle güle....  Garip bir buse...Ankara'nın buz kesen soğuk taşlarından bana....Garip bir taş,halimi seyreden soğuk taş duvarlara hararet veren hüznümde.....Ya bekliyorum işte; Kah Karadenizin küçük bir köy evinde kimi benliğime sarılmış perçinlerin yüreğime değişinde...Zaman akıyor boynumu yavaş yavaş kesercesine... </description>
<link>https://www.antoloji.com/karalamalar-10-siiri/</link>
<guid>1929964</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Düşündüklerimdir</title>
<description>Ne düşündüklerimdir kelimelerim ne de hasretle kavrulandır hissedişlerim. Derin bir yorgunluğun arkasında hiç bitmeyecekmiş gibi beklediklerimdir ümitlerim.yollar, yollarım ufukların seçilmeyişinde boğuyorken ruhumun zerresini,uzaklardan ilham aldığım akislerden yansıyor, daim olan nedameti.Vurgun, evet vurgunsa nefesimin kesilmesi, hayal aleminden bir rüya, bir serencam, bir dokunuş ki; hangi cisim çevreler hangi hissedişe giriftar olurum.Durgun....Heyhat! Yaban elin nağmelerinde ki bir hüzünlü musiki,susamışlığın uhdesinde bitmeyen bir inilti bu. Duyduklarım, İstanbul semalarının deruni sancıları, galyanım; şekillerine bakıp tanımlayamadığım manzaraların, tarifine sığdıramayacağımdı.Gözler...Gözlerim,torbalaşmış sarkmaların, uykusuzlukların karanlığa göz kırpması...Yoksa hayatta mıyım? Kestiremiyor, idrak edemiyorum.  Başarıya koşuyorken idrakimin fevkinde yaşıyor, lezzet alıyordum.Ya akislerden ibaret olacak kaygısı taşıyor ya da farkındalığına haykırışın sukuti çığlıklarını koyveriyordum.Bitmeyen bir güzergahın akıbetini düşlüyor,nihai vuslatın zuhura gelişini tadıyordum.Ve zaman... tükendi ırmakların denize döküldüğü misali. Hani söylenmişliklerini hatırlattığım o eşsiz mısralar, yeniden fısıldar ruhunu;  Belirsiz ufukların ötesine bakıyor, göremediklerimde yeni bir dünya kuruyordum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dusunduklerimdir-siiri/</link>
<guid>1929963</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:55:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Ömür</title>
<description>-Değerli Arkadaşıma-  Ömür saltanat gibidir, Ya yücelecek kadar gururlu olursun, Ya da saltanatının yettiği kadar mutlu... Nihayetinde ise...Hüzün tohumlarında kavrulan ıztırap, </description>
<link>https://www.antoloji.com/omur-327-siiri/</link>
<guid>1929962</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>The Hope</title>
<description>The hope, outside back of winds I don't know, sunny days... where is the very closer teas? I'm waiting there, with future's brightness  today Friday, from days, </description>
<link>https://www.antoloji.com/the-hope-siiri/</link>
<guid>1929960</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:52:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Hangi Irmak</title>
<description>Hangi ırmağın ortasında kalmışım böylesine yapayalnız,sokak lambalarının ısıtışında nasılda üşümüş, donmuştu yüreğim.Vızıldayan gök yüzündeki yıldırımlara inat, sukuna dalmışlığın perdesinde yoğrulmuş, lal kesilekalmış dudakların belağatcılığına koyulmuştum. Hangi cenah ruhuma açılan bir perdedir, hangi kelime muhabbetin derin bir siluete bürünüşünü anlatır. Uzakların koylarında falezlere dönen dalgalarımın, yok oluşunda haykırılacak kayboluşu...Nerede akislerin yüzüme vurduğu cilveler, nerede gök yüzüne selam verenlerin tek umudu aşk.. y  Ufuklara kolllarını açmış yolların vardığı tek visal...Sessizliğimde büyüyüp seslere dönüştüremediğim mana....Çığlıklarımda feryatlarımı ağlatan kavramdı.Resimlerde büyütüp "Geliyorum..." diyemediğim koskoca ve çetin bir düğümdü.Kıvrım kıvrım süründürdüklerinde büyüten yolculuğun; acıtıcı cellatların vuruşları, kan pıhtısının yüreğe keskin dokunuşlarıydı.  Sevgili....Ey sevgili....Kör olduğum menzilin adi adımlarınaydı. Tadında ama yakışında ki derin yakarıştı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hangi-irmak-siiri/</link>
<guid>1929959</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:51:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Ve Sessiz Gece</title>
<description>Ve sessiz geceyi inleten bir nağmeye dönüşür, kulaklarımdan kalbe doğru adımlanan ilahi sada. İnsanların uykularında farkına varamadıklarının aksine intibahına düşkünlüğümü arttıran şevki tadıyor, aklımın idrakini, hücrelerimin vecdine kendimle bırakıyordum.Nerde olduğunu saptayamadığım ruhani hislerin dokunuşlarını yaşıyor, uğrak mekanların varılamayan manzaraları seyrediyordum. Bu gece...Bu mana... Uzaktakilerin garipsenmesinde sıradanlaşıyor, haykırışların ağlamaklı çığlıklara dönüştüğünü anımsamaya başlıyordum.  Zaman esrarengizlikte manayı sorarken "Yaşıyor" olmaklığın ne olduğun kurcalıyordu. Bir kadife perde miydi? Teessüs etmiş varlıkların bir suya dokunuşu mu yoksa? Dertlerim, gönlümün temellerinde doğurduğu nura dayanıyor, dayanağında ki gecenin bu ilahi lahutisini, ömrün sonlanmayan derin yolculuklarında dinliyordum.  Ne sevdaya ne hasrete doysun bu ruhani kalbim..Gecelerin ki gibi karanlık yolculuklarda seheri bekleyen ramazanlarda çoşsun bu halim..Geceler, karanlık... ve nihayetinde ki idraki, son nefesinde hakikati haykıran an olsun, tüm kendinden geçmişliğiyle...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ve-sessiz-gece-siiri/</link>
<guid>1929958</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Gün Dokunduğunda</title>
<description>Gün dokunduğunda göz bebeklerinin yakarışına, ıslak bir yanak bırakır, dualardan dökülen ummmanına; Ey hayal,ey perde! Tutkunun kör düğümde ki; bir aşk... Uzakta kalan hasretlerin bağrında ulvilenişinde.  Kim söylemişti" Dönmeyecek sabahlara uyanıyorum; </description>
<link>https://www.antoloji.com/gun-dokundugunda-siiri/</link>
<guid>1929957</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:49:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Gecenin Ruhuma Dokunuşu</title>
<description>Niçin yaptın bunu? Sebebine dokunmak, böylesine derin bir ıslığa dönüşünü vurur muydu al yanağına.Acısına uzanırken feryatların teninde kayboluşu....Aman Allahım! Irmakların doğduğu yere dönmek gerekiyorsa; baht-ı evvel ve ahirindedir dem,ab-ı hayatın zemzeme dönüştüğü anlarda...  Yırtık eskilerin cana hissedişleri nefeslenirken, azgınlaşan yaraların çığlıklarını kovalıyor, "Adı batasıca! " deyişlerin ahengine, muhabbetin ruhani lutfunu okşatıyor, hırçınlaşan bedeni, cismaniyatın zuhurunda hasıl olan yekunü idrak ettirmeye koyuluyordu.  Zira sabahlara ramak kalan hayallerin rüyaya dönüştüğü hissini bekliyor,ummana daldırdığı kollların her bir kulacını " Ahenk-i muttasır-zaman" da görüyor, inlemesini tesis ettiği kalbi derinliğine boğuluyordu. Kimlerin hanlarında kiracı olmalıydık? Vusul-u ayineye adanmış ruhaniyatların zevk-i muhabbetine şafakları çağırıyordu. Yaşanılası ile yaşanılamayan rasındaki benzerliklere zıt olanı hatırlatıyor, dikkatine celbi bulunmayan tavrını sergiliyordu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecenin-ruhuma-dokunusu-siiri/</link>
<guid>1929956</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Nedir Bilmediklerim?</title>
<description>Nedir bilmediklerim şehr-i yare vasıl olup gafletine doymadığım Nedir idrakinin fevkinde büyüyüpte hakikatine dokunamadığım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/nedir-bilmediklerim-siiri/</link>
<guid>1929955</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:47:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Duy Sesimi...</title>
<description>Duy sesimi ey Karadeniz! Bahrine sığınmışken hissiyatım; oradakilerin ufuklarıyla yanar muhabbet ateşim..Zaman, eşyaya hakimken tutkulu ve hasretim sana....Senin kucaklayışında sarıldığım.....Şimdi o, senden de çok ıraklarda...  "Gel kaçalım Sevdiğim dağların arkasından..." lakin ben kaçmışların visalindeyim. Hangi cenah kucaklar bu aciz bedenimi, hangi güneşin altında sımsıcağı tadar da "Yaşamak..." ın ruhuyla tadında doyumsuzluğa ulaşır.  Her yön, benzer resimlere dönüşürken kelimelerim gönlümde büyüyor...Arkasında nefessizliğin eşiğine koşuyor, tasından suyunu yudumlayacağıma haykırıyordum.Ab-ı hayat, ruhları çuşa getirirken ıslanmışlığın deminde garba dönen veçhimi anıyorum.Ben "Neyi, nerde? " arıyormuşum.Haberdarın arkasında "Beklenen..." i şiirleştiriyor,her an görüp ulaşamadığımı tutuyordum, yüreğimin avuçlarda taşındığında ki ahvalini, okunuşların kalbime değişinde yükseltiyordum.. Geceler...Dağların arkasında ki visalde bekliyor, dağı yarmak için bir mırıltı istiyordum.Tut şu marziyata mübtela olmuş gönlümü...Firak, uzaklıkların yakinini kalbime değdirmesinde ki "Yaşamak..." bu olmalıydı; Zaten, haline acınacak olan kendimden başkası kimdi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/duy-sesimi-32-siiri/</link>
<guid>1929954</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Ve Sen</title>
<description>Hayatta çözemediğim iki kelime: Ben ve sen... Birbirinden ayıramadığım ama birbirine de yakınlaştıramadığım kavramlar..."Ben" derken "seni" suçluyor, "Sen" desen "Ben" siz kemale eremiyordu. Zıtlığın iki kutbunda büyüyen mana, yakınlığın imtizacında yerlerde per-ü perişan oluyordu.  Bir an "Sen" haykırıyor, ruhun,bedenin her zerresinde; beklenmeyen bir an nasihat ediyor "Sen" "ben"in bitmek bilmeyen körlüğüne... İşte böyle bir hakikat ki, "Sen" olmak için "Ben"in varlığına, "Ben"i bulmak, idrak ve anlamak için "Sen" gerekir..Bilmiyorum başka ne anlatır ki bu derin hali....? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-ve-sen-123-siiri/</link>
<guid>1929953</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:45:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Öyle Bir Sevdaya Tutulmuşum ki Başçiftlik'e Dair...</title>
<description>Öylesine bir sevdaya tutulmuşum ki Başçiftlik'e dair....  Nutkum tutuluyor, aklımın bir köşesine hasretin dokununca.Nerede olduğumuzu unutmuş mecnun mihenginde garip ve hissiyata gark olmuş vaziyette boğulurum. Ve derin bir sukut....Lal kesilekalmış ağlamaklığımla....  Bir de senin varlığına, başını gönlünü koymuş zannedenlerin hüznü yaralıyor, buhran içinde sesim kısıklığa dönüyordu.Naz mıydı bana karşı tavrın, ahvalin...Yoksa soğuk kış gecelerinde ki muhabbetimizden eser mi kalmadı ki; en rahat gününde gelecek olanların simalarına arsızca gülümsüyor,uzaklardan alaycı bir bakışı bana uzatıyorsun.Bu terkedilmişliğin mükafatı sana dizelerce yazdığım muhabbetin elemleri, gam ve kasavette derekelerin yanıp kavruluşlarım miydi? Bunca kalabalığı bağrına sararken vucuduma zerre miktar yer mi yoktu?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyle-bir-sevdaya-tutulmusum-ki-basciftlik-e-dair-siiri/</link>
<guid>1929952</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Sessizliğim Büyüyor..</title>
<description>Sessizliğim büyüyor, ellerimin avuç açtığı elemlerin yüreğime her değişinde....Bitkinliğimin üzerinde tırmalayan hallerin titremesine koyuluyor, acınacak halimin vehametini tortuluyordum. Karanlık gecelerinde hayal perdesini aralıyor ve hiç beklemediğim siluetin kalbime dokunuşunu yaşıyorum.Artık....Günlerimin zamansızlığında yaşıyor,dört duvar arasında kendime yeni bir dünya inşaa ediyordum.   Sabahların özlemini sonu görünmeyen ufuklara dönüştürüyor, gün doğumunda doğan vakitlerin alacakaranlığına hasret kalıyordum. Her hücrenin yakarışında pişmanlıkları doğuruyor fakat sonrasında efsaneleşen muhabbetin aşka inkılabını arttırıyordum.Çevrelerime kondurduğum farazi anıtların gözlerime temasında, her defasında, yanıyor, takatsiz acılarımın neticesinde derin bir haz duyumsuyor, eskisinden daha ziyade bağımlılaşıyordum., Yavaş ama keskin kayboluşun isaretlerini görüyordum. Ben yanıyor ve kavruluyorken ağlıyor, volkanvari patlamaların hengamına, göz yaşlarımdan dökülen manaların tanelerini yudumluyordum. resmedemediğim siluetin tasvirine koyuluyor, onu, anlatamıyor; ama ömürden bir derinlikle yaşıyabiliyordum....  Ben ve o.......Onun kim olduğunu bilmiyor ama hissiyatla donatıp resmedecek kadar tasvirini yaşıyordum...Tükenmiyor ama tüketecek kadar........ Yaşıyordu(m) . </description>
<link>https://www.antoloji.com/sessizligim-buyuyor-siiri/</link>
<guid>1929951</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:43:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Şarkı Tutturmuşum</title>
<description>Şarkı tutturmuşum, söyleniyorum.Bitmeyen bir ahenk alıyor harflerin kelimelere dönüşümü.Nerede, Hangi alemde olduğunu bilmediğim yaşamışlığı kavrıyorum.Yorulan dudaklarımın nihai kuvvetinde sessizleşiyor, mırıltının gizemli ve esrarkeşliğini aralıyorum..Hafif bir tını da içimi kavuran büyüye kapılıyor, cazibedar anın kovalanışına hem adımlıyor hem de içerisinde kayboluyor, kendimden geçişin vecdine tutuluyorum.  Ilgıt ılgıt rüyaların düşlerle sarmalanışını hissediyor,muhabbetin ince lakin keskin dokunuşlarını tırmalıyorum.Gözlerin "sükut" ta cuşa gelişini, ellerimin yüreğimin üzerine koyuşumda ki titreyişi takip ediyordu.Ruhum, içerisinde koparılan fırtınalrın dinginliğini yaşıyor; kelimelerin kifayetsizliğinden tınıların kcak açışlarına kayıyorum.  Arkasından, kapanan göz kapaklarımın dudaklarımı titretişine dalıyor, "Uğruna adandığım gaye, sevgi ve "Var olmak" lığın göz yaşlarına boğuluyor, derin ve mutlak sancıların ağlayışına başlıyordum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sarki-tutturmusum-siiri/</link>
<guid>1929949</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:41:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Kabul Eyle Ya Rabbi!</title>
<description>Söyle ki gönülden olsun muhabbetimiz. Ey yar-i mutlakta ittifakımızla büyüyüp ulvileşen gayemiz....Sessizliğimi, sessizliğimizin arkasında ardı sıra tırmanan düşüncelerimiz! işte buradayım, ya sizler, evet sizler! Nerelerdesiniz?   Bir umut treninde adımlanan o yolların ahengine bırakmışız kendimizi.Ağır ağır harekatın bir göz kapamasında ki hülyasını tadımlıyorduk. Hayat vagonlarının birbirine kenetlenmiş,onların bölümlenmesinde tırmanarak ileriye bakıyorduk.Bir, iki, üçüncü vagon derken....Bakmışız ki ufkumuz; hayata dair bembeyaz bir sayfaya dönüşüyor, idrakin fevkine varmış ama iş işten geçmiş edasıyla mırıldanmaya koyuluyor, mırıltıların arkasından söylenme, hayıflanma, kınamalar..... tükenmiyordu. Ve.... Keskin ve derin bir ramak kalıyor, başka bir alemin aralanmasına.....  Neye dair kazandıklarımın varlığı, mevcudiyetine akıl erdiremediğim makamatın elde edilişleri nerede? Asırlara taş çıkartan keder ve ağlamaklığımın mahsülünü, hangisinin fedakarlığınaydı.? Tutkulu ve aşıkane düştüğüm menfaatimin o yüce neticesi hangi avucumda? Kelimeler.....Uçsuz diyarın manalarda ki hududunda nihayet bulan kelimeler...Anlatılmaz ve yaşanlmaz, yüreğiminde kavrum kavrum alevlerin çilekeşleştiren elemleriyle....  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kabul-eyle-ya-rabbi-siiri/</link>
<guid>1929947</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:39:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 <item>
<title>Müstakbel Muştu</title>
<description>Buradan haykıra haykıra sesleniyorum.... "Yaşasın zalimler için CEHENNEM! " Ve çığlıklar çıkarsın, sukuna boğulmuş bedenler... Yer yarılmış, nerede içine girenler; Gök sallanmış, hani "Yiğitler", Kumpasa akıl hocalığı edenler, yarınının karanlığına gömülecekler.... Soğuk kışta kollarımı saran demir kelepçeler, </description>
<link>https://www.antoloji.com/mustakbel-mustu-siiri/</link>
<guid>1929946</guid>
<pubDate>2013-11-05T22:38:00+03:00</pubDate>
<author>Ertuğrul Koç</author>
</item>
 </channel>
</rss>
