<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ercan Yavuzer Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sevmek</title>
<description>Yollara soyutlanan ruhunun demsiz kaynamalarında, İçilmeye müsait zamanlar çalıyorduk. Kaynayan kalbimizin buhar serüvenini, Aşkın şehirler arası sürgünlüğü zannediyorduk... Seni seviyorduk fakat şiir yazıyorduk, Yazdığımız için sana gelemiyorduk... </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevmek-794-siiri/</link>
<guid>2372552</guid>
<pubDate>2017-07-15T10:59:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ölü Sözler</title>
<description>Yine ölü sözlerin cansız bedenlerinde şiirler okuyan bir şair görüyorum.Hatırı sayılır yalanlardan gözlerinin kubbesine salancaklar bağlayan şiirler okuyorum.Yıkılsa gökyüzü yeridir biliyorum fakat neylersin kayıp bir özneyim,Seni ancak şiirlerde seviyorum...Kayıp Özne </description>
<link>https://www.antoloji.com/olu-sozler-2-siiri/</link>
<guid>2372549</guid>
<pubDate>2017-07-15T10:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ve Artık Böyledir</title>
<description>Kötü günler ve karanlık bir geçmişin sahibiyim.  Yenilince ekmeğini şaraba bandıran bir sefil,  Çobanın, sürüden ayrılan insanı…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ve-artik-boyledir-siiri/</link>
<guid>2106744</guid>
<pubDate>2015-03-21T15:52:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Herkes Yazabilir Utancın Tarihini</title>
<description>Herkes adını değiştirebilir yolculuklarının  Benim ki Muhammedi bir yolculuk mesela,  Bir dilaltı soyutkanlığı ya da şereflenmiş bir akşamüstü yorgunluğu…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/herkes-yazabilir-utancin-tarihini-siiri/</link>
<guid>2106743</guid>
<pubDate>2015-03-21T15:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Mecburi Sayıklamalar</title>
<description>23.10.2013  …Her sözün dul bir yalnızlığasarıldığı aşkı yaşar mı insan? Yaşadım ve yaşıyorum… Her gece nikâhlandığım birkadından sabahın ilk ışığıyla boşanıyorum.  Bütün zamanlarım aşkı acı geçiyorve bir an olsun durduramıyorum ölümümü…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mecburi-sayiklamalar-siiri/</link>
<guid>1956697</guid>
<pubDate>2014-01-18T15:30:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Dost</title>
<description>Birazdan bitecek gün, ey dost!   Yanağında aşk buseleriyle…  Abis bir uykuya çevirecek bakışlarındaki yüzünü,  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-dost-87-siiri/</link>
<guid>1956696</guid>
<pubDate>2014-01-18T15:29:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Mem Lem Zukren Yari</title>
<description>Daha kaç cehennem terk etmem gerekiyor?  Bak nice ateşlerden geldim, Promethous oldum, tanrılardan ateş çaldım. İbrahim oldum çaldığım ateşlerde yandım, İsa oldum, büyüttüğüm ağaçlarda meyve oldum, Gerildim, kabuk attım, yağmura kızdım güneşe küstüm... </description>
<link>https://www.antoloji.com/mem-lem-zukren-yari-siiri/</link>
<guid>1956695</guid>
<pubDate>2014-01-18T15:28:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Aşkım Hatırlayanınız Var mı?</title>
<description>Yaklaş ve daha da yaklaş Perdeler yırtıldı, vakit geldi. Ve ben geldim işte… Aşkın adına konuşuyorum, Dilsiz-dudaksız sözlerden ibaretim. Kulaklarınızı tıkayın, gözlerinizde mil olsun, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-askim-hatirlayaniniz-var-mi-siiri/</link>
<guid>1956694</guid>
<pubDate>2014-01-18T15:26:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>İsimsiz Ayrılık</title>
<description>Renkleri dökülüyor gözlerimden ayrılıkların Solgun-bitik ölümler yanı başımda, Geceye gözyaşı düşüyor, sırılsıklam düşlerim Kimi davet etsem güneşi doğurmaya Herkes kör, herkes yabancı aydınlığa… Kurşunlara gelmiş dualar ve delik-deşik avuçlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/isimsiz-ayrilik-3-siiri/</link>
<guid>1877446</guid>
<pubDate>2013-06-14T16:00:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Kendine Gel Dostum</title>
<description>Kendine gel!  Soyunup-dökün üstündeki matemi Elmaların yeşilinden kırmızı hayaller çıkarmayı bırak! Zamanından önce dallanmayı-budaklanmayı Hasadından önce yüzükoyun uzanmayı bırak! Dışarıda hayrından ağır şer havası var, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendine-gel-dostum-siiri/</link>
<guid>1877445</guid>
<pubDate>2013-06-14T15:58:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Gittikten Sonra</title>
<description>Sığınaklar emziriyorum sen gittikten sonra  Kim birilerinden sevda niyetine kaçıyorsa, Bağrımda terörist bir hayalet diye barındırıyorum onu. Acılarını emziriyorum yüreğimin uçurumlarında Ağızları-yüzleri sevda içerisinde kalmışların yaralarını Sözcük bezleriyle sarıp, karbondioksit arınmalar sunuyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-gittikten-sonra-29-siiri/</link>
<guid>1877084</guid>
<pubDate>2013-06-13T14:15:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Beri Gel</title>
<description>Kapı aralığından çarpıp duruyorsun yalnızlığıma,  Rüzgarlar salınıyor sana bakan gözlerimin çoraklığında  Bir serden geçmişin sırrına benziyorsun  </description>
<link>https://www.antoloji.com/beri-gel-11-siiri/</link>
<guid>1876159</guid>
<pubDate>2013-06-10T18:49:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Özlüyorum</title>
<description>Bugün derinim, kederim balabankuşu bir serhat akşamında. Çatlayan gözlerimin derin oyuklarında Bir aşkı özlüyorum, susamış, kan revan bir sığınakta. Özlem dersen, çocuk gibi küserim, Gözlerim kanar, Durduramazsın nehirlerini hasretimin, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozluyorum-230-siiri/</link>
<guid>1796536</guid>
<pubDate>2012-12-01T18:15:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Ne Zaman "Sen" Desem</title>
<description>Ben ne zaman "sen" desem  Katran karası gecelerde,  Güneş yüzlü çocuklar güler mısralarıma.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-ne-zaman-sen-desem-siiri/</link>
<guid>1779087</guid>
<pubDate>2012-10-17T16:32:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Gözlerindir</title>
<description>DREAMER’E…  …Ki gözlerindir her akşam beni yurdumdan eden  Yatağımın en olmadık yerinde çarşafa dolandıran.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gozlerindir-2-siiri/</link>
<guid>1777256</guid>
<pubDate>2012-10-12T12:13:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Yokluğunun Cesedine Serenad</title>
<description>Mahiyetin, içime gömdüğün karanlıktan ibarettir.
Saatin yok, zamanın şaşkın
Yokluğunun her kanayan salisesinde
Bir akrep vuruyor gözlerimin yelkovanına.
Masamda, yokluğunla sevişmeye ayar sözcükler
Dışarıda, gürül gürül hasretin akıyor…
Hangi pencerenin buğusuna görünse yüzün
Yokluğun dara çeker beni, 
Eşiklerde eriyik ve bir de suskunluğun.

Gördüğümde seni, çığlıkların sessizliğine gömülüyorum.
Böyle şerr-i bahar gibi, yeşillikler içinde çorak bir hüzün.
Bende varlık belirtisi; 
Buğularda unutulmuş bir ceset
Paramparça bir mitralyöz,
Gidenin tenimde serveti; küflenmeye fahişe birkaç söz…

Ölümünün bardaktan boşalırcasına ıslak mazeretinde 
Gözlerini görüyorum ve birde yağmurları 
Ağır ağır dökülüyorsun böyle salına salına
Zorlu yokluklara çarpıyorsun, ufalanıyor bedenin
Ve cesedini çağlıyor tüm şelaleler…
Terk edilmiş bir kavmin çocuğuyum ben
Çorak yağmurlardan topluyorum ıslaklığımı
Ve yokluğuna bin yıllık hasret taneleri ekiyorum
Ve gözlerim, babamın nasırlı elleri…

Kulağıma sıkışan soluğundan başka hiçbir şeyim yok
Tutuşturdum tüm hayalleri
Tütsüler yaktım cesedine, yokluğunu fethettim.
Şah da benim şair niyetli padişah da,
Tecelli etsin diye yokluğunun adaleti,
Yağlı ilmeklere boğdurdum hayalinin kederini
Ve artık varlığın; 
Ben de Yeryüzü Cehennemi…


05/06/12
Ercan YAVUZER
DAĞÖREN/MURADİYE </description>
<link>https://www.antoloji.com/yoklugunun-cesedine-serenad-siiri/</link>
<guid>1726580</guid>
<pubDate>2012-06-05T19:17:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Öldüren Mutluluk</title>
<description>Göğsü, sahibine başkaldırmış, burnu küçük, dudakları orta halli bir düşle

Sarmaş-dolaş oturmuşum.

Suskun mu suskun olan bu mahalde

Bütün acılarımı ört-bas edip,

Kederli bir sevişmenin şiirini düşürüyorum bir çift gözün gökyüzüne…

Hangi tasvire yönelsem, 

Benzetmeler, eksik bir eziklikle tükenip gidiyor

Kör-topal edebiyatımızın, ucu sürekli kırılan kalem hüznünde…

Zamana sığmayan bu orta hali yüksek rakım sevişme heyecanı

Dur-duraksız bir kanama bırakıyor, aklımın sevişken tecrübesizliğine.

Ne yapsam kendime zarar, ziyan sonuçlar elde ediyorum.

Tam öpmeye kalkışıyorum, 

Sevişme engelim takılıyor spermin akılsız heyecanına.

“Bu, köprü altı bir sevişmeye benzemiyor” diyor zaman

O köprünün altından çok sperm geçti, dikkat et, aman…

Yani nerden bakarsan, nikâhsızım mutlulukla.

Umut etmek, yasak türkü tadındadır, kaçak mı kaçak.

Fakire ekmek, bize işkence ayarında bir kıvamsızlıkla,

Terli terli, almış başını gidiyor…

Kime nasıl davranacağını ona anlatmak haddimiz değil elbette

Ama neylersin,

Bir yerde acıklanıyor insan, 

“Niye, bende mutluluğun devam haliyle sevişmeyeyim” diye 

Hem de kadere söz ederek, bu Agnostik sefillikle…

Doktor tavsiyesidir, 

Sigara konusunda kapitalizme hizmet ayarındayız,

Ama her yudum kaçak tadındadır

Ve ağır yasaklı, pişmanlıklar bırakıyor karbondioksit deposu ciğerlerime.

“Sevdadandır” diyor, Bernard SHAW üstadım

Eşkıya çığlığıdır biraz da olsa, nefeslere abanışım

Bu yüzden kusura bakmayın saygıdeğer Jeremy BENTHAM…

Bu mutluluk, aklımın tapusuz ev sahibidir artık…

Ayet ayet taşıyor şiirimden, ona olan sevişme hasretlerim

Yüreğim, iki derenin en aralıksız sonbahar eylülünde

Umudum, Kürtçe bir olasılığın ayarsız hüznünde

Milimetrik sancımalarla hesaba tutuyor aklımı.

Gitmenin kesin hükmünden, 

Görmelerin sevişme olasılıklarını hesaplıyorum.

Ama neylersin, hiçbir şıkka denk gelmeyen sonuçlar elde ediliyor

Kalemimin boynu bükük yanılgısında…

Ve “bu aşkta kadro almaya gerek yok”  tam sayılı sonucunun

Kederli mi kederli hüznü galip geliyor…

Ve elbette ki ısınmaya başlıyor tabiat, ısınmaya başlıyor sularım

Gözlerimin rutubetli erkekliği, Nisana dönüşüyor

Yüreğim sehpada, urgana yağlanmış Eylül.

Ölmek,

Rezistanslı bir düştür.

Oysa böylesi bir mutlulukla yaşamak,

Kendini ela bir gözde, her gün yargısız-sargısız öldürmektir…

Ercan Yavuzer
DAĞÖREN/MURADİYE </description>
<link>https://www.antoloji.com/olduren-mutluluk-siiri/</link>
<guid>1711130</guid>
<pubDate>2012-04-28T20:00:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Tü Qet Neçe</title>
<description>Gava lé tü çuyi yaré
Dıl hésir ma lé ber divaré.
Lé ber jiyané deviyam
Bihar çü ser ziwistané…

Were yaré tü qet neçe
Xewa sibé heram neke.
Ez bi hesret benda te me
Wi dil azad girti neke…

Aw ne dostén tew fesadén 
Bı cirma xwe bın erdanın.
Emélé van pür ziyane
Ya dil ya xweş aw jiyane…

Azad be naw van neyaran 
Guh bide tü wan rastiyan.
De tüji desté xwe direj ke
Yaré ez ji pür westiyam…

Ercan YAVUZER
BARGIRİ/WAN
14/04/2012
 </description>
<link>https://www.antoloji.com/tu-qet-nece-siiri/</link>
<guid>1704856</guid>
<pubDate>2012-04-14T17:26:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Ömrü Hallerim</title>
<description>O zamanların bu zamanlar olabileceği
Kesen kes tahmin edilelemeyen
En direkt hallere delinmiş kalbiyle gidilen
Ve sahibine ancak bu kadar kiracı görülen
Bir hiçlik zamanıydı Eylül…

Yaralı kalbimin ark’a belenmiş sessizliğinde
Cüceliğimize nazaran bayağı derin olan bir kanal geçiyordu.
Kanalın sularından yoksunluğumuza
Karpuz ve bazen şansımız yaver giderse kavun kabukları…
Kanal köprüsünde
-Hani o mahallenin en güzel kızlarının
Bazen hallerini yıkamak için geldiği yere-
Korkudan olsa gerek, az köprülenip
Çok kabuk tutma yarışıydı ömr-ü hallerimiz…

Ve elbette ki; 
“Yerseniz çocuk yoksunluğunuzun en el değmiş kabuklarını,
Adamlığınızda dökülecektir hayatınızdan saçlarınız” yalanının
Bir yoksunluğu perdelemek için
En fazla dillendirildiği yalanlardı ömr-ü sükutumuz…

Çok daha sonra tabii, toparladık
Bir-iki öküz ve birkaç inekle yoksulluğumuzu.
Gütmeye başladık aklımızı, dere-tepe, yeşil tabiattan tabi yeşilliklere
Ama genelde hep başkasınkilerle…
Sonra çok dayak yediğimiz oldu hanemize komşu
Hemen başaklarımızın dibinde, bir parça ottan dolayı sınırımıza yabancı
Komşu tarlalanın sahiplerinden,
Yani öküzlerimizin yoksunluktan yaptıkları öküzlükten
Ve aslında onların açlık sebeplerinin yokluk olduğunu
Babalarımıza izah edememekten…

O sularda başladı bende, kırsal enstrümantal aşklar
Islık çalmayı o zamanlar öğrendim
Ve karşılıksız sevmeyi ve endamlı endamlı susmayı…
Alev diye otuyordum, bütün köşe başlarında
Okula, o gidiyor diye gidiyordum,
Ve o çalışkan diye seviyordum tüm dersleri.
Ahh ulan Alev! 
Ne güzeldi beni okul saatinde kendimden alman
Ve ne güzeldi seni sevmek, ellerinle, gözlerinle
Hani beni hiç sevmeyen hallerinle…

Dünyanın en kalabalık yalnızıydım o zamanlar
Yağmurlar, mazeretsiz yağıyordu kimsesizliğime
Ebru, alnında emeklemeden kalma bir yara taşıyordu 
Ve utanıyordu sıra arkadaşı ondan…

Yasaktı bana dokunmak, benimle oynamak oynu zora gütme 
Kim cüret etse böyle bir sızmaya,
Hep hüsran oluyordu sonuç, 
Ve sonuç; böylesi düşüncesiz bir firar etme.
Kalbimi yanında oyunlara sokmak herkesin harcı değildi işte
Herkes isteyerek almazdı kalbimi oyunlara dilimin her serzenişinde.
Neyse yine de güzeldi Gülşen’in o tavşan dişlerinde
Üçüncü sınıf bir aşkı yaşamak,
Ve mahallede misket oynarken bir türlü çok misketi olmayan çocuklarla 
Gülşen,  Ankara gibi geçerdi bir türlü benim olmayan oyunlarla…

Sonra; 
Her yıldız kaymasında, birinin gittiği manasını dert bilendim
Ve kendimin gitmeyi umduğum  zamanına kadar,
Her gidene üzülmeyi öğrendim.
Çok hırsızlık yapmadım başkasının hakkından
Cenaze merasimlerini hiç sevmedim
Hiç dua okumadım mesela gidenlere…
İlk traş bıçağı ilk sevgiliyle indi yüzüme
İlk dua, işte o zaman şaha kalktı dilimde
Bende bir türlü sevgili olamayan tanrının hüznüne…

Büyüdüm, geciktim
Kalmayı öğrendim gidenlerin ardından
Parmak izleri acıklı bir hikâyedir hatıraların teninde
Kimsenin terli coğrafyasına mazhar etmedim düşlerimi
Kimsenin diş izi kalmadı dudaklarımın zonklayan ağrısında…

Büyüdüm ve âşık oldum hem de kendim gibi birisine
Ulan nasıl bir diz bağı çözümüdür aşk? 
Bu ne yaradır böyle, kalbimin çocukluğundan daha beter? 
Kavun kokmuyorken artık düşlerim,
Kör yaramazlıklar döneminden geçmişken 
Adam olmaya böyle zengin usulü bir sarhoşlukla
Ulan bu da neyin nesi? 

Yok, çocuk yok
Korkutma beni, sancıtma yüreğimi
Takma bir çare aklıma topal fikirler
Bak yeri geldi diye ağlıyorum
Yoksa ne bilir gözlerim aklıma yağmurlar vermeyi
Sus çocuk sus
Şiir; aşık olanların işidir.
Gidenlerde kalmış ya aklımın saflığı
Ondandır işte böyle her gece yalnızlığıma uğramaları…
Git, kalbinin o dipsiz sancılarının ağladığı duvar diplerine
Bekle sevgiliyi,
Belki gelir bir yol bir nefes 
Nefesini darboğaz eden kasvetten miğferine…

Ercan YAVUZER
DAĞÖREN/MURADİYE
16-17/02/2012 </description>
<link>https://www.antoloji.com/omru-hallerim-siiri/</link>
<guid>1697204</guid>
<pubDate>2012-03-26T18:37:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 <item>
<title>Sonsuz Göç</title>
<description>Aklımın düşük yapma ihtimalini 
Her satırda hesaba katarak,
İsmine besmele ile başlıyorum.
Her defasında acıklı bir iç kanama geçiriyor,
Sana dokunmanın yüksek rakım heyecanında yüreğim.
Gözlerinin kıta sahanlığına 
Paralel sözcükler yağdırıyor aklım
Ve aklım; dudaklarının çatlayan bozkırında
Cehenneme çeviriyor tüm öpüşmeleri…

Yokluğunda,
Faşist soğuklar düşüyor varlığının başkentlerine
Elitist sancıları azıyor hayatın,
Fahişelerin demlenmiş gözlerinde
Orgazm krizine tutulurken aristokratik piçler
Bir tek adın kalıyor,
Kendimin homojen dudaklarında
Umuda bağlayan, tüm şiirleri…
Ve hasretin; 
Kalbimin ritmik dalgalı rıhtımına 
Durmadan seni vuruyor,
Durmadan gözlerimin kıyısına…
Böyle seni beş vakit namaz gibi farz kıldıktan sonra düşlerime,
Aşkı zekat olarak veriyorum tanrılara.
Ve aşkın tanrısı aklını kaçırıyor altına 
Ve bir peygamber, 
Tüm mucizelerini, nutku tutulmuş bir şekilde
Ezbere bildiği bir ayetin vahyi saatinde unutuyor…
Nezaket kuralları, göçebe kabilelerden 
Yerleşik çileleri aleyhime örgütlüyor.
Aklım, bir orospu gibi orasını-burasını açıp
Doğanın kanayan adetlerine kendini bölüyor…
Ve bir tek adın kalıyor,
Ve mitos bir bölünmeden, yerleşik umutlar ölüyor…

Ve biliyorum aslında,
Sonsuz bir göçtür bu bendeki yerleşikliğin
Dökülen yüz binlerce sözcüğün tek bir anavatanı vardır; 
Çadırsız, kavalsız
Ve SONSUZ GÖÇ…

Ercan YAVUZER
DAĞÖREN/MURADİYE
20/02/12

 </description>
<link>https://www.antoloji.com/sonsuz-goc-siiri/</link>
<guid>1697203</guid>
<pubDate>2012-03-26T18:35:00+03:00</pubDate>
<author>Ercan Yavuzer</author>
</item>
 </channel>
</rss>
