<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Emre Y&#252;cesoylu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Uzun Zamandır Yoktum, Hala Yokum</title>
<description>Uzun zaman oldu, özellikle kötü bir dönemi atlattıktan sonra. Hala aynıyım, sadece zamirler ve mekanlar değişti. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi geliyor. Geldiği gibi de yaşanıyor. İnsan durup, geriye bakınca neler yaşadığını kolayca yorumlayabiliyor. Ama o anda, o anın içinde bu işlem anlamı kopuk bir düşünüş oluyor. Belki de hayatın en büyük şakası budur. Değiştiremeyeceğin şeyleri delicesine tanrıyı oynamak. Bu gibi duygular, tatilde veya yolculukta yüzeye çıkıyor, kurtarılmayı bekliyor. Kurtarılmak istenen geçmiş sen ise herhangi bir yardım çağrısını göz arda ediyor. Tanrı; insanlık için geçmişte kaldı. Geleceğin tanrısı olmadığına göre şu anda olan tanrıyı da umursamıyoruz. Belkinin ötesine gidemediğin zamanlarda ise benim gibiler kendini yazıya veriyor. Şu an tatildeyim. Daha doğrusu tatilin bitimine doğru yürüyorum. Fazla bir şey yapmadım kendimi etkileyecek. Sevgilim vardı, ayrıldık. Düşününce gerçekten fazla bir şeyler yaşamış gibi gelirken, elle tutulur bir şey yok. Daha önce yazdığım gibi kitap yazmaya başlayacaktım. Başladım, yaklaşık 20 sayfası duruyor. Gerisi? Gerisini bilmiyorum. Belki de yazı yazma gibi bir yeteneğim yok, sadece romantikliğe kapıldım. Kendimi tanımazken, insanlara nasıl beylik laflar sıralarım ki? Kafamdaki fikir avuntularıyla dolaşıyorum, öyle böyle. Ne olacak ben de bilmiyorum. En iyisi, en iyisini düşünmek. Düşünme paradoxunun kutusunu açmak. Tek ben anladığıma göre, anlamadım. Son durumlar böyle. Kız arkadaşımı çok özledim. Kendimi çok özledim. Aslında hiçbir şeyi özlemedim. Özlemeyi özledim. Ekleyeceğim fazla bir şey yok. İyi geceler, tabii böyle bir şey mümkünse.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzun-zamandir-yoktum-hala-yokum-siiri/</link>
<guid>3328510</guid>
<pubDate>2022-01-27T03:08:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Meram ve Dürüstlük</title>
<description>Yazmasam çıldıracağım. Hayat niye bu kadar zor ve karmaşık? Fazla bir şey mi istiyorum, yoksa ben de mi zavallı egoma yeniliyorum? Alın! Herkes alsın! Yazdığım her şey saf düşüncem, ne eksik ne de fazla. Tüm kötü düşüncelerim. Ve yapacağım her şeyi yazacağım. Bunu okuyan kişilere, ki okumayacaklar, son bir serzenişim. Bu da benim menifestom. İlk önce doğumumla başlıyoruz. Doğdum, aslında babam ve annem bir tane daha çocuk istemiyorlardı. Ablamın ısrarı ve çocukluğun verdiği tek kalmışlıkla kardeş istediler. Ben oldum. Sağlıklı bir bebek değildim. Bir kilo doğmam ve doğar doğmaz penisimde çıkan sorunlar, cildimde çıkan lekeler... Zafer edası ile beni sevmeye gelen akrabalar, komşular, tanıdıklar... Ama kimse bilmiyordu ki benim sorumlu bir ruhumun olduğunu. Oyuncaklarını paylaşmayan, kendi çıkarı için ağlayan, temizlik düşkünü ve kendini zorla temizlettiren bir bebek, evet bu benim. Anlatıldığı kadarıyla bu benim. Tahmin ediyorum ki çoğu yemeği iğrenç bulmam bu dönemde geliyor. Zaten sulu yemeklere bakarken iğrenmem, kusma isteği duymam hala devam ediyor. Annem; Aydınlı bir yörük olan hemşire, babam ise Sivaslı olan bir öğretmen. Doğunun ve batının eseriyim ben. Ondan arada kalmam. Çocukluğumu pek fazla hatırlamıyorum. En azından yedinci sınıfa kadar. Sadece pornoyu bu yaşlarda fark etmem ve kendimi tanrı bakış açısıyla bakma özelliğim buradan geliyor. Kavramlarla ilk tanışmam ve onları çürütmek için yeni kavramlar üretmem, sonra bu kavramların da bir işe yaramayacağını anlamam da bu süreye denk geliyor.  Gençliğim Fazla bir şey anlatmayacağım burada. Sadece düşüncelerimi anlatacağım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/meram-ve-durustluk-siiri/</link>
<guid>3292862</guid>
<pubDate>2021-10-08T19:46:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Meram</title>
<description>Ne yazabilirim veya ne yazmalıyım? İçimde bir burukluk, olmayan ihtimaller içindeyim. Turgut ne yaptı? Emre ne yapmalı? İçindeki bu boşluk hissini nasıl kapatmalı? Hiçbir şeyden zevk almayan bu mahluk, her gün ölüyor ve ışığı karşı yürüyor. Edebiyat mı, geç edebiyatı boş işler aynı felsefe gibi. Edebiyat, şarhoşun sızmadan önceki son tiradıdır. Bana neden bu kadar kötümsersin diye sorabilirsiniz, buyrun sorun! Hiç şeye ait veya eylemlerimin egosuna katılmadım ki? Ne yaptığım aslında ne yapmayı bilmediğim içindir. Meramım kaçtı. Zaten dünyanın yarısı şu an konuşuyor. Ben konuşsam neye yarayacak. </description>
<link>https://www.antoloji.com/meram-17-siiri/</link>
<guid>3289024</guid>
<pubDate>2021-09-25T00:00:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Yeni Tiradlar</title>
<description>Yeniyle başlayan her şey aslına eskide kalır. Şu anda yaşamaktan kendimizi alamıyoruz, geçmişle de derdimizi... Geleceğe gelirsek muğlak bir şey hakkında yorumlar çok açık ve yanıltıcı. Bir haftaki önceki olaylar bir an için bir o kadar yakınken bir o kadarda uzak geliyor. Galiba çok mutluydum; tüm kusurlara rağmen. Hayat geriye kalan mutluluklar üzerine gevezelik etmektir belkide. Ayrılıkta sevdaya, özlemde kavuşmaya dairdir. Kendimizi yontarak, etrafımızdaki insanların yeni hikayelerini dinleyerek galiba yaşıyoruz. Hayatın bir garip çekiciliği, her gün kalmamızı ve yeni şeyler denemek gibi bir gizemi var. Bazı kişileri çok özlüyorum ama kedimi daha çok. Ah be Pati yanımda olsan, bana sokulsan ve yanımda yatsan beni çok mutlu ederdin.   Yeni hayatlarda, ihtimaller olduğu gibi yine görünmeyen aksilikler de vardır. Bu sıralar Kinyas ve Kayrayı okuyorum. Yeni insanlarla tanışıyorum. Mutlu bir üzüntümle iyiyim. Meramım bu kadar. Herkese selam! </description>
<link>https://www.antoloji.com/yeni-tiradlar-siiri/</link>
<guid>3288556</guid>
<pubDate>2021-09-22T20:25:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Galiba Herkes Haklı</title>
<description>Söylenecek o kadar çok şey var ki ama buna rağmen yazacak neredeyse hiçbir şey kalmadı. Hayattaki her şey o kadar ince ayrıntısına kadar yazıldı ve çizildi. Bu gibi eylerimler somut bir nesneye aktarılırken aslını kaybettiği söylenebilir çünkü her fikir, anı ve söylem düşünüldüğü gibi çıkmadığı gibi yazılırken de katmanlaşarak daha da yalınlıktan uzaklaşıldı. Neredeyse bütün somut şeyler soyut olanların revize edilmiş halidir. Yani en iyi yazar aslında hiç yazmayandır, eyleme dökmeyendir. Bu yüzden her şey yazılmıştır, çoğu şey ise yalın değildir.  Peki her şey yazılmış, düşünülmüş ve anlamı geliştirerek daha iyiye getirilmişse neden biz hala salt bir gerçeğe ulaşamadık? Cevabı basit; gerçek diye bir olgu yokta ondan. Sadece üretilen fikirler ve yorumlar ile gerçeğe ulaşma çabası var ki bu da bir işe yaramıyor. Hayatta bir gerçek yoksa o zaman anlamı da yoktur. Hayat; güzel olmasına kadar güzel, kötü olmasına kadar kötü olmasına rağmen yaşadığımız hayat gerçek olması halinde bize yetmemeye, isteklerimizi köreltmeye aynı şekilde ilahi bir varlık olmamızı sağlayabilir. Bizim tüm eksiklerimiz, zevklerimiz, acılarımız ve yaşadığımız yıllar bir şeyler aramak olduğundan gerçeğin bizim için fazla bir kavram olduğu ortaya çıkar. Neyse yoruldum şiir ile kapatıyorum Eyleme beni bahtiyar bu divanda Gayrı kayıb-ı kaderdir yolum </description>
<link>https://www.antoloji.com/galiba-herkes-hakli-siiri/</link>
<guid>3283253</guid>
<pubDate>2021-09-01T23:33:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi Üzerine</title>
<description>Sevmek veya sevilmek, insanoğlunun en büyük günahlarından biridir. Egomuzu tatmin eden, bizi  olduğumuzdan büyük gösteren bir varlık yapmaktadır. Sanki ben bu dağları yarattım havalarına sokan, eksik veya olumsuz bir şeyi görmezden gelmek gibi yanlış ve kötü yönleri saptırmaya çalışır. Öyle duruma gelir ki egomuzu bir yana bıraktığımızda, arkamıza dönüp baktığımızda; evet bu yaptığım veya katlandığım şeyler çok absürd üstüne bu durumları katlanmamak için daha da söz versek dahi aynı şeyler tekrar ediyordur. Nitche'nin sonsuz dönüş konsepti gibi.  İnsan lanetlenmiş olarak doğmuştur. Bütün kötü özellikleri taşırken aynı zamanda kutsal duygular veya erdemler olarak saydığı birçok doğrular uydurmuştur. Evet insan egoist, sadist ve anlamı bulamayacak kadar bozulmuştur. İşte bu egolarımızı tatmin etmek, mutlu olmak için sevgi, aşk ve mutluluk gibi kavramların arkasına saklanırız. Efsanelerde, destanlarda ve erdemli saydığımız bütün insanlar bu gibi egolardan kurtulmuştur. Çünkü bu yarattığımız gerçeklik gösterir ki bizim birer mahluk, güçsüz ve aciz olduğumuzu kanıtlar. Yüceltiğimiz insanlar gibi olmak isteriz. Deneyebiliriz ama sadece elimizden denemek gibi zaman çalıcı eylem gelir. Aşk, birine sahip olma ve onunla cinsellik yaşamak gibi en basit arzuları tatmin etmek için geliştirdiğimiz bir konsept. Yani en kutsal duygularımızın altında bile bu gibi çaresizlik, güç hırsı veya tatmin olmak vardır.  Bu yazının amacı; Bizler öyle tarif edildiği gibi muhteşem varlıklar değil sadece kendine fayda sağlamaya çalışan insanlarızdır. Eğer bu çaresizliğimizi örtmeye çalışanlar, hatalarımızı gömerek, çaresizliğimizi gölgede bırakmaktadırlar. İnsan eksiktir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-uzerine-26-siiri/</link>
<guid>3279236</guid>
<pubDate>2021-08-18T22:49:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Çıkmazlar ve Duygular</title>
<description>Hayatımın düzelmesi, en azından düzene girebilmesi için kumar oynadım. Tek vuruşluk, ya hep ya hiç durumlarından biriydi. Her zaman olduğu gibi kaybettim. Kaybetmeye alışığım ve sonrasında kabullenirdim. Ama şimdi oturup ağlamak, sarhoş olmak ve değerli bir şeyler yapmak gibi kaybettiğim o kumarı avutmak istiyorum. Bir sorun var ki yapamıyorum. Ne ağlıyabiliyorum ne de sarhoş olabiliyorum. Bunlara üstelik değerli şeylerden de kaçınıyorum. Sadece uzanıp sigara içmekten başka bir şey yapmıyorum. Banyodayken ağlayacak gibi oldum; aha ağlayıp tüm duygularımı orada atıp, gerçeğe yöneleceğime düşündüm. Olmadı. Banyodan çıktım, en yakın markete gidip paramın yettiği en ucuz şarabı aldım. Zaman geçsin, en azından farklı şeyler düşünebilecek bir duruma gelmeyi umarak, tüm şişeyi içtim. Her kitabın sonuna yakışmayan bir durum yaşandı. Unutamıyor, düşünmeden ve hareketsiz sekilde yatıyordum. Evet durumu üstü kapalı bir şekilde anlattığıma göre ki kimsenin penisinde olmayacak bir durum, son durumlar böyle.  Ramy adlı bir dizi var. Yapımcılığını ve dağıtımını Hulu adlı bir platform yapıyor. Son sezonlara doğru Ramy, baş karakter, ağır bir depresyona giriyor ve jelibon yiyor, farklı mekanlarda porno izleyerek, ingilizce tabir ile ''Masturbation'' ile kendini tatmin ediyor. Ben bu gibi eylemleri yapmıyorum ama Ramy'nin o durumunu aynı duygular içinde, farklı eylemler biçiminde bir ilaç arıyorum. Her gün yazı tura atıyorum. Şimdiye kadar tura geldi, yazı gelseydi burada bulamayacak ve insani eylemlerim için çok geç olacaktı. Umarım yazı gelme ihtimali olmadan bu durumdan kurtulurum. Yoksa dayanamayacak bir duruma evriliyor. İnsan ne yapacağını bilmediği zaman, en çok kenisine tehlike oluşturur. Olayların arka planını ve detaylarını anlatmadığım için affedin. Bu yazıyı yazmak, içimdeki çıkmazı yazmak bile benim için büyük bir cesaretti. Meramım bu kadar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cikmazlar-ve-duygular-siiri/</link>
<guid>3265131</guid>
<pubDate>2021-06-28T17:40:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Tiradların Bitişi</title>
<description>Bir insan nasıl bu kadar salak, bu kadar kendini beğenmiş olabilir? Yaptığı hatayı tekrardan nasıl başarabilir? Evet! Kendimden bahsediyorum! Son kalan iki sigarasını da tersten yakmış biri olarak. Kendime çok öfkeli, sitem ve acıma gibi kutsal olmayan duyguları hissediyorum. Eskiden her şey güzeldi. Başım ağrımıyor, anlamsız bir halsizlik hissetmiyor ve en önemlisi hayatın hala bir amacı olduğuna inanıyordum. Bugün ise tanrıtanımaz bir duygu, baş ağrısı, az kalan sigaramı günün farklı kısımlarına ayırmam gibi yaptığın planın, özellikle hayatımdaki yaptığım planların, ters gidişi beni kendime isyan etmemin sebebidir. Kendimi aksattığımı biliyordum ama bu kadar salak bir mahluk olduğumu bilmiyordum. Üst üste aynı hatayı nasıl becerebilirsin. Ama efendimiz; karanlıktı. Hep bahanelerin arkasına saklanmayı bırakamadın mı? Maalesef bırakamadım. Hayat denilen bu kötü şaka nasıl oluyorda aynı tadı verebiliyor. Hayatımda daha kat ve kat daha kötü bir şey olsa bu kadar sinirlenmeyeceğim aksine kabul edip, hayatıma devam edecektim. Ben bu durum ile nasıl başa çıkacağım? Kelimelerin her türlü manaya geldiği bu durum, akıldan çıkınca somut bir nesneye dönüşünce ne kadar manasız, anlamı gerçekle bütünleşmiş olmasına rağmen ne kadar romantik kaldığını yeni fark ediyorum. Hayat, planının tutmaması kadar gereksiz ve anlamsız. Keşke yarım saat öncesine dönebilsem ve yaptığım bu kötü, çirkin, kayıtsız ve erdemsiz eylemi geri alabilsem. Kendime ve kendim olduğum için kendimce bir eylem olarak bahanelerin arkasına saklanmayıp, bu durumu damarlarımın için içine enjekte ederek bu acıyı tüm vücüdüma yayacağım. Bir iş doğru gitsin ama daha da önemlisi senin yaptığın bir iş daha doğru gitsin! Bat dünya bat, iki gözün kör olsun da piyango bileti sat! </description>
<link>https://www.antoloji.com/tiradlarin-bitisi-siiri/</link>
<guid>3255179</guid>
<pubDate>2021-05-24T01:41:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Kitap Sonlar 1</title>
<description>O sahilde İsa'mızı gömmüş, tüm zaferlerin kayıplarını unutmuş olacağız. Sadece karşımızda ise güneşin yavaş yavaş eriyişi, oturduğumuz ılık kumların bizi üşütmesi olacak. Tüm Tanrılar'a sesleneceğiz; evet kaybettik... Keşke biraz daha kaybetseydik! Şanlı bir şekilde, bir dava uğruna savaşta kendimizi gözümüz kırpmadan adayabilirdik. Bizim büyük çaresizliğimiz biziz, kendilerimiz. İsa yaşasaydı bize ne yapmamız gerektiğini söylerdi o sahilde. Akşamla gündüzün karıştığı o anda ihtiyacımız olan tek şey bir anlamdı. Ne kadar denemiştik Tanrı'yı kurtarmayı, önce kendimizi kurtaramazken. En büyük anlar, Agustus'un o Roma'ya girişi gibi, o zevkle ve şevhetle bitiyor. Geriye kuru bir renksiz yansıtmalar... Beklemediğim gibi geldi, geldiğim gibi de gidiyorum. Sen de gidiyorsun. Güneş son ışınlarını o kadar tatlı hissediyoruz ki, ölümden korkar oluyoruz. Denizin tuzlu kokusunu burunlarımızdan içeri çekiyoruz. Seni düşünebiliyorum, sen de beni düşünebiliyorsun! Demek ki varoluşumuz gerçek, birer pembe düş değiliz. O gün ölmek için kötü bir gündü, sahip olabileceğin en iyi manzara tam karşıda olunca. Bizler kendimizi kabul ettirememiş çocuklarız, içimizdeki en büyük sırları en keskin ve acı düşünceleri hiç birbirimize söylemeyen insanlarız. Bu kadarı bile fazladır bize. İsa yaşasaydı bizi durdurmazdı, bize özgür irade veren Tanrı'da... Ölmek için kötü bir gün, yaşamak için çok iyi bir gün...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitap-sonlar-1-siiri/</link>
<guid>3250436</guid>
<pubDate>2021-05-07T05:51:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Dans Eden Toz Taneleri</title>
<description>Yaşadığı şeyleri değişmesine dair umutları ıslanmış, düzeltmeyi denemiş ve yırtmıştı. Yanından çoğunluğu beyaz olan arabalar geçiyor, aynalarından yansıyan bir saniyelik görüntüsü hiç değişmiyordu. Duygusuz, kalbi kırık, gülümsemeyi denese bile kasları hareket etmiyordu. Kalbi kırıktı, ne yapacağını veya nasıl halledeceğini bilmiyordu. Bildiği tek şey durursa ağlayacaktı. Belli bir tempoda yürüyor, geçen arabalara bakıyor, insanlara rahatsızlık vermemek için sürekli yönünü değiştiriyordu. Hiçbir şey umrunda değildi ama yere atılan bir izmaritin bile hikayesini merak ediyordu. Bu ikilem arasında gitip geliyor, en sonunda kafasında kurduğu yalan olduğu bildiği parçaları yerine koyuyor, bir tiyatro izler gibi oluşturduğu o anı yönetmen gibi yorumlamaya başlıyordu. Hayattaki tek eğlencesi oydu, sahte olaylar yaratmak ve onları gerçek gibi sayması. En sonunda yorulduğunu hissedip bir bankı kestirdi gözüne. Önünde farklı farklı insanlar geçiyordu. Bunu fırsat bilip toplum içinde ağlamaktan utandığı için tutabilirdi kendini. Paketinden çıkardığı son dalı ağzına götürdü. Hiçbir şeyden korkmayan adam, o an arkasından gelen biri kemerle onu boğsa karşılık vermeyecek olan adam, çakmağından ateşten korkuyordu. Yüzündeki kılları yanmasın diye ateşe şekilden şekil vererek, sigarasını yakmayı başardı. Herkes mutlu gibiydi, kendisi değildi. Sanki bir yabancı, yanlış bir şeyler yapmış gibi hissediyordu. Neler yapmayı ve neler yapacağını da bilmiyordu, ne yaptığınıda. Tek düşündüğü geçmişin daha farklı, daha anlamlı olabileceğidi. O kadınla bir aşk, o insana daha anlayışlı, daha duygusal olabilirdi... Beklenen şeyler hep geçer gider, olmazdı. Beklenmeyen şeyler köşeye saklanır, o geçince kaçardı. Sigarasını duvar kenarına attı. Az önce sigara isteyen ve cevap alamayan çocuk, bu durumu değerlenmek istediğine dair küçük adımlar atarak duvara yaklaştı. Bunu fark eden adam hiç tepki vermeyerek, cocuğa yaklaşıp elindeki bitmiş sigaraya vurarak, düştüğü yerede sertçe basarak ezdi. Çocuk çok sinirlenmişti, hem para vermemiş hem de sigara. Çocuk kemeriyle bastırmış, belindeki belindeki bıçağı çekmeye calışmış, adam arkasını dönüp oturduğu yere gitmişti. Her şey bir anlığına olmuş, o öfke ve o anlamsız bir yüz arasında... Çocuk çöp arabasını çekip, bir sonraki rotasına devam ederken, adam çoğunluğu beyaz olan arabalar camları karşısında değişmeyen bir şekilde dikilmeye devam etti. Bazı insanlar gülürek, bazıları iş yorgunluğuna rağmen yürüyerek geçip gitti. Adam oturduğu yerden kalkarak, insanların yürüdüğü yönün tam tersine doğru yürümeye başladı. Kendisini, kendisiyle son görüşü o yoldaydı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dans-eden-toz-taneleri-siiri/</link>
<guid>3237906</guid>
<pubDate>2021-03-30T00:39:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Aşağıdan Bakış</title>
<description>İntihar edemem ki bakkala borcum var. Ne kadar çok ölmek isterdim. Birden yatakta, uyurken ölmek! Acısız ve farkında olmadan. Vatan borcu, umut borcu ve en acili ise bakkal borcu... Neden ve nasıl yaşanacağını bilmeden rahimden bir el çıkardı beni, bir de annemin yardımı ile. İlk acıyı bir ebem yaşattı bana, dünyadaki ilk saniyelerim içinde. İlk acıya başkaldırışım ise ağlamak oldu. Hiçbir işe yaramayan bu eylemim daha sonraları da işe yaramayacaktı. Bu yüzden gözümden bir damla yaş gelse kendimi camdan atarım. Ben o günden beri ağlamadım. Bir kere ağlayacakmış gibi oldum o kadar. Yorulana kadar koştum, sanki bir yere yetişiyormuş gibi. Sanki bir akrabam ölüyormuş gibi. İyi mi geldi yoksa daha kötü mü oldu orasını bilemem. Umut bu toprakları terk etti, toprak kana bulandı ve o kan bizi besledi. Kurtulanların çocuklarıyız; hepimizin avucundan kan akıyor. İyi olma çabası içinde yaşayıp gidiyoruz. Akşam yatıyor, sabah kalkıyoruz. Ufak tefek dertleri saymazsak. Ben ölmek istiyorum sadece. Belki bana biri güzel bir cümle kursa bu amacımdan vazgeçebilirdim fakat kurmadı. Hep çirkin cümleler duydum. Tam yükseldiğim zaman içimdeki güzel cümleleri söyleyemedim. Boğazıma kadar geldi, güzellik polisi tarafından çevirmeye yakalandı. Tüm benliğimi ömür boyu uğraşacak, beni meşgul tutacak bir işe verebilirdim ama o da olmadı. İlk acıdan beri ölmeyi tek kurtuluşum olarak gördüm. ''Seni seviyorum'' diyen birine sadece içimden ''ben de seni'' diyebildim. Dışardan ''ben de beni seviyorum'' gibi laflar kullandım. Sadece uzaktaki ve erişilmeyen, erişilmesini bile aklımdan geçirmediğim şeyleri sevdim. Bu beni gerçeklikten uzaklaştırdığını düşünebilirsiniz aksine gerçekliğe ve asıl doğrulara ulaştırdı. Herkesin çirkin olduğu gibi. Annelerimizin kalbi kırılmasın diye ''ben çirkinim anne! Bana yalan söyleme'' gibi laflar kullanmadık. Sadece sessizce bizi sevmesine izin verdik. Ortaokuldayken bir sınıf arkadaşım intihar etmişti. Ölüm karşısında pek fazla tepki veremiyorum, normalmiş gibi geliyor. Ya ben çok duygusuzum ya da normali bu. Bir kız gelip şöyle demişti ''Arkadaşınız öldü. Neden bu kadar gülüp eğleniyorsunuz.'' Biz de ne cevap versek beğenirdiniz? ''Evet, biliyoruz''  İşte bakkal borcu dedim. Beni ölümden tek bir o küçük borç alıkoyuyor. Onu ödesem kendi hayatımı sonlandıracağım, ödemezsem ise ayıp olur. O da emekçi bir kardeşimiz sonuçta. Bu dünyadaki yüzde doksan oranındaki insanlar gibi. Ne yapmalıyım doktor? Bu toprakların kavramları arasında kaldım. Eskiden kaçabiliyordun şimdi ise sınır dedikleri yerlerden geçmen için vize lazım. Nasıl kaçarım ki? Borcumdan daha pahalıya geliyor. Nasıl yaşayacağım doktor? Bu acı dolu gelişimi nasıl tatlıya bağlayacağım. Tıp okumuş adamsın! Bir tıp terimi söyle ki kendimi hasta sayayım. Ben artık güne güzel başlamak, beni seven birinin günaydını ile başlamak istiyorum. Bencilliğimi unutturacak kadar umarsız olmak istiyorum. Bu bahar iyi geçsin diye kendimi kurban bile verebilirim. Başka bahara, aynı kışa kaldık. Doktor ben ya beni tıp için öldürün yoksa ben kendimi, borcumu ödedikten sonra tabii, öldüreceğim. İyisi ben gideyim evde eksikler var. Param da yok, biraz daha bakkala borçlu olayım. Yoksa  biliyorsun kendimi öldürürdüm. Tanrım sen beni affeder miydin borcumu ödeseydim? </description>
<link>https://www.antoloji.com/asagidan-bakis-siiri/</link>
<guid>3220851</guid>
<pubDate>2021-02-11T05:02:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Betimlemeler Bozdu Bizi</title>
<description>Adam yürümeye, insanların arasına karışmaya başladı. Önce asansörün gelmemesi fikrini kafasından çıkaramadı. Neden bu güzel insanlar apartmanlara hapsolmalılar ki! O karanlık, bazen loş ışık altında ev dedikleri yere gitmek için bu mekanlardan geçmeliler ki! Sıkıştık ve bunaldık. Apartmanları boyayıp elimize ne geçiyor. Dışı mı bizim önemli? Doğru güzel gözüküp, içimizi açmamamız lazım. Açınca o loş ışığı kaybetme korkusu... Ne kadar da mutlular, içleri de mi mutlu? Sen de mi mutlusun yürüyen insan? Benim içim de mutlu ama dışım değil. Sizinkinin tam tersi. Doğru dürüst yürüyemediğim için, rol yapamadığım için affedin beni. Sadece ölümden korkuyorum. Sizin korkmadığını biliyorum ama düşünseniz siz de korkarsınız. Sizin pencereniz güneşte alıyordur. Benimki almıyor, ondan üşüyorum. Geçen sene görmüştüm sıkışıklığı, bir ev için. Nasıl ele verebilirdim ki kendimi size. Ben olsam apartmanda yaşamazdım ama ben değilim işte sorun da burada. Keşkelerimizi kenara bırakalım canım. Olan olmuş, biten bitmiş. Biz bu hayatı seçtik diyelim. Bu kötü ve kötüye giden hayatlarımızı. Her sene kendimizi kilitlediğimiz odalarda bulunalım, gerçekten kaç para hayatımız? Veya kaç paralık adamlarız? Bu kadar seferberliği boşuna mı yaptık? Yok mu bir babayiğit de evet diyecek. Benim kafam karıştı. Bundan başka hayat bilmiyorum. Evet dilimde kalıyor, söyleyemiyorum. Kendimi de inandıramıyorum. İşte öyle, sessizlik en büyük küfür. Birden aklıma gelip falezlerden atlamaya giderken bana hangi tür çay vereceksin? Gel veya beraber atlayalım boş ver çayı. Sadece mutlu olmak istemiştim veya istemedim. Ben mutlu olmayı bilmem ki! Sadece nasıl mutlu olunur yolunun yolcusuyum. Bunların hepsi aynı anlam mı? Yoksa güzellik bu kadar çirkinlerin ellerinde mi yazıldı? Bir tutam aldım buradan, geri koydum. Siz utanmayın diye. Teşekkür etmekten yoruldum, her gün kalkıp gitmekten, geri dönmekten, güzel sözler söyleyememekten, aldığım çiçekleri suluyamamaktan. Böyle bir günde yaşadığımdan utanıyorum. Umut bu topraklarda yeşerdi ama artık ölme vakti geldi.  -Ustam, fazla akbil'in var mı? Benimki bitmiş, rica etsem acaba? -Buyur geç, ben hallederim. İnsanların arasından geçen adam, durağa gelmiş ve otobüse binmişti. Kafasındaki düşüncelerini atamadan. </description>
<link>https://www.antoloji.com/betimlemeler-bozdu-bizi-siiri/</link>
<guid>3207562</guid>
<pubDate>2021-01-06T00:30:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Hangi Harfle Başlar?</title>
<description>Sadece mutlu olmak istemiştim. Daha büyümemiştim, tarih sayılardan ibaretmiş. Ne Viyana'ya gelmişiz ne de geri çekilmişiz. O gün ve o tarih ordaydık. Yarını veya bugünü yok. Sadece ordaydık. Ölüm anında hangi kelime etmelisin? Ölüyorum mu? Buraya kadar mı? Her şey gibi onu da mı öğreneceğiz? Bana söylemeyin bunları kafam almaz. Alsa bile ben karıştırırım. Ölüm anında çok mutluyum, iyi ki böyle bir şey yaşamışım. Bildiğimiz şeylerden korkarız, bilmediğimiz şeyler için meraklanırız. Bir çıplak bedeni yıkanırken görmüştüm, en son sözleri ne idi acaba? Ölümü hızlı mıydı acaba? Uyuyup uyanmamayı ne kadar çok istiyorum. Aniden gitmek. Herkes tık diye gitti demesini istiyordum. Olmuyor bazen ama ileride olmayacak da değil. Eninde sonunda, bu ülkede yaşayan bizler gibi kavramlar öldürecek bizi. Bu kavramlar bizim neden ve nasıl yaşayacağımızı belirlediği gibi ölüm anında da yalnız bırakmayacak. Sonra da bırakmayacak. Nasıl defnedileceğiz, cenazede neler yapılacak. Fazla kişi mi olacağız? Doyar mı acaba insanlar veya peçete yetecek mi, gibi soruları karşımıza çıkaracak kavramlar. Sonra unutulacak. Biri veya iki şanslımız hatırlanacak ama çoğumuz bir yıla kalmadan eski yaşayışlara devam edecek. Hayatın kötülüğü diyecekler ama hayır! Bu hayatın iyiliği. Her ve nasıl olursak veya olduysak bizi çevreleyen ve noktasına kadar yargıları bitiren hayat, bizi biz yapan en kutsal şeydir. Yazgısı böyleymiş gibi beylik laflarına takılmasın kulağınız. Bu dünya eşit değil ki. Eşit olsa İspanyol İç Savaşını, Cumhuriyetçiler kazanırdı. Ayrı bir yara... Ölüme gönderen diktatörlerin ölümü eşit miydi diğerleriyle? Onlar bu kötülüğe rağmen hatırlanırken hatırlanıyor. Mutluluk diyordum. Sahte bir ifadeden ibaret. Sonradan hüzne dönüşen mutluluk daha iyidir. O yüzden herkes çay içmeli. İçimizi ısıtan birisine sarılmalı. Yaz yağmurlarında ıslanmalı. Sadece kavramları bir kenara atmalı. Sadece mutlu olmayı istemeli, her ne kadar mutluluk sahte olsa bile. Tek tip ölüyoruz, tek tip mutlu olamıyoruz. Mutlu olmak isterdim ama ben iyiyim. Siz deneyin belki başarırsınız. Bir de mutluluk hangi harfle başlar, sorusunun cevabını bulabilsem daha da iyi olacağım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hangi-harfle-baslar-siiri/</link>
<guid>3204466</guid>
<pubDate>2020-12-28T05:38:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Karl Marx'a Benzeyen Şarapçı Abi</title>
<description>Akşamüzeri sahilden biraz uzak, denizden çıkan insanların kumlarını da getirdiği, beton yolun iki eski bankından birisinde oturuyordum. Hava kızıla vurmuş, yıldızlar silik silik görünüyor. Güneş son demlerini yaşıyor, deniz karanlığa gömülüyor. Öğlen kalkan ve denize gelen insanlar yavaş yavaş toparlanıyor. Rüzgar hafif hafif sıcaklığı belli olmayan bir şekilde esiyor. İskelede yüzenler çıkıyor, demirlere havlu asılan yerlere oltalar konuyor. En fazla böyle betimlenecek bir gündü. Ben tahta bankta, biraz üşüyerek öylece güneşi izliyordum. Ceket alıp almama kararının pişmanlığını daha yeni kafamda bitirmiştim. Diğer bankta bir çift havlularını sarmış, çantalarını topluyordu. Düşüncesiz şekilde etrafı inceliyordum. Ayakkabıma kum girmiş ve bir yandan yere atılan izmaritlerin pamuğunu çıkartıyordum. Birden sahil yolundan saçları ve sakalları uzamış ve kırlaşmış şarapçı geliyordu. Kendi kendime ''aha Karl Marx ölmemiş'' sanki hiç kullanılmayan bir şaka yaptım. Güldüm de. Belki biri yanıma oturur veya oturma ihtiyacı olur diye bankın tam ortasına oturmadım. Bankın sol tarafındaydım. Karl Marx'a göre bir espiri haha! Marx abimin elinde yetmişlik ucuz şarapla yaklaşıyordu. İlk bankı teğet geçerek yaklaştı. En sonunda benim banka gelince ''oturabilir miyim genç'' dedi. Tabii dedim ben de sonuçta bu bank kolektifleştirilmişti. Haha. Şarabından  yudumlanıyordu Karl Marx abim. -İşte hayattayım. -Efendim abi? -Yok sana demedim kendime dedim -Anladım Bir süre söylediklerine cevap vermedim. Bana da bir şey demiyor gibiydi. Cebimden sigara paketini çıkartıp ona da ikram ettim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/karl-marx-a-benzeyen-sarapci-abi-siiri/</link>
<guid>3203936</guid>
<pubDate>2020-12-27T03:48:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Çıkmazlarım Hangi Dilde Acaba?</title>
<description>En çok kendimin kalbini kırdım Elim temiz değil ki benim de Sadece kendimi gördüm aynada Bakıştık Ben de kendimi sevmezdim  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cikmazlarim-hangi-dilde-acaba-siiri/</link>
<guid>3203533</guid>
<pubDate>2020-12-26T03:34:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Tavana Bakış</title>
<description>Dönüp durdum, uykum azaldı. Üşüyorum sadece ve buna alışığım, daha öncekiler gibi. Yüklemi sona getirememe durumu... İstiyordum, istediklerimi. Sadece bir tanesini ama başkası da istiyormuş. O veya bu isterken ben nasıl isterim. Bir şiir gibi, anlamsız ve yolda bırakan. Yastığın diğer tarafına çevirdim. Soğukluğu beni açtı. Beyaz tavanın normalliği. Sadece normal. Bakmayın siz noktalara, virgüllere sadece üşüyorum. Hem de bunalıyorum. İçsel çıkmazlarım benim. En azından benim, egoist biçimde tavana bakarken utandım kendimden. Bütün zamirler haklı ise ben de haklıyım o zaman. Veya herkes gibi haksızım. Güneşe şurada iki saat var. Uyumam lazım sadece. Sağ elimi dürbün yapıp aya bakma zamanı değil ki. Çok kullanılmış kelimeler geliyor aklıma, O öyle değil ki, olmaz öyle, sadece yapıyordum. Bin defa aynı cümleler kurdum karşımdakine. İçimdeki cümleler fırsat tanımadan. Korkak mı? evet biraz korkağım, veya mükemmeliyetçi. Hayat kocaman bir şakadan mı ibaret? Kapıyı tıklatmadan içeri girecekler ve tirad başlayacak. Evet o benim, evet evet şakalanan. Ben farkında değilim sadece uyumadım. Dürbünle ay'ı izledim sadece. Evet şuradaki leke çok ilginç. Siz bana neden söylemediniz ki? Uyurdum ve hazırlanırdım. Tıraş olurdum, banyo yapardım ve parfümü sıkardım. Hatta siz beni beklemeyin ben sizi beklerim. Balkondan atlayan bir arkadaşım vardı, onu da çağırın. Adı mı? Şu an hatırlamadım ama botumda çamur izleri vardı. Onun cenazesinden herhalde. Hatırlamıyorum ki! Siz neden odamdasınız. Ben sizi istemedim, istediğim tek şey zaten olmadı. Sizi kim istedi acaba? Kitap okur musunuz? Ben bıraktım artık yaramıyor. Alın istediğinizi, beni kurtarın okuyamadıklarımdan. Tavanın beyazı kadar masum musunuz? Ben iyi biri değilim ki sürpriz yapıyorsunuz. Hayırsever birine gidin bence. Şuradaki sokak lambası var ya, evet yanan olan. O hiç sönmez sadece yanar durur. Oradan sağa sonra düz. Ben sizi geçireyim mi en iyisi. Çok teşekkür ederim, bu beklenmeyen için. Ha bu arada hüznüme ortak ettim kusura bakmayın. Ne demek canım, her zaman. Ha bu arada bir sorum var. Mutluyum demek için hangi kelime kullanılır? Bence o değil daha farklı kelimeler var. Örnek mi? Tabii ki! Şu an iyiyim, yok ben de seni seviyorum, en sevdiğin şeyi aldım, bekle geliyorum, yazdım sana ben, gibi gibi. Buyurun geçireyim sizi ben. Sadece yanlızım, büyüyünce geçer dedi doktor. Ama latince söyledi ben anlamadım. İnternetten araştırdım orada yazıyordu sadece. Ortan çıkardım evet. Sağda çekçek var kullanabilirsiniz. Üşütmeyin sakın ha! Ben üşüttüm de üşüdüm de. Hoşça kalın! Bir daha gelmeyin ama bu son olsun. Kendim mi? Yok sadece yeni kalktım ondandır. Görüşmek üzere! Güneş çıkmış, sabah olmuştu. Tavana bakan adam uyuyamamış, çay demlemeye koyulmuştu. Aklından bir şiirin bir kaç cümlesi gelmişti; Kim sevmezdi çiçekleri filan ''Ben sevmezdim'' dedim ''yalan'' dedi Yalanın arkasından bakarak. Sadece hayattayım dedi çayını doldururken taze güneş karşısında. Banyo yaptı, tıraşını oldu. Birden bileklerini kesmeyi düşündü ama hayattaydı. İstediği şey gerçekten istemişti ama yalan diye yutturdu herkes gibi. Başka şey isterdi yine canım. O da olmazsa başka şey. Ölümle gidip gelinmez ki! Jileti geri koydu. En son annesi tarafından ütülenen kıyafetlerini giydi ve kedisine selam verip, kapıdan çıktı.  Çekçeği çalmışlardı, başparmağını kullandı. Kapıyı kapattı. Sonra yürüdü. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tavana-bakis-siiri/</link>
<guid>3203531</guid>
<pubDate>2020-12-26T03:19:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Anti-kavramsal Şiir</title>
<description>Sonuçta kurulanların çocuklarıyız Demlene demlene kirlendik En büyük günahlarımızda Kendimizi seçtik Binlerce hikayede Ya kahramandık Ya da korkak </description>
<link>https://www.antoloji.com/anti-kavramsal-siir-siiri/</link>
<guid>3202397</guid>
<pubDate>2020-12-23T04:48:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Yağmurda Demlenenler</title>
<description>Herkes hayata farklı pencereden bakarmış Gezdim durdum katları Biraz kendimi kaybettim Biraz kıskandım Herkesin penceresi varmış Benimki yokmuş </description>
<link>https://www.antoloji.com/yagmurda-demlenenler-siiri/</link>
<guid>3202396</guid>
<pubDate>2020-12-23T04:40:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Gereksiz Şiir</title>
<description>Penceresini bulmuş Dönüp dolaşıp aynı doğrular Merdivenden inişler Hep aynı kıyafetler  Çıkış ertelendi </description>
<link>https://www.antoloji.com/gereksiz-siir-4-siiri/</link>
<guid>3202000</guid>
<pubDate>2020-12-22T04:15:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 <item>
<title>Başlıksız Şiir</title>
<description>Eski yara kabul bağlar mı Eski şakalar unutulurken Sayılardan ibaret biri Öldükten sonra eşit olabilir mi Tutarken acıyı Gülünebilir mi </description>
<link>https://www.antoloji.com/basliksiz-siir-45-siiri/</link>
<guid>3201999</guid>
<pubDate>2020-12-22T04:12:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Yücesoylu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
