<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Doğan Durgun Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Dokundum...</title>
<description>Hatırlıyorum;  Akreplere dokunma derdi babam. Dokundum. O günden bu yana Mülteci bir çocuk; yalnızlığım... Sözcüklerin gölgesi; Kimsesiz ve kimliksiz... </description>
<link>https://www.antoloji.com/dokundum-4-siiri/</link>
<guid>2179983</guid>
<pubDate>2015-10-16T14:12:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Adımlarımdan kalan izleri öldürmek üzerine</title>
<description>Uzun bir yolculuk Ah! ömrüm…  Papatyalar topladım Yağmurlara tutuldum Yıldızlara masallar yolladım </description>
<link>https://www.antoloji.com/adimlarimdan-kalan-izleri-oldurmek-uzerine-siiri/</link>
<guid>1103859</guid>
<pubDate>2009-01-18T00:16:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Son gülüşün...</title>
<description>Suratımı gömdüğüm tabletler Bir yangından geriye Biriktirdiklerimin toplamı…  Ah! Şu hiç büyümeyen Saksıdaki çiçek </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-gulusun-siiri/</link>
<guid>984088</guid>
<pubDate>2008-07-12T13:36:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Eski bir yaradır, hep kanar...</title>
<description>Kendi uzaklarıma kaçtım uzaklara… en uzak, senin olduğun yermiş en uzağım, uzaklarıma…  Ayaklarını uzatmışsın, elinde çay bardağın, kültablasında sigara, televizyonda eski bir filmi izliyorsun. Her şey kendi rutininde ilerlerken bir sahne gelir ekrana, ilişkilerini ve aşkı sorgulayan, ayrı yollara vurmaya hazırlanan kahramanların diyalogu, sızar ruhunun derinliklerine. Unuttuğun, unutmaya çalıştığın eski bir yaranın durmadan kanadığını fark edersin. Kanayan o yara uzaklarındır senin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/eski-bir-yaradir-hep-kanar-siiri/</link>
<guid>919534</guid>
<pubDate>2008-03-15T21:49:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Sen bana sığındın, ben senle çoğaldım</title>
<description>Bu rüzgar bir gün kesilir, en uzun savaşlar bile bitti zamanın yolculuğunda. Acılar gün gelir sağalır, eksik olan tamamlanır. Tamamlanmayan tek şey, keşke’lerimiz kalır. Keşke’lerimizin acısı dilimizi kanatır, geri dönülemeyecek, kafamızda yaratacağımız bir kurgunun ötesine geçemez. Öyle ya kurgu, gerçekle ilintisiz. Yoksun’luk, yoksulluktur, kaybolur insan gecenin içinde.  Bileklerime jilet vurmayı düşündüğüm zamanlardı (hatırlarsın, bir şiirimde de yazmıştım) . Vazgeçtiğim, yenilgiyi kabul ettiğim, gitmek istediğim zamanlardı… Uzatılmış bir eli kim tutmaz ki, sıkıca tuttum. Yaralıydım, kaçaktım, vurgundan kalanlarımla ortadaydım, eksilmiş, tamamlanmamıştım. Bir “orda olmayan adam”dım. Kimsenin bilmediği filmlere, kimsenin duymadığı şarkılara sığındık beraber. Sığındık ki, senden de kan akıyordu, yaralıydık yani.  Bir masaldı, içinde biz çocuk. Her masalın anlatıcısı, sözlerine bir son verir bir yerde, masal bitince, büyüdük. Yeni bir masalı, yeni filmleri, yeni kitapları, yeni şarkıları bekledik tekrar çocuk olmak için. Yağmur sonrası, öykülerimizi anlattık, yağmur da kesildi sonra. Utangaç bakışlarla anlatıyorduk bildiklerimizi, düşündüklerimizi, yangınlarımızı, şarabımızı utangaçça içiyorduk. Bilmediğin sokağın dilini duydukça, hayretler içinde kalıyordun, mahzundun, suskundun çoğu kez.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-bana-sigindin-ben-senle-cogaldim-siiri/</link>
<guid>919530</guid>
<pubDate>2008-03-15T21:40:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Kelebek zamanı…</title>
<description>-sahipsiz bir düşün izini sürenlere- İçimde çoğalttığım hiçbir düşün yüklemi olamadım. Yüklemi olmayan ne çok şey birikti oysa. Albümlerime baktım, sararmış resimlerden gülüşler kalmış, bazen hüzünlü gözler. Sarıldım onlara, yüklemini bulduğum hatıralarımdı onlar.  İncir ağacında kaldı çocukluğum, olmamış incirin sütünü, keçinin sütü ile karıştırıp elde ettiğim katığı tüketeli çok zaman oldu. Yıldızım, kayıp gitmiştin berrak bir gecede. Ay, karpuz tarlalarını aydınlatırdı, haylaz bir çocuktum esmer rüzgarlarda. Öznesi de değildim bu hayatın, yüklemini de aramıyordum, çocuktum, bir kelebek zamanıydı. Yatılı okuldaki günlerimde, saçlarıma sakladığım hasretlerimle düşerdim hafta sonları yola. Laleler, nergiz çiçekleri, kengerler süslerdi yolları, ilkbaharın yağmurları yağıyorsa bir de mantarlar fışkırırdı topraktan. Saçlarımda biriktirdiğim hasretlerimi, koşarak taşırdım, tükensin annemin kollarında. Ne öznesiydim bu hayatın, ne yüklemi, kelebek zamanıydı sadece.  Büyüdüm, hepiniz gibi… Yorgun düşlerden, örselenmiş kalplerden, geride kalan anılardan gökdelenler yapıyorum, ben, kendim için, hepiniz gibi. Şimdi bizi hangi şehir barındırır sokaklarında, hangi rüzgarda yıkanırız, gurbetimiz neresi? Yüklemsiz bir özneyim şimdi, sen bende hep gurbet. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelebek-zamani-siiri/</link>
<guid>919527</guid>
<pubDate>2008-03-15T21:36:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Güzel bir gün için</title>
<description>Sancılara gebe zaman Bir isyan suskunluğumdan kalan Ad koymasam da olur Nasılsa, Büyüyor boğazımdaki dalgakıran Güzel bir gün içindi her şey… </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzel-bir-gun-icin-siiri/</link>
<guid>761558</guid>
<pubDate>2007-06-18T23:32:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Ölü doğmuş sözcükler üzerine</title>
<description>kendi uzaklarıma kaçtım uzaklara… en uzak, senin olduğun yermiş en uzağım, uzaklarıma…  diclenin suyunda yıkandım </description>
<link>https://www.antoloji.com/olu-dogmus-sozcukler-uzerine-siiri/</link>
<guid>722786</guid>
<pubDate>2007-04-21T01:40:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Gülüşünü saklıyor musun?</title>
<description>bir mevsim daha yitik bir mevsim daha yitirdik gerisinde, ince tellerle tutturulmuş naylon sevişgenlikler bırakarak bakamıyorum geriye </description>
<link>https://www.antoloji.com/gulusunu-sakliyor-musun-siiri/</link>
<guid>547580</guid>
<pubDate>2006-09-28T01:48:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Zaman olur mu?</title>
<description>herkesin bir zamanı vardır aşka da, ölmeye de ve o zamanı ıskaladığında ölmeye zamanın yine olacaktır aşkı da götürerek.... </description>
<link>https://www.antoloji.com/zaman-olur-mu-siiri/</link>
<guid>547579</guid>
<pubDate>2006-09-28T01:47:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Kent Düellosunu Kaybetmiş İki Yitik Kimliktik</title>
<description>Üç gün önceydi, aylak aylak  sokakları dolaşırken, ara sıra ayak üstü sohbet ettiğim ama fazla bir dostluğumuz olmayan öğretmen arkadaşa rastladım. Gökyüzünde kurşuni bulutlar, mevsimin ilk yağmurunu taşıyordu iklimimize. Her taraftan insanlar bir yerlere koşturuyorlardı. Kalabalıklar içinde tutunacak bir insan, sığınacak bir liman arıyordu bu yaralı dostum.   Sarıldık ve onu bu kentin ıslak sokaklarından uzaklaştırmam gerektiğini anladım. Evime çay içmeye davet ettim, belki anlatır, acılarını paylaşır ve birazcık da olsa rahatlardı. Şair Özdemir Asaf bir şiirinde diyordu ya; “seni benden ayıran bu yalnızlık/paylaşılsa/ yalnızlık olmaz.”  Kendisini yalnız hissetmesini istemiyordum. Evime gittik, oturduk bir süre, genel şeylerden konuştuk, sonra çok sevdiğim Albino’nun Adacio’sunu teybe koydum, yanına oturup gözlerine dikkatlice baktım ve anlatmasını bekledim…  Her şeyin tamamlanamadığı, bir şeylerin mutlaka eksik kaldığı bir sayfadan bahsediyordu. Doğrusu bu ya o sayfayı da çoğumuz biliyorduk. Bir süre sustum. Yorgundu, kuşkuluydu ve en önemlisi umutsuzdu. Yağmur yağıyordu dışarıda, kentin bütün kirlerini temizlemek istercesine. Pencere kenarında bir yandan dışarıyı süzüyordum, bir yandan da sohbeti açıyordum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kent-duellosunu-kaybetmis-iki-yitik-kimliktik-siiri/</link>
<guid>546095</guid>
<pubDate>2006-09-25T21:34:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Yarın Ne Kadar Sürer Sevgili...</title>
<description>-Theo Angelopulos’a-                     Yarın ne kadar sürer? ... ya bugün kaç saattir? ... yarın, sonsuzluk ve bir gün kadar sürerse, o zaman sonsuzluk ne kadar sürer ki…  Sürgitlerimizi toplarsak bir ömür eder mi sevgilim… dokunamadığımız çiçekleri, başka bir yaşamda koklayabilir miyiz… avuçlarımızda zamanı tutabilir miyiz… öksüz bir çocuğun gözyaşlarındaki damlaları sayabilir miyiz… çocuğunu yitirmiş bir annenin ağıtlarındaki çığlığı duyabilir miyiz…bir şairin ölmeden önce, son yudumunu içtiği şaraptan aldığı tadı tadabilir miyiz…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yarin-ne-kadar-surer-sevgili-siiri/</link>
<guid>521011</guid>
<pubDate>2006-08-17T20:42:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Rüzgarın Savurduklarından Geriye Ne kaldı...</title>
<description>Tanımsız zamanların, bilinmeyen coğrafyaların bir yerinde tanımıştım seni… böğürtlen toplayan çocukların o yarım sevinci vardı gözlerinde, eksik bıraktıklarını hissettiren bakışlarını gördüm, kör değildim.  Bilmediğin yerlerin, gidemediğin yolların, yarım kalmış aşkların o iç burkan acıları taşıyordu gözlerinden.   Yağmurlu bir sağanak gecesiydi ilk buluşmamız, yağmura tutulmuş saçlarımızdan damlayan yağmur damlaları gözlerimize, ordan burnumuza akıyor, dudaklarımızı ıslattıktan sonra çenemizden yere düşüyordu, içimizdeki acıları da siliyordu, kim bilir farkında değildik. O gece en çok İsadora Duncan-Sergey Yesenin’in aşklarından  söz ettin.  İklimsiz bir aşkın, zamansız savrulmaların insanı nasıl peygamberleştirdiğini anlattı hep.  Sonra, istediğin her zaman görüştük. Bilinmeyen, konuşulmayan, kıyıda köşede kalmış ayrıntılara girdik hep. Farkında olmadan ayrıntılarda aslında bütünün içine aktığımızı fark ettik.  Yesenin’le Bolşevik devrimini, Lorca ile İspanya iç savaşını, Memu-Zin’le Cizre’yi, Kürt tarihini,  Sudaki Bıçak filmi ile Polonya’yı ve Avrupa Sinemasını konuşurduk. Bir şeyler anlatmanın, yıllardır suskunluğunun verdiği isyanla durmadan konuşmanın yarattığı o haz, sözcüklerinin arasında seni ele veriyordu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruzgarin-savurduklarindan-geriye-ne-kaldi-siiri/</link>
<guid>521008</guid>
<pubDate>2006-08-17T20:40:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Unut Ama Şimdilik...</title>
<description>kirletilmemiş sözcüklerle gelmek istedim sana sözlüklerde aradım bulamadım...  Yıllar var ki saçlarıma yağmur suyu değmedi. Hep kuru, hep mahcup, hep kısa kaldı saçlarım. Bu akşam korkusuzca (sinüzitlerimi düşünmeden) sokaklarda yürüdüm, yağmurlar vurdu saçlarıma, kirpiklerime, yüzüme. Ürperdim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/unut-ama-simdilik-siiri/</link>
<guid>521007</guid>
<pubDate>2006-08-17T20:39:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Ne Çok Bildin Ben Ne Çok Öldüm</title>
<description>ajandadan numaralar düşürdüm telefona yoktunuz...  kirli suratlar tarihin abecesinde </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-ne-cok-bildin-ben-ne-cok-oldum-siiri/</link>
<guid>521000</guid>
<pubDate>2006-08-17T20:35:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Yine Yollardayım...</title>
<description>Yine yollardayım. Kendi içime aktığım zamanların yolculuğundayım.   Sabırsız ve tedirgin bir yalnızlığım. Uçurtulmamış uçurtmalar yapıyorum rengarenk. Uçurtmalar kanatıyor yüzümü. Kanamalı bir hastayım ve kan arıyorum. Solmuş çiçekler avutuyor geceyi, çakal ulumalarını işitiyorum uzaklardan. Yüzümü yollara döndüm, yine yollardayım.  Sıkışmış trafikte bir korna sesi çarpıyor duvarlara, renkleri unutan çocuğum bu güz mevsiminde. Bağbozumundan aşırttığım üzüm salkımları süslüyor sevinçlerimi, bozgun sonrası üzüntülerimi gizliyor ve düşüyorum yollara. Yine yollardayım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yine-yollardayim-2-siiri/</link>
<guid>520996</guid>
<pubDate>2006-08-17T20:31:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Yüzün Bende Kaldı</title>
<description>hani vardır herkesin çocukluğundan kalma bir ardıç ağacı ve o ağaçta gizlenen eski zaman anıları...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yuzun-bende-kaldi-siiri/</link>
<guid>520404</guid>
<pubDate>2006-08-16T23:19:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Üşüyen Geceye Dair Bir Tutam Sevgi</title>
<description>-annem’e- bir dipnottur bağırmadan söylenenler...  eski bir sızı hep medcezirdir </description>
<link>https://www.antoloji.com/usuyen-geceye-dair-bir-tutam-sevgi-siiri/</link>
<guid>520402</guid>
<pubDate>2006-08-16T23:18:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Özledim</title>
<description>ateşe su verirken gözlerim çarmıha gerdim kendimi ve tüm yasalara inat seni özledim.  özlemek, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozledim-211-siiri/</link>
<guid>520399</guid>
<pubDate>2006-08-16T23:15:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 <item>
<title>Gittiklerin Gidemediklerindi Aslında…</title>
<description>Sevgilerimi  Yalnızlıklarımla çarptım Ve böldüm Unutuluşlarıma… Ama seni unutmadım…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gittiklerin-gidemediklerindi-aslinda-siiri/</link>
<guid>520396</guid>
<pubDate>2006-08-16T23:11:00+03:00</pubDate>
<author>Doğan Durgun</author>
</item>
 </channel>
</rss>
