<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Dede Efendi Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Öykü (Geçmiş zaman olur ki ;)</title>
<description>“Bölük rahat! On dakika istirahat molası…” “Sağ ol…”  Bütün bölük bir ağızdan bağırdıktan sonra; denize düşen yılana sarılır misali: Bir elimizle cebimizden kahrolası sigara paketini çıkarırken, öbür elimizle de bir saattir güneş altında, pişen kellelere benzeyen başımızı havalandırmak için, keplerimizi çıkarıp; zaten birkaç tane olan, ağaç altlarını kapma telaşı içinde acele ediyorduk. Sigarayı şimdiye kadar ağzına koymayanlar bile: Nasıl olsa beleş diye asker sigarası tüttürüyorlardı. Onlar da içi boş ya da gevşek sarılı olduğundan iki veya üç nefes çekiminde bitiyordu. Ağaca yaslanıp, terini beyaz bir mendille sildikten sonra; sigarasından derin bir nefes çekip, dumanını burnundan üfledi. Ağaç altlarından fabrika bacası gibi dumanlar tütüyordu. Onun oturduğu ağaç altı da duman altı olmuştu ve dikkatli bakmayınca seçimi zor oluyordu. Askerde herkes birbirine benziyordu zaten… Baş traşları ve giydikleri elbisenin aynı olması, dikkatli bakmadıkça; ayırt etme güçlüğü çıkarıyordu. Gözleri yüksek dağlarda takılı kalmış, iki kaşı memnuniyetsizliğini ifade edercesine birbirine yaklaşmıştı. Sanki buraları tanıyor gibiydi. Ne eğitim yeri, ne yatakhaneler, ne yemekhaneler, ne alayın etrafındaki çitler, nöbetçiler, uzağındaki dağlar, Ve ne de emir almak; onu hiç şaşırtmışa benzemiyordu. Emir tekrarı yaparken hiç birimizin sesi duyulmazken o ramazan davulu gibi patlıyordu. Tüfeği bir çocuğu sever gibi seviyor, bir çocuğun düşmesin diye elinden tutar gibi sıkı; ama incinirmiş gibi narin tutuyordu. Daha bir haftalık asker olduğumuz halde; geleli kaç gün, kaç saat, kaç dakika olduğunu ve ne kadar gün ve saat kaldığını, hesap edenlerle dalga geçer “Sizin askerliğiniz bitmez” derdi. Koğuşta bitişik ranzalarda yatmak, diğerlerine nazaran biraz olsun bana, samimi olabilme avantajı sağlamıştı ve ben de bu avantajdan sonuna kadar faydalanmaya kararlıydım.  Bir ay içinde oldukça samimiyeti ilerletmiştim. Aramızda sözle anlatılamayacak ciddi bir sıcaklık doğmuştu. O sormayınca ben konuşmuyordum. O da anlatmak istedikçe anlatıyordu. Birbirimizin sınırlarını örtülü bir saygıyla koruyorduk. Hiçbir şey için birbirimizi zorlamayacağımız anlaşılınca; birbirimize karşı duyduğumuz güven hissi arttıkça, aramızdaki mesafe de gittikçe yakınlaşmıştı. Akşamları ranzasında uzun oturup Sigarasından derin bir nefes çektikten sonra dumanı dışarı üflerken çıkardığı püf sesi sanki diyalogun başlaması için yaptığı bir çağrı gibiydi. Bölük çavuşlarının gözü onun üzerindeydi. Yaşına saygı duymala-rına karşın sanki bir yanlışını kolluyor gibiydiler. Onlar göstermeden, rahatlıkla her şeyi yapması çavuşlara karşı gizli bir üstünlük sağlamıştı bölükte. Sözle ifade edilmeyen ama gözlerden okunan bir üstünlük. Çavuşlar da bölüğe karşı bu gizli üstünlüğü yok etmek zorunda hissediyorlardı kendilerini. Devre kaybı olarak kimi üniversiteden kendisi ayrılmış, kimi devrin ara dönem hükümeti tarafından eğitimine son verdirilmiş yetmiş sekiz kişiydik. O beş yaş kadar bizden büyüktü. Yastığını başucundaki duvara yaslayıp sırtını dayadıktan sonra; haki çoraplı ayaklarını kaldırıp, dizden bükülmüş olarak yatağın üzerine koydu. Göğüs cebinden çıkardığı sigarasını, sağ pantolon cebinden çıkardığı çakmağı çakarak yaktı. Dumanı üflerken başını da duvardaki yastığa dayamak için kendini duvara doğru geri çekti. Sessizliği: </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-gecmis-zaman-olur-ki-siiri/</link>
<guid>1407973</guid>
<pubDate>2010-06-13T15:17:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Babam</title>
<description>Kaşlar çatık şakaklar titrek ama içinde yufka yürek Akıl rehberiydi kimseyi incitmezdi isteyerek bilerek İkinci harbi umumide Devlet demir yollarında askeri memur Anadolu’muzun çoğu kazalarını dolaşmışız bir, bir Çamlıbel istasyonunda kışın ayılar, kurtlar, inermiş Ablam kucağında, annem koyundan süt sağarmış </description>
<link>https://www.antoloji.com/babam-427-siiri/</link>
<guid>1390099</guid>
<pubDate>2010-05-08T18:45:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>İlham Perileri</title>
<description>Sabahları odama güneş gibi doğan Aydınlık ve sımsıcak yüzünüz İçimi huzurla doldurur bendeniz kulunuz  Tıraş suyumu siz hazırlar Kahvaltıyı yatağıma getirir </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilham-perileri-3-siiri/</link>
<guid>1390088</guid>
<pubDate>2010-05-08T18:15:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü (haklılar hep kazanır)</title>
<description>HAKLILAR HEP KAZANIR   Bundan yarım asır önce otobüsler daha trenlerin yerini almamıştı. Trenle seyahatin rahatlık ve görsel açıdan hiçbir devirde yerini alamayacak zannedersem. O gün ben yine öbür şehre işime gitmek için trene binmiş ve koridorun penceresini açmış istasyondaki heyecanlı kala-balığı seyrediyordum. Tren istasyonları ve trenler de canlılar gibi bir heyecanla hareketle-nirler, tren hareket edip, gözden kaybolunca canlı belirtisine pek rastlanmaz ve istasyonlar ölür. Elbette iç organları çalışmaya devam eder ama biz göremeyiz. Memurlar,  (eskiden tabi)   telgraflarla öbür istasyonlara trenin kaçta kalktığını, kaç yolcusu olduğunu, kaç boş yer oldu-ğunu bildirirler, gelen telgrafları (tabi mors alfabesiyle)   hareket memurlarına, gar memur-larına bildirirler. En basitinden görünmeyen yüzlerce işçi ve memur, yirmi dört saat nöbetleşe, yolların ve yolcuların emniyeti için çalışır. Tren istasyona girince herkese bir canlık gelir, istasyonda canlılık başlar. Trenle birlikte onun da canı gider sanki… Şu anda istasyonda birazdan sönecek bir hareket bir canlılık var. V      Valizleriyle acele acele, sonradan oturacak yerlerini bulmak için, bir yandan  elindeki biletle hem koşturup hem vagon numaralarına bakıp, gözleriyle binecekleri vagonu arayan, arada bir geride kalan çoluk çocuğun kendisini kaybetmemeleri için, yakından takip edip, etmemelerini kontrol eden aile reisleri, bir yandan valizleriyle trenden inmeye çalışan, yolculuğu bitenlerin, acele etmelerinin kargaşasına eklenen, bir de yolcu etmeye gelenlerin kalabalığı, istasyonu tam bir panayır yerine çevirmişti. Bütün bunlara ek olarak ellerindeki uzun saplı çekiçleriyle, kontrol için demir tekerleklere vurarak bütün treni baştan, başa kat edip, görevlerini yapan revizörlük işçileri; kararmış gres yağına bulaşmış yüzlerini tamamlayan, yıkanmaktan açılmış mavi renk üzerine, siyahın tonlarına boyanmış kep ve tulumları ile panayırdaki çadır tiyatrolarına müşteri toplayan cazgırları anımsatıyordu. İnen yolcuların çoğu kendilerini karşılamaya gelenlerle sarmaş dolaş olmuştu. Sıcak salep ve simit satıcıları aşağı doğru giderken, ekmek-peynir-üzüm satıcıları da yukarı doğru çıkıyordu. Trenin içinde kontrol memurlarına görünmeden dolaşan, köfte ekmek ya da pişmaniye satıcıları; birbirinin peşi sıra geçiyorlardı. Tren hareket ettikten sonra kollarına astıkları camekânlı ve cam kapaklı küçük sandıkları ile ve önüne gelene (özel iğneli)   enjektörüyle hacıyağı püskürten, seyyar parfüm satıcıları da, (iki veya üç istasyon sonrasına gidiş-dönüş bilet alıp, bir sonraki trenle tekrar şehre dönen)   trendeki son vagonda yerlerini almışlardı. Böylece kondüktörlerle karşılaşmadan, onların bir vagon arkasından giderek satışlarını yapıyorlardı. Tren durduktan on dakika sonra istasyonda geçirmeye gelenler, seyyar satıcılar ve </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-haklilar-hep-kazanir-siiri/</link>
<guid>1390042</guid>
<pubDate>2010-05-08T16:23:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü (doğru karar)</title>
<description>Doğru Karar     Mazbut bir aile babası sayılırdı çevresinde. Kendi işinde hırslı fakat düşünmeden hareket etmeyen, duygunun işte yeri olmadığını bilen bir kişilikti. Gelgelelim özel haya-tında oldukça duygusal sayılırdı. Romantizmi hep canlı tutuyor, duygusallığından mutluluk çıkarabiliyordu. Üniversite yıllarından bu yana okumaya ve yazmaya hiç ara vermemişti. Ailesi kendisi ve iki çocuğuyla beraber dört kişilikti. Eşini üniversitede tanımış ve askerliğini yaptıktan sonra evlenmişti. Eşi özel bir şirkette insan kaynakları müdürlüğü yapıyordu. Çocuklar büyüyene kadar ailelerinden epey yardım görmüşlerdi. Aksi halde eşinin özel şirketten ayrılması icap ederdi ki bu da kariyerini yarım bırakması demek olurdu. Adam orta halli, on çalışanı olan bir pirinç döküm işletmesi çalıştırıyordu. Bu mesleği tesadüfen öğrenmişti. Lisede okurken babasının mobilya yapım malzemeleri satan dükkânında yazın yardım ediyordu. Dolap kapak tutacakları, koltuk ayaklarına veya masa, sehpa ayaklarına takılan pabuçlar, anahtar deliklerine takılan işlemeli dökümler, cam sehpaların altlıkları ve süslü ayaklarını sarıdan dökmek modaydı o yıllarda. Sipariş üzerine çalıştıkları bu işi yapan yaşlı, babadan kalıt sanatkar ustaya bir yakınlık duyuyor ve fırsat buldukça dükkanına gidiyordu. Ve hem yapılan işten, hem ustanın aktardığı deneyimine dayanan görüşlerini dinlemekten zevk alıyordu. O günler usta meslek sırlarını olduğu gibi aktarmıştı.  Üniversitede iktisat okumuş, askerliğini bitirince ailesi büyük şehre taşındığı için, oraya yerleşmişti. Birkaç yıl süresince, özel fabrikalarda muhasebe müdürü olarak çalışırken ilişkisi devam eden kız arkadaşı ile hayatını birleştirmişti. Bu evlilikten iki yıl arayla önce oğlan, sonra kız çocuğu doğdu. Buyruk altında çalışmaktan oldum olası hoşlanmazdı. Ne iş yapacağını düşünürken, sarı dökümcülüğünü her zaman göz önünde tutuyor ve piyasa araştırmasını ihmal etmiyordu. Fikir almak için yanına uğradığı kalıpçı akrabası da onu yüreklendirince; dükkân aramaya başladı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-dogru-karar-siiri/</link>
<guid>1390038</guid>
<pubDate>2010-05-08T16:12:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Büyük Hasret</title>
<description>Kavruk ve tuzlu bir toprak gibi çatlak tenime değen dudaklar, Akdeniz gibi nemli ve sıcak, Bardaktan boşanırcasına ağlamak Teker teker ve kat kat, Yenilgilerimi ve unutulmuş şarkıları sırtlamak </description>
<link>https://www.antoloji.com/buyuk-hasret-siiri/</link>
<guid>1387008</guid>
<pubDate>2010-05-02T14:24:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Taa İçimde Sen Varsın</title>
<description>Sen vardın ya içimde Dertler teğet geçerdi Karga sekmez kuş ötmez, Bir garip görünmezdi gözüme Dünya Yalnızlıklar yalnız yaşanır Kimsesizler rıhtımında güya </description>
<link>https://www.antoloji.com/taa-icimde-sen-varsin-siiri/</link>
<guid>1386985</guid>
<pubDate>2010-05-02T14:08:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme (İlahi Aşk mı, sevgimi)</title>
<description>Düşününce içimden taşan sevgi dalgalarıyla yüklü olduğumu düşünüyorum.  Fazla gelen yükler bazen boşalmak - fazla elektrik akımının nötrleşmek için toprak hattı istediği gibi- istiyor. Bu birikmiş yük, nehirlerin okyanusa aktığı ve onda büyüğün bir parçası olduğu gibi, onunla birleşmek, onunla büyümek, bütünleşmek, birleşip yok olmak istiyor. Yunus’un tanrıya varmak, onla bütün- leşmek, onun bir parçası olarak; enel hak demesi örneği. Bütünün parçası </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-ilahi-ask-mi-sevgimi-siiri/</link>
<guid>1386948</guid>
<pubDate>2010-05-02T13:29:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Öy kü - Araba Sevdası</title>
<description>Karımla Üniversitede tanışmıştık. Aslında okulun en havalı kızlarındandı. Ben o sıralarda kız arkadaşı olmayan kendini derslerine vermiş, en kısa yoldan okulu bitirmek mecburiyetindeydim. Orta halli, dört çocuklu bir memur ailesinin üçüncü çocuğuydum. Ailemin ne özverilerle beni okuttuğunu biliyordum. Bu nedenle kızlarla harcayacak bir liram bile olmadığından, eğlencelerden ister iste- mez uzak duruyordum. Bir gece evden aldığım bir telefonda babamı kaybettiğimiz ve metin olup; ona yakışır bir evlat olarak okulu bitirmemin onun ruhunu mutlu edeceği, </description>
<link>https://www.antoloji.com/oy-ku-araba-sevdasi-siiri/</link>
<guid>1386127</guid>
<pubDate>2010-04-30T19:11:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Güzel İstanbul</title>
<description>Ey Güzel İstanbul  Rüyamda bir İstanbul, sanki başka biçim de. Topkapı’da, Sarıyer’de, ama tarih için de.  Küçüksu’ da gezerken, akşam sırtları sardı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-guzel-istanbul-11-siiri/</link>
<guid>1386126</guid>
<pubDate>2010-04-30T19:07:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Keşke</title>
<description>Yalnızlığımı yaşıyorum tek başıma,  İçimde bir aysberg yüzüyor üşüyorum. Ceviz gibi kırılıyor beklentilerim tek tek Bütün renklerimden soyunuyorum. Kimsesizler rıhtımında hayalet bir gemi gibi, Kaderime demir atıyorum çaresiz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/keske-449-siiri/</link>
<guid>1369449</guid>
<pubDate>2010-04-02T19:28:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme (paylaşmayı çok severim)</title>
<description>Değil mi ki insanlar arası anlaşma, uzlaşma, konuşma  hep doğru iletişimle oluyor. O zaman doğru iletişimi öğrenmeli ve ilişkilerimizi bu sa- yede doğru zemin üstüne oturtmalıyız. Sözlü iletişimin yanında unutma- mamız gereken birde sözsüz iletişim vardır. Önce sözsüz iletişimden biraz bahsedelim. Cevap vermemek bile bir mesaj iletir.  İster muhatabın gözüne </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-paylasmayi-cok-severim-siiri/</link>
<guid>1356942</guid>
<pubDate>2010-03-11T20:41:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Gel Desen</title>
<description>Düş gördüm gözlerim açık Papatyalar taktım saçına. Islak dudaklarında karanfıl Başında kır çiçeklerinden bir taç Yanında yatıyorum. Sen çok güzel bir kır çiçeği </description>
<link>https://www.antoloji.com/gel-desen-15-siiri/</link>
<guid>1356899</guid>
<pubDate>2010-03-11T19:24:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Ben seni çok Sevmiştim</title>
<description>Doğduğun toprakları hep sevdim. Nehirlerinin debileri yüksekti, içimden geçen. Yağmurları yaş olup aktı gözlerimden. Düdüklerinde büyüttüm düşlerimi, Sılaya dönen, başı dumanlı kara trenlerin. Dövende ayırıp buğdayı saptan, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-seni-cok-sevmistim-2-siiri/</link>
<guid>1355211</guid>
<pubDate>2010-03-08T20:15:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme (ata sözleri)</title>
<description>Çok iyi bildiğiniz gibi;  arkadaşlar, karakter, davranış ve zevk olarak birbirine  yakın insanlarla  oluşur. Bir fikir, siyasi görüş veya idealler etrafında  toplanmış dernek arkadaşlığı; bahsimiz dışı bir konu.  Benim anlatmak istediğim Anadoluda yaren denilen arkadaşlıklar. Hani bir söz var 'arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim'  Arkadaş bir kişinin aynası gibi düşünülüyor. Ancak iyi arkadaş seçtiğimiz kadar, yanılabilir  kötü arkadaş ta edinebiliriz ve onun davranışlarına uymayı, arkadaşlığın raconu (yazısız kuralı) </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-ata-sozleri-siiri/</link>
<guid>1354729</guid>
<pubDate>2010-03-07T22:18:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü  (Nikahta Keramet  mi Var?)</title>
<description>Nikahta Keramet Vardır  Yattığı yerde hafif kıpırdadıkça; yayları gevşemiş karyola, iniltili sesler çıkarıyordu sanki.“Ne var baba! ”,diye, seslendi oğlu yan odadan. Ses çıkmayınca kalktı, içeri, babasının yatağına geldi. İçinden babasının mahsus yaptığını düşünerek, suratını ifadesizleştirdi. Fısıltılı bir sesin </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-nikahta-keramet-mi-var-siiri/</link>
<guid>1354637</guid>
<pubDate>2010-03-07T19:25:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Aşk Masalı</title>
<description>Bir Aşk Masalı (1)    Yanakları al, al olmuş Kaygısından ateş basmış Ya heyecan ya merak Ya gelmezse ne olacak? </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-ask-masali-26-siiri/</link>
<guid>1351300</guid>
<pubDate>2010-03-01T19:13:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Felsefe  Epiktetos'dan  İnciler</title>
<description>Epiktetos kim ve ne demiş.  Epiktetos İ.S.50 -130 yılları arasında yaşamış bir köle.Af edildikten sonra filozofluğa stoacılarla devam etmiş.Köleliğinde bir ayağı sakat kalmış. MEB.Batı klasikleri Düşünceler parag. 14 -Hayatında olup biten şeylerin,dilediğin şekilde olmasını isteme; nasıl oluyorsa öyle olmalarını iste.Böylece her zaman mesut olabilirsin. 15- Hastalık vucut için bir engeldir.Fakat irade zayıf olmadıkça irade için engel değildir. 19- Hikmet tahsilinde ilerlemek istersen,ruhu alakadar etmeyen işlerde ahmak ve budala görünmekten korkma. </description>
<link>https://www.antoloji.com/felsefe-epiktetos-dan-inciler-siiri/</link>
<guid>1351297</guid>
<pubDate>2010-03-01T19:00:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Öyle Sevmeli ki İnsan</title>
<description>Birini sevince insan… Sırıl sıklam sevmeli, iliklerine kadar. İnsan sevince başı göğe ermeli. Öyle sevmeli ki; Uzanınca eli yıldızlara değmeli. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyle-sevmeli-ki-insan-siiri/</link>
<guid>1350140</guid>
<pubDate>2010-02-27T13:38:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme  Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.</title>
<description>		  Bizim atasözleri, deyimler ve veciz sözler edebiyatımız herhalde diğer ülkelerden daha zengin. Nedenine gelince millet olarak herkese yardım etmeyi, veciz söz söhylemeyi, öğüt vermeyi, ders vermeyi ve deneyimlerimizi istifadelerine sunmayı bir borç biliriz. Ama hocanın dediği gibi “Söylediğimi yapın, yaptığımı yapmayın” Bu konuda birde atasözümüz var. Söylediğinin tersini yapanlar için.”Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” Bilirsiniz iş yapan hata yapar.İş yapmayan hata da yapmaz Ancak toplumumuzda hep görür veya duyarız bu tip insanlar hep muhalif kanattadır ve iş yapanları eleştirir. Karanlık deme, kalk bir ışık da sen yak. “Meyva veren ağaç taşlanır” veya “yıldırımlar yüksek tepelere düşer” hep bu mealde atasözlerimizdir. Birde yiğitlikten bahsederken, üçkağıtçılığını marifet olarak anlatır. İşini yasal olsun, olmasın yürütene alkış tutan kendini bilmezler yüzünden, hortumcular çoğaldı, rüşvetçiler, suç örgütleri, korsan baskılar çoğaldıkça çoğaldı.Eskiden bunları yapanı toplum dışlardı. Hatta Çingenelik sayardı. Deyim şöyle; “Merdi kıptı şecaat arz ederken sirkat(kabahat)  ’in söyler” Bir beyit “Erişir menzil-i maksuda (Amacına)  aheste giden/Acul (aceleci)   olanın pay’ine (ayağına)   damen (çarşaf)   dolaşır. İşini sakin yap, acele edersen bir aksilik doğabilir. Geçenlerde gördüğüm bir karikatürde: Kasabayı sel basmış.Evlerin çatısına kadar su yükselmiş.Damlarda herkes yardım bekliyor. Yüksek bir tabelanın üstünde bir insan ve tabelada şöyle yazıyor.” Alkol öldürür Su hayattır” Bu bir ironi ama şekil olarak. Söz aslında gerçek. Durum komedisi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-anlayana-sivrisinek-saz-anlamayana-davul-zurna-az-siiri/</link>
<guid>1350123</guid>
<pubDate>2010-02-27T13:25:00+03:00</pubDate>
<author>Dede Efendi</author>
</item>
 </channel>
</rss>
