<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Cemil Meri&#231; Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Acı</title>
<description>Acı, hassasiyetini kabuklaştırıyor insanın. Ölmek galiba bu. Ayrılığa alışmış gibiyim. Tevekkül, teslimiyet. Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı... ...Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/aci-479-siiri/</link>
<guid>2293085</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:45:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Araf</title>
<description>Ben Araf'tan ileri geçemedim. Geçemem de artık. Ama sana cennetin haritasını veriyorum. Unutma ki biraz da seni taşıdığım için dizlerimin dermanı kesildi. Bu bir şikayet değil, bir ikaz. Nerelerden geçtik bilemezsin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/araf-140-siiri/</link>
<guid>2293086</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:45:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Yirmibeş Yıl Önce Yine Beraberdik</title>
<description>Lal Ded okyanusda yüzen bir sandal. Okyanus, aşk. Üryan, yollara düşmüş Lal Ded. Sevgiliye:    "Gök de sensin, yerde sensin! Hem alansın, hem verensin! Hem çiçeksin, hem derensin! " </description>
<link>https://www.antoloji.com/yirmibes-yil-once-yine-beraberdik-siiri/</link>
<guid>2293084</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:44:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>İnsanlar Sana Fetva Verse De Sen Yine Kendi Kalbine Bir Danış.</title>
<description>Sensiz giden trenler, ufuklarda kaybolan birer ümit Nehir gibi akmıyor günler Heraklit Heraklit. Zaman masal kuşlarına benziyor Abûs, kocaman, sâkit. Ve geceleri Alnında dolaşır biteviye </description>
<link>https://www.antoloji.com/insanlar-sana-fetva-verse-de-sen-yine-kendi-kalbine-bir-danis-siiri/</link>
<guid>2293083</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:43:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Çocuk Olamadım Hayatımda İhtiyar Doğdum</title>
<description>Seni sen olduğun için seviyorum, acı çektiğin için seviyorum, küçük olduğun için seviyorum… Sana yetmemekten korkuyorum, sana çok gelmekten korkuyorum… Yaşamadığın bütün yılları beraber yaşamak istiyorum. Önce baban olmak istiyorum, beşiğine ümitle eğilmek ve dudaklarının bir tomurcuk gibi açılmasını seyretmek… Kucağıma almak istiyorum seni, sonra ilk sözlerini ruhuma sindirmek istiyorum, sonra kelimeleri öğretmek, okumayı öğretmek… Çocuk olamadım hayatımda ihtiyar doğdum, onun için oyun kardeşliği edemezdim sana ama hikayeler anlatırdım, ekmeğimi bölüşürdüm. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocuk-olamadim-hayatimda-ihtiyar-dogdum-siiri/</link>
<guid>2293080</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:42:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Şiiri Uçan Çocuk</title>
<description>“Rıza Tevfik’e bir şiir vermiştim, beğenmemiş. Masasının üstüne koymuş. Pencereden gelen cereyanla şiir uçmuş. Ali İlmi Fani Bey’e; “Çocuğun şiirini de uçurduk, ne diyeceğiz? ” demiş.”  *  Çocuktum. Benim için edebiyat şiir demekti. Nâbî'ye, Fuzûlî'ye aşıktım. Müpheme, kavranılmayana karşı duyulan garip bir sevgi. Daha dogrusu hayranlık.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/siiri-ucan-cocuk-siiri/</link>
<guid>2293081</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:42:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Mağaradakiler</title>
<description>Bir mağara düşün dostum. Girişi boydan boya gün ışığına açık bir yeraltı mağarası. İnsanlar düşün bu mağarada. Çocukluktan beri zincire vurulmuş hepsi; ne yerlerinden kıpırdamaları, ne başlarını çevirmeleri kabil. Yalnız karşılarının görüyorlar, ışık arkalarından geliyor. Uzaktan, tepede yakılan bir ateşten. Ateşle aralarında bir yol var, yol boyunca alçak bir duvar. Göz bağıcıları seyircilerden ayıran setleri bilirsin, üzerlerinde kuklalarını sergilerler, öyle bir duvar işte... Ve insanlar düşün, ellerinde eşyalar: Tahtadan, taştan insan veya hayvan heykelcikleri, boy boy, biçim biçim. İnsanlar duvar boyunca yürümektedirler, kimi konuşarak, kimi susarak. Garib bir tablo diyeceksin, hele esirler daha da garib, doğru. Ömür boyu başlarını çeviremeyecek; kendilerini de, arkadaşlarını da, arkalarından geçen nesneleri de duvara vuran gölgelerinden izleyecekler. Şimdi de mağaranın yankılandığını düşün. Dışarıdan biri konuştu mu, esirler gölgelerin konuştuğunu sanır, öyle değil mi? Kısaca, onlar için tek gerçek var: Gölgeler.  Tutalım ki zincirlerini çözdük esirlerin, onları vehimlerinden kurtardık. Ne olurdu dersin, anlatayım. Ayağa kalkmağa, başını çevirmeğe, yürümeğe ve ışığa bakmağa zorlanan esir, bunları yaparken acı duyardı. Gözleri kamaşır, gölgelerini görmeğe alıştığı cisimleri tanıyamazdı. Biri, ona: «Ömür boyu gördüklerin hayâldi. Şimdi gerçekle karşı karşıyasın» diyecek olsa, sonra da eşyaları bir bir gösterse, «bunlar nedir» diye sorsa, şaşırıp kalır; mağarada gördüklerini, şimdi gösterilenlerden çok daha gerçek sanırdı.  Bir de düşün ki tutsağı mağaradan çıkarıp dik bir patikadan güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik. Bağırdı, yanıp yakıldı, öfkelendi... Kulak asmadık. Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı. Hiç birini seçemez oldu gerçek nesnelerin. Sonra, yavaş yavaş alıştı aydınlığa. Önce gölgeleri fark etti, arkasından insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini. Akşam olunca göğe çevirdi bakışlarını, ayı gördü, yıldızları gördü. Zamanla güneşin sulardaki aksine bakabildi. Nihâyet gökteki güneşe çevirdi gözlerini. Ve düşünmeğe başladı. Ona öyle geldi ki mevsimleri de, yılları da güneş yaratıyor, görünen dünyanın yöneticisi o. Esirlerin mağarada gördükleri ne varsa onun eseri. Ve eski günlerini hatırladı. Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği. Mutluydu şimdi, mağarada kalan arkadaşlarına acıyordu. Eski hayâtına, eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/magaradakiler-2-siiri/</link>
<guid>2293079</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:41:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Şiir Gönlün Dili</title>
<description>İrfan coğrafyası da iki bölgeye ayrılmış. Birincinin kültürü kıyasa, ikincinin saza dayanır. Avrupa'da kültürün aracı akıl, Asya'da coşku. Aklınn dili söz, coşkunun mûsiki. Avrupa'da söz, mûsikiden kopmuş; Asya'dan mûsikinin kendisi. Yunan'da mezamir yok, Asya'da trajedi. Avrupa'da söz, bir izah cehdi, bir deliller resmigeçidi, istidlaller arasında bir çatışma, kaynaştırmaz ayırır. Asya'da kelâm, sonsuz makamları olan bir beste. Avrupa, zekânın vatanı; Asya gönlün. Zekânın dili nesir, gönlün şiir.  Biz de Asyalıyız. Türkün serâzat ruhu aruzda kanatlandı. Cedlerimiz, ihtiyar şarkın köhne mazmunlarına bekâret kazandırdılar. Şiir, mûsikinin bir devamı idi. Mûsiki mutlakın ve ezelinin sesi: Ezan, tecvit, mevlid ve aruz.  Şiirle mûsiki bir elmanın iki yarısı. Mûsiki daha müphem, daha dalgalı. Şiir daha aydınlık, daha düşünce. Mûsiki saf, şiir karışık; mânânın ahenkle izdivacı. Şiir de mukaddesin emrindedir, mûsiki gibi. Ve ondan uzaklaştıkça ciddiyetini kaybeder. Bir oyun olur. Oyunların en güzeli, en muhteşemi. Ama oyun.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/siir-gonlun-dili-siiri/</link>
<guid>2293076</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:38:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Cemil Meriç'ten Lamia Hanım'a Mektuplar</title>
<description>Şuh bir bahar sabahı, şuh ama düşman. Gülümseyişleri nispet verir gibi. Şuh bir bahar sabahı. Saadet, mevsimlerin dışında yaşamak. Mevsimler, meçhule giden kuşlar gibi seni uzaktan selamlayıp geçecek.   ***  Ankara. O şehirde kirli temiz hiçbir hatıram yoktu. O bembeyaz sayfaya hayatımızın en güzel şiirini yazdık. Ankara yoktu benim için. O hayal ülkesini halkeden sendin. Yuvama gurbete gider gibi döndüm. İstanbul’a ilk gelişimi hatırlıyorum. Fetih ümitleri ile dolu idim. Bir gazaya koşuyordum: dudaklarımda meçhulün yani senin susuzluğun. Aynı yollardan sekiz gün ara ile geçmiştik 41’de. Ve tren bizi hayata götürüyordu. Kader hain bir rejisör, seni 41’de tanıyabilirdim, 42’de tanımalıydım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cemil-meric-ten-lamia-hanim-a-mektuplar-siiri/</link>
<guid>2293075</guid>
<pubDate>2016-11-05T11:37:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Ve Acı Bana</title>
<description>Hasretin acı veriyor bana  Bu aşk acısı galiba Aşkı yokluğunda buluyorum Sana kavuşmaktan korkuyorum  Yanımda olsan sanki bu aşk bitecek </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-ve-aci-bana-siiri/</link>
<guid>2258822</guid>
<pubDate>2016-06-15T10:08:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Yağmurdan Sonra Aşk</title>
<description>Dün gece yağmurun altında Yine sen geldin aklıma Işıl ışıl parlayan gözlerini aradım Seni benden ayıran kaderimden utandım  Ne olurdu sen de olsaydın yanımda </description>
<link>https://www.antoloji.com/yagmurdan-sonra-ask-siiri/</link>
<guid>2258821</guid>
<pubDate>2016-06-15T10:04:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Bi Çare Aşk</title>
<description>Seni düşünüyorum gecenin sessizliğinde Bir ateş yanıyor ruhumun derinliklerinde Hayallerinle besleniyor bu ateş Ben ölsemde hiç sönmeyecek bu ateş  Bir an kaybolsan hayalimden </description>
<link>https://www.antoloji.com/bi-care-ask-siiri/</link>
<guid>2258820</guid>
<pubDate>2016-06-15T10:00:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Hüzünlü Gurbet</title>
<description>Güz mevsiminin ortasındayız Dağların tepelerinde kar var Kar bir yük gibi binmiş dağlara Benim hüzünle yüklendiğim gibi adeta  Dağ nice yükler kaldırır daha </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzunlu-gurbet-6-siiri/</link>
<guid>2258819</guid>
<pubDate>2016-06-15T09:59:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Yolcu</title>
<description>Bugün son sinek de soğuktan öldü Son gül soldu,son yaprak döküldü Ay bulutların içine gömüldü Son ahbap da diyar-ı ahirete göçtü  Bir bu heyhula kaldı buracıkta </description>
<link>https://www.antoloji.com/yolcu-337-siiri/</link>
<guid>2113808</guid>
<pubDate>2015-04-10T17:59:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Baki Kalan</title>
<description>Sensiz giden trenler, Ufuklarda kaybolan birer ümit Nehir gibi akmıyor günler Heraklit Heraklit. Zaman masal kuşlarına benziyor Abûs, kocaman, sâkit. </description>
<link>https://www.antoloji.com/baki-kalan-11-siiri/</link>
<guid>1937982</guid>
<pubDate>2013-11-25T23:52:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 <item>
<title>Yıldızları söndürmüş fırtına</title>
<description>Yıldızları söndürmüş fırtına Batan bir gemidesin Senden ne kalacak yarına Kıyılardan imdat isteyen,sesin </description>
<link>https://www.antoloji.com/yildizlari-sondurmus-firtina-siiri/</link>
<guid>14384</guid>
<pubDate>2000-12-24T18:57:00+03:00</pubDate>
<author>Cemil Meriç</author>
</item>
 </channel>
</rss>
