<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Cemal &#199;ınar Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sevgiliye 1</title>
<description>Sevdiğim;  Gece güneşim benim. Aşkım, mabedim. Bu mektubun bir imdat sireni olduğunu bilmeni istiyorum. Çok zor durumdayım. Sana ve sesine en çok muhtaç olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz, aşkım ve ben. Gittiğinden bu yana zaten pamuk ipliğine bağlı yaşamım cehenneme dönüştü.  Şefkatli, sevecen, yaşam iksiri ellerini arıyor ve değerini şimdi daha iyi anlıyorum. İçinde bulunduğum durumu ben bile kavrayamıyorum artık. Mantığım, düşünme sistemim iflas etmiş, dümensiz bir tekne gibi dalgalara kapılmış, yalpalayıp duruyorum. Batmaya razıyım, batamıyorum.  Durmak istiyorum duramıyorum. Susmak istiyorum, susamıyorum.  İnan ölmeyi bin kez isteyecek durumdayım. Seni ararken girdiğim bana yabancı diyarlarda battıkça aşkımızı da batırıyorum. Hiç kimseyi suçlayacak durumda değilim. Benim yeteneksizliğim, kararsızlığım, nane molla ruhum, öz güvensizliğim, güçsüzlüğüm bu duruma neden oldu. Aşkımız mutlu insanlara neşe kaynağı, eğlenilecek bir komedi haline getirildi. Tek umudum sensin meleğim. Adını duymam yeter bana. Adın ve sesin şimdiye hep rehberim oldu bize.  Sana gel diyemem. Ne halde olduğumu ben bile bilmezken, senin de görmeni istemiyorum. Benim rehberim ol, pusulam ol, güneşim ol aydınlat beni, yaşam kaynağımsın, yaşama gücü ver bana. Sadece sesini ver yeter. Gerçek varlığını hissedeyim yeter bana. Aşkımızın soluğu, kalp atışları, yaşamı sana bağlı. Benimle birlikte aşkımızı da terk etmemişsen eğer, ses ver sevdiğim ses ver kurtaralım yaşasın. Zeytin gözlüm, ceylanım bu mektupta özlemlerimi, sevgimin büyüklüğünü, arzularımı dile getirmedim, getirmeyeceğim.  Bunları zaten biliyorsun. Hayatımın en zor anlarını yaşarken sana ne kadar muhtaç olduğumu anlatmaya çalıştım. Biliyorum öfkelisin veya nefret dolusun. Bu konuda ne diyebilirim ki. Haklısın demekten başka. Ben aşkı yaşayayım derken seni ihmal ettim. Daha doğrusu senin bana duyduğun sevgiyi küçümsedim, görmemezlikten geldim, güvenemedim. Şimdi kafamı duvarlara vursam ne fayda, yanıp tutuşuyorum. Aşkı mutlaklaştırdım, gereğinden fazla kutsadım. Aşkın aslının sevgi, muhatabının sevgili olduğunu, sevginin mutlak olması gerektiğini çok geç anladım. Sanırım sen de aynı hataları yaşadın. Yani sen kendi aşkını yaşadın, ben kendiminkini. Sen benim yaşadıklarımı bilmeden “gamsız” dedin, bense beni unuttuğunu kendine yeni bir dünya kurduğunu kabullendim, benden “göz hakkı” isteyene kadar.  Ama senin durumun benimkinden farklı. Acıların sevgiyi değil aşkı mutlaklaştırdı sende ve sevgime inanmadın bu nedenle. Senin savaş dediğin aramızdaki soğukluğun en büyük nedeni de bu durum sanırım. Bu benim düşüncem, senin açından inşallah yanılıyorum. Ama benim açımdan durum bu utanarak kabulleniyorum. Şimdiye kadar, senin aşkına layık olamadığımı da itiraf ediyorum. Yaptığım hatalarla yarattığım yangınlar dışında, Senin bana duyduğun sevginin büyüklüğünü anlayamam,  güvenememem en büyük hataydı. Şimdi sana ilk kez yalvarıyorum sevgili. İş işten geçti deme lütfen. Ses ver. Aramızdaki “savaşa” rağmen bu güne gelen bu aşkın yaşamasından yanaysan eğer, ses ver yaşasın. Tekrar bütün kalbimle yalvarıyorum. İkimizin de yıpranmasına için için yanmasına neden olan bu “zemheri savaşa” son verelim. Elim eline muhtaç meleğim, yüreğim yüreğine muhtaç ve ben sana sırılsıklam muhtacım sevgili duy beni. Yalvarıyorum duy beni. Duy beni… Seni kurumaya yüz tutmuş bir ağacın toprağını, suyunu, güneşini sevdiği kadar çok seviyorum sevgili. En kutsal değerlerimi sevdiğim kadar seviyorum. Hayatımın kadınını sevdiğim kadar, yüreğimin özlemi kadar, hasretim kadar, hüznüm, kederlerim, acılarım, arzularım, dualarım, aşkım kadar seviyorum. Seni taptaze, çiğ, saf ve doğal bir sevgiyle seviyorum, bütün kalbimle. Değerini bilerek, sana sonsuz güvenerek ve gerçek bir sevgiyle seviyorum her zaman olduğu gibi. Sevgine sonsuz inanarak, güvenerek, diz çökerek saygı duyuyor, senden özür diliyorum. Sevgime inanmanı ve güvenmeni umarak, tüm yüreğimle seni çok sevdiğimi tekrarlıyorum. Sevgiyle kal sevgilim, aşk yoldaşım benim. A.e.o </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgiliye-1-14-siiri/</link>
<guid>1820366</guid>
<pubDate>2013-01-22T19:20:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Son Name</title>
<description>Sevdiğim;  Meleğim, ömrümün sevda çiçeği, iki gözüm, dün Canan hanımla vedalaştığımı duymuşsundur. Dinleyecek birini buldum ya dırdır edip durduğumu, onu ilgilendirmeyen sorunlarımla kafasını meşgul ettiğimi, şişirdiğimi düşündüm. Susmaya karar verdim ve sustum. Bir yere gittiğim yok benim. Bu sevda yüküyle nereye gidebilirim ki. Nerde bende o yürek, aşktan geçecek. Nereye gitsem, seninle altında yaşadığım gökyüzü aynı, aynı güneş, aynı ay ve yıldızlar. Hava aynı, su, ekmek aynı insanlar aynı. Benim için saçlarına dokunabileceğim uzaklık ta yıldızlardaki uzaklık ta aynı. Sen olmadıktan sonra ne fark eder ki… Kendimi gözlerinin ışıyan billur aynasında göremedikten sonra…  Zeytin gözlüm, bir tanem, aşkımızın başladığı ilk günlerdeki günlerimizin hazzını ifade edebilmem mümkün değil. Bakışlarını benden sakındığın küslüğünü göstermeye çalıştığın ilk günleri hatırlıyorum da, hep pencerenin önünde oturur benim geçmemi beklerdin. Ben geçerken perde açıksa hızla çekerdin. Kapalıysa, arkasında oturduğunu göstermek için perdeyi sallardın. Öyle hoşuma giderdi ki bu hareketin, sevgini yüreğimin tümünde sıcacık hissederdim. Yeni yetme çocuklar gibiydik seninle. Hele ben kantinde otururken gelip başını uzatıp kaçman var ya kahkaha atmamak için kendimi zor tutardım. Dedim ya çocuklar gibiydik. Beni kantin de gördüğün gün nasıl ürkmüştün. Dilin tutulmuştu, o ürpermen beni üzmüş ve ilk hatamı yaptırmıştı. “Sahte isimli mektup hatası”. Ama sen de orda hatalıydın. Gidip arkadaşlara söylemen, taciz olarak algılaman gerekmezdi. Beni hep yalancılıkla suçladın ama günahıma girmedin. Çünkü o mektupta bir kez yalan yazmıştım. Seni unutacağım diye. O yalanı da bir daha ürpermemen rahatlaman için yazmıştım. Peki, bir sevgililer günü elimde bir gülle sokağı kaç kez adımladığımı hatırlıyor musun? Her geçişimde perdeyi bir arkadaş açıyor sense sinirli bir şekilde çekiyordun. Sonun da ben pes ettim de gülü duvarın üzerine bırakıp gitmiştim. Perde meselesi için bir şiir yazmıştım. Dikenli tüller. O şiiri dert ortağım meçhul dostum Osman, bir dergiye göndermişti. Ama elime geçmedi. Güneş yüzlüm ya bizim sokaktan geçerken aksilik bu ya, arabanın plakasının düşmesi. Arkamdan tangır tungur sesler duyduğumda bu kimin diye baktım ki seninmiş. Yardım etmem için izin istedim hayır dedin, plakayı çekip kopardın. O dargınlık günlerinin bile hoş bir yanı vardı. Ta o meşum güne kadar. Çocukluğumuzun bittiği güne kadar.  Sevdiğim, küçüğüm benim, senin şair olduğunu en hele hele en güzel şiirlerini aşkımız için yazdığını öğrendiğimde her şey senin için bitmiş ve çok geç kalmıştım. Yaşam mı desem, aptallığım mı desem aşkımızı doya doya yaşamamızı engelledi.  Sana layık sevgine layık bir sevgili olamadım. Lütfen beni bağışla. Sana aşkın muhteşemliği yerine acılarını yaşattığım için beni bağışla. Gözlerinde aşkın ışıltısı yerine hüznü oluşturduğum için beni bağışla. Ben saramadım, sana ve aşkına sahip çıkamadım, seni saracak, sahip çıkacak bir sıcaklığı engellediğim için beni bağışla. Yaptığım soysuz devinimleri bağışla. </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-name-3-siiri/</link>
<guid>1816024</guid>
<pubDate>2013-01-13T18:31:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Name 4</title>
<description>Sevdiğim;  Dünyamın melikesi, ruhumun meleği, aşkımın Zeliha’sı, bir tanem, canım her şeyim, benim. Dün yeniden doğduğum ve yeniden öldüğüm bir gün, bir gece yaşadım. Yıllar sonra sesin yankılandı kulaklarımda. Bir zamanlar aşkı çağrıştıran, ömür boyu duymayı umut ettiğim, en son TANIMIYORUM diye beynimde çınlayan güzel sesin yüreğimde yankılandı. Sen sen diye yanıp duran terkedilmiş, horlanmış, şerefsiz, rezil, psikopat, tacizci eli kanlı hain zavallı yüreğim ne hale geldi bilemezsin. Bir yanda sesinin verdiği haz varken, diğer yanda şiirlerindeki muhteşem intikam çığlıkları, için için asit damlatıyordu yüreğime. O çığlıklar yüreğindeki acıların çığlıklarıydı biliyorum. Yeniden doğumun ve ölümün karesinin karesini yaşadım dün gece. Meleğim, canım benim şefkat dolu yüreğindeki acıların kendi acılarımla birlikte yüreğimde biriktiğini, senin acılarının benim acılarım olduğunu bilmeni isterim. Mutlu olacaksan yüreğindeki acıları yaratan zehri kana kana içerim. Yüreğindeki acıların dineceğini bilsem kurşun, kör bıçak, mızrak ne varsa kendime acıman sıkarım. Bedenim, ruhum, yüreğim senindir, benim değil biliyorsun. Yıllardır ben, ben değilim. Yüreğim yıllardır avuçlarında istediğin şekle sokmak senin elinde biliyorsun. Yüreğimi parçalamak istiyorsan parçala köpeklere at. Yok olmamı istiyorsan mezarsız ölümü seve seve seçer, bir yolunu bulur yok olurum.  Onursuzlaşmamı istiyorsan yıllar önce zaten ayaklar altına alındı, onurum mu kaldı. Biliyorum, okuduğun şiirler, yolladığın şoklar hep şiirin sesi, acılarının sesidir şefkat ve sevgi dolu yüreğinin değil. Ama yine de eski günlerdeki kalbimde taşıdığım seni, aşkla şefkatle bakan gözlerini, yüreğime pınar gibi akan sesini hatırlayıp kahroluyorum.  Lütfen şiirleri yazarken ve okurken birazda yüreğini kullan ve en eskileri de düşün. Zeytin gözlüm, ömrümün ilkbaharı ve son baharı, yüreğimdeki buruk acıların sahibesi, bir tanem sana sevgimi anlatacak şiirler yazmaya çalışıyorum. Yüreğimdekileri yazamıyorum. Aşkta olduğu gibi şiir yazmada da yeteneksizim. Canan hanım bu konuda bana yardımcı olmaya çalışıyor. O da senin kadar olmasa da yetenekli bir şair. Şiirlerime hep çok iyi diyor. Benim hoşuma gitmeyenlere de öyle bu da bazen onu üzecek davranışlarıma neden oluyor. Bazen senin ajanlarının şiirlerimi şairmişim gibi tiye aldıkları oluyor. Bu da az da olsa moralimi bozuyor. Biliyorum beni incitmek için bunları yapıyorlar şiiri kullanarak. Hepsi de cin gibi maşallah öyle hızlı, şakır şakır yazıyorlar ki şiirleri şaşıyorum. Artık alıştım bunlara aldırmıyorum. Yeter ki sen gülümse, canın sağ olsun. </description>
<link>https://www.antoloji.com/name-4-2-siiri/</link>
<guid>1815141</guid>
<pubDate>2013-01-11T20:03:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Name 3</title>
<description>Canım benim, aşkımın gülü, sümbülü, menekşesi her şeyi. Uzun süredir sana yazamadım. Seni kendimden korumak istedim. İç huzuru aradığını, beni hatırladıkça canının yandığını, geçmişte yaşadığın kötü günleri hatırlattığımı biliyorum. Geçen gün dolmuşta karşılaşmamız hiç istemediğim bir durumdu. Evet, seni bir kez olsun görebilmek için can atıyordum Allah’a, defalarca yalvardığımı saklayamam ama bu şekilde istememiştim. Seni zor bir durumda bırakacak şekilde istememiştim. Beni görmeni hiç istememiştim ama bir sinema bileti niyetine bakakaldım hasretlik güzel yüzüne. Bu durumdan ötürü üzgünüm hem de çok. Yağmur kadının gidişinin üzerinden, tam 8 yıl, 5 ay 10 gün geçti. Bu zaman aralığında seni ararken hep dublörlerinle karşılaştım. Sürekli değişen, bazen ağıtlar yakarak, bazen suçlayarak, bazen küfrederek beni anan dublörlerinle. Bundan şikâyetim yok. Senin gölgen, yansımaların bana yeterdi. Ama şimdi dublörlerini de bana çok gördün ve geri çektin. Gölgeni bana çok gördün. Ne yapalım öyle olsun, canın sağ olsun. Ama dünya büyük ve bu dünyada tek olduğunu sanma. Evet, belki eşin benzerin yok. Senin gibi yüreğime hükmedecek başka biri yok. Senin gibi ilahi iç ve dış güzelliklere sahip başka biri yok. Senin gibi sevebileceğim, sevdalanabileceğim başka biri hiç yok. Ama senin gibi yazabilen, senin gibi şefkat dolu, yüreği sevgi dolu ve aşktan canı yanmış birilerinin olduğunu bilmeni isterim. Onlar da öyle veya böyle, ihanete uğramış belki de senden daha fazla acı çekmiş olabilirler ama onlarda senden farklı olan yüreklerinde hala sevginin var olması. En azından kin ve nefret yok onlarda. Senin yokluğunda onlardan biriyle tanıştım. Doğrusunu istersen senin gölgelerinden biri sanmıştım. Her şeyi göze alıp ona mesaj yolladım ve sevdiğime benzettiğimi söyledim. Sen olsaydın kıyameti koparır tacize yorardın. Ama o benim durumumu anlayışla karşıladı. Üstelik acılarımı yenmem için bana bir psikiyatr gibi telkinlerde bulundu. Aramızda çok güzel bir dostluk oluştu. Onun telkinleri sayesinde, ortadan yok oluşunun ve bana karşı beslediğin olumsuz duyguların etkisini kolay atlatıyorum.  O olmasaydı, tabiri caizse “kafayı yerdim”. Bir ara nasıl ve neredense müdahale edip aramıza girdiğin oldu. Bunu fark etmediğimi sanma. Sendin değil mi? Gökyüzünden iner gibi yolladığın şoklar neredeyse aramızı bozuyordu. Ama onun anlayışlı duruşu sayesinde, senin salvoların dostluğumuzu bozmaya yetmedi. Sevdiğim, meleğim, canımın, ruhumun, yaşamımın tek sahibi, bir tanem seni sevgiyle ve aşkla düşünmediğim bir an bile yok. Uyurken bile yarı uyur gibi seni düşündüğümü söylesem inanmazsın. İnan uykumda bile sen varsın. Rüya değil basbayağı düşünüyorum. Kanıma hücrelerime işlemişsin adeta. Bu aşk benim gibi bohem yaşamayı seven birini bile disipline soktu biliyor muydun? Bu dağ başında bile sanki her an görecekmişsin gibi, hep kendime, kılık kıyafetime, yürüyüşüme, davranışlarıma dikkat ediyor, her an gelebilirmişsin gibi yollara bakıp duruyorum. Bu insansız yerde senin özlemin olmasaydı yaşamam çok zor olacaktı inan bana. Seni özlemek bile bana huzur veriyor., rahatlatıyor. Geceleri can dostum Canan hanımla sohbetimizin büyük bölümü seninle ilgili. Bazen senden fazla söz ederken sinirlendiği oluyor. Ne de olsa bir kadın. Başka bir kadından söz açıp sohbet etmek etik değil ama söz dönüp dolaşıp sana varıyor ne yapalım. Seni çok seviyorum canım benim. Seni üzüyorum diye nasıl kahroluyorum bilemezsin. Yüreğindeki bir damla acı gözlerindeki bir damla yaş saçlarının bir teli ömrüme bedeldir inan. Senin üzülmeni hiç istemiyorum. YÜREĞİMDEKİ SEVGİYİ, AŞKI, ÖZLEMİ, ARZUYU sözcüklerle anlatmaya gücüm yetmiyor. Küçüğüm, bebeğim benim. Bir tanem seni çok ama çok seviyorum. Anla beni lütfen… </description>
<link>https://www.antoloji.com/name-3-3-siiri/</link>
<guid>1811694</guid>
<pubDate>2013-01-04T18:54:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Name 2</title>
<description>Sevdiğim;  Bu gün ayrılığın dördüncü günü. Sen ne yaparsan yap unut beni demiştin. Görüyorsun işte seni hala unutamadım. Unutmak bir yana daha büyük bir aşk ve özlemle düşünüyorum. Kim demiş ayrılık sevgiyi, sevgiliyi, aşkı unutturur diye? Yalan, ayrılık sevgiyi de aşkı da azdırır, özlemleri arttırır. Sen unut beni dedikçe aksine sana daha çok bağlandığımı bilmiyorsun. Ya da biliyorsun da sevgim daha çok büyüsün, özlemim daha çok alevlensin istiyorsun. Ben de seni dinleyip, sevgimi, aşkımı daha çok yoğunlaştırıyorum. İstesem de istemesem de bu böyle. Meleğim; gerçekten yıllar önce yüreğimde kıvılcım oluşturan o küçük kızı, seni çok özledim. Kaçamak bakışlarını, sana sevgiyle baktığımda takındığın utangaç yürüyüşünü, sesini, hiç dokunamadığım, dokunmaya kıyamadığım tenini, bedenini, bir ara mırıldanıp kestiğin yabancı şarkıdaki enfes sesini dayanamayacak kadar çok özledim. Aramızda çokça yaşadığımız sessiz sohbetlerimizi, kitap dergi alışverişlerimizi, yalnız kaldığımızda benden utangaç uzaklaşmanı, dargınlığını, küslüğündeki ikircikli sert tavırlarını, gözlerini, cana can katan gülümseyişini, gülümserken yanağında gül gibi açan gamzelerini yüreğim yanarak özlüyorum. Bana unut diyorsun. Kolay mı bu güzellikleri ve özellikle seni melek yapan tinsel güzelliğini unutmak, kolay mı? Kolay mı bana sunduğun unutulmaz dostluğunu, şefkatini, sevgini, yardımlarını unutmak, kolay mı? Yıllarca sensiz, yüreğimde kutsal bir emanet sayarak besleyip büyüttüğüm, her türlü kasırgaya, doluya,  tufana karşı gözüm gibi sakındığım bir aşkı unutmak kolay mı? Kolay olsa da böyle bir aşkı unutmam, unutamam ben, bilesin. Seni seviyorum, ömrüm yettiğince seveceğim, sen unutmakta özgürsün unut, unutabilirsen. Mutluluk, sağlık ve sevgiyle kal. </description>
<link>https://www.antoloji.com/name-2-4-siiri/</link>
<guid>1801008</guid>
<pubDate>2012-12-11T19:05:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Ceviz Ağacı</title>
<description>Terkedilmiş bahçede hiç kımıltı yok, Yaprakta bile. Çalıların arasında yalnız kalmış ceviz ağacının Hasret düşüyor, terkedilmiş yüreğine. Sümbüllü, mor zambaklı akşamları, Mahalle çocuklarını anımsıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ceviz-agaci-26-siiri/</link>
<guid>1801007</guid>
<pubDate>2012-12-11T19:04:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Unutmak</title>
<description>Artık geciktin, yol alıyor gemi Gönlüm limanına aldım ben seni Temiz hava gibi, saf nefes gibi Artık ciğerime çekmişim seni Unutabilirsen sen unut beni  </description>
<link>https://www.antoloji.com/unutmak-192-siiri/</link>
<guid>1800840</guid>
<pubDate>2012-12-11T09:09:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Mevlanadan</title>
<description>Üzülme! .. Dert etme can!  Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan.. Ne mutlu sana! Elinde olmayanları söyleme bana.. Elinde olanlardan bahset can! </description>
<link>https://www.antoloji.com/mevlanadan-siiri/</link>
<guid>1800741</guid>
<pubDate>2012-12-10T23:57:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Mevlana'dan</title>
<description>Üzülme! .. Dert etme can!  Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan.. Ne mutlu sana! Elinde olmayanları söyleme bana.. Elinde olanlardan bahset can! </description>
<link>https://www.antoloji.com/mevlana-dan-4-siiri/</link>
<guid>1800740</guid>
<pubDate>2012-12-10T23:55:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Name1</title>
<description>Sevdiğim;  Bugün üçüncü gün. Peş peşe gelen şoklardan sonra bugün kendimi biraz toparladım. Ama gidişine alışamadım daha. Her akşamki rutin arayışlarımı sen varmışsın gibi sürdürüyorum. Kapına kadar geliyor, zilini çalıp kaçıyor, gizlendiğim yerden kapını açmanı bekliyorum.  Kapı açılmayınca gittiğini anımsıyorum. Yokluğun bana öyle çok boş zaman kazandırdı ki, bu zamanı nereye harcayacağımı düşünmek canımı sıkıyor. Hiç sevmediğim bir sözcükle kendimi teskin etmeye çalışıyorum. Bu zamanı seni düşünerek doldurmaya çalışıyorum. Ama zaten bütün zamanlarım senle değil mi? Gidişinin boşluğunu dolduramıyorum, ne kitapla ne şiirle ne de herhangi bir şeyle. Kolay değil sen de anlarsın beni, yılların sevdası bu. ‘’alışacağım’’ diyorum, alışacağım. Oysa alışmak sözcüğü bende tamamen yitirmeği çağrıştırmaktan başka ne işe yarıyor ki. Sen gitmeden hava ne güzeldi. Günlük, güneşli, mutluluk doluydu. Gittikten sonra, başlayan kar ve yağmur hiç durmadı. Gökyüzü isyan ediyor sanki. Gerçi sen isyan etmeye karşısın ama bu kez ben değilim isyan eden, gökyüzü. Güneş, ay ve yıldızlar bu isyana destek verir gibi bulutların arkasına gizlenmiş göstermiyor kendini. Anlayacağın, kasvetli bir ortam gidişine eşlik ediyor. Bu kasvetli havaya aldırmıyorum ben, iyiyim. Yüreğimde ve midemde ‘’biraz’’ kramp oluşmuş o kadar. Doktor, ilaca gerek yok, zamanla alışırsın geçer dedi. Doktoru boğasım geldi! Yıllardı seni rüyamda görürüm, yüzün göremeden. Hep o şekilde görüyordum. Dün gece müthişti, inan. Bir toplulukta birlikteydik. Sen bana işaret edip bi odaya giriyorsun, ben de arkandan geliyorum. Ve seni çıplak görüyorum, sevişiyoruz büyük bir istekle. Doruk noktasındayken yaşlı bir kadın içeri giriyor. Bu senin müdürün,  seni şikayet edeceğini söylüyor. Ben telaşlanırken, sen önemli değil gibilerinden işaret ediyorsun. Müdüre elindeki şikayet kağıdıyla kapıdan değil duvardan geçerek başka bir salona giriyor. Bizde aynı duvardan geçiyoruz. Beni teskin etmek için elimden tutuyorsun. Yaşlı kadın kağıdı salondaki tezgahın arkasında duran kantinciye veriyor ve kayboluyor. Kantinci de kağıdı sana veriyor. Bu güzel rüyadan uyanınca, kaldığım odanın buz gibi soğuğuyla karşılaşıyorum. Elimi tutan elinin sıcaklığını arıyorum. Sağlıkla, mutlulukla ve sevgiyle kal meleğim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/name1-siiri/</link>
<guid>1800722</guid>
<pubDate>2012-12-10T23:03:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Mazi Kalbimde Yaradır</title>
<description>Ben de gönül çektim eskiden Yandı hayatım bu sevgiden Anladım ki bir aşka bedel Gençliğimmiş elimden giden Önünde ben geldim de dize Yâr olmadı bu kimse bize </description>
<link>https://www.antoloji.com/mazi-kalbimde-yaradir-siiri/</link>
<guid>1800277</guid>
<pubDate>2012-12-09T21:05:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 <item>
<title>Yürümek</title>
<description>Hayat neye sığar? Bir yağmur damlasına mı?  Ya da neyi n toplamıdır hayat?  Hayat belki de her birimizde biriken insan öykülerinin toplamıdır. Her bir öyküde kendimizi yeniden yarattığımız. Ve her öykünün kendinden sonra gelen öykülerdeki izdüşümüyle hayata damgasını vurması. Bulutlar toplanırken gökyüzünde, ılık bir ıslaklık olarak yüzümüze inen bir dokunuşla, nisan yağmuruyla ıssız bir sokakta ıslanmanın sonraki yaşam öykülerimizde bıraktığı etki. Hayata bir çığlıkla başlayan öykülerimizde bizler tutuklu doğduk bir şeylere. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yurumek-38-siiri/</link>
<guid>1800274</guid>
<pubDate>2012-12-09T20:58:00+03:00</pubDate>
<author>Cemal Çınar</author>
</item>
 </channel>
</rss>
