<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Can D&#252;ndar Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Hazır Mısın?</title>
<description>Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak. Evinin, seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin… Sokağa fırlayacaksın… Sokaklar da dar gelecek… Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi… Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü… </description>
<link>https://www.antoloji.com/hazir-misin-18-siiri/</link>
<guid>2292336</guid>
<pubDate>2016-11-02T11:58:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Ayrılığın Anatomisi</title>
<description>“İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır”, der Dostoyevski… Veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer. Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler. Bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir.  “Ölene kadar” diye söz verilmiştir, ama “ölüm yolunda” başka tercihler belirmiştir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-ayriligin-anatomisi-3-siiri/</link>
<guid>2292337</guid>
<pubDate>2016-11-02T11:58:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Özleme Dair...</title>
<description>Yüreğimi sıkıştıran bu kesif hüzün, belki de terketmişlere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.  Özledim seni...  Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozleme-dair-12-siiri/</link>
<guid>2292334</guid>
<pubDate>2016-11-02T11:57:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Dost</title>
<description>Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…  ‘Nereden çıktın bu vakitte’ dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…  Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-dost-48-siiri/</link>
<guid>2292335</guid>
<pubDate>2016-11-02T11:57:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Yaralı Bir Yürek</title>
<description>Havana’da Ernest Hemingway’in 7 yıl yaşadığı otel odasını gezmiştim yıllar önce…   Hotel Ambos Mundos…  511 numaralı oda…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yarali-bir-yurek-siiri/</link>
<guid>2133059</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:27:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamı Ertelemeyin</title>
<description>Ben en özel en güzel eşyalarımı kendim için, hiç bekletmeden kullanırım. Siz de öyle yapın. Çünkü yarın hayatda olmayabiliriz. Ya da sevdiğinizi söyleyeceğiniz kimse olmayabilir. Hani gardirobunuzda küflenen o en sevdiğiniz elbiseniz var ya, o çok özel gün için beklettiğiniz, giymelere kıyamadığınız o alımlı tuvalet, o cakalı takım, o göz alıcı kazak... Bugün giyin onu! ... Beklediğiniz o güzel gün hiç gelmeyebilir çünkü...  Değerli misafirleriniz için sakladığınız çay takımlarınızı çıkartın dolaptan; en yakınlarınızla için çayınızı; kimseniz yoksa kendiniz çıkarın hoş bir takımdan çay yudumlamanın doyumsuz keyfini...  Haydi, açın, nicedir kapalı duran misafir odanızın kapısını. Yıpranır diye korktuğunuz koltuklara serilin gönlünüzce. Çalın, çalmak için önemli! bir konuk beklediğiniz eski plakları bu gece...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasami-ertelemeyin-siiri/</link>
<guid>2133060</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:27:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Sokak Kedisi.</title>
<description>Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim;  Normalde sokak kedisi kendini saldirgan köpeklere karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek sey neymis biliyor musunuz: Sevgi... Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmus. Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini buldum.Biz de Eros'un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz?  Sevginin bizi kollayacagina, sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip, yaralarimizi açik hale getirmiyor muyuz? Sonra neoluyor? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en korunaksiz halimizle Kalaniyoruz askin hoyrat yüzüne... Sefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet! ..Daha son ihanetin yarasi kabuk baglamadan, yeni yaralar için araliyoruz kalbimizin kapilarini...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sokak-kedisi-27-siiri/</link>
<guid>2133055</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:26:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Tembellik Hakkı.</title>
<description>Bir nisan melteminde, "Ne olacak bu memleketin hali" sorularıyla memleketi ve çevreyi bunaltmak yerine, kuytuda bir hamağa kurulup güneşle halvet olmanın, kulağımı uyanan toprağın sesine, burnumu rüzgarın nefesine verip baharla kadeh tokuşturmanın tadını keşfettim. Her bahar yenileniyordu insanoğlu; bir başka deyişle, "Bir nisan bir insan"dı.  Onları görür görmez tanıdım.  Benim eski hastalığıma tutulmuşlardı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tembellik-hakki-3-siiri/</link>
<guid>2133056</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:26:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Veda Acısı...</title>
<description>İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır" der Dostoyevski...   .........  Veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer. Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/veda-acisi-siiri/</link>
<guid>2133057</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:26:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Yalancı Bahar</title>
<description>Kaç baharı gerçek sanıp kandık söylesenize... Kaçına "Nihayet" hasretle kucak açtık ve kaçında yanıldık... Kaç kez ayaz vurmuş dallarımızda filizlerimiz söndü. Yine de uslanmadık. Yine geveze bir dosta sırlarımızı açar gibi açıldık yalancı bahara...   Yine yanıldık. Peşinden bastıran tipiyle ayıldık. Ne yapalım ki, dalında patlamayı bekleyen bir tomurcuk gibi susamıştık ilkyaza... Kaç zaman olmuştu kendimizi güneşin kollarına bırakıp, ormanda yayılan kekik kokularıyla sarhoş olmayalı...  Tahmin ediyorduk, üzerimize katran rengi bir kafes gibi çöken bulutların ardında güneşin gülümsediğini... Daha ilk ışınları deler delmez kafesi, açtık iştahla ruhumuzun pencerelerini...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalanci-bahar-103-siiri/</link>
<guid>2133058</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:26:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Pia'nın Peşinde...</title>
<description>"Pia"yı tanır mısınız? Pia, Attila İlhan'ın şiirinde bir meçhulün adıdır.Şair bir şehre geldiği vakit, Pia başka bir şehre gider hep... O yüzden "Ne olur, kim olduğunu bilsem Pia'nın / ellerini bir tutsam, ölsem" der İlhan...  "Belki de o kadın aslında Pia... O hiç olmayan kadın..." Aklımda kalanlar, imkansız aşkların kadınları... Yaşanmış aşklar kalmıyor. Bitiriyorsunuz karşılıklı... Hatırlanan, askıda kalmış aşklar... "tanımamaktan, bilinmezlikten kaynaklanan bir duygu" diye tanımlıyordu: "Aynı evde yaşayınca bilmeye, tanımaya başlıyorsun. Aşk da uçup gidiyor".  Ne garip değil mi? Kadın ve erkek, Adem ile Havva'dan beridir hep o "yasak meyve"nin peşinde koşup durdular. Kim bilir kaç kuşaktır sabırla, özlemle, ümitle, ölesiye, birbirlerine kavuşacakları, bir yastığa baş koyacakları günü beklediler.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/pia-nin-pesinde-siiri/</link>
<guid>2133053</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:25:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgiden Ötesi Yalan.</title>
<description>Ölüm değil beni korkutan! Boş bir yaşamın ardından varacağım “o” yer sıkıyor canımı. Nedir ki? Kırklı yıllar, ellili yıllar, billahi çok değil! Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir. Ne beklersin yaşamdan “çorbacı? ” Ne bekler yaşam senden? İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı. İşte geride kalanlar sıkar biraz canımı...  Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini. Sonra, yıllar yılı gider gelirsin, kara tahtalı değirmene, berrak zamanını öğütmek için. Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birlik zamanı...  ”Diploma yetmez! ” diyor topal “şarapçı”, “iyi bir işbul hele bakalım! Askerliğini de yap birde, sonra evlen bakalım...” İşte bir on yıl daha uçuveriyor ansızın. Yaş oluveriyor otuzbeş! Gerçekten yarısı mıdır yolun? Belki de yarısından da yakın. Geriye bakma sakın ey küheylan!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgiden-otesi-yalan-siiri/</link>
<guid>2133054</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:25:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Ödünç Hayatlar</title>
<description>Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağım..  Bahar bulaştı ya hayata, ağaca, suya, içimde öyle bir seyahat kımıldıyor ki, diren direnebilirsen...  Yüreğim bavulunu toplamış çoktan; ruhum sırtlamış çantasını... "Uzaklar" çekiyor içimdeki seyyahın tasmasını... </description>
<link>https://www.antoloji.com/odunc-hayatlar-2-siiri/</link>
<guid>2133052</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:24:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Keşke</title>
<description>Teypte eski bir Cohen şarkısı:   “Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra / ‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana? ’/ Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona / ‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim,/ ‘benim gözlerime de o oldu’. </description>
<link>https://www.antoloji.com/keske-682-siiri/</link>
<guid>2133048</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:23:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Mesajınız Var!</title>
<description>Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı... Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde.. Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün"... Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım... Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum... Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu...  Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an... Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim... Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız... özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın...O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin...Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri önülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın... Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz...Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi...Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin...  **************  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mesajiniz-var-4-siiri/</link>
<guid>2133049</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:23:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Olgunluk.</title>
<description>........20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden. Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.  30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor. İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost işi hançer darbeleriyle; ve en kötü zannettiği şefkatle imdadına yetişiveriyor.  Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu. Anlıyor ki, iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve kötülük var, kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin; kankardeşi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/olgunluk-10-siiri/</link>
<guid>2133050</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:23:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Olgunluk...</title>
<description>Artık eskisi gibi her Hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.   Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.  "Ben demiştim","ben bilirim", "ben zaten anlamıştım", Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/olgunluk-11-siiri/</link>
<guid>2133051</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:23:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Kadınım...</title>
<description>Köhne bir yük katarı gibi ayak parmaklarımızı ezerek önümüzsıra geçen yorgun asır, bizim asrımız değildi. Korkarım, tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla beklediğimiz ahengin asrı olmayacak. Raylar üstünde alelade bir tımarhane bu...   ...tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında genzi yakan bir ihtiras kokusu...  Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin bizim için başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kadinim-359-siiri/</link>
<guid>2133044</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:22:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Kapı Çalar...</title>
<description>Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz.  Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.  Kapı çalar...  Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kapi-calar-2-siiri/</link>
<guid>2133045</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:22:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 <item>
<title>Güzel Türkçe'miz!</title>
<description>Geçenlerde GfK Panel şirketi tarafından yapılan bir anket, gençlerin kendi aralarında özel bir dil yarattıklarını ortaya koydu.   Araştırma için 11 kentte görüşülen 15 - 24 yaş arası 1000 genç, en çok şu kelimeleri kullanıyorlardı:  "Kanka... sazan... kafayı yemek... kopmak... keklemek... kıl olmak... abidik gubidik... aganigi naganigi..."  </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzel-turkce-miz-3-siiri/</link>
<guid>2133041</guid>
<pubDate>2015-05-30T18:21:00+03:00</pubDate>
<author>Can Dündar</author>
</item>
 </channel>
</rss>
