<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Boran İsmail Yıldız Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Ölü hücre</title>
<description>Buruşuk kağıtlarda, adın kaldı bilmezsin. Atıldın bir yürekten, artık geri gelmezsin.Defterimde tek anı, bir divane isyanı, gözlerimden rüyanı, </description>
<link>https://www.antoloji.com/olu-hucre-siiri/</link>
<guid>3331108</guid>
<pubDate>2022-02-04T00:10:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Boynunu kimse benim gibi değerlendiremez</title>
<description> Kalbine biriktirdiğim cümlelerimin, şiir izleri teninde durur. Ben kaybolsamda seni şiirlerimden tanırım. Bilmediğim şiirlere hiç dokunmadım. Çizgisiz kağıtlarda çizdiğim en doğru çizgimsin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/boynunu-kimse-benim-gibi-degerlendiremez-siiri/</link>
<guid>3294828</guid>
<pubDate>2021-10-15T10:27:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Ben" seni çok güzel sevdim..</title>
<description> Ben senin en çok sesini sevdim. Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi. Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren. Bana her zaman dost, her zaman sevgili. Ben senin en çok ellerini sevdim </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-seni-cok-guzel-sevdim-siiri/</link>
<guid>3281825</guid>
<pubDate>2021-08-28T01:25:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kimse bilemez...</title>
<description> Boşluğa tutunmak. Bu zamana kadar; acıya, kedere, ihanete, ölüme tutunduğum olmuştu. Defalarca kanadı içim. Defalarca öldüm dedim de ölmedim. Defalarca öldürdüm. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kimse-bilemez-15-siiri/</link>
<guid>3281822</guid>
<pubDate>2021-08-28T01:14:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Acı evrensel olmalı efenîm..?</title>
<description> Özlemle kanayan bir kalbim var benim. Boğazımda tel örgülü sözcükler besliyorum, Senin adını ezberleyerek dile gelmek o kadar da kolay değil. Bu dikenli sözcüklerimin sana ulaşması için. </description>
<link>https://www.antoloji.com/aci-evrensel-olmali-efenim-siiri/</link>
<guid>3281258</guid>
<pubDate>2021-08-25T23:51:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Başladığım yerdeyim...</title>
<description> Başladığım yerdeyim. Seni yaşadığım yerde. Asla terk edemediğim sen şehrinde. Gözlerinin kıyısında biraz seni yudumlarken arada sırada atıştırıyorum dudaklarını. Tadının damağıma takıldığı yerdeyim. Sen çilingirinde kaçıncı büyük kim bilir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/basladigim-yerdeyim-4-siiri/</link>
<guid>3279267</guid>
<pubDate>2021-08-19T00:16:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Hissediyor musun!?</title>
<description>Hissediyor musun? ne,  zaman seni hissetmeye kalksam şair oluyorum yeniden dokunmaya cesaret edemediğim kalbinde şiirler büyütüyorum.seni sevdikçe  hûnerlenen dilim, parmaklarıma dökülüyor, bir gülüşüne içimde kanat çırpan dünyanın heyecanına sığınıyorum. Öyle bişey ki seni sevmenin telaşı, 5 yaşındaki çocuğun şiir okumaya çalışması kadar samimi, turnaların  göçü kadar özgür, kavuşması imkansız dağların umudu kadar vuslat.. asrın dengine êhil olmayan, başka zamana ait belki de ama uğruna inanılacak kadar Sevda. Gidilecek yol... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hissediyor-musun-6-siiri/</link>
<guid>3184527</guid>
<pubDate>2020-11-06T00:39:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kalakaldım</title>
<description>Senden sonra olmadı hiç  Çok çalıştım, yorgunluktan uykuya daldım Şehirler gezdim, antik kentlerde yaşadım Boğulurcasına öfkelendim Güneş tenimi dağladı, kabuklarımı kanattım Bilmem kaç milyon kere aklımdan geçtin </description>
<link>https://www.antoloji.com/kalakaldim-16-siiri/</link>
<guid>3049996</guid>
<pubDate>2019-10-24T21:53:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Tükenmeyen</title>
<description>Yine uykusuz  geçen bir gecenin yorgunluğu var üzerimde, Bilmem kaç bahar kadar uzaktasın ? Ezberimde tekrarlamaktan sıkılmadığım adın. Şimdi olmayışın var, Kör olası. Ha bir de uykusuzluğum ! </description>
<link>https://www.antoloji.com/tukenmeyen-8-siiri/</link>
<guid>3045070</guid>
<pubDate>2019-10-09T13:56:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Frezya</title>
<description> Umutsuz bir gecenin nihayetindeyim Bir hayli yorgunum, Düşünüyorum da beyaz bir güvercin mi yollasam sana, Seni anlatan şiirler doğar mı yarına ? Bilirsin haylazın tekiyim frezya </description>
<link>https://www.antoloji.com/frezya-8-siiri/</link>
<guid>3042823</guid>
<pubDate>2019-10-02T01:36:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Sıradan değil sevmek seni</title>
<description>Henüz güzelliğinin sırrına erişemediğim için adı konulmamış birçok şiirim var, Biliyor musun, Adını koyduğum bu kaçıncı gece ?  Dedim ya güzellik, Adı konulmamış şeylerin mükemmelliğiyle adına bir düş kurup, </description>
<link>https://www.antoloji.com/siradan-degil-sevmek-seni-siiri/</link>
<guid>3042541</guid>
<pubDate>2019-10-01T01:06:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kuşluk vakti</title>
<description>Ne zaman kimliksiz bir mülteci olarak uyansam sabaha,  Kırılmış bir aynaya meydan okurum adeta,  Sonra durduk yere sen gelirsin aklıma. Bir yanım buram buram kokan mezopotamya, Bir yanım ruhumu inleten doğa.  Şimdi ben susar güzelliğini izlerim,  Sabahlama seanslarında. Rüzgara inat saçlarını tararım tüm yaralarıma, Aşkla, Sevdayla, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kusluk-vakti-23-siiri/</link>
<guid>3042535</guid>
<pubDate>2019-10-01T01:00:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Çiçek bahçesi</title>
<description>Bahçesinde kendime benzeyen bir şey aradım, umduğumu ve bulduğumu da tonuma varsaydım. Tıpkı o'nda umduklarım ve bulduklarım gibi. Ki tonlarcasına bu yüzden kör olmuştum. Nedir seni bu denli güzel gösteren? Anlatabilir misin mesela, Dudakların ile burnun arasındaki ince çizginin güzelliğini? Tabi şimdi bir süre gülersin, çocuksu bir düşle. Sanırsın ki, kadim bir kentin tüm güzelliklerini dudakların arasında saklıyorsun. Sanırsın ki, kelebekler gülüşlerine ömrünü feda etmek için yaratılmış. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cicek-bahcesi-11-siiri/</link>
<guid>3040424</guid>
<pubDate>2019-09-24T00:14:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Benim merdûmgiriz ahvalim.</title>
<description>Gökyüzünün yazılmaya müsait olduğu bir yerden, dilediğimiz yere gidiyor olmanın seyir defteri yanımdaydı. Çiçekli. İçerlediği, sevdalı şarkılar not edilmiş, sevdanın her halinden bahsedilip kabul edilmesi beklenirmiş. İçerlediği, seni seviyorum' la biten şiirlermiş. Henüz tüm sayfaları bitmemiş, gökyüzü hâlâ müsait, inilecek müsait yere gelinememiş.. Seyir, henüz güzel. Hâlâ, seyir bıraktığım gibi, kedere değen; yine de İçimde, gökyüzüne dönen bir kaplumbağ var; yeryüzünün hasretini çeken bağrına. Etrafında kargalar, yoldaş mı olur, sanır Gün olur gökyüzüne sırt döner diye ümitle kabuğuna çekilir de bekler. Gün olur, devran döner, diye Kaçak gülüşler sonesi, nükseder defterimde bazen. Gizlerim. İnsan, çalınmasın diye saklar kıymetlisini. </description>
<link>https://www.antoloji.com/benim-merdumgiriz-ahvalim-siiri/</link>
<guid>3039221</guid>
<pubDate>2019-09-20T23:25:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Üstünü çiçeklerle kapattığım,küflenen mısra</title>
<description>Neden şiirlerde hâlâ, altını çizdiğim mısralar, karanlık bir ayet gibi inançlarımı körelttir. Neden, bir bataklık gibi gönlümde, yeşermeye hevesli cevherim, endişelenir gün yüzlerinde. Neden yine de suyu akmaz bu çeşmeyi görünce tepesinde sevinçle, beyitler depreştiririm. Hâlbuki beyitlerim de, suyu akmaz çeşmeler gibi, devri geçmiş, yüz çevrilmiş de kendisine; hep bekleyip, hiç bir daha avuç açıp karşısında biri eğilmeyecek ki, içini dökebilsin. İçi.. çürümez mi ?  Sana bunları sormaya gelmedim çınar ağacı. Ceketîmîn rengine denk düşen bir şeyler var bu kadrajda, sen buna da aldırma. Bu benim, beni oyalayan öylesine heveslerim; gelip geçici. Belki de, gelip de, geçmeyecek şeylerin, yerinden edilmesi için. Şimdi ben burada neşelenir, üşüyünce herkes gibi evime gitmem; biraz daha aşağıları, tren yolunu da görmek ister, öyle dönerim. Suya gömdüm seni Sâye. Arın diye. İyileş diye. Belki erersin bir gün daha iyi birisine. Daha iyi birinin suretinde görün diye. Hem denir ki, bir hikayenin altı çizilesi son yerinde; köprünün altından çok sular aktı; mesele sen bile değilsin artık, mesele sonsuza dek yitip giden o an.🌺 Pisilere dalaşmadan geçtiğim sokaklar, yalnızlığım olsun. Tek kalışım, bu yalın ayak türküler tutturuşum, yalnızlığım değildir, hâlâ. Hâlâ, haricindedir kimseler; kimsesiz, ki dilsizim. /Üstünü çiçeklerle kapattığım, küflenen mısra./   </description>
<link>https://www.antoloji.com/ustunu-ciceklerle-kapattigim-kuflenen-misra-siiri/</link>
<guid>3039213</guid>
<pubDate>2019-09-20T22:59:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Göğe doğru</title>
<description>Toprak rengini aşındırıyor his, ve, yeşereceğini ümit ettiren dünleri ektiğinden söz ettiriyordu.  Çürük diş kokusunu vuruyordu yer yüzüme, </description>
<link>https://www.antoloji.com/goge-dogru-3-siiri/</link>
<guid>3021186</guid>
<pubDate>2019-07-27T02:33:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Tükenmedi kalemim</title>
<description>Beklenen, şiirinin ikinci kıtasını henüz noktalamıştım. Raks ederek. Kaçıncı bahar, şarkısını yutkunmuştum son sayarak. Hâlbuki inandım, hiç bir şeyin sonu yok, budur insanı yoran. Yeniden denilenin, sondan sonra sanılan, sonraki adımı yinelediğini. Ne fark eder. Seyir seyreldikçe, eskiyor pencereler. Belki de ben, pencerelere anlamını yüklemek için var olmuşum, ne güzel. Yoldan usandıran bir hikâye cebimde. Eski bir şehri sindiren içime, b'aşka bir hikâye. Ki mühimdir, işte pencere ardındaki benim, ahvâlim. İşte benim, kuş kadarıyla, yuvam Kırığı ve çıkığı olsa da, seyri düz dümdüz bir vadi, penceremin. Ki ben, soluk alamayacak kadar birbirine yakın duran, yüz göz olmamak için içinde kalanlarını birbirinden soğutan pencerelerden kaçtım da geldim.  Ki bir pencerenin en büyük talihsizliğidir, seyrini başka bir pencerenin kesmesi. - Burada nefesim can kırıklarıyla kesilmiyor. Burada nefesim kesiliyor da, erişemiyor diye nefsim; ufuk çizgisi nerede diye. Mardin, bana denizin yeşilce ağzıyla küçük harflerini sıralıyor : seyret ki zaman var. Zaman, varoluyor. Zamanla varoluyorum, gibi avunabiliyorum, Mardin' in boşluklarını kendi lûgatımla doldurdukça; bana oyun bu. - Bu benim, zamanla oyunlarım. Zamanla oyunlarım. Bu benim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tukenmedi-kalemim-siiri/</link>
<guid>3021179</guid>
<pubDate>2019-07-27T01:52:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kimliksiz</title>
<description>Beni bağsız,  arsız, yabanıl otlar arasında bulursunuz. Tanınırım, bir eser yel, Kimim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kimliksiz-40-siiri/</link>
<guid>3021177</guid>
<pubDate>2019-07-27T01:48:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Ruhumûn entarisi</title>
<description>Yazmaya yer arıyordu ömrüm, ama bir ruha denk gelip de yer edinmeyi, hiç düşünmüyordum. Gidip gelip, ekmeğe sarılı çiçekli kağıda seviniyordum. Bir çocuğun  saçlarımı okşamasıyla yetiniyordum. Çiçekli elbiseler içinde dönmeyi, şarkılarda kendimi bulduğum faslını, bozuk plak gibi tekrar etmekten usanmıyordum. Sanki ben bu şarkıları ve şiirleri yaşayarak anmak için seviyordum, tek'inliğimi. Ama bazen, güzel gösterişli perdeler çekiyor canım, pencerelerime. Duvarlarımı sıvamak, ütü masası almak, ceviz kıracağı ve fırın. Ve hatırlıyorum, yanılgılarla dolu sandıklarıma kaldırmıştım onları. Yeniden, dökülen duvarlara dayıyorum sırtımı. Gerçeği seviyorum, acı ve çirkin olması, yanıltmayan yerlerinden öpüyorum evreni. Beni, olduğum gibi, bana gösteren çalılar ve bir çırpıda uyuyorum, bendimi. Ben bu yüzden seviyorum kurumuş çiçekleri, ben bu yüzden kendimi; daha ötemiz ve kötüleyeceğimiz yok çünki 💐🌼🌺🎻 </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruhumun-entarisi-siiri/</link>
<guid>3021169</guid>
<pubDate>2019-07-27T01:18:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Çiçeklerden çalıyorum , ruhumun rengini  soluk</title>
<description>İzin verirseniz kuşlar da konacak pencereme.  Kalmaktan kastım, kaldığım yeri aşındırmak değildi, hâl bu ki. - öylesine salınan püsküllü otları kıskanıyorum bazen. bazen de, üzülüyorum yol kenarlarındaki, gelip geçenin tozunu yutarak serpilen ağaçlara. dem vuruyorum bazen de, sürekli koşmaktan yürümeyi unuttuğuma. Bağrıma basar gibi seyrettiğim dalıp, duvarıma astığım; kırılmış da, solmuş, kopuk yeşilleri de kendimden kıskanıyorum. Alınıp da kimse bir halimi duvarına asmadı beni, diye. Ki o zaman, kendi ipimle, su kuyularına inecekken, kendimi astığım, düş ettiğim heybetli bir ağacın yaprağı en seyrek dalından.  Rüzgârı, bu daldan salınırken hissediyorum en çok. seviyorum. salınarak yaşamak oldu huyum </description>
<link>https://www.antoloji.com/ciceklerden-caliyorum-ruhumun-rengini-soluk-siiri/</link>
<guid>3013329</guid>
<pubDate>2019-07-06T02:41:00+03:00</pubDate>
<author>Boran İsmail Yıldız</author>
</item>
 </channel>
</rss>
