<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Bay Melun Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yalancı Sefer</title>
<description>Yalan bir bakış. Yalan bir gülümseme. Yalan bir söz. Yalan bir hasret. Yalancı olmayan bir mevsimde buluştular. Doldurdular yelkenleri. Açıldılar denize.  Yalanların da en güzeli denizde söylendi. Açıldı okyanusların kapıları sonuna kadar. Buyur ettiler içeri dalgalar. Ama gerçekler kapı arkasına saklandı. Kirletti insanoğlu serin serin akan o berrak suları yalanlarla.  Ya olmasaydı? Ya bakmasaydı yalancı gözler yalancı sevdalara? Ruhun gizli, derin köşelerinde saklanmasaydı hasretler, kirlenir miydi okyanus bir yalancı teknenin yalancı seferinde? Yalancı rüzgarlar, pürüzsüz yelkenleri dolduramazdı elbet.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalanci-sefer-siiri/</link>
<guid>3756921</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:51:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Gönül</title>
<description>Gel seninle yeni bir Beirut yazalım. Çök şu tahta iskemleye, koy iki çay.   Bu sefer o kadar da çamurda değildin. Güneşin balçıkla sıvanmayacağını biliyordun. Yine de balçık içinde yüzmeye bayılıyordun. Yüzmenin her stilini yüzdü ruhun. Serbest, sırt, kurbağa ve kelebek. Bazısı yolcu, bazısı hancıydı yüzmelerinin. Bir daha görülmediler. Kalanlar da, gidenler de.  Daha finale gelmedin, gel iki çay daha.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gonul-1417-siiri/</link>
<guid>3756919</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:50:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Hasret</title>
<description>Yıllar önceki ben.  Asırlar önceki başka birisi. Birkaç yüzyıl belki de. Giyerdi başka birinin Tenini Masum birisi. İzlerdi bir prensi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasret-1938-siiri/</link>
<guid>3756920</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:50:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Yıllar</title>
<description>Daha kaç şiir yazacaksın? Kaç şarkıda daha kendi kırıklarını toplayacaksın? Ve yıkayacaksın. Ve lavabonun ufak deliğinden yok olup gidecek günler. Yıllar. Kaybolan yıllar. Uzak da olsa şimdi, bir zamanlar güzelim yıllar. Naif yıllar. Koşarak bir yerlere varabildiğin yıllar. Trafik yok ama karmaşa her yerde olan yıllar.   Üç kere yeterdi her zaman. Giriş gelişme ve sonuç. Kimse sonsuza kadar mutlu yaşadıları çekmedi. Üç ağıt, üç çığlık ve üç sessizlik. Yetmedi. Ya da kimse önemsemezdi başlangıçları. Işık gibi parlayan, ışık hızında yılları. Ah o güzelim yılları. Naif yılları. Bir köşe başında izini kaybettiğin yılları. Kırgın yılları.  Bu kadar siyah mıydı gerçekten? Bu kadar boş muydu? Bu kadar mı çektiğin kürekler akıntıyı yenemedi? Ve savruldun. Bir, bir yok oldun. Yok ettiler seni. Öylece. Tam dört dakika, altı saniye. Belki de aylarca. Belki de yıllarca. Naif yıllarca. Gülüp ağlamadığın yıllarca. Neredeyse ömrünce bir yıllarca. Yaşadığın ve öldüğün yıllarca.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yillar-324-siiri/</link>
<guid>3756917</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:49:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Atmaca</title>
<description>Hatırlıyor musun o yapayalnız bir teknenin yapayalnız kıçüstünde, hafif dumanlı bir havada ağladığın geceyi? Aldım koydum o genci yanıma. Şimdi bir daha anlat bakalım dertlerini dedim. Başladı anlatmaya.  Sevgi yokmuş. Aşk yokmuş. Umutluymuş ama mutluluktan. Gözlerini kaçırmalarına üzülüyormuş kuşların. Hayat çok acımasızmış. Keşke daha çok şarkı söyleseymiş zamanında. Keşke başka rotalara yelken açsaymış. Daha çok okusaymış. Bu kadar içmeseymiş. Yine de pişman değilmiş, vesaire.  Susturdum onu. Pişman olma dedim. Yaşa dibine kadar. Gel hatta bir kadeh de beraber içelim. Bir kadeh de seninle kaldıralım atmacaların zaferine. Ve uçuşuna. Ve gidişine.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/atmaca-15-siiri/</link>
<guid>3756918</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:49:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Yemin.</title>
<description>Bir aydınlık gecede yazdım bu yemini. Karanlık olan tek şey kalbimdi.   Açtım bir yemin türküsü. Koydum kalbimi karşıma. Önce bir tozunu aldım. Sinekler her gün konduğu yerlere ufacık ayaklarından tozlar getiriyorlardı. İki süpürünce geçerdi. Önemsizdi. Sildim attım tozlarını.  Yıkamaya başladım sonra. Siyaha dönmüştü su. Ne kadar çok kiri varmış kalbimin. Sokaklarda sürtmüş, dağlar aşmış, sular geçmiş, bahar görmüş ve nihayet rüzgârla savrulmuş. Hepsinin kiri akmış, akmış ve de gitmiş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yemin-224-siiri/</link>
<guid>3756916</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:48:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Üç</title>
<description>Bir tane dilemedim.  Üç tane diledim hep. Sevgi, huzur ve mutluluk. Bir kere değil, üç kere serildim yere. Her biri savurdu beni bir köşeye. Bir kere değil, üç kere ayrıldım </description>
<link>https://www.antoloji.com/uc-100-siiri/</link>
<guid>3756914</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:47:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Affet</title>
<description>Gelmişiz yolun sonuna. Bahar gelmiş, saçılmışsın. Kuş gibi özgür bir nefes çekmişsin içine. Gözünü kapatmışsın. Kulağına çalınmış son kez bir kışın hırıltısı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/affet-271-siiri/</link>
<guid>3756915</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:47:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Bıçak</title>
<description>Binlerce bıçak seti. Sıralanmış tezgahın üzerinde. Sanki küçük hayranları hayallerimin. O kadar çok sevecekler ki, ecelim olacaklar. Belki de adaşlarım. Belki de kaderim.   Oysa ki ne zorluklarla almıştım o setleri. Dünyanın dört bir yanından bulup topladım hepsini. Beklediler. Benimle birlikte yürüdüler ve geldiler.  Bir günde silinmedi yara izleri. Belki bir günde yorulmadılar. Ama bir gün taştılar. Bir günde saplanmadılar hepsi. Aradan çok zaman geçti ve belki bir gün özlediler birbirlerini.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bicak-55-siiri/</link>
<guid>3756913</guid>
<pubDate>2025-11-11T23:46:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Susuz Ateş</title>
<description>Bir başıma. Bir vaadedilmemiş topraklarda. Bir vaatler zincirini düşünürken yazdım bu satırı.  Sabahlarım gerçekten karanlık. Ya da gördüğüm aydınlıklara inanmıyor yüreğim. Oysa o kadar çok yalan dinlemişti ki. Hepsi taze ya da hepsi sudan yeni çıkmış gibiydi. Öyle zor tutunuyorlardı hayata. Yine de bir şekilde var oldum diyorlardı yolun sonunda. Ama yolun sonu neresi bilmiyorlardı.  Balıklar da yaşar mıydı? Ya da onlarınkine yaşamak denir miydi? Keşke bizim de tek derdimiz yüzmek olsaydı. Suda olsaydık da, ateşlerde yanmanın ne demek olduğunu bilmeseydik. Ya da hiç duymasaydık o besteyi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/susuz-ates-2-siiri/</link>
<guid>3748116</guid>
<pubDate>2025-10-19T03:11:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Namert</title>
<description>Sokakta kalmışsın. Anahtarını düşürmüşsün. Yağmur yağıyormuş. Ince giyinmişsin. Ve daha bir dize olay.  Namert bir dünyada mert kalmaya çalışmışsın. Kaynar sular yağmaya başlamış semadan. İzlemişsin. Gözlerin yanmış. Ve açmamışsın bir daha.  Aslında düşürmemişsin anahtarını. Çalmışlar. Hiç suçun yokmuş. Sen de deliye dönmüşsün. Biriken öfke nöbetleri. Ince bir gömlek. Ve yağmur.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/namert-27-siiri/</link>
<guid>3746834</guid>
<pubDate>2025-10-15T20:43:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Dert</title>
<description>Kalk yürüyelim biraz hadi. Hava güzel hâlâ. Esintileri bitmedi baharın. İki lafın belini kırar, iki kör bir ışık görürüz belki.  Ne zaman bırakacaksın bu kötü mirası? Ne zaman uçuşunu izleyeceksin bir daha sarı bir yaprağın? Ne zaman gözlerin yarım, sözlerin ağır kalacak?  Hafif konuşmaların nedensizliği sonucu doğan yetersizliği sana da yetmedi mi? Açılmayacak olmasını bildiğinden miydi kapıya dayanmaların? Yalanların veya günahların?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dert-196-siiri/</link>
<guid>3746832</guid>
<pubDate>2025-10-15T20:42:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Kendinden Giden Çirkindir</title>
<description>Kendinden giden çirkindir Nedir gerçek güzellik Güzel zaten güzel midir Yoksa gören güzel gördüğü için midir Aç bak mesela sende varsa En üzgün olduğun günün fotoğrafına </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendinden-giden-cirkindir-siiri/</link>
<guid>3744378</guid>
<pubDate>2025-10-09T04:47:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Dalış</title>
<description>Bir cup sesi. Ve artık kavuşmuştu. İlk dalışıydı. Üstünü geze geze bitiremediği denizlerin nihayet içindeydi. Hep çok sevmişti suyla birlikte olmayı. Yüzmeyi öyle öğrenmişti. Severek. Nefesini tutmayı öyle öğrenmişti. Direnerek. Kulaç atmadan da güzel geliyordu sevince. Ve nihayet artık derindeydi.  Sanki ilk başta tüm balıklar ona doğru yüzüyordu. O yaklaştıkça hepsi sabun gibi kayıyordu. Kedisi gibi. Uzaktan çok güzel, yanına da keyfinden yaklaşılmıyordu hanımefendinin. O da alışkın olduğundan yüzmeye devam etti. Bir hayalin peşinden koşmaya.  Nihayet girmeye korktuğu mağaraya ulaştı. En dibine kadar gitti. O mezarlık gibi yerde çöp yiyen balıklar, ölü ruhların gezdiği gibi geziyorlardı. Korkmuştu yeniden. Ama yeniden o mağaraya girmeden rahatlamayacaktı. Yüzdü. En dibine kadar.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dalis-6-siiri/</link>
<guid>3743311</guid>
<pubDate>2025-10-06T02:37:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Abbas</title>
<description>Abbas   Dostum yol, yavrusu yolcu.  İnsan Beşiktaş'tan geçmeden aşık olmazmış. Bir şekilde yolların hepsi zaten Beşiktaş'a bağlanırmış. Deniz müzesinden vapur iskelesine kadar yürüme mesafesi bile yeter, ondan sonra aşık olabilirmişsiniz. Ama akşam olması lazımmış. Gündüz olmazmış.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/abbas-12-siiri/</link>
<guid>3741848</guid>
<pubDate>2025-10-01T20:20:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Ahçik</title>
<description>Nerelerde kaldın? Hangi tarafa esiyor rüzgar? Karayelden kopup da lodosuma gelebildin mi? Geçti mi mevsimlerin?Yoksa hala en hırçın dalgaların vurur mu yüzüne? İlk nefes aldığın gün gibi. Telaşlı, ama bir o kadar da kıymetli.  Duyuyor musun sen de o güzel dalgaları, o güzel besteyi? Değiyor mu kibar teline, topraktan taşıdığım o yalancı destan? Çok şükür yine de, kalmadı acıların hiç birisi güzel tenine. Mis tenine. Henüz sırma olmayan saçını suda yıkayacağız. Arınacağız önce. Serimi sevdaya salmadan önce.  Politika görmemiş. İhtiras yok. Haset yok. Sadece güzellik. Hazır değilsin biliyorum, yine de gel bir gün batışını izleyelim öncesinde. Bir eksik olan gün. O da doğacak evelallah. Hakk'ın vaadettiği topraklarda kutlayacağız gelişini. Çarmıha gerilecek O gün batımı. Bad-ı saba içinde, o da yalancı şahit.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ahcik-2-siiri/</link>
<guid>3738254</guid>
<pubDate>2025-09-21T19:05:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Hastayım</title>
<description>Karanlık yeni bir gün. Güneşin bulutların arkasında saklandığı bile meçhul. Yorgan üzerimden kaymış, üşümüşüm. Yine başım dönmüş kalkarken, sesim kısılmış, zor nefes alırmışım. Bugün de son olacaktı, olmamış. Yine hastaymışım.   Eski bir tanıdıktı, daha da acılaşmış. Küçükken çok acı diye yanına yaklaşmadığım, kendime iyi baktığım zamanlar meğer ne kadar tatlıymış. Evlenmiş, yaşlanmış, daha da çökmüş hastalık. Acısı eskiden sadece kalpteydi. Artık tüm vücuda dağılmış.  Meğer ne kadar ağırmış hastalığın yası. Şanslıymış, tedavisi bulunmuş, artık uğramayacakmış kalplerin bereketli topraklarına. Sadece canı çok acıtan bir aşı daha. Küçük de bir izi kalacakmış aşının. Sonra tazeleme aşısı. Bir iz daha. Sonra geçecekmiş ama. Yası da geçecekmiş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hastayim-72-siiri/</link>
<guid>3737092</guid>
<pubDate>2025-09-18T18:11:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Zaman Bir Şehir</title>
<description> Şimdi başka şehirlerdeyiz. Düşünmüyoruz geçmişi. Kaybolup giden şeyleri. Silinen hatıraları düşünmüyoruz ikimiz de. Özlemiyoruz. Yüreğimiz sızlamıyor, gözlerimiz ağlamıyor. Geçen zamana ağlamıyoruz. Geçiyor çok zaman. Ve gidiyoruz. Farklı yönlere, farklı şehirlere.   Aynı şehirde buluşuyoruz birgün. Geçmiş çıkıveriyor birdenbire düşünmediğimiz yerden. Kaybolan şeylerin ellerinden tutmuş. Silinen hatıralar cebimizde. Sonradan fark ettiğimiz yüreğimiz sızlamaya başlıyor, gözlerde bir damla düşmeyen yaş. Zaman duruyor. Bir de ona ağlamak zorunda kalmıyoruz. Ve gidiyoruz. Farklı yönlere, farklı şehirlere.  Gel yine buluşalım bir köşe başında. Biraz sokak gürültüsü, biraz da sıcak bir güneş. Bir soğuk kahve daha içer, bir de yayından kalkacak bir filmi bir daha yarım yamalak izleriz. Üzerine çok konuşmamıza gerek yok. Yürürüz biraz, ben sana sorular sorarım, sen şaşırırsın yine cevaplarına. Hava kararmaya yakınken bırakırız ellerimizi. Bir daha ne zaman birleşecek bilmeden ayrılır ve gideriz. Farklı yönlere, farklı şehirlere.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-zaman-bir-sehir-siiri/</link>
<guid>3735784</guid>
<pubDate>2025-09-15T10:31:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Eski Dostlar</title>
<description>Eski bir dans gecesi. Kadınlar kırmızı, erkekler mavi. Topuklar uzun, başlar diri. Sağlam atılıyordu adımların hepsi. Kolay gelinmemişti geri. Son bir dans gecesi. Sonda havada kalan bir veda busesi.  Balodan ayrıldılar ve değiştirdiler adresleri. Son danslarını yaparken, önceki danslarından çok daha kötü oynamalarından anlamalıydılar. Anlamadılar. Öldüler hepsi. Bir adım daha atamadılar o balodan ileri. Son bir dans gecesi. Akıllarda kalan tek şey, çilesi.  Bir sene saklandılar. İkinci sene pes ettiler. Üçüncü senede gelmediler geri. Hafızalarda eski bir dans gecesi. Kadınlar kırmızı, erkekler mavi. Kutluyorlar sûni zaferi. Balo bitince ölmeyecekmiş gibi. Uçup gidemediler kuşlar gibi. Yosun tuttular taşlar gibi. Bir yılan da onlara sarıldı ve dans etmeye başladılar yeniden. Son bir dans gecesi. Bir daha gelmediler geri.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/eski-dostlar-41-siiri/</link>
<guid>3735063</guid>
<pubDate>2025-09-13T04:41:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 <item>
<title>Geçer</title>
<description>Kasvet. Boğuyor gibi aldığım nefes. Sonsuz güzelliklerin hepsi saklanmış, çirkinler her yerde. Utanmıyorlar. Her gün uyanmaya. Her gece uyumaya. Bir nefes daha eksiltmeye güzelliklerden, doymuyorlar. Bir veda dahi edilmeden, yok oluyor hayaller. Geçer diyorum, geçmesini bekliyorum. Ve geçiyor kasvet.  Sevgi. Ne kadar yüce bir duygu. Işık tutuyor gönlüne ve düşmekten korkmadan koşuyorsun. Bir daha seviyorsun bir köşe başında, ya da bir yol ortasında. Utanmıyorsun sevmekten. En güzeli çünkü duyguların. Telaşların hepsi tanıdıkken, kayboluyorlar bir zifiri gecede. Ama biliyorum. Geçer diyorum, geçmesini bekliyorum. Ve geçiyor sevgi.  Hüzün. Kalabalık yaşanmıyor. Yalnız yaşanıyor hüzün. Terk edilmiş bir ev gibi, tek başına zamana meydan okuyor. İki göz tek görüyor, iki kulak tek duyuyor hüznü. İki gönül tek yaşayamıyor ama. Ondan birinde daha çok kalıyor. Kendi başına daha çok kahroluyorsun o yüzden. Onun yüzünden. Geçer diyorum, geçmesini bekliyorum. Ve geçiyor hüzün.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecer-149-siiri/</link>
<guid>3733821</guid>
<pubDate>2025-09-09T20:11:00+03:00</pubDate>
<author>Bay Melun</author>
</item>
 </channel>
</rss>
