<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Banu Abdullahoğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kendin ol.</title>
<description>Hayat her zaman siyah beyaz değildir Bazen pembe yaşarsın,bazen gri. Hepsini kucakla ,hepsi ömrün renkleri. Sen en çok sana yakışanı sür,bırak diğerlerini.  Herkesin rengi acısı,tatlısı farklı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendin-ol-42-siiri/</link>
<guid>3541897</guid>
<pubDate>2024-01-07T21:23:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Nankör</title>
<description>Ne sevmeyi bildin,ne sevilmeyi. Kal dedim kalamadın,git dedim gidemedin. Okyanus misali seçtim güvenmeyi. Oysa sen denizde damla olmayı beceremedin  Sevgi üretelim derken ömür  tükettim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/nankor-136-siiri/</link>
<guid>3541889</guid>
<pubDate>2024-01-07T20:53:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hani söz vermiştin be Çocukluk</title>
<description>Hani söz vermiştin,hiç bitmeyecektin be çocukluk? Biz de inandık, anlamadan yaşadık. Ya sen gençlik? Gördüğüm en güzel rüyamdın, Ama en güzel yerinde uyandım. Merhaba orta yaş dedikleri şey, </description>
<link>https://www.antoloji.com/hani-soz-vermistin-be-cocukluk-siiri/</link>
<guid>3472071</guid>
<pubDate>2023-05-21T00:22:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sen gidince</title>
<description>Hasretin içimde dinmiyor Dinmediği gibi alevlendikçe alevleniyor Her derde çare olan zaman, Bir benim yarama olmadı  derman.  Kokun sanki ruhuma sinmiş, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-gidince-115-siiri/</link>
<guid>3472068</guid>
<pubDate>2023-05-21T00:12:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Üzülme Anne</title>
<description>Sakin uzulme anne! Canim hic acimadi. O soguk mermiler bedenime girdiginde, Ruhum coktan cennet kapisindaydi..... Banu A. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzulme-anne-7-siiri/</link>
<guid>2023460</guid>
<pubDate>2014-07-18T01:50:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Büyüdükçe Azalıyor İnsan</title>
<description>Büyüdükçe azalıyor insan., Koşarak uzaklaşıyor insani duygulardan.  Doğal olmayi,dürüst olmayı, Gün geçtikçe unutuyor hatırlamayı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/buyudukce-azaliyor-insan-siiri/</link>
<guid>1999864</guid>
<pubDate>2014-05-17T23:25:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sessiz</title>
<description>Sessizce seslendim duymadın, Yine sessizce bağırdım,anlamadın. İçimdeki fırtına o kadar büyüktü ki, Azıcık olsun duy diye sessizce yalvardım. İşte her şeyim sessizdi benim. İsyanım sessiz, fırtınalarım dilsiz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sessiz-100-siiri/</link>
<guid>1955430</guid>
<pubDate>2014-01-14T23:20:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hani bitmeyecektin?</title>
<description>Hani söz vermiştin,hiç bitmeyecektin be çocukluk?  Biz de inandık, anlamadan yaşadık. Ya sen gençlik? Gördüğüm en güzel rüyamdın, Ama en güzel yerinde uyandım. Merhaba orta yaş dedikleri şey, </description>
<link>https://www.antoloji.com/hani-bitmeyecektin-siiri/</link>
<guid>1934323</guid>
<pubDate>2013-11-17T00:01:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Allah kimseyi çaresiz bırakmasın</title>
<description>Sacinizin rengini mi begenmiyorsunuz, kilolarinizdan mi sikayetcisiniz ya da parasizliktan mi? .Ya da ya da ve daha bircok sikayetiniz varsa; gidin yogun bakim unitelerini ziyaret edin.O hayat ile olum arasinda bulunan o buz gibi kapinin iki tarafindaki caresizligi, hicligi gorun.Orada yitip giden, yasina parasina, gucune bakmadan ellerinden alinan hayatlarin hikayelerini dinleyin.Bu hikayeleri izlemekten baska ellerinden hicbir sey gelmeyen annelerin, babalarin, eslerin, cocuklarin caresiz sessiz feryatlarini dinleyin.O zaman anliyorsunuz sirtinizda ne kadar cok gereksiz yadalardan, ahlardan, vahlardan, keskelerden dolu manasiz bir yuk tasidigini.Cunku tasidigimiz hicbir yuk agirliktan ote ve orada butun anlamini yitirmis agirliktan baska birsey degil.Orada ugruna kendimizden gectigimiz; hirslar, gucler, dunya malinin tamami hic ama hicbir ise yaramiyor.Hayatin ne kadar anlamsiz, bir o kadar da kuskunluklerin darginliklarin kirletmemesi gereken ve sadece hicbir aninin kacirilmadan, sevdiklerimizin sahip olduklarimizin elini hic birakmadan yasayabilecegimiz buyuk nimet oldugunu anliyorsunuz.Gidin ve oradan cikinca sanki, butun yukleriniz anlamini yitirdigi icin buruk da olsa huzur buluyorsunuz.Nasil sukrediceginizi sasiriyorsunuz.Ac gozlulugunuze, nankorlugunuze, gerksiz didinmelere dert edinmelerinize lanet ediyorsunuz.Ama tabii ki butun bunlar sadece birkac saat veya birkac gun suruyor.Maalesef nefsimiz gecikmeden tum o yukleri bir bir sirtimiza yukluyor.Olsun en azindan ara sira yukunuzu bosaltip, biraz olsun dinlenmis olrsunuz.Ben bugun bunlari yasadim.Rabbim hasta olan herkese sifa, yakinlarina da sonsuz sabirlar versin.Rabbim kimseyi hastalikla, evlatlarinla imtihan etmesin ve kimseleri caresiz birakmasin.Caresizlerin, caresi ol Allah'im......  Banu A. </description>
<link>https://www.antoloji.com/allah-kimseyi-caresiz-birakmasin-siiri/</link>
<guid>1926875</guid>
<pubDate>2013-10-30T13:04:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Çaresizliğin sesini duydum.</title>
<description>Çaresizliğin sesini duydum bugün. Kulakların duymadığı, Yüreklerin dayanamadığı. Ümit ile korku vermişler el ele, dağlıyordu yürekleri, İşte bu sessiz çığlık inletiyordu göğü, yeri. Diller kitlenmiş, bedenler çaresiz, </description>
<link>https://www.antoloji.com/caresizligin-sesini-duydum-siiri/</link>
<guid>1926874</guid>
<pubDate>2013-10-30T13:02:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Babamı Özledim</title>
<description>Baba demeyi özlüyor insan, Eğer uzun zaman bu kelimeyi kullanmadıysan. Etrafta hep duyarsın ama, Bir başka oluyor, insanın kendi ağzından söylemesi. Kuytulara kaçar usulca seslenirsin ''Baba'' diye. Önce bir gülümseme kaplar yüzünü, </description>
<link>https://www.antoloji.com/babami-ozledim-8-siiri/</link>
<guid>1904025</guid>
<pubDate>2013-08-29T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Kafayı Yedim.</title>
<description>Bu gece kafayı yedim, Dolapta ne var ne yok mideye indirdim. Son gaz Nevroza bastım, Panikten geçip atak yaptım. Depresifden geçtim,opsesife daldım. En sonunda depresyona yuvarlandım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kafayi-yedim-siiri/</link>
<guid>1902544</guid>
<pubDate>2013-08-25T00:22:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>İnsanoğlu</title>
<description>Hani diyesim var;  Bahcelerde lu lu Koca kafalı insanoğlu. Nasil bir seydir anlayamadım. Az verirsin sızlanır, Cok verirsin sapıtır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/insanoglu-170-siiri/</link>
<guid>1902541</guid>
<pubDate>2013-08-25T00:14:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Istanbul'um</title>
<description>Isminin asalatine hayranim Seyrine adanmis bu canim. Tek nefeste seni taa icime tasirim. Askinla ben yanar tutusurum. Neler gecmedi ki golgende Bir tarih yatiyor her bir bolgende, </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-um-77-siiri/</link>
<guid>1899720</guid>
<pubDate>2013-08-17T01:00:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ah Bu Erkekler</title>
<description>Selvi boylum, yali kavagim, Ben senin bu kütüklüğü ne hayranim. Allahim hikmetinden sual olmaz, boyuna malzemeyi bol tuttun, Acaba icine akil koymayi mi unuttun? Bos odanin duvarlar gibi, Her soyledigimi aninda verir geri. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-bu-erkekler-3-siiri/</link>
<guid>1898838</guid>
<pubDate>2013-08-14T00:35:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Beyaz Melekler</title>
<description>BEYAZ MELEKLER Bir zamanlar Dünya adında bir gezegen yaratılmış. Bu gezegen,öyle muhteşem dizayn edilmiş ki, adına da hayat denmiş. Çok güzel çok ihtişamlıymış ama bir şeyler eksikmiş sanki. Öyle ya yaşanmadan nasıl bilinebilir ki, fark edilir ki bu güzellik? Bunun üzerine bu hayat denen cennete canlılar gönderilmiş. Bu canlılar içinde de, özel bir grup canlı gönderilmiş ki,adına insanoğlu denmiş.Onun dışında hayvanlar,bitkiler ve daha bir sürü canlı gönderilmiş.Yalnız insanoğluna denmiş ki; -Sizlere bu muhteşem hayatı sunuyoruz. Yine sizlere yararlanın diye diğer bütün canlıları sunuyoruz. Her şeyi sizler için ayağınıza seriyoruz. Çünkü siz gönderilenler arasında en değerli olanlarsınız. Fakat tüm gönderilen canlıların tek ortak ve eşit özelliği; hepinize pırıl pırıl sevgi dolu bir yürek verildi.Ve bu hayatta herkes eşit haklara,imkanlara sahip.Sakın burayı sahiplenmeyin.Sadece yiyin için,tadını çıkartın.Gün gelecek hepiniz teker teker buradan tekrar ayrılacaksınız.Ama o günü kimse bilmeyecek.Giderken yanınızda sadece size verilen pırıl pırıl ve sevgi dolu kalbi götüreceksiniz.O yüzden ona iyi bakın.Onu sakın ama sakın kirletmeyin. Şunu da hiç unutmayın; tüm canlılar bu hayat denen puzzleın bir parçası.Bir parçası eksik olursa siz de biliyorsunuz ki, bu puzzle bu düzen bozulur.Haydi şimdi doya doya yaşayın. Bütün canlılar başladılar bu muhteşem güzelliği yaşamaya. İnsanoğulları da çok mutluydu. Yiyorlar, içiyorlar bu hayatı tanımaya çalışıyorlardı. Misafirliğin tadını çıkartıyorlardı. İnsanoğullarının çoğu yavaş yavaş hayvanların bitkilerin kendilerinden farkını kavrıyorlardı. Kendilerine şöyle bir bakıyorlar ve diyorlardı ki; -Bizim iki ayağımız, iki kolumuz, konuşan bir dilimiz ve gören gözlerimiz var.Aklımız da çalışıyor.Demek insan olmanın standartı bu.Madem bu kadar da özeliz o zaman,biz olduk. Gel zaman git zaman sıkılmış olmalılar ki, insanoğulları ev sahipliğine soyunmaya başladılar. Kendileri gibi olanlarla birleşiyor kaynaşıyorlardı. Kendi koydukları standartlara uymayanları her nedense aralarına almıyorlardı. Halbuki; bu hayata gönderilen ve diğer tüm canlılarla eşit haklara sahip olan beyaz melekler de vardı. Evet onlar eşit haklara sahiptiler ama bu meleklerin her birinin bir engeli vardı. Kiminin bacağı, kiminin kolu, kiminin gözü, kulağı yoktu. Kimi de diğer insanoğulları gibi düşünemiyordu.Ama onlar bunu önemsemiyorlardı.Çünkü onlar bu hayatta sahip oldukları tek değerli şeyin herkese verilen tertemiz yürek olduğunun farkındalardı. Diğer insanoğulları zaman zaman, bu beyaz meleklerle karşılaşır olmuşlardı. Ama ne garip ki, kimileri görmemezlikten geliyor, kimi de anlam veremiyorlardı bunların bu hayatta olmalarına. Öyle ya; madem insanoğlunun kendilerince çizdiği standartlara uymuyor neden bunlar hayattaydılar? Beyaz melekler ise gayet mutlu mesut yaşıyorlardı ama ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve diğer canlılara karşı kendilerini savunamıyorlardı. Özellikle de insanoğulları onları bir kenara sıkıştırmış, yaşam alanlarını daraltmışlardı. Bunun üzerine bu beyaz melekleri korumaları için onlara anne adında çok özel melekler gönderildi. Bu anne melekler çok ama çok özel meleklerdi. Çünkü, onlara çok daha özel olan beyaz melekler emanet edilecekti.Öyle ya; en özel armağanlar,en özel insanlara verilirdi.Tabii ki,bu kutsal emanete sahip çıkmaktan çekinip kabul etmeyen anne melekler de oldu.Bu anne melekler ise ileride kaçırdıkları büyük mükafatın,en değerli yaşam kaynağının farkında değildiler.Bir gün anne meleklere şöyle dendi: -Sizlere öyle özel melekler emanet ediyoruz ki; eğer bu emaneti canınız gibi sahip çıkar gözünüz gibi bakarsanız, yanında da cennetin anahtarını veriyoruz. Emanetimizi aldığınız gibi tertemiz pırıl pırıl bir şekilde, bu hayattan ayrılırken geri verirseniz, cennetin kapıları sonuna kadar size açık. Bu emaneti sahiplenen anneler başladılar, canlarıyla başlarıyla onlara sahip çıkmaya. Ama onlara bunu yaptıran cennetin anahtarı değil, kocaman yüreklerinde sahip oldukları sevgiydi. Tek korkuları, yanlış yapıp da cennette beyaz meleklerinin yanına varamamaktı. Amansız bir mücadeleye başladılar. Onları gözü gibi koruyorlardı ama bir yandan da,hayatı sadece kendilerine sunulmuş gibi davranan insanoğullarınla da mücadele ediyorlardı. Diğer yandan bu hayatı hiç bırakmayacaklarmış gibi sahiplenen insanoğullarının artık gözü doymaz olmuştu. Başladılar hayatı kendilerine göre dizayn etmeye, kendilerine göre standartlar koymaya. Artık o kadar doyumsuz hale gelmişlerdi ki, her şeye ama her şeye sahip çıkmak istiyorlardı. Bırakın beyaz meleklerin hakkını gasp etmelerini,hırsları aç gözlülükleri yüzünden diğer bütün canlılara da hayatı dar etmeye başladılar.Ama her zaman bir şeyleri eksikti.Mutlu değillerdi.Neye sahip olurlarsa olsunlar bir türlü mutlu olamıyorlardı.Bir gün bu insanoğullarından birkaçının yolları beyaz meleklerle çakıştı.Onlara çok ilginç gelen bir şeyler vardı bu beyaz meleklerde.Onlar tüm engellerine rağmen çok mutluydular,çok şeffaftılar. Akılları karışıyordu bu insanoğullarının. Öyle ya nasıl oluyordu da onlara sunulan bu kısıtlı imkanlarla nasıl mutlu oluyorlar nasıl gülüyorlardı. Bir gün dayanamayıp bu beyaz meleklerden birine sordu insanoğlu: -Sizler bu hayatı bu kadar yaşarken, hem de bu kadar zorluklara rağmen nasıl böyle mutlu olabiliyorsunuz? Biz her şeye sahipken nedense bir türlü mutlu olmayı başaramıyoruz. Beyaz Meleklerden biri şöyle cevap verdi; -Evet. Bizler bu hayata 1-0 mağlup başladık. Belki çok zorlanıyoruz yaşarken. Çok yoruluyoruz ve çok yoruyoruz. Bizler de sizin gibi olsaydık belki de sizler gibi bu hayatın hakimi olma hırsınla, bu hayatın güzelliklerinin farkına varamaz,sahip olduklarımızı farkına varmadan hızlı bir şekilde tüketip,yeni arayışlar içine girerdik.İşte biz de o zaman mutlu olmayı unuturduk.Oysa bizim mutlu olmamız için zaten hiç bitmeyen,hiçbir maddi güç istemeyen sevgi dolu bir yürekle gönderildik buraya.Öyle bereketli bir sermaye ki bu, ne kadar harcarsak o kadar artıyor.Sonra bizler öyle kollara emanet edildik ki,biliyoruz ki bu hayattan ayrılana kadar bizi koruyan melek annelere sahibiz.Bizim tek istediğimiz sevgi,takdir görmek,yapmak istediklerimizi rahatça engellenmeden yapabilmek.Bize engelli diyenler var.Evet biz engelliyiz ama sürekli başkaları tarafından engelliyiz.Madem herkese verilen bir yürek bize de verilmiş,madem bu Dünya herkese eşit sunulmuş.O halde neden biz,hakkımız olan yaşama hakkımızı alırken bu kadar zorlanıyoruz,yoruluyoruz. Biz yalanı hayatımıza sokmayız. Karşımızdakine göre konuşmaz hareket etmeyiz. İçimizden nasıl geliyorsa öyle davranıyoruz. İşte, bu yüzden de bize sunulan yüreğimiz hala bembeyaz, tertemiz.Belki de şeffaf olmanın hafifliğini yaşıyoruz.Ama biliyor musunuz? bunun için bile yadırganıyoruz.İnsanoğullarının her an rutin yaptıklarının milyonda birini yaptığımız zaman mutlulukların en büyüğünü yaşıyoruz.Anne meleklerle düğün dernek yapıyoruz.Ama insanoğlu bunun farkında bile değil.Çünkü,onlar koşabiliyor,konuşabiliyor,duyabiliyorlar ve daha bunun gibi bize zafer gibi gelen bir sürü şey yapabiliyorlar.Ama maalesef ki; bu farkın farkında değiller.Onları ancak kaybettikleri zaman kıymetini biliyorlar.İşte bizim mutlu olmamızı sağlayan sebepler sadece bu.Bizim kimsenin acımasına ihtiyacımız yok.Bize sadece saygı duysunlar,bizim yaşam alanımızı şartlarımızı kısıtlamasınlar yeter.Hakkımız olan haklarımızı almaya uğraştırarak yormasınlar. Daha sonra, işitme engelli meleğe yanaştı insanoğlu.’’Siz bu hayatta hiçbir şeyin sesini duymuyorsunuz ama yine de duyarmışcasına dinliyorsunuz ‘’dedi. İşitme engelli melek işaretleriyle şöyle cevap verdi: -Evet. Biz kainatın çıkardığı hiçbir sesi duyamıyoruz ama siz de bizim duyduğumuz yüreklerden çıkan en sessiz titreşimleri duymuyorsunuz. Bizim duymamıza anlamamıza, yürekten çıkan tek bir titreşim yeter. Aslında sizler de isteseniz duyabilirsiniz. Ama nedense insanoğullarının çoğu, yüreğinin duyduklarınla değil de, kulaklarının duyduklarıyla hareket ediyorlar. ‘’Ya sen ‘’dedi insanoğlu diğer bir engelli meleğe: -Sen de görmüyorsun ama görürmüşçesine bakıyor kavrıyorsun hayatı. Görme engelli melek şöyle cevap verdi: Evet benim de gözlerim görmüyor ama gönül gözüm öylesine keskin görüyor ki, görmediğim tek bir şey mümkün olsun. Hemen arkasından diğer bedensel engelli melek cevap verdi daha insanoğlu sormadan. -Ben de senin gibi değilim. Senin her an yapabildiğin hareketlerinin hiçbirini yapamıyorum. Ama benim ellerim ayaklarım da, o hani hepimiz de olan kocaman yüreğimde, taşıdığım hayallerim umutlarım. İnsanoğlu aldığı bu cevaplardan çok etkilenmiş ve kendi kendinin muhasebesini yapmaya başlamıştı. Diğer yandan anne melekler maalesef sahip oldukları beyaz meleklerin yaşam standartlarını yükseltmek için, onların aslında çok basit ama insanoğullarının sayesinde yapamadıkları, gerçekleştiremedikleri hayallerini yerine getirmek için çırpınıp duruyorlardı. Çok ama çok yoruluyorlardı. Yaşadıklarının çizdiği yüzündeki çizgilerden,saçlara düşen aklardan ve ağır sorumluluğun eğrilttiği bedenlerinde hiç ama hiç şikayet etmiyorlardı.Çünkü onlar meleklerini çok seviyorlardı.Beden yorgunluğu onları hiç yormuyordu ama meleklerine gelen her söz,her bakış onların yüreğini paramparça ediyordu. Artık Dünya da yorulmuş yavaş yavaş dengesi bozulmuştu. Çünkü, gözü doymaz insanoğulları, bu Dünya’yı oluşturan puzzle parçalarının çoğunu yok saymış,yok etmişti.Bütünlük bozulmuş,her şeyin nesli tükenmeye başlamıştı.Çünkü,kaybolan puzzlelar kadar sevgi de kaybolup gidiyordu.Mutsuzluk salgın bir hastalık gibi bütün Dünya’yı sarmıştı. Artık insanoğullarının harekete geçmesi, uyanması lazımdı bir şekilde. İşte o sırada beyaz meleklerle konuşan insanoğlu, yavaş yavaş bazı şeylerin farkına varmıştı.Anlamıştı ki,ne eksiğimiz varsa onun yerini dolduracak tek bir yürek yetiyordu engelleri aşmaya. Bunu diğer insanoğullarına da fark ettirmek için kolları sıvamıştı. Artık herkese onlardan bahsediyordu. Onlara bu hayatın birçok yerinde sessiz sessiz çığlıklar atan beyaz meleklerin varlığından bahsediyordu. Artık bir misyon yüklenmiş ve onların sesini herkese duyurmaya karar vermişti. Gönüllü olmuştu. Zamanla bu gönüllülük akımı hızla büyümeye,çoğu insanoğlu uyanmaya başlamıştı. Bu durumdan da en çok beyaz melekler ve anneleri mutlu olmuştu. Tamamen olmasa bile kısmen gün yüzüne çıkmaya, adları daha çok zikredilmeye başlamıştı. Ama melekler umutluydu daha rahat hayatlarını sürdürebilecekleri günler çok yakındı. Çoğu insanoğlu onlara destek vermek adına yola çıksa da fark ediyorlardı ki; tam tersi kendi ruhu arınıyor, sanki gün ve gün kirlenen yüreği biraz da osun hafifliyordu. Adeta bulaşıcı hastalık gibi beyaz melekler insanoğluna sevgi bulaştırıyorlardı. Artık Dünya’nın da dengesi, yavaş yavaş düzeliyordu. Ne de olsa kaybolan parçalar artık gün yüzüne çıkmaya başlamış ve hayat puzzlenin parçaları tamamlanmaya başlamıştı. İnsanoğullarının çoğu anlamışlardı ki, engel görünüşte değil beyinde oluşuyordu. Madem ki, insan olmanın tek şartı kocaman ve tertemiz bir yüreğe sahip olmaktı. Ve madem ki, bu yürek herkese verilmişti. O zaman bütün insanlar eşitti. Artık beyaz melekler özgürlüklerine kavuşuyordu. Çünkü, onlar sürekli gözle görülmeyen demir parmaklıkların arkasına hapsedilmiş gibi hissediyorlardı. Artık diğer insanoğullarının, onların bir birey ve bu hayatı oluşturan en değerli parçalarından biri olduklarının farkına varmalarının zevkini yaşıyorlardı. Hayatta sahip oldukları tek şey olan kocaman yürekleriyle bu Hayatın ve onları yok sayan insanoğullarının karşısında dimdik duruşlarının, verdikleri mücadelenin zaferini yaşıyorlardı. Ve karar vermişlerdi,bu hayat bitene kadar da bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerdi.Hiçbir engeli olmayan insanoğullarına da,hayatın güzelliklerini keşfetmede mutlu olmada da örnek olacaklardı.Çünkü onlar kocaman yürekli,hayatın mutluluğun kaşifi beyaz meleklerdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/beyaz-melekler-8-siiri/</link>
<guid>1867559</guid>
<pubDate>2013-05-16T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Suskunum</title>
<description>Suskunum,susmuşum;  Ben zaten lal olmuş haline vurulmuşum. Marifet kulaklara mesken tutmak değil, Marifet varlığınla ne dediğin. Suskunum,susmuşum. senin varlığın kulaklarıma en güzel nağme, </description>
<link>https://www.antoloji.com/suskunum-50-siiri/</link>
<guid>1861511</guid>
<pubDate>2013-05-01T00:47:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tepkisiz Kalmayın paylaşın</title>
<description>Son zamanlarda basındşahıs..a yer alan saçma ve akla mantığa sığmayan açıklamayı yapan,esas beyin engelli şahıs.Allah aşkına ne mantıkla,hangi zihniyetle böyle bir araştırma yaptın bilmiyorum.Lütfen artık engellilerin üstünden elinizi çekin.Onlardan nemelanmaktan vazgeçin.Hatta mümkünse hiçbir şey yapmayın.Şunu lütfen kafanıza sokun,onlar bu hayatı meydana getiren puzzleyi tamamlayan en önemli ve en temiz parçaları.Onları yaradan o kadar özel yaratmışken,sizler neden onların niye veya nasıl oldukları hakkında sorgulama,araştırma merakına soyunma gibi bir hadsizliğe soyunuyorsunuz hala anlamış değilim.Ey akılları bedenlerine sıkışmış insanlar; önce kendi insanlığınızın hangi evrede olduğunu veya tamamlayıp tamamlayamadığınızı araştırırsanız, belki bu memlekete bir hayrınız dokunur.Yoksa saçma sapan şeylerle yaftaladığınız o özel insanlar,zaten insanlığın bozulmamış,en orijinal hali.Siz kendi derdinize yanın.Mesela sürekli bir sömürme, soyma zihniyetinde olan bazı insanların beyinlerini araştırın.O zaman kendi beyninizi de keşfetmiş olursunuz...O zaman belki o Ateist dediğiniz bu insanlara ne kadar ihtiyacınız olduğunu anlarsınız.Ayrıca otizm veya herhangi bir zihinsel engelli olmak Ateistlikse,ben de sonuna kadar Ateistim. Bazı insanların sizi anlamadığı hatta hiçbir zaman anlamayacağı siz özel insanlar.Sizler bu kirli Dünya da katalizör görevi yapan tertemiz meleklersiniz ve bütün engelliler, iyi ki varsınız.Sizden insanlığın öğreneceği çok şey var.Tabii ki; sizi araştırmaktan sorgulamaktan fırsat bulur da sizleri öğrenmeye vakit bulabilirlerse. Lütfen ama lütfen kimse engelliler hakkında araştırma yapmasın.Çünkü,her araştırma sonucunda çıkan böyle ürkütücü,saçma sapan sonuçların önüne geçemeyiz.Kısacası haddinizi bilin yeter... </description>
<link>https://www.antoloji.com/tepkisiz-kalmayin-paylasin-siiri/</link>
<guid>1859303</guid>
<pubDate>2013-04-24T23:09:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Deli Gönül</title>
<description>Deli gönül sınırları aştı, Feryadı dağlara ulaştı. Kelebek misali döndü dolaştı, Ama ne oldu? anlamadı şaştı kaldı. Anlatmaya çalıştı olmadı, Sözleri yaşadıklarına yetmedi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/deli-gonul-233-siiri/</link>
<guid>1855872</guid>
<pubDate>2013-04-16T11:24:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul hadi gül</title>
<description>Gel İstanbul sana bir kahve yapayım, Sonra da güzel bir falına bakayım.. Ardından da tut elimi sıkıca, Seni şu bulutllardan çekip çıkarayım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-hadi-gul-siiri/</link>
<guid>1855845</guid>
<pubDate>2013-04-16T10:11:00+03:00</pubDate>
<author>Banu Abdullahoğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
