<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Azad Birg&#252;l Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sitem</title>
<description>Ölümünün kaçıncı günü bilmiyorum. Bu hasret beni öldürecek. Boğazımı tıkıp boğuyor beni bu acı. Hangi toprağa karıştı bu ellerin? Ürperiyorum ansızın. Güneşin doğması ve tabiatın canlanması saçmalığına tutulan hangi inanca itimat edeyim? Güneşini yitiren hangi tabiat canlanır ki? Yeni bir gün, yeni bir acı demek. Sahi sen de benim gibi ağlayıp, sitem ediyor musun? Şu yüreğime sıkışıp kalan sevdan içimi eritiyor. Bu şehir, koca bir mezarlık. Dolanıyorum öylece. Elbet gitmek gerek uzaklara. Kendimi bile bulamayacak kadar uzaklara. Nice aşıkların karıştığı başka topraklara.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/sitem-1315-siiri/</link>
<guid>3828800</guid>
<pubDate>2026-05-12T06:21:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Boşa geçmiş bir ömür</title>
<description>Hasredilecek bir ömür mü kaldı? Hasret ruhumu kül etti, bedenim ehemmiyetsiz Nereden baksan boşa geçmiş bir ömür Nereden baksan çırılçıplak gerçek.  Sitemdir yahut başka bir şey </description>
<link>https://www.antoloji.com/bosa-gecmis-bir-omur-siiri/</link>
<guid>3823773</guid>
<pubDate>2026-04-29T17:56:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Umut</title>
<description>Umut etmek ve birtakım yalan dolan şeyler. İnsan gibi basit bir mahlûkat için ne büyük şeyler. Duygulara ve garip bir şekilde totemlere tutunmak. Oysa gerçekler umutsuzluktan ortaya çıkar. Ne çıkar ki beklemekten? Ne çıkar? Sahi ölüme ne demeli? Bir yakınını toprağa verirken de umutlusun. Üzerine atılan her toprak, bir dünya ağırlığında omzuna düşer ya. Her seferinde daha da altında ezilir, bükülürsün. Kabirden bir elin uzanmasını mı bekliyorsun? Ya birkaç söz? Herkes gittiğinde sen tek kalacaksın. Sarılacaksın mezar taşına. Ne hacet bir güle, kuruyacaksın o mezarda. İşte umut o an ölecek. İşte o an öleceksin sen. Geriye kalan zaman yığını. Öyle veya böyle lalettayin dolanacaksın orada veya burada. Kimsesiz, ruhsuz. O hâlde tırnaklarınla kazı da şu toprağı, kefenleyip göm ruhunu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/umut-1911-siiri/</link>
<guid>3806514</guid>
<pubDate>2026-03-18T04:21:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Anlamıyorsunuz</title>
<description>Anlamıyorsunuz Elbette anlamazsınız Ruhumla yazdığımı bedeniniz ile okuyorsunuz Hisleriniz körelmiş gözleriniz görse ne yazar Sözlerimiz ağırdır biraz İdrak eden kalbe kazar </description>
<link>https://www.antoloji.com/anlamiyorsunuz-2-siiri/</link>
<guid>3537000</guid>
<pubDate>2023-12-22T03:33:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Yok</title>
<description>Yok  Akşamüstü kederlerinden kalan bir şey yok Tüketildi hepsi bir dost masasında Benden güzel şeyler yazmamı bekleme Güzellikler de sende tüketildi Hiçbir şey yok </description>
<link>https://www.antoloji.com/yok-587-siiri/</link>
<guid>3536725</guid>
<pubDate>2023-12-21T03:51:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Müteveffa Hasreti</title>
<description>Bir soğuk sonbahar akşamı ceketini aldı ve çıktı. Çiseleyen yağmurda biraz yürümek herhalde iyi gelecekti. Baktığı herhangi bir şeyin yahut kimsenin ne olduğunu bir türlü idrak edemiyordu. Ruhundaki sancı ve hüzün durmak bilmiyor aksine unutmaya çalıştıkça tüm çıplaklığıyla karşısında duruyordu. Beyninde durmaksızın çalan bir şarkı ona sabahlamış bir sarhoşluk veriyor, müthiş bir baş ağrısı çekiyordu. Hayır, hiçbir şey içmemişti dün gece. Sabahlamamıştı da. Bu sarhoşluk başkaydı. Çok daha dengesizleştiriyordu, bulantılar asla kesilmiyordu, iyice dolan kafasını kesercesine bir öfke ile dolduruyordu insanı.  Ne uçan herhangi bir kuşa bakıp ne sevinen herhangi bir çocuğu izleyip ne de tabiatın mükemmelliğini görüp umut besleyebilirdi hiçbir şey için artık. Nihayetinde her şey gibi umut da ölür. İnsanlar birden çok kez ölür. Önce inançları ölür insanın sonra duyguları sonra umutları. Sonra da hiçbir işe yaramayan bedeni. Yürüdü. Etrafına bakmadan yürüdü. Yok olmak istercesine hızlı yürüdü. Kafasındaki şarkı yürüyüşüyle hızlanıyor, daha hızlı yürüdükçe nefesi iyice kesiliyordu. İnkisarlarının hiddeti ürpertiyordu onu. Şu manasız varlığına en sessiz veyahut gösterişli sonlar düşünüp durdu. Düşünmek, zihnindeki çöplüğü eşelemekten başka bir şey değildi. Cesetlerle dolu şu zihninde en ufak bir canlılık belirtisi arayıp, bulamayınca yeis içinde kalıyordu. Gece yarısına yaklaşırken sahilde oturmayı yeğledi. Kimbilir belki de dalgalar ruhunun ritmini düzeltirdi. İyice soğuyan havaya rağmen üşüyemiyordu. Sema karanlık, deniz karanlık. Nasıl oluyordu da tabiat mükemmelliğini karanlıkta kaybediyordu? Nihayetinde bir güneşi vardı tabiatın fakat onsuz bu mükemmelliğe nasıl sahip olamıyordu? O hâlde tabiatın güzelliği bir güneşe bağlıydı. Gecenin hüznü güneşini yitiren tabiatın ölümündendir. Gözlerini kapattı. Uzaklardan yaklaşan bir ışık göz kapağını delecekmiş gibi üzerine üzerine geliyordu. Gözlerini açtı. Etrafta hiçbir şey gözükmüyordu. Göz alabildiğince karanlıktan başka hiçbir şey yoktu. Tekrardan kapattı gözlerini. Bu anlam veremediği ışık tekrar belirdi. Binbir türlü şekillere bürünüp duruyordu. Bir zamanlar ezdiği bir karınca olup öfkeyle üzerine yürüyordu. Sonra, öldürdüğü bir kuş olup gökyüzüne yükseliyordu. Gözyaşı olup gökyüzünden üzerine yağıyordu. Acı oluyordu, hüzün oluyordu, öfke oluyordu, hasret oluyordu. Korku bedenini sarmış, öylece izliyordu. Sonra çok uzaklarda küçücük bir nokta haline geldi. Büyüyerek yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı. Sonra bir yüz belirdi. Saçları sonbahar yaprakları sarılığında, gayet sakin bakışları ve gülen gözleri ile karşısında tüm canlılığı ile duruyordu öylece. Titreyen dudaklarını aralayıp kısık bir seslendi: - Seni çok özledim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/muteveffa-hasreti-siiri/</link>
<guid>3536048</guid>
<pubDate>2023-12-19T02:09:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Veda</title>
<description>- Hayır. Bana bunu neden yaptığını asla sormayacağım. Sana bu hayatta verebileceğim her şeyi vermeye çalıştım. Sana verdiğim değer, sevgi, emek ve daha nice şey başkasına sarılman için miydi? Görüyorum ki sende hiç bir kıymeti yokmuş bunların. -Ama.. - Hayır. Sadece diyeceğim birkaç söz var. Ondan sonra ebediyen suskun bulacaksın beni zaten. Ben bunu haketmedim. Ama sana verdiğim hiçbir şey için pişman değilim. Çünkü sevda bunu gerektirir. Ben her gururlu insan gibi yapmam gereken şeyleri yaptım. Seni hiç bilemeyeceğin kadar sevdim. Çocukluğumdan beri ruhumda yarattığım ve tüm benliğimle büyüttüğüm bir kadın vardı. Onu yine o zamandan beri tarifi imkansız bir aşkla büyüttüm. O sendin benim için. Haberin yoktu; seni sevdim, korudum, besledim, en güzel şarkıları sana söyledim. Ruhumu seninle doyurdum. Şimdi görüyorum ki sende en önemli olan sadakat eksikmiş. Bunu bunca zaman nasıl farketmedim diye düşünüyorum. Aşk kör eder bilirsin. Gerçi sen nereden bilebilirsin ki? Şimdi düşünüyorum da sana ne kuvvetli bağlarla bağlı imişim. Bunların bir gün kopup, boynuma dolanıp, beni boğacağını hiç düşünmezdim. Sensiz yaşayamam, ölürüm gibi sözlere asla gerek yok. İnsan, tahammül edemeyeceğini sandığı pek çok şeye alışıyor sonradan. Yine sabah kalkacağım, kahvaltımı yapacağım, işlerimi göreceğim. Yaşayacağım. Evet yaşayacağım. Ama nasıl? Sensiz bir hayat... Belki hayaline sarılır uyurum. Belki bir gün sen de beni seversin. Belki. Belki. Ahhhh! Bunun olmayacağını da biliyorum. Bir insan ömründe tek bir kişiyi sever gerisi arayış ve kaçışlardan ibarettir. O bir kişi olamadığım için kırgınım. Bunda senin de suçun yok. Seni kendim gibi sanmakla ne büyük bir hata yaptığımı ancak şimdi anlıyorum. Ben zaten hiçbir zaman gerçekten sevilmeyeceğim. Bunu bile bile ne diye yaşıyorsam. Bir insan sevilmediği sürece ne diye yaşar sence? Bunu düşündüğünü sanmıyorum. Bir insan muayyen bir vakte kadar yaşar. O vakitten sonra vaktimizi hasrettiğimiz her şey tekrar eski vakitlere dönmek içindir. Yazık ki bir ömür ancak böyle boşa harcanır. Oysa bunu yaparak nice aydınlık yarınlara gözlerimizi sımsıkı kapatıp, ruhumuzun derinliklerindeki karanlıkta hiçbir gayeye tutunmadan mazilere çarpıp düşeriz. Ancak şimdi anlıyorum ki aşk böyle kör edermiş. Lakin ben gözlerimi bu karanlıkta kör etmeyi bin güneşli günlere yeğlerim. Her neyse dediğim gibi her şey. Sana daha birçok şeyler anlatmak isterdim ama artık hiçbirinin bir manası yok. Sen her şeye rağmen zihnimde, kalbimde ve ruhumda en saklı ihtirasım olarak kalacaksın. - İnan ne diyeceğimi bilmiyorum. Ben asla böyle olsun istemezdim. Ben seni sevdim. Ama görüyorum ki senin sevdiğin kadar sevememişim. Bunu yapamadığım için affet beni. Sana bunu yaptığım için pişmanım. Gözyaşlarım asla dinmeyecek. Aman yarabbi! Nasıl olur da en büyük günah olan seven bir kalbi kırmak gibi bir hata yaptım? - Sil gözyaşlarını. Elveda. - Asıl sen sil. Hayır dur gitme. Gitme. </description>
<link>https://www.antoloji.com/veda-1159-siiri/</link>
<guid>3508591</guid>
<pubDate>2023-09-18T13:42:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnız Adam</title>
<description>Bir adam, yeni bir şehirde  Ve yanında var birkaç hiç kimse Belki gönlünde, belki ömründe Yalnızlıktan mı kaçıyor? Anılar mı kovalıyor? O da bilmiyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalniz-adam-140-siiri/</link>
<guid>3508588</guid>
<pubDate>2023-09-18T13:24:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>İntihar Mektupları 3</title>
<description>Fazla uzatmanın manası yok. Bu son mektup. En korkunç intihar, birini sınır koyamadan sevmektir. En acı ölüm ise dünyadan ziyade birinin yüreğinde ölmektir. Ne çıkar sanki daha yazsam? En iyisi yüreğimizdeki mezarlığa müteveffâmızı da kendimizle birlikte hatıraların, duyguların ve mazinin yanına gömmektir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/intihar-mektuplari-3-siiri/</link>
<guid>3490915</guid>
<pubDate>2023-07-23T14:02:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Hasret</title>
<description>Hasrettim ömrümü bir güzele şu cihanda Hasretini çekerim, cihan dar olur bana  Elleri dermandır yüreğime dokunsun yar El illerinde ölüm, hasretinden olsun yar  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasret-1843-siiri/</link>
<guid>3490883</guid>
<pubDate>2023-07-23T11:15:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>İntihar Mektupları 2</title>
<description>Uyuyamıyorum, delirmek üzereyim. Mükemmel olarak  düşlediğim hiçbir şey öyle değil. Durmadan başka bir şeye evriliyorum. Şüphesiz şu ruhumu tamamen ile anlayan biri olsaydı mektup değil şiir yazardım. Herhangi bir şekilde alelade birini kendime yakın görsem de en ufak bir vefasızlıkta ondan kaçıyorum artık. Hatalarından ben utanıyorum.  Bir insan muayyen bir vakte kadar yaşar. O vakitten sonra vaktimizi hasrettiğimiz her şey tekrar eski vakitlere dönmek içindir. Yazık ki bir ömür ancak böyle boşa harcanır. Ve bir ömür ancak saadetle yaşandığı sürece güzeldir. Fakat ben bu zaman yığınını lalettayin geçirmekten yoruldum. Aslında herkes aynıdır. Aslında pek de alelade bir insanı biz yüceltiriz. Sevgiyle, sözlerle, emekle... Hayır hayır bu hatayı yapmamak gerek. Kutsal olan başka şeyler vardır. Bir kimsenin inancı kutsaldır. Evrensel ahlaki kurallar kutsaldır. Lakin hiçbir insan kutsal değildir. Onları böyle görmek istediğimiz için öyle sanırız. Yıllardır bir insan her halde başka bir insana yeterdir diye düşünüyordum. Artık bence bir insan her halde kendine yeter. En beklemediğimiz kişilerden en çok korktuğumuz şeyleri görmek bir doğa kanunudur artık. O halde neden bu hatayı ısrarla yapıyoruz? Ya da bırakın yaptığımız tek hata bu olsun. Şüphesiz bu hata insan ruhunu en az alçaltan hatadır. Kimbilir belki de sizce hiç alçaltmaz. Bir insanı farklı görmeye çalışmaktan yoruldum. Hepsi aynı işte, değişen hiçbir şey yok maneviyatta. Farklı bir göz olunca korkunuz değişmiyor, farklı bir gülüş olunca çekinceniz değişmiyor. Korkarsınız ve olur. Bu da bir doğa kanunu artık. Bu yapmaz dediğiniz herkes onu mutlaka yapar. Gerek fiilen gerek sözle. Bu durumda herkesi olduğu gibi görmek lazımdır. Fazla gördüklerimiz aslında düşlediğimiz şeylerdir. Yazınca ne değişiyor sanki. Tekrarını daha şiddetli hissetmeme neden oluyor. Sanki insanlar bu yazdığımı okuyacaklar mı? Yahut okusalar bile değişmeyi becerebilecekler mi? Erdemli biri zaten erdemini gösterir ve her türlü fedakarlığı yapar. Bir insanı neden zorla erdeme kavuşturayım ki? Ben aklımın her şeye ermeye başladığı vakitte beri erdemli bir insan olmaya çalıştım. İyiyi, kötüyü, yanlışı, doğruyu ve daha nice şeyi düşünüp ona göre hareket etmeye çalıştım. Bunda çoğu zaman başarılı oldum. Hangi nedenle olursa olsun hiçbir insana yanlış yapmamaya çalıştım. Çünkü fikrimce yapılabilecek en büyük günah kalp kırmaktır. Teferruatın yahut amacın kesinlikle bir manası yok. Tek gerçek herhangi birinin kırılmış olması ve bunu sadece erdemli insanlar bilir ve düzeltmeye çalışırlar. Kırılmaktan sıkıldım. Darılmaktan sıkıldım. Kırgınken yine başkalarının duyması gereken hüznü ve pişmanlığı duymaktan sıkıldım. Haklı olduğum halde pişman olmaktan sıkıldım. İnsanlardan sıkıldım. Dünyadan, yaşamaktan bilhassa kendimden sıkıldım. Madem şu anlamsız dünyada daha şu yaşımda her şeyden ümidi kesip amaçsızca yaşıyorsam ne anlamı var yaşamanın? Kim yardım edebilir bana yaşamam için? Hiç kimse. Evet hiç kimse. Sahi insanlar neden konuşmayı bilmiyorlar? Bir valiz alıp olabildiğince uzaklara gitmek gerek. Valize de ihtiyaç yok ondan da sıkıldım. Şüphesiz bir Afrika ormanında vahşi hayvanlarla yaşamak, bana yakın olduğunu sandığım insanlarla yaşamaktan daha onurludur. O halde herkesten sıyrılıp tabiata hizmet etmek gerek. Bu son çarem. Beni şu dünyada tabiat da anlamazsa o zaman gerçekten yaşamanın hiçbir manası olmaz. Ben hiçbir zaman ölümden korkmuyorum. Elbet öleceğiz hepimiz. Bu dünyadan bir ben geçmesini, bu dünyada sonsuza kadar kalmaya her zaman yeğlerim. İşte tabiat da beni anlamasa, bu dünyayı hiçbir zaman ne yaptığını ne istediğini nasıl davranması ve konuşması gerektiğini bilmeyen insanlara terketmeliyim. Bırakalım da sonsuza varsınlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/intihar-mektuplari-2-2-siiri/</link>
<guid>3480164</guid>
<pubDate>2023-06-18T18:33:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Hatıra</title>
<description>Ah! Tutabilseydim keşke yüreğinden Yüreğin, mavi kanatlı bir serçe Tutabilseydim keşke yüreğini Gitme Gitme ki özgürce uçabilelim Yerden göğe düş bahçemizde </description>
<link>https://www.antoloji.com/hatira-218-siiri/</link>
<guid>3479828</guid>
<pubDate>2023-06-17T14:54:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>İntihar Mektupları 1</title>
<description>Ve bir söz yazılır soluk sarılı bir kağıda. Bir silüet belirir puslu bir havada. Buruşuk yüzünde asırlık yalnızlık ve asilik. Nasıl ki semaya dikilmiş her göz gururla parlıyorsa şu dimağımda, işte öyle, o gururla parlar gözlerim gözlerinde iken. Sensiz şu hayatın ne manası olabilir? Ki zaten ne hayrını gördük şu yaşamın? Akıl almaz bir saadetin hayatımı doldurup taşırdığı günlerden ne kaldı bana? Ve daha cevap veremediğim bir ton soru. Anılarla özlem gidermeyi yok edebilseydim keşke. Şüphesiz bu pek vâzıh olan bir inkisar olarak yerleşip kalıyor içimizde. Alelade bir vakit veya mevzuuda "vaktinde falanca şarap ne güzeldi" demesini bilir lakin ne kadar beklediğini pek bilmediğimiz halde evsafını gayet güzel biliriz. Yahut başka bir şey. Başka bir şeyler. İnkisarlarım birikinti halinde bulundukları dimağımın en gizli köşelerinde dayanamayacağım bir sarsıntıda patlar ve kalbime damlaya damlaya düşerek yakar. Ve işte tam bu anda gerçek manada göğsümün içinde bir sıcaklık peyda olur. Ve yine işte tam bu anda bir sahildeki kayalıkların en ucunda, denizin bile uyumak üzere olduğu bir gece vaktinde kollarını iki yana açmış , gerçek sevdalar gibi yıllanmış bir şarabın lekesi ile kirlenmiş olan beyaz gömleğinin tüm düğmeleri açık ve gözlerini yukarı dikip bağıran bir adam tasavvur eder, hep imrenirdim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/intihar-mektuplari-1-siiri/</link>
<guid>3479656</guid>
<pubDate>2023-06-16T20:09:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Bir gece vakti</title>
<description>Bir gece vakti düşersin aklıma Bir uzun yolculukta Bir soğuk havada Yüzün dünyam olur o vakit Dudaklarında ısınır Gözlerinde ıslanırım </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozlem-925-siiri/</link>
<guid>3479651</guid>
<pubDate>2023-06-16T19:51:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Gece</title>
<description>Zifiri karanlığında bu gecenin En yalnız saatinde Nedir boğazıma takılan şu hüzün?  Bir kederdir dokunur tenime Dolaşır durur damarlarımda </description>
<link>https://www.antoloji.com/gece-1094-siiri/</link>
<guid>3479650</guid>
<pubDate>2023-06-16T19:50:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Banktaki Adam</title>
<description>Birbirine karşı konmuş iki bankta kaçamak gözlerle birbirimizi tahlil ediyorduk. Ben pek ehemmiyet vermediğim bu heyecana son vermek gerektiğini ve bu tahlili en azından tarafımca sonlandırmak istiyordum. Zaten hep öyle olmamış mıydı? Ben hep tahlillere bırakılmış, en ufak bir hışırtı ile saklandığı yerden çıkıp kaçmaya çalışan bir hayvan olarak görüyordum kendimi. Bu sefer de böyle olmasını hiç istemeyerek kendiliğimden kaçmak istiyordum. Lakin pek alâkasız kaldığım bakışlar benden alâkalarını inatla kesmiyor bilhassa üzerime üzerime geliyordu. Mahçup kalmamak adına ufak bir tebessümle yanıtlamayı düşündüğüm anda "sizin sıranız galiba" diyen bir sesle irkildim. Cevaben "evet ,haklısınız" dedikten sonra içeri girdim ve ancak bu anda bir doktor odasında olduğumu farkettim. Olağanüstü bir şey yoktu aslında. Her gün olduğu gibi yine psikanalitik tedavim başlayacaktı birazdan. Ancak bu anda dimağım , az önce yaşanan her şeyin gerçek olmadığını ateşli bir şekilde savunarak, tehditler savurarak bana karşı geliyordu. Gerçeğin ne olduğu şüphesi mütemadiyen zihnimi bulandırıyor ve bu şüpheler ruhumun derinliklerine bir inip bir çıkarak beni mantıklı düşünememeye sevk ediyor ve bu anda bastıran bir mide bulantısı ve baş ağrısı, beni, şu an neden burada olduğuma dair düşündüremiyordu. Bir an evvel burdan çıkıp gerçeği teyit etmemin icap ettiğini düşünüyordum. Alelade bir bahane ile dışarıya süratli bir şekilde çıktım. Lâkin ummadığım bir boşluk gördüm bankta. Bu anda dimağıma hararetli bir şekilde küfürler savurarak ve biraz kırgın biraz da buruk bir tebessüm ile geri girdim odaya. Nihayetinde beni buraya sevkeden birtakım problemlerim vardı ama bana bunu yapmaya kesinlikle hakları yoktu. Ne olursa olsun hiç bir şey ruhuma gelgit yaşatan ve beni aciz bir halde bırakan bir hayalet sürmemeliydi gözlerimin önüne. Akşamüstü belki biraz ferahlarım diye uzunca bir yürüyüşe çıktım. Bir türlü hakim olamadığım düşünceler bana hiç danışmadan meydana çıkıyor ve bunlardan herhangi bir şekilde kurtulmakta muvaffak olsam da derhal bir yenisi peyda oluyordu. Farkında olmadan sahile varmıştım. Ufukta denizden yansıyan kızıl ışık oldukça hoş bir görüntü veriyordu. Ağır adımlarla bazen denize bazen semaya bazen de görmeyen gözlerle insanlara bakarak yürüdüm. Etrafta gülüşen, eğlenen insanlar bitmek bilmiyordu. Bu insanlar neden bu kadar mesut gözüküyorlardı? Ben ne zaman saadet dolu dakikalar içinde olduğumu hissetsem işte tam bu anda alelade bir şey saadetimi bozar, yeis içinde kalırdım. Yürüdüm. Tabelasının ışığı bozulmuş bir meyhaneye girdim. Pek tanıdık geldi burası. Bir şişe rakı istedim. Şimdi daha aklı başında düşünüyordum. Biraz içer rahatlardım. Artık yavaş yavaş beni rahatsız eden bu düşünceleri kafamdan atıyordum. Burada da gülüşen ve eğlenen insanlar vardı. Bütün kahkahalar dört duvara da çarpıp kulağımda tekasüf ediyordu sanki. Hiç tanımadığım insanlar sanki dönüp, bana bakıp, bağıra çağıra gülüyorlardı. Ben bu dünyada her zaman yalnız yaşıyordum. Dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan biriydim. Kimsenin dostluğuna ihtiyaç duymadığım gibi kimseye bu durumu izahate mecbur da değildim asla. Şüphesiz bu ruhumun herhangi bir şey yahut kimsede veyahut yeryüzünde, evrende bilhassa var olan tüm şeyler içinde bir benzeri mevcud olsaydı şu küçücük dünyada mesut olmama yeterdi. Bir insan başka bir insana herhalde yeterdi. Ve yine şüphesiz, yıllarca kendimden bile sakladığım tüm gerçekler ve içimde pek de sarih olarak durduğu halde görmezden geldiğim bir aşk tam bu anda ona tekasüf eder, bana, benim de bir ruhum olduğunu gösterebilirdi. Ben, hiç kimsenin beni gerçekten sevebileceğini, anlayabileceğini düşünmedim. Öyle birini arasam bile bulamayacağımı biliyordum. Eğer olur da kendime herhangi bir şekilde yakın bulduğum biri yoluma çıksa tesadüfe riayet etmeyi yeğler her şeyden önce tanımaya çalışırdım. Karanlık oldukça çökmüştü. Gecenin ilerleyen saatlerinde en dokunaklı ve insanın içini karartan şarkılar çalmaya başladı. Nihayet herkes çıkıp gitmeye başladı. Oldukça tenhalaşmaya başlamıştı. Işıklar ortadan kaybolmaya başladı. Loş ışıkta ben ile meyhane sahibi kalmıştık. Bir an önce kalkıp gitmemi isteyen gözlerle arada bana bakıyordu. Zaten ben de sıkılmaya başlamıştım. Artık kalkıp gitmenin icap ettiğini düşündüm. Hesabı görüp sokağa çıktım. Oldukça serin olan hava içkinin üzerimdeki tesirini azaltmaya başladı. Artık daha mantıklı düşünüyor daha isabetli kararlar alıyordum. Nihayet vardım eve. Ev sahibi iğneleyici bakışlar ve imalarla karşıladı kapıda beni. Başımla selamlayarak daireme girdim. Üstümü değişecek takatim yoktu. Sırtüstü uzandım yatağa. İfadesiz gözlerimi tavana çakıp güzel hülyalara dalmaya çalıştım. Olabildiğince her şeyi düşünerek ve bunlardan bir sonuç çıkarmaya çalışırken uyuyakalmaya çalıştım. Lakin ne kadar gayret edersem edeyim nihayetinde o hayal gözlerimin önünde belirdi. Oldukça sakin ve huzur veren gözlerle bana bakıyor ve bu gözlerini hiç de kaçırmaya çalışmıyordu. Olabilecek en güzel gülüş dudaklarına yayılmış ve bunu bana sarfetmekte oldukça cömert davranıyordu.  Sadece sustum ve gözlerimi kapattım. Hiç bir şey düşünmek istemiyordum. Böylesine saadet dolu bir ânı asla bozmak istemedim. Tek isteğim bu hayalin olabildiğince uzun sürmesiydi. Artarak içimi dolduran bu saadet beni dünyanın en mesut insanı yapmıştı. Ona sarılıyor ve adeta yalvarırcasına elini öpüyordum. İçimdeki bu hisleri ona izah etmek, küçük bir çocuk gibi heyecanla ve telaşla ona en güzel sözleri söylemek istiyordum. O, bu halimi görünce beni daha çok sever, ben de tarifi imkansız bir aşk ile devam edecektim sözüme. Hayaline sarılarak uyudum o gece. Sımsıkı. Sabah şiddetli bir baş ağrısı ile uyandım. Her şey aynıydı. Değişen bir şey yoktu. Dünyada bir gün daha yaşanmıştı. Günün sonunda bir baba çocuklarına sarılmak için evine gitti. Büyük özlemler ile kavrulan aşıklar kavuştu. Şehir dışından düğünlere gelindi, cenazeler götürüldü. Öğrenciler ailelerine kavuştu. İşçiler alın terlerini kazandı. Doğrusu hayat hiç akışını bozmadı. Benim gibi. Neyse. Yarın gidilecek bir randevum daha var ama bu sefer o banka sırtımı döneceğim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyle-130-siiri/</link>
<guid>3426289</guid>
<pubDate>2022-12-21T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 <item>
<title>Dayanamazsın Sen</title>
<description>Sen git, kalırım ben  Hep olduğu gibi dayanırım yine Şayet ben gidersem bir gün senden Dağlarım yüreğimi Yüreğimi dağlara asar giderim Dayanır dağlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/dayanamazsin-sen-siiri/</link>
<guid>3275480</guid>
<pubDate>2021-08-05T19:49:00+03:00</pubDate>
<author>Azad Birgül</author>
</item>
 </channel>
</rss>
