<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ayşeg&#252;l Bozdoğan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Aşk</title>
<description>Seni sevdiğim kadar mutlu oluyorum Ve seni özlediğim kadar aşık Beklediğim kadar güçlü Ve de senin olduğum kadar kadın Seni öptüğüm kadar sen oluyorum Beni öptüğün kadar ateşli </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-2464-siiri/</link>
<guid>1785643</guid>
<pubDate>2012-11-04T11:24:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Mavi Kitap</title>
<description>Mavi bulutlar sarıyor geceyi Bir bakıyorum ay daha da parlamış Sen gözümün önüne gelince Sorma nasıl seviyorum diye Öyle işte… Yüreğim çok derin, büyülü bir kuyu </description>
<link>https://www.antoloji.com/mavi-kitap-2-siiri/</link>
<guid>1750418</guid>
<pubDate>2012-08-02T16:01:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Hiç De Bile...</title>
<description>Kim demiş karanlık kötü diye Gözümü kapatmadan hayal kuramam mesela, Hiç bir yer hayallerim kadar büyük değil, Ve yakın değil sevdiklerime... Kim demiş... karanlık... kötü diye, Bir de zifiri olunca </description>
<link>https://www.antoloji.com/hic-de-bile-siiri/</link>
<guid>1695874</guid>
<pubDate>2012-03-23T15:24:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Mantı</title>
<description>Üç yumurta Un, su.. Karıştırıp bir güzel Döve döve yoğurucaksın.. Baktın artık zorlanıyor,sertleşmiş Birazcık sulandırıcaksın.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/manti-4-siiri/</link>
<guid>1690723</guid>
<pubDate>2012-03-11T15:59:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Yabancı</title>
<description>Ne de çok birikmiş yalnızlığım Gözümden akarken anladım, yazık. Uzanıp erişememek mi büyüttü Her gün biraz daha ardımda bıraktığım anılarıma, Ya da ben mi küçüldüm anılarda kalınca, Malum minicik kalıyor insan görünürde </description>
<link>https://www.antoloji.com/yabanci-254-siiri/</link>
<guid>1689446</guid>
<pubDate>2012-03-08T00:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Eyvah!</title>
<description>Gecenin ıslıklı ayazında Gözlerini kenetleyip Bir yıldız seçtiysen kendine O karanlıktan, soğuktan sıyrılıp Sadece o yıldıza vereceğin bir isim düşünüyorsan.... Yollar uzadıkça, basık bir yolcu otobüsünde </description>
<link>https://www.antoloji.com/eyvah-80-siiri/</link>
<guid>1687414</guid>
<pubDate>2012-03-04T00:30:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Sus Pus</title>
<description>Sana bakınca yüreğim kocaman olur Gökyüzü küçülür Ben büyürüm... Sana bakınca güneş parlamaz Mahcup olur, ışık vermez.. En değerli taşlar mat kalır </description>
<link>https://www.antoloji.com/sus-pus-20-siiri/</link>
<guid>1667764</guid>
<pubDate>2012-01-21T16:15:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Sevda Sokağı</title>
<description>Çıkış bulursan bu sokaktan Bir ıslık çal ben de gelirim. Çıkarken beni burada bırakma, Kalem kağıt da yok deliririm.. Adı çıkmaz sokak; yüreğini diline, Dilini sevdasına açana.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevda-sokagi-16-siiri/</link>
<guid>1667503</guid>
<pubDate>2012-01-20T23:10:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Huzur</title>
<description>Haydi şımaralım bugün Yaramaz çocuklar gibi uyumayalım gece yarılarına dek. Karanlık odadaki, kırmızı gözlü yeşil yaratığı arayalım ürpererek Sen topu at ben tutamayayım Gitsin top vitrin camını kırsın... Annem koşsun gelsin, elleri köpüklü.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzur-189-siiri/</link>
<guid>1647613</guid>
<pubDate>2011-12-11T20:33:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Senfoni</title>
<description>Aşk... bir tohum misali Yüreğe salıverir kendini Yeşerip baharın gözünden öpmek için yapraklarıyla.. Aşk... bir savaş misali Düşüp dizlerinin üzerine Emekleyerek kılıç sallamak deli fırtınaya... </description>
<link>https://www.antoloji.com/senfoni-36-siiri/</link>
<guid>1646792</guid>
<pubDate>2011-12-09T21:21:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Hasret Gecede Yine..</title>
<description>Gece dost Üzerini örtmeye çalıştığım hüznüme, Körüklüyor binbir çabayla Gün boyu görmezden geldiğim sensizliğimi..... Gece aç Hüzünle besleniyor, hasretle ah ille de hasretle, </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasret-gecede-yine-siiri/</link>
<guid>1645808</guid>
<pubDate>2011-12-07T20:12:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Çok Özlüyorum</title>
<description>Dün rüyamda gördüm yine, sık sık görüyorum değişik hallerini ve anlıyorum uyanınca ne kadar çok özlediğimi... Boş sokaklarda koşturuyorsun kimi zaman, arkandan koşuyorum ama yetişemiyorum; öyle hızlı öyle neşeli ve pırıl pırıl oluyorsun ki, ne yaparsam yapayım heyecanına erişemiyorum, Bazen uyandığını görüyorum erkenden, o minik ellerinle yüzünü buz gibi soğuk suyla yıkıyorsun; sabahın en saf, en masum, en sevecen hali oluyorsun, gözlerinde hep aynı pırıltı hayatın gülen yüzüne bakıyorsun.. Birgün de kaldırımda gördüm seni, oturmuşsun, çekmişsin dizlerini kendine, dizin kanıyor düşmüşsün belli, ama herzaman olduğu gibi gizliden ağlıyorsun, gözyaşların hakkını veriyor ağlamanın.. dünya battı savaş odu, insanlar öldü diye değil... Sevgilin gitti, paran bitti ya da yalnız kaldığın için hiç değil, sadece düştüğün için ağlıyorsun hıçkırarak, sadece düştüğün için... Yanına gelip yaranı sarayım dedim, uyandım... Bir baktım sarılmayacak yaralarla dolup taşmışım... Şimdi çık gel rüyalarımdan desem, gelip sarar mısın yaralarımı ÇOCUKLUĞUM ! Seni çok özledim.... </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-cok-ozluyorum-22-siiri/</link>
<guid>1641194</guid>
<pubDate>2011-11-27T22:02:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Anlatmak Mı...</title>
<description>Sen hiç kendi içinde kendini yaşadın mı,hayattan uzak bağımsızca ruhuna…sen kendinde beni yaşadın mı hiç sevgili..arındır bedenini,sür ruhunun kısraklarını deli misali  ve yılmadan,kendinde beni ara ve çık yola hiç düşünmeden bulabiliyorsan eğer.. Zaman ve mekan bahane değil yüreğime…yüreğim seni ister bahanesiz,yüreğim seni yaşamak ister,yüreğim sana gelmek için amaç ister yol ister neden ister çaresiz yüreğim,sarmaşıklara dolanıp yeşillenen yüreğim…kurtar beni! Ayrılık değil sebep hasretime….hasretim doymak ister aç hasretim,hasretim güven ister rahatlamak için,hasretim okşanmak ister sevişmek ister sarılıp sarmalanmak ister ruhunla kudurmuş gecede hasretim…yak beni! Amaç bir aile değil birlikteliğime….çocukluğumyaşamak ister,çocukluğum uyanmak ister seninle mutlu olmak için,çocukluğum bugün de var olmak ister,ufacık bir nesne ister senden kalan gözyaşı ister şımarıklık uğruna bile olsa boynu bükük çocuğum içimde…şımart beni! Sesin değil beni teselli eden artık…hüznüm seni ister en olmazlarda bile olsa ki olmaz yoktur bence,hüznüm tek bir gün ister seninle güneşe doğmak için ve gözlerini içip sarhoş olmak sevişmek ister en sarhoş geceyle ki yeniden güneş doğurmak için…geceye sal beni! Yağmurum ıslak değil benim yeşertecek kadar ağaçlarımızı...yağmurum seninle akmak ister yeryüzüne,gözlerimde kalmasın diye sadece umut ister,yağmurum içinde kocaman sen olan bir bulut ister mavi gökyüzü ister gökkuşağına erebilmek için,toprak ister tohum ister yeniden dirilmek ister seninle…yaşat beni! </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-anlatmak-mi-2-siiri/</link>
<guid>1641191</guid>
<pubDate>2011-11-27T22:01:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul Dillenirse</title>
<description>Yıllardır bakıp geçtiniz yüzüme, kalbime dokundunuz, canımı yaktınız... Şiirler yazdınız mısra mısra, ruhumu şiirle bezeyip kanıma katran karıştırdınız. Bazen bir iskelede benimle konuştunuz, zorla sırdaş yaptınız beni ama hiç dinlemediniz. Aşık olanlar da oldu bana, taşlayanlar da... Hiç söz hakkı vermediniz. Sevdanın en derinini ben yaşadım oysa.. En yürekliniz bendim ve en asiniz.. En çılgınınız, gözü karanız... Çatal karam çingenem dedikleri de bendim, vesikalı yarim de, güzel komşu Fahriye Abla da, susan solgun sazendeler de bendim aslında, hiç farketmediniz mi? Çünkü aşkın her türlüsünü ben yaşadım, bu yüzden aşıklar bende daha bir aşık olurlar, dertliler daha bir dertlenir, şairler daha bir derine iner bana bakınca... Deniz durgunsa bilin ki düşünceliyim, kederliyim o gün... Alın bir yetmişlik dökün denize; sonra bakın nasıl dalgalanıyor deniz, nasıl döküyor içini, savuruyor kendini ordan oraya... Yağmur yağıyorsa dokunmayın sakın, ağlamak zor geliyor bazen, dokunmayın akıyorken aksın gözyaşlarım. Pırıl pırılsa gökyüzü, mutlaka bana bir tebessüm bırakın, çünkü o günlerdir benim en aşık, aynı zamanda en yalnız anlarım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-dillenirse-siiri/</link>
<guid>1641189</guid>
<pubDate>2011-11-27T21:59:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Hayata Tariz</title>
<description>hayatta hiç yalnız kalmadım... dostlarım oldu, beraber yediğim, içtiğim, gülüp oynadığım, hayallere daldığım.... hayallerimi kıskanan, çalan.. beraber geçirdiğimiz anılarımızı; gittiğimiz filmleri, ağaçtan çaldığımız dutları, sarhoşluğun ne demek olduğunu öğrendiğimiz kadehleri, bütün, bütün anılarımızı yine kendileri lekeleyen candan dostlarım oldu  (!)  onlardan tecrübeyi aldım, yalnız kalmadım... sevdalarım oldu, toz pembe aşklarım, deli divane günlerim... aynı bardaktan su içtiğim, aynı resme saatlerce beraber baktığım, sokaklarda bağıra bağıra şarkı söylediğim... bu dünyayı terkedip başka dünyalara, başka umutlara yolculuk yaptığım sevdalarım... umutlarımı fazla gören, yüreğimi ezip geçen... gözlerime şiir yazan, benim için gözyaşı döken ve göz yaşı kurumadan başka aşklara yelken açan ölesi sevdalarım oldu (!)  onlardan gücü aldım, gerçek sevdayı kovaladım, yalnız kalmadım... haylazlıklarım oldu, bez bebeklerim, misketlerim... yavru kedilerim, bayramlarım, sadece serseriliğine ağlamalarım oldu... zaman durmuş gibi hissettiğim oyun saatlerim, kıvrılıp yattığım ana kucağım, bakkal amcam, horoz şekerim, şımarıklığım oldu zamanında... onlardan özlemi aldım, yalnız kalmadım... hayatta hiç yalnız kalmadım hiççç... (!) </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayata-tariz-siiri/</link>
<guid>1641186</guid>
<pubDate>2011-11-27T21:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Günebakan ve Akşamsefası</title>
<description>Bulutların arkasındaki hınzır güneşe bakıyordu Günebakan; gözlerini hafif kısmış,rüzgarla dans ederek kendine ayrılan payı arıyordu güneşten...Öylesine bir güm daha yaşıyordu; yine aynı yerden doğmuş güneş,Günebakan’ı uyandırmış,kendine bağlamıştı.Yine rüzgar cömert davranmıyordu; hınzır güneşle işbirliğine girmiş hafif hafif ılık esintiler veriyor,günebakanın kavrulmasına göz yumuyordu. En vicdansız kalplerde bile ılık akan kanlar vardır ya,rüzgar da öyleydi o gün aslında.Günebakan’ın yalnızlığı içine batmış olsa gerek,köklerinin dibine bir akşam sefası savurup attı.Öyle bir akşam sefası ki yaprakları elmastan sanki.Gövdesi..bir kuğu gibi zarif; topraktan ayrılsa da kökleri,dipdiri hala,kanlı canlı ve soluk kesici bi güzelliği var…Bulut kardeş ağlıyor akşam sefasının bu garip haline,bu güzelliğin boynunu kim bükmüş diye.Bulut kardeşin gözyaşlarıyla topraktan çıkarıyor köklerini günebakan ve akşam sefasının köklerini can havliyle kavrıyor.Hayata sarılıyor tekrar akşam sefası,içine işleyen günebakan sıcaklığıyla.Öyle bir sıcaklık ki,öyle bir aşk ki akşam sefasının tüm yapraklarının tüm damarlarına kadar diriltiyor.Başını kaldırıp günebakana bakmak istiyor ama hınzır güneş kıskanıp engel oluyor buna; akşam sefasının narin bedeni güneşe dayanamıyor,yapraklarını kaldırıp yüzünü bile açamıyor güne.Akşam olmasını bekliyor çaresiz.Tek istediği bütün bedenini saran bu  aşkın yüzünü görebilmek.Günebakan da aşağıya,akşam sefasının büyüleyici güzelliğine bakmak istiyor ama o da güneşe esir olmuş çaresiz,güneşin olmadığı bir yöne çeviremiyor ki başını..akşamın olmasını bekliyor büyük bir heyecanla.Birbirlerini görmeseler dekökleri çoktan kaynaşmış,sarılıp sarmalanmışlar birbirlerine. Akşam oluyor sonunda.Sabırla beklenen Ay dost gösteriyor yüzünü.Günebakan başını eğerken akşam sefası da üzerinde elmas pırıltısı yapraklarını açıyor yavaşça…Gözgöze geliyorlar ve gece boyu kalıyorlar öylece,hasretlerini sığdırmaya çalışıyorlar bir geceye. Aşkları kadar büyk değil çünkü geceler…. Hasretleri kadar büyük değil geceler…. Tek bedende apayrı dünyaları paylaşan iki aşıktı onlar.Aşklarının tek oluru ay dostun huzurunda bütün gece kenetleyiveriyorlar bakışlarını.Taa ki hınzır güneş yeniden yüzünü gösterip ayırana kadar onları.Düşman oluyorlar güneşe ve güneşte bu aşka düşman oluyor.Aşıklar meydan okudukça hınzır güneş daha da güçleniyor sanki,sadece onları değil zaman geçtikçe bütün herşeyi yakıp kavuruyor hırsından. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunebakan-ve-aksamsefasi-siiri/</link>
<guid>1641184</guid>
<pubDate>2011-11-27T21:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Deniz Aşkı</title>
<description>Denize sabah değmişti, pırıl pırıldı gün…Ufukta küçücük bir ada görünüyordu sadece, kimse ayak basmamıştı o güne kadar adaya, adanın kalbine kimse dokunmamıştı… Adanın tek sahibiydi balıkçı; teknesi, minik kulübesi ve yalnızlığından başka kimsesi yoktu.Ben adayım diyordu, ben ıssızlığım, yalnızlığım…Ben adayım diyordu denize, ben seni arıyorum deniz, ben etrafımı böylesine sardığın halde seni arıyorum gel al beni…Ben adayım diyordu denize; yüreğim bomboş, birgün güneşinle doğ yüreğime…Çaresizdi balıkçı, denize hergün bağırırken sesi yankılanıyordu adada ama o hiç bıkıp usanmadan denizden bir aşk dileniyordu. Deniz ağladı bir gece, balıkçının sesini duymuş olsa gerek kıyametler koptu, dalgalar yükseldi, adayı salladı sanki…Deniz ağladı o gece ve balıkçıya erdi sonunda,eren oldu deniz sevdaya erdi…Gözyaşları dinince güneşe kapı araladı yeniden. Balıkçı şaşkındı, teknesine koştu hemen fırtınadan geriye ne kaldı diye. Teknesi aynı yerinde salınıyordu, sanki hiç fırtına kopmamış, sanki dün yaşadıkları ve gördükleri rüyaymışcasına balıkçının.Fırtınanın izi yoktu hiçbir yerde. Balıkçı şaşkın bakınırken teknenin yanında bir karartı gördü, koştu soluk soluğa, ilk defa değişik bir iz vardı adada çünkü, ilk defa yalnız değildi balıkçı…Tekneye yaklaştığında şaşkınlığı ve yüreğinin çarpıntısı daha da arttı, bir denizkızıydı bu…Denizin adaya armağanıydı, yalnızlığına çareydi, feryatlarına cevaptı bu..Ağladı balıkçı sevinçten, deniz sesini duymuştu sonunda ve işte tam karşısında dünya güzeli deniz kızına bakıyordu. Yanına gitti denizkızının, kımıldamıyordu ama.. ’uyuyordur,yorulmuştur’ diyerek kaldırıp kulübesine götürdü denizkızını.Balıkçı büyülenmişti adeta, gözleri denizin en güzel rengini almış deniz kızının, teni kadife yumuşaklığında, dişleri inciden yapılmış, saçları boyu kadar, pulları parlıyor her renkten, minicik bir burnu var ve dudakları ve elleri ve …Deniz müthiş bir armağan göndermiş balıkçı adaya, deniz olsun adın demiş denizkızına, sen benim denizimsin… Balıkçı yemeden içmeden günlerce denizinin uyanmasını beklemiş, kimi zaman korkmuş nefesini dinlemiş, hissediyormuş ama ılık nefesini. Derken birgün açmış gözlerini deniz, balıkçıya kenetlemiş masmavi gözlerini. Hiç konuşmamışlar, hiç kımıldamamışlar…Anlamışlar ama birbirlerini, sanki aynı bedendeler, aynı kalp atışını hissediyorlar ve aynı yerden düşünüyorlar…Öyle geçmiş günleri; huzurlu, sessiz, sevdalı, güneş gibi pırıl pırılmış gözleri. Mutluluk, aşk engelsiz yaşanmıyor elbet..O kadar sevdalılarmış ki aralarındaki engeli göremişler bile.Denizkızının deniz gözleri günden güne soluyormuş, kulübeden hiç çıkamadığı yürüyemediği için günden güne eriyormuş, pulları kuruyormuş deniz suyu olmadan ve nefes alışverişleri azalıyormuş…Balıkçı anlamış sonunda denizi denize erdirmesi gerektiğini, balıkçı anlamış ama susuyormuş sürekli, kendi elleriyle nasıl verecek hediyesini, sevdasını…Denizkızı götürme beni demiş, bırakma, ayırma adadan ama balıkçı denizinin gözünün önünde kurumasına dayanamazmış…Denizin ağlamasını umursamadan almış kucağına denizini, gözyaşlarını atmış içine ve denizkızını tekneyle götürmüş en uzak, en derin yerlere…Deniz gözlerine bakmış denizin, git demiş git ama beni yaşa..Git beni sende yaşa, hergün sesimi duy, adayı hisset…Git demiş denize, git ama benden gitme, gözlerimden kaybolmasın hayalin yüreğinden silinmesin ada…Denizkızı denizin derinliklerinde kaybolmuş, gözyaşları denizi de ağlatmış hergün, o günden sonra hergün fırtına kopmuş, balıkçı teknesine koşmuş ama denizkızını görememiş. Ne ada denizsiz olur ne deniz adasız, balıkçı da yapamamış…Teknesiyle koyulmuş yola, biryandan gözleri denizkızını arıyormuş bir yandan ağlıyormuş.Derken bir karartı görmüş derinliklerde ve kendini denizin kollarına atıvermiş.Deniz ağlamış balıkçıya, fırtına kopmuş yine, balıkçı denizin sevdasına kapılmış, kaybolmuş…Denizkızı da balıkçının sevdası olmadan yaşayabilir mi hiç, balıkçı kendini denizin kollarına bıraktığı vakit denizkızı fırtınayla adaya atıvermiş kendini, tekneyi aramış bulamamış ama uzaklarda balıkçının denize erdiğini görmüş… Ağlamış sevdasına, ağlamış günlerce adada.. Ve birgün kuruyup kalmış denizkızı da… </description>
<link>https://www.antoloji.com/deniz-aski-3-siiri/</link>
<guid>1641180</guid>
<pubDate>2011-11-27T21:55:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Büyüklere Masallar</title>
<description>Bir varmış bir yokmuş, dünyada huzur çokmuş, insanların aldıkları nefes canlarına can katıyormuş.. Deniz maviyse dibine kadar mavi, yeryüzü alabildiğine yeşilmiş.. Aşk üç gün değil ömürlük, açlığın hükmü bir dürümlük, dostun sohbeti doyumluk, yarin yüzü seyirlikmiş.. Padişah halkın giydiğiyle taktığıyla değil, midesindeki boşluğuyla ilgilenirmiş... insanlar yalan nedir bilmez, düşene durup gülmez, ihanete sevmez, cenabeti omuza bindirmezmiş. Çocuk sokakta yatmaz, bir yaptığın diğerine batmaz, gözler fesat bakmaz, bire alınır dokuza satılmazmış.. Şiirler okunurmuş alkış ile, türküler dolanırmış dilden dile, insanlar aah demezmiş dönüp maziye, dil dolana dolana konuşmazmış.. Bir varmııış bir yokmuş, onlar ermiş muradına biz çıkalım.. hadi neyseeee! Bir varsa iki yok işte.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/buyuklere-masallar-2-siiri/</link>
<guid>1641177</guid>
<pubDate>2011-11-27T21:53:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Zemheri Bakışlar</title>
<description>Görünce o kara gözlerini İstanbul’un dar sokaklarından birinde, Büyüdükçe büyüdü unuttuğum yüreğim Ve hissiz kaldı bedenim.. Gözlerin çınladı zihnimde İki kelime bile konuşamadım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/zemheri-bakislar-siiri/</link>
<guid>1641094</guid>
<pubDate>2011-11-27T19:02:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 <item>
<title>Yangın</title>
<description>Ben durayım yerimde de dünya döndükçe dönsün Ne kadar dalgalıysam ey dünya, sen de okadar çölsün Ruhumdaki alevler bünyemi usandırdı Şeytana haber gönderin de gelsin yangın görsün. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yangin-208-siiri/</link>
<guid>1641093</guid>
<pubDate>2011-11-27T19:01:00+03:00</pubDate>
<author>Ayşegül Bozdoğan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
