<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Aydın Demirkan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kesin Bir Akşam Üstü Ölürüm Ben</title>
<description>Kesin bir akşam üstü ölürüm ben. Söylenmiş ve söylenmemiş tüm cümlelerin intiharım olur. Kesin bir akşam üstü ölürüm ben. Can kırıklarım parçalar amansız yüreğimi. Söylenmemiş kelimelerim cebimde, küserim aşka yeniden. İçim acıyarak, ağlayarak... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kesin-bir-aksam-ustu-olurum-ben-siiri/</link>
<guid>2046244</guid>
<pubDate>2014-09-28T08:48:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Gönül</title>
<description>Olmadık anda, olmadık bir bakış düşer gözlerine "Bu defa olmaz! " der gönül, "bir fırtınayı daha kaldıramam..."  Nice anaforlar görmüşsün ki sen, Nice ablukalara göğüs germişsin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gonul-559-siiri/</link>
<guid>1966297</guid>
<pubDate>2014-02-14T00:19:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Aşkın Sen Hali</title>
<description>Yorgun gözlerim seni ağlarken içime hain pusularda büyütüyorum suskun yaramı. Sen dillendiremediğim sevdam, saramadığım aşkım... sonsuzluğum, sen acıyan sol yanım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/askin-sen-hali-5-siiri/</link>
<guid>1966294</guid>
<pubDate>2014-02-14T00:13:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Gönül Yorgun</title>
<description>Bu Gönül Yorgun  Olmadık anda, olmadık bir bakış düşer gözlerine "Bu defa olmaz! " der gönül, "bir fırtınayı daha kaldıramam..."  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-gonul-yorgun-siiri/</link>
<guid>1946713</guid>
<pubDate>2013-12-19T22:18:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Aşıklar Yalnız Ölür</title>
<description>Kişinin kaderidir, doğduğu an çizilir yolu...  Göz görmez, gönül hisetmez, dil söylemez... Yalnızlıksa yolculuğun adı; Yol'un ederini yürüyenden başkası bilmez... </description>
<link>https://www.antoloji.com/asiklar-yalniz-olur-2-siiri/</link>
<guid>1876076</guid>
<pubDate>2013-06-10T15:44:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Soytarı Olduk</title>
<description>zamansız yenilgilerdi aşklarımız, bir tutam günaha sattık ömrümüzü. hani ağlasak kuş olurdu yaşlarımız, zamansız bir dilenciye kaptırdık hüzünbaz sevişmeler yok artık... yok artık acımtrak sarhoşluklarımız. nicedir siyahı renkten saymıyorum renkler beni adamdan saymıyor soytarı olduk maskaraya... </description>
<link>https://www.antoloji.com/soytari-olduk-siiri/</link>
<guid>1640081</guid>
<pubDate>2011-11-25T14:59:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>O Benim Babamdı! (Deneme)</title>
<description>Dağ gibidir ya hani babalar; Sen'de öyleydin babam!  Neden gittin?  Bir kuru nefesin yeterdi oysa...  Bak! Yaşlı bir çift göz bıraktın ardında. </description>
<link>https://www.antoloji.com/o-benim-babamdi-deneme-siiri/</link>
<guid>1540115</guid>
<pubDate>2011-04-09T01:25:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Paldır Kültür (Skeç)</title>
<description>SAHNE 1 ÇAY BAHÇESİ  Hülya: Kıl oluyorum abi ya böyle entel takılan cahil insanlara… Hani her konuda her şeyi bilirler ya… bak sana ne anlatıcam, “yok böyle bir şey” diyeceksin. Dün akşam televizyon izliyorum abi, sunucu mankenlerden birine Türkiye’nin başkentini sordu.  Hakan: Yok böyle bir şey! </description>
<link>https://www.antoloji.com/paldir-kultur-skec-siiri/</link>
<guid>1280580</guid>
<pubDate>2009-11-02T18:19:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>İntiharım Ol</title>
<description>intiharım ol; içimdeki acım,  kurtuluşa fermanım uçurum ol düştüğüm düş ol öldüğüm...  azrail ol ve biç ömrümü ikiye </description>
<link>https://www.antoloji.com/intiharim-ol-siiri/</link>
<guid>1247088</guid>
<pubDate>2009-08-31T22:42:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Gülümsüyorum; Tutuyorsun Ellerimden (Deneme)</title>
<description>Bir yüzük aldım bugün; gümüş bir yüzük… Takarken parmağıma seni kendime nişanladım. Oturdu içime yalnızlığım, ağladım. Bir yüzük aldım bugün; kalbime seni yazdım. Sen oldu ömrümün adı, ağladım. Varsın diye ağlar mı ki insan? Yoksun desem bir bilsen ne kadar yalan! Bir yüzük aldım bugün; tek bir yüzük. Ağladım.  Kaderin farklı şehirlerdeki kahramanlarıyız biz. Yalnızlığımız şehirler kadar büyük. Gözyaşlarımız yalnızlığımız kadar acı. Acılarımız “biz” kadar var. Yalnızlığımıza acılarımız sırdaş; biz birbirimize yabancı… iki farklı şehrin iki farklı yabancısı… </description>
<link>https://www.antoloji.com/gulumsuyorum-tutuyorsun-ellerimden-deneme-siiri/</link>
<guid>1245311</guid>
<pubDate>2009-08-28T20:34:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Ortaya Karışık Sorular (Deneme)</title>
<description>Ne kadar çoksak o kadar azız; ne kadar azsak o kadar hiçe yakınız...  Hiç olduğumuz zaman mı önemsiyoruz birilerini? Ya da çok olduğumuz zaman mı görmüyoruz diğerlerini? Kriterlerimiz ne önemsemek adına? Sevgilide aradığımız ne? Neden en yoğun duygularla başlayan ilişkiler bir çay içimlik zamanlara sığdırılıyor? Canımızı en çok acıtan neden en tutkunu olduğumuz? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ortaya-karisik-sorular-deneme-siiri/</link>
<guid>1210912</guid>
<pubDate>2009-07-03T17:42:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Kadın (Deneme)</title>
<description>Arsızlığında, aldırmazlığında, aşifteliğinde, orospuluğunda, saflığında, aptallığında ya da kutsallığında çok kadın sevdik. Sevmek içimizde vardı. Yaratılıştan armağandı... Aldığımız tadlar, duyduğumuz hazlardı bizi yaşatan; bizi biz yapan kadınlardı. Bir kadında doğmak, bir kadında yaşamak (bir kadını yaşamak ya da...) , ölmek bir kadında...  Bir kadının erkek yüzüydüm ben! </description>
<link>https://www.antoloji.com/kadin-deneme-siiri/</link>
<guid>1209452</guid>
<pubDate>2009-07-01T15:50:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Adı Konmamış Roman (Deneme)</title>
<description>Evliliğin boğulmak gibi bir anlamı olduğunu bilmezdim bir zamanlar. Pembe panjurlu evlerin yer aldığı cümlelerde mutlu olurdu karı koca. Henüz doğmamış çocuklar üzerine açılan muhabbetlerde tatlı, ürkek ama hep güzel didişmeler yaşanırdı konacak isimler üzerine ve hep kazanan ben olurdum düşlerimde... Düşlerim düşüşlerim oldu! Nedenini nasılını bilmediğim bir yokoluştu yaşadılarım... Ben mi değiştim, zaman mı... ya da zamanla birlikte ben mi? Geleceğin kaybolmak gibi bir anlama bürünebileceğini nereden bilebilirdim ki bir zamanlar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/adi-konmamis-roman-deneme-siiri/</link>
<guid>1138033</guid>
<pubDate>2009-03-07T10:55:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Büyübozumu (Deneme)</title>
<description>Aile ziyaretlerimin sonuncusunda karşılaşmıştım onunla. Hâla eskisi kadar alımlı, hâla eskisi kadar güzeldi. On yıl öncesinin liseli kızından eser kalmamıştı ama bir tanrıçanın kelimelerle anlatılamayacak güzelliğine bürünmüştü. Onu gördüğüm o an heyecanlanmamış olsaydım eğer, şüphesiz anılarıma, o fütursuzca yaşanan gençlik aşkıma ihanet etmiş sayardım kendimi. Ne var ki böyle bir şey olmadı. Gördüğüne sevinmesini umarak baktım gözlerine; gözlerime baktığını fark ettim. Anneme yakalanma korkusundan belki, çabuk kaçırdı yıl yorgunu bakışlarını.  Aradan geçen onca yıldan sonra, belki söylenebilecek birçok şeye rağmen sadece kuru bir “merhaba” diyebilmenin burukluğuyla selamlayabildim onu. Sıfat tamlamalarının eksikliğine bürünen cümlelerimde hissettiğim acizliğimi. Oysa baş başa olsak neler söylemezdim ki! Ama söylemedim; söyleyemedim. Yirmili yaşlarda yaşanan o deli dolu sevda yıllar boyu sır olarak kalmıştı aramızda. Ne ailesi bilmişti, ne de benim ailem… Kazanılan üniversite sınavının şaşkınlığında, aşkımız da savruldu bizim gibi farklı şehirlere. Telefonlar taşıdı önce ayrılığımızın ağırlığını, sonra elektronik postalar… Derken hoyratça harcadık sevdamızı. “Bir bakış bir bakışa neler anlatır; bir bakış bir aşığı senelerce ağlatır…” O bakış yıllar sonra buldu beni; acıttı yüreğimi: ayrılırken evden, bakışları kaldı yüreğimde… Sakin tavrıyla anlatırken konuştuklarını, annemden öğrendim evlenip boşandığını. Alkolikmiş eski kocası. Berk’miş oğlunun adı. Konuşmakta olan annemin kulaklarımdan silinirken yavaş yavaş sesi, unuttum her şeyi, herkesi. Akıntıya çekilen küreklerden yoruldu artık bedenim; yalnızlığımın sancılarında, büyüler bozuyorum şimdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/buyubozumu-deneme-siiri/</link>
<guid>883778</guid>
<pubDate>2008-01-18T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Son Nokta; Yeni Başlangıç (Deneme)</title>
<description>En sevdiğim anlardır otobüs yolculukları… izlerken otobüsün camından dışarı, akıp gider hayat gözlerinizin önünden. Bir başka görürsünüz yaşadığınız dünyayı, bir başka düşünürsünüz yaşandığını bildiğiniz hayatları… Gördüğünüz her evin penceresinden bir başka doğar güneş insanların dünyalarına. Her birinin diğerinden değişik hikayeleri vardır. Ağaçlar görürsünüz dallarına kuşlar bile konmayan; hayatınızdan kesitler gelir akıllarınıza. Tarlada çalışan küçük bir çocuğun el sallamasıdır bazen hayat… Düşünceler içerisindeki düşüşlerdir bazen anlaklarımızdaki; dalgınlığımızdan olsa gerek, en ufak parçasını bile göremeyiz panaromanın. Anlamsız bir konuşma çabasıdır hemen yanınızda oturan yolcunun çırpınışları; sınırı aşmanın keskin bir çizgiyle yasak olduğunu anlatamazsınız. Bozulmasın diye göz ucu aşk yaşantıları, anlamsız geçiştirirsiniz her bir soruyu… yağan yağmurun altında ıslanan ufak bir köpek yavrusunun çıplaklığında üşürsünüz; anlamışsınızdır içindeki yalnızlığı… Işıksız yollarda daha bir koyu karanlıktır gözlerinizi kaplayan; bir dev beliriverse karşınızda aniden, korkmazsınız hiç beklemeseniz de… pencere dışı yaşantılara elinize aldığınız uzun soluklu bir kitap ile ara verirsiniz; yaşadıklarınız, bazen yaşamak istediklerinizdir. Dinlenme tesislerinde verilen otuz dakikalık molalar yetmez ruhlarınızı doyurmaya; içilen çayın kanayan yaralara hükmü yoktur. Hayatınızın uç noktasadır kimi zaman son durak; bazen varılmak istenmeyen; kaçıştır çünkü adı. Yabancı hayatların gölgesinde başlamak zorunda kalırsınız yeni hayatlara. En güçlü dost adaylarının bile dost olmaya şansları yoktur. Kanayan yaralar izin vermez yeni yakınlaşmalara. </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-nokta-yeni-baslangic-deneme-siiri/</link>
<guid>880890</guid>
<pubDate>2008-01-13T13:34:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Geçmişin Gölgesinde (Deneme)</title>
<description>En koyu rengiyle haykırdım sana dün gece…  sessizliğin rengine boyandı yine çığlığım. Gecenin rengine boyandı yüzüm; karardı baktığım aynalar; küstüm zamana; karardı saatler!  İçsel bir boşluk tufanında yazıyorum şimdi sana. Geçmiş zamanın ayak izlerince uzak anımsamalarında hatırlıyorum. Ben kar tanesi kadar küçük… Benim bir geçmişim yok; götürmüştün ya giderken, sana soyunduğum saatler gölgesinde kaldı karanlığın… yalnızlığım zaman aşımına uğradı! Hiçliğin kaosunda kahraman olmak kolaydı da, “sendeki ben” izin vermedi yokoluşlara! Tüm anlamsızlıklarında suçlayamamıştım ya seni; kimsenin büyük olamadı işlediği suçlar seninki kadar; Dostoyovski’den attım Cezayı, Suç kaldı sadece… Sen sahiplendin cezasız suçları ve ben; kendimizce yargıladık tarihi… </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecmisin-golgesinde-deneme-siiri/</link>
<guid>880518</guid>
<pubDate>2008-01-12T19:03:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>İlk Aşk - Öykü</title>
<description>Birinci Bölüm  Çocuk gözüyle bakılıyordu köyde ona hala. Köy kahvesine girmesine izin veriliyor fakat  akşam üzeri altı olunca kahveden çıkarılıyordu. Benimsediğini sandığı durum dokunmaya başlamıştı Ömer’e. Ne de olsa on beş yaşındaydı artık ve kocaman adam olduğunu düşünüyordu.  Yine böyle bir akşamüstü oynadıkları okeyin tamamlanmasına izin verilmemişti Ömer ve arkadaşlarının. Hakan ve Tümer evlerine gitmeleri gerektiğini söyleyerek ayrılmışlardı Ömer ve Murat’ın yanından.  Akşam karanlığında iki arkadaş ne yapabileceklerini, nereye gidebileceklerini düşünerek yürümeye başlamışlardı köyün toprak yolunda. İlkbahar gelmişti köye. Havalar ısınmaya başlamış, ayva ağaçları şimdiden çiçeklerini açmıştı.  Kışa nazaran yapılabilecek birçok şey vardı ama yine de sıradan bir köy yeriydi işte… Akşam olunca hayat durur, herkes evlerine çekilirdi. Hava karardıktan sonra kahveden başka gidilebilecek başka yer yoktu. Yürümekten yorulan iki arkadaş ertesi gün buluşmaya karar vererek evlerinin yolunu tuttular.  Gürbüz bir çocuktu Ömer. Girişken, lider ruhlu bir yapıya sahipti. Arkadaşlarıyla bir araya geldiklerinde oynayacakları oyun hakkında veya yapabilecekleri başka şeyler konusunda herkes fikrini söyler fakat Ömer’in istediği olurdu her zaman. Kavgacı, önüne geleni döven, serseri ruhlu birisi değildi ama akranları hatta yaşça kendinden büyük olan çocuklar bile korkarlardı ondan. Bir kere kızmaya görsün Ömer; kaşlarını bir çatar, dişlerini, yumruklarını farkında olmaksızın öyle bir sıkardı ki, Ömer’i bu haliyle bile görmek istemezdi arkadaşları. Murat, tüm çocuklar arasında en sevdiği arkadaşıydı Ömer’in. Okula birlikte giderler, okul dışındaki öğleden sonraki zamanın tümünü birlikte geçirirlerdi. Okula başladıkları ilk günden beri böyleydi bu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilk-ask-oyku-siiri/</link>
<guid>860236</guid>
<pubDate>2007-12-06T14:57:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Ölüden Mektup Var - Öykü</title>
<description>Şehre gelişinin ilk haftasında bulmuştu işini. Gece kulübünde garsonluk… Yapmak zorunda olduğu bir işti bu. Yaşamak için çalışmak zorundaydı. Şehrin merkezinde, çok da gösterişli olmayan sıradan bir yerde çalışıyordu…  Otuzbeş yaşındaydı; hızla geçmekte olan ömrünün ilk yarısını tüketmişti bile… şehir şehir gezmişti hayatı boyunca. Hiçbir şehirde uzun süre yaşamamış, sebebini tam olarak kendisinin de bilmediği, birilerinden ya da bir şeylerden kaçmıştı hep. Onbeş yıl öncesine kadar hiç önemsemediği zaman şimdi bir belirsizlik olarak duruyordu karşısında ve tüm ihtişamıyla korkutuyordu bu genç adamı… bugünlerde daha sık düşünür olmuştu ölümü.  Uzun boylu ve esmerdi. Kilosu ve geniş omuzlarıyla heybetli bir görünüşe sahipti. Kısa kesilmiş saçlarını çatık kaşları tamamlıyor, kömür karası gözleriyle her durumda farklı bakıyordu hayata. Kimi zaman buğulu, kimi zaman tedirgin; kimi zaman korkak, bazen kaçak… hangi ruh halini yansıtırsa yansıtsın gözleri, o derin bakışlardan etkilenmemek pek de mümkün değildi. Sol yanağındaki derin yara izi müdahale etmek zorunda olduğu bir kavganın anısı olarak kalmıştı onda. Yine de bir nebze olsun bir şey kaybetmemişti yakışıklılığından. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oluden-mektup-var-oyku-siiri/</link>
<guid>851449</guid>
<pubDate>2007-11-21T14:14:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Reenkarnasyon - Öykü</title>
<description>GEÇİŞ  Deli gibi koşarken aklımdaki tek şey şu an başlamış olan sınavdı ve ben geç kalmıştım bile. Bir yandan koltuğumun altına sıkıştırdığım kitapları düşürmemek için çabalarken bir yandan da gömleğimin düğmelerini iliklemeye çalışıyordum. Akşam o kadar kaçırmasaydın erken kalkabilir ve şu an okula sakin sakin gidiyor olabilirdim. Ama yok; bok var içecek, içmezsem olmazdı ya, içtim bende. Saçım başım dağınık, alnımdan şığır şıpır ter damlıyordu. Ara sıra aceleden bağlayamadığım spor ayakabıların bağcığına basıyordum diğer ayağımla ve düşecek gibi olurken dengemi sağlayıp koşuyordum yeniden.  İnsanların garip bakışları arasında hızla ilerliyordum;  ana caddeye gelmiş tam karşıya geçecektim ki kırmızı ışığın yandığını gördüm. Durup arabaların geçmesini bekleyecek zamanım yoktu, yeterince geç kalmıştım zaten. Ayağımı caddeye atarken sağa baktığımı ve ikinci ayağım yere değerken de sola baktığımı hatırlıyorum en son… üzerime hızla gelen beyaz bir otomobildi… Bir boşluktu önce hissettiğim… Başımdaki ılık sıcaklık ve bir rahatlama hissi… Karşımda gördüğüm arabanın şöförü bana gülümsüyordu; çok sakin bir tavrı vardı sürücünün. Fakat garip bir şekilde o kalabalık caddede ondan başka hiçbir araç yoktu, üstelik arabanın rengi de beyaz değildi. Sabahın erken saatleri olduğu için insanlar telaşlı, hzlı adımlarla yürüyorlardı. Belli ki herkesin yetişmesi gereken bir yer vardı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/reenkarnasyon-oyku-siiri/</link>
<guid>846988</guid>
<pubDate>2007-11-13T19:54:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 <item>
<title>Batan Güneş - Öykü</title>
<description>1  Serindi hava. Rüzgar serindi… Denizden gelen yel önce yüzüne vuruyordu Mustafa’nın, sonra saçlarını okşayıp geçip gidiyordu. Uzaktan geçen gemileri izliyordu denizin dinginliğinde, her birinde değişik ülkelere çıkıyordu yolu. Daha bir alıktı akşamın tedirginliğinde balıklar; bazen suyun yüzüne çıkıyor, bazen bir martının gagasından seyrediyorlardı dünyayı… ölüme meydan okuyan hep kazanmıyordu.  Bir saate kalmaz batar güneş. </description>
<link>https://www.antoloji.com/batan-gunes-oyku-siiri/</link>
<guid>844317</guid>
<pubDate>2007-11-08T14:27:00+03:00</pubDate>
<author>Aydın Demirkan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
