<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Asim Yavuz Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Anlamak İstememe</title>
<description>O kadar çok sorunun cevabıdır ki bu kelime, yüzler düzeyinde karanlık hususu aydınlatmak için her defasında neyi, nasıl, niçin gibi kelimelerle telaffuza muhtaç.  İnsanın dışında kalan varlıkların ve nesnelerin de bu kelime kapsamında mütealası yapıla gelmiştir. Bilinmeyen hiçbir hususun kalmadığı günümüzde,  insanın harikalara açık yaratılışı, her gün bilim, teknik alanında yeni yeni ürünler vermeye devam etmektedir.   İnsan anatomisinden tutunuz, uzayın yaşanabilirliği üzerinde ki çalışmalar ve bilgi ağının her evde tıklanabilirliği, uçan arabalar, damara yerleştirilen mercimek büyüklüğünde ki tahlil cihazları gibi daha neler neler. Hepsi insana sunulan kıymetler sonucunda elde edilen lütuflardır.  Hiçbir canlı varlığın beş ileri dört geri şeklindeki seyrini geliştirememesi karşısında, insan, adeta efendiye kafa tutan hizmetçinin hükümranlık savaşını vermekte. Bu çağın nimetleri sonucunda husule gelmiş bir olay değildir. Belki bu gün ihtişamın insanı kuşatmasıyla bir nebze olsun alakalı olabilir efendiye köle başkaldırışları. Ne var ki çok eski çağlarda aynı isyanların yaşanması, hatta ilahlık davasının toplumları ihata ettiğini bilmekteyiz. Ne acıdır ki ne o toplumlar, ne de o toplumların sahte ilahlarından eser kalmamıştır. Sözünü ettiğimiz olay da anlayabilmenin bir nevi savaşıydı. Buna benzer olaylarda katledilen mesafe hayli iyi. Yalnız anlayabilme kategorisinde geç kalınmış bir madde var. O da insanın kendini yani insanın insanı anlayamamasıdır.  Bu konuda kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Dünkü yanlışların bu gün, biraz şekil değiştirerek aynı boyutlarda sembolleştirildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.  Belki demekten ziyade kati bir kanaatle, yanlışlar üzerinde ısrar, anlamak istememe kaidesinden kaynaklanmaktadır. Üzerinde yaşadığımız mekânın her geçen gün büyüklüğünü ve azametini yitirdiği, bu değerlerin zamanla insanda toplandığı hakikati, bir nevi eskiye yönelişi hızlandırmaktadır.  Kabuğunda devleştiğini zanneden insanın bu kaprisi, gerçekte gölgesiyle savaşmaktan başka bir şey değildir. Bunu bir olayda değil, birçok problemin temelinde görebiliriz. Bu insanlığın  özelliklede  bizim insanımızın dünyaya bakış şekli. Oysaki batının, bilim teknik alanlarında ki ilklerle sarsıldığı zamanlarda, bizdeki aydınlar ve halkın bu gibi densizlikleri yerdiğini görürüz tarih sayfalarında. Ne var ki zamanla dengelerin değişmesi sonucunda bunun tam tersi bir durumla karşılaşmamız sonucu çıkar ortaya. Her ne kadar çağ atladık deniyorsa da, insanın karşısında ki düşünceyi yermesi, küçümsemesi ve hayat hakkı tanımaması karşısında çağ atlayışın, geriye yönelik bir hamle olduğu kanaati husule gelmektedir. Anlamamak istememe ya da anlayamama.  Kapsamı oldukça geniş olmasına rağmen ilk etapta algılanan varlığın insan olduğu hakikati ortada. Bu özellik insana verilmesine rağmen, yeterli düzeyde işletememesi, zamana açısından büyük kayıp olmaktadır. Her zaman mesele olan anlamak istememe duygusunu Konulara ve olaylara kendi menfaati penceresinden bakan kişilerin, başka kişilere hayat hakkı tanımayacağı, zaman zaman tırmandığımız yokuşlardan yalnızca biri. Bunu yaşadığımız kent, ülke ve sokak gerçeklerinde görmekteyiz. Aslında konulara bu açıdan çözüm getirildiğini empoze etmeye çalışanların bilinçaltında devleştirdiği gerçek, anlamak istememe kuralından başka bir şey olmasa gerek.  Bu noktada şu latifeye bilmem ne dersiniz. Zatın biri oğlunu okutmak için mektebe verir. Ne var ki çocuk okumaz. Bazı sanatları da dener. Fakat nafile. Nihayet remil atmakta, fala bakmakta mahir bir dostuna durumu anlatır. Remilci: </description>
<link>https://www.antoloji.com/anlamak-istememe-siiri/</link>
<guid>1832270</guid>
<pubDate>2013-02-20T19:28:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Ayrılık</title>
<description>Bir yanda yatan  Emri İlahi Bir yanda müminler Bayram sabahı  İfa edilen farz </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayrilik-853-siiri/</link>
<guid>1035340</guid>
<pubDate>2008-10-02T20:01:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Sensiz Çırpınışlarla</title>
<description>Bir tanem güzelliğin bu gün daha bir başka Saçlarında yıldızlar, gamzelerinde bahar Alıpta götürüyor beni sonsuza yüzün Ve sanır seni gören güneş ay senden doğar.  Matem tutma ne olur, ağlarım deniz ırmak </description>
<link>https://www.antoloji.com/sensiz-cirpinislarla-siiri/</link>
<guid>775492</guid>
<pubDate>2007-07-13T16:37:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Sorularla Uyanmak</title>
<description>Bağrında taşıdığın aşk  aleme bedel Sevgiliyle uyumak, sevgiliyle uyanmak Gözlerinde sevdanın özlemi yuva tutmuş Karanlık gecelerin nahoş aydınlığında Duyarken çıngıraklı kapı gıcırtısını Hoppa kahkahalarda unutursun kendini </description>
<link>https://www.antoloji.com/sorularla-uyanmak-siiri/</link>
<guid>775466</guid>
<pubDate>2007-07-13T16:09:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Ütopya</title>
<description>Ütopya Anlamak zor, hüzün akıyor bakışlarından bu gün Ellerin bende ama, yüreğin asılmış kutuplara Hani, yok bir ömre bedel gülüşün Sofra kurmuş, mum yakmış gibisin yıldızlara.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/utopya-26-siiri/</link>
<guid>596056</guid>
<pubDate>2006-12-02T20:05:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Panorama</title>
<description>Bilmem kaçıncı baharında kopar kıyamet Kadeh kadeh zevk içtiğin altın kaplarda surur Temayülde palanga, hülyalarında haşmet Soluklaşmış damlalar göz kapağında kurur.  Gözler nemli manasız korkularla yarışır </description>
<link>https://www.antoloji.com/panorama-5-siiri/</link>
<guid>580498</guid>
<pubDate>2006-11-12T21:00:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Riya</title>
<description>İstemem sabahı olmasın gecelerin Yarın hep aynı yüzler, ihtiyar ve gençlerin Giyiniş saraya has, eda krala mahsus İsmi edebi sohbet ahlaksızca sözlerin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/riya-11-siiri/</link>
<guid>556804</guid>
<pubDate>2006-10-10T22:51:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Beklerim</title>
<description>Beklerim Battıysa güneş, doğmasını Severim Güllerin açmasını Bilirim Çileye haz katmasını. </description>
<link>https://www.antoloji.com/beklerim-47-siiri/</link>
<guid>556801</guid>
<pubDate>2006-10-10T22:48:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Dirilmek</title>
<description>İnip derinliğinde, kaybolmak düşüncenin Tadından daha leziz, çiçek balı yemenin  Her merhale alemin esrarengiz huşusu Sevinçleri saklıyor tek bir günün korkusu  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dirilmek-3-siiri/</link>
<guid>555346</guid>
<pubDate>2006-10-08T21:23:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Kapı</title>
<description>üç günlük yalan dünya, ne çok misafirin var, girişin hadi neyse, çıkış kapın çokça dar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kapi-42-siiri/</link>
<guid>550997</guid>
<pubDate>2006-10-02T21:55:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Ben de</title>
<description>Güneş durgun tepede Gölgem on katım büyük Elmasım baş köşede Başım bedenime yük  Ölçerim okka bende </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-de-8-siiri/</link>
<guid>550994</guid>
<pubDate>2006-10-02T21:50:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Dilencisiyim</title>
<description>Sızsın derinliğinden bir bahar gülüşünün İnce yanık sevdalar, küllendirdiğim hüzün Sessizliğin sesinde ağrıyadursun başım Tepemde soldu yine ışıkları  bir günün.  Güneş kıpırtısında dört iklimi yaşarım </description>
<link>https://www.antoloji.com/dilencisiyim-siiri/</link>
<guid>550989</guid>
<pubDate>2006-10-02T21:46:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi Dağıtabilmek</title>
<description>Sevgi Dağıtabilmek Zamanın kuytu kıvrımlarında filizlenen sevgi tomurcuğu açtıkça, dünya’nın daha çok yaşanır olacağı kuşkusuzdur. Ellerin dokunuşu, gözlerin bakışı, sözlerin okşayışıyla Dünya dediğimiz şu misafirhane, mimarının gerçek gayesi doğrultusunda kullanılır hale dönüşecektir, insanın birazcık gayret ve özverisiyle.Zaten yaratılışta ki gerçek mana da bu değil mi? İnsanın insanı sevmesinden başlayarak, bu yelpazeyi genişletmek ve bütün varlıklar üzerine hakim kılmaktır gerçek sevgi. Menşei kalp, yolu göz, mekanı mevcudat. Şu ırk, bu milliyet, o renk ve falan meslek demeden insana karşı hadsiz  sevgiler neden bayraklaştırılmasın ki? Birazcık düşünüldüğünde kin ve nefretin asıl zarar verdiği yerin çıkış noktası ve kaynağının olduğunun tespiti zor olmasa gerek. Kavanoz içerisinde ki baldan, dışarısındaki arının gıdalanma çabasına teşbih edebiliriz bu olayı. Baldan zerre miktarı eksilmemesine rağmen, zaman ve gücünü boş yere heba etmek belki arı için doğal olsa da, insan için düpedüz ahmaklıktır. Zira insan hisleriyle değil, aklı ile hükmeden tek varlık olma özelliğine sahiptir. Şems Tebrizi  ve Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin   muhabbetleri derecesinde  bir başka dostluk numunesi  gösterilemeyeceği  bazı tarihçiler tarafından kaleme alınır. Öylesi muhteşem bir dostluk ki, adeta yaşadıkları dönemde dillere destan olmuştu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-dagitabilmek-siiri/</link>
<guid>531009</guid>
<pubDate>2006-09-01T19:41:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Haykırsam Diyorum</title>
<description>BİR HAYKIRSAM DİYORUM   Tatlı ışıltılar seyrettim gözlerinde Mahkum kanaryanın haykırışından özgür Sevginin bundan başka adı yok gramerlerde </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-haykirsam-diyorum-siiri/</link>
<guid>530999</guid>
<pubDate>2006-09-01T19:28:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Zaman İlerledikçe</title>
<description>Kendinize hiç zamanın getirdiklerine dair  sorular sordunuz mu? Bilimin tekniğin ve dolayısıyla da insanlığın tekamülüne  özgü sorular. Hani bu da nereden çıktı deseniz de inanıyorum ki bir çok kişi zaman içinde insanlığın seri şekil değişikliklerine tanık olmakta, kendini yargılarken bazen de  gelişen olaylar karşısında apışıp kalmaktadır. Bir yerde insanlığın zeka denilen varlık sayesinde hayal sınırlarını hiçe saymak derecesinde ki tabiata hakimiyeti  gıptayı gerektirirse de değişik insan portrelerinin gölgesiyle savaşır olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Eskiyle günümüz arasında bilim alanında kat edilen mesafe  dudak uçuklatır cinsten hayrete mebni  olduğunda, yaşayan her kişinin hem fikir olduğuna eminim lakin bir yönü ile hak etmeyen  insanlar için  bu nevi gelişmeler adeta bir lütuf olduğu şartıyla.     Toplumların bir zamanlar kendi koydukları ilkeleri, ilahı buyruk telakkisiyle dikte etmelerinin yanlışlığı ancak zaman ilerledikçe ortaya çıkmıştır. O dönem kurallarıyla çerçevelenip, kılıçların gölgesinde asırlarca devleştirilen bu akidelerin temelinde  ne acıdır ki insan onuruna  yönelik tahakkümler mevcuttu. Bu hem şarkın hem de garbın ruhunda kuvvet bulan sözde tartışılmaz kuralların derinliğinde insanı ön planda tutmasına rağmen aslında değer ifade etmeyen bir varlık olarak görülür. Yaratıcının müşfik adl ve ihsanı yerine insana karşı kuvvet, baskı ve zulmü yeğleyen yine insanın kendisiydi. İsterseniz Servetüs’ü örnek gösterelim veya Sokrat’ı. Biri içinde bulunduğu toplumun hürefa inançlarına fikri savaş açmış bir serdengeçti. “Hıristiyanlığın Islahı”adlı kitabında   İnsanlık adı altında işlenen hataları halka teşhiri nedeni ile yargılanarak ateşe atılır. Diğeri,insanın kendini tanıması, yaratılıştaki gerçek sebebin teşhisi için adeta beyin jimnastiği yapan ve bu doğrultuda etrafındaki insanları yetiştirmeye özen gösteren bir düşünür. Sonuç her düşünür ve bilim adamına reva görülen ölüm cezası! Bütün bunları söylerken adeta günümüz toplum ve fertleri ırk ve ulusları arasında mevcut ilişkilerde çok şeylerin değiştiğini ima ettiğimi zannetmeyin. Eskiyle günümüz arasında yalnızca strateji bazında boy gösteren farklılıkların medeniyet zırhıyla kaplanarak  çok daha hunharca eylemlere imkan tanıdığı aşikardır. Dünyayı globalleştirme çabaları altında ki gerçek sebep, insanlığın saadeti olmaktan ziyade, belirli ulusların hegemonyasını kolaylaştırmaktır.Ulusların her geçen gün biraz daha fazla ensesinde hissettiği bu gücün  varlığı bir nevi yanlış politikalar, kararlar ve hayranlıklar nedeni ile  devleştirilmekte bilim ve fen insanlığın korkulu rüyası olmaktadır. Dünyanın her yerinde kan, göz yaşı ve zulmün eksik olmadığı,  makul özgürlük ve insanca hayat  arayışlarının cezası hep, çocuk, yaşlı, kadın demeden ölüm olmuştur ve olmaya devam edecektir. Kendi öz değerlerini bir kenara iterek, her geçen gün biraz daha fazla yozlaşmanın eşiğine gelmiş milletlerin yaşadığı sıkıntıların dünya basınına yansımaları arkasındaki gerçek yalnızca üç beş fotoğraf karesi ile sınırlı kalmamaktadır. Yaşatılan insanlık dışı hareketlerin temelinde öz benlikten kopma halinin varlığı söz konusudur. Dün  inanç ve bayrağı aynı insanların, mevcut sorunlarını çözmek için insanlık özelliklerinden yoksun bir güce kapılarını açmaları sonucunda bu gün yaşadıkları rezalet, yıllar boyu tarih sayfalarında yer bulacaktır. Aynı değerleri paylaşan hiç bir asi idareci asla yabacı bir melekten daha kötü olamaz. Zira tarih boyunca melek maskesi takmış yüzlerce liderin insan katletmeyi şiar edindiğini pekala herkes   bilmektedir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zaman-ilerledikce-siiri/</link>
<guid>525998</guid>
<pubDate>2006-08-25T15:46:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Yanar Gönlüm Hep Derdi Efkarınla</title>
<description>	   Dalında yeşeren güllerin bir örneğidir düşünceler. Atlastan yaygılar üzerinde  güneşi kıskandıracak derecede yüreklerin samimiyetini ortaya koyması...Tutunduğu zemin yiğit, ısındığı hava mert, dinlendiği gölge şefkatli. Zamana meydan okurcasına kaygısızdır düşünceler.  Sıfatı düşünce olsa da  aslında ufuklara yelken açmanın ta kendisidir beynin hezeyanları. Uzandığı yönün her noktasında ince sızıların tahtında gösteriverir kendisini. Ezelin sorgucu olur bazen, büyülü inceliklerin esrarını derdikçe. İğne ucundaymışçasına kocaman alemin şaşaası. Veya bir balon kadar latif. Her iki halde ürpertilerin neden ve niçinlerin muharebe alanıdır. Kazanç; hoş sedalar, okşayan bakışlar sonunda gönül hoşluğu, kayıpsa; yine düşünceyle başlayıp sonuçta nedameti getiren kin ve husumet. İşte ezel ve ebet çizgisinin kıldan ince yüzü. Bu ince çizgide seyredebilen kişidir ebet cambazı. Ve bir çığlıktır bazen düşünceler, gecenin karanlığını yırtan. Tırmandığı yolların kaktüs dikenlerine  tutunarak. Ziya uzaktır. Sıralanmış binlerce dağ ötesinde. Yol yokuş, yol kıvrım, satıh karanlık, yorgunluksa diz boyu. Ya arka sokak, ya bir adım öte? Yok kelimesinin bulunmadığı alem. Durmak eğleşmek kafi.sinesinde sineleri büyüten sahte ana kavramı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yanar-gonlum-hep-derdi-efkarinla-siiri/</link>
<guid>525989</guid>
<pubDate>2006-08-25T15:37:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Edebi Sanat</title>
<description>Zor bir uğraş. Kimine kara sevda olmuştur  bütün zorluklarına rağmen, kiminin göz yaşıdır içten içe kanayan. Muhabbettir; sevgi akar ince çizgilerin satır aralarından. Her temada, bir başka dünyanın doyumsuz lezzeti  dimağlarda kalakalır sonsuza dek. Ve eskidikçe değer kokan.  Yaşanmış birer dünyadır edebiyat adına kaleme alınmış her konu. Tasvirlerin simsıcak büyüleyen kucaklayışı yok mu? Adeta meme saati geciken bebe iştihasıyla sindirilmektedir okurun dimağında. İncelikler bir tarafa, belki de bir çok kişinin  bakıp da göremediği  güzelliklerin kalem diliyle  anlatılmasının farkıdır bütün bu gizemler. Adeta suyun akışı, göründüğünden daha hoş, rüzgarın sesi daha canlıdır mısra ve cümlelerin ruhunda. Şairin anlattığı  çiçeklerin kokusunu duyar gibi olursunuz bu tasvirler esnasında. Ve yahut da ağlayan çocukla ağladığımız,  sevinen insanlarla haykırdığımız zamanlar olur. İşte öylesine alır götürür bizi  sanat, ilhamın rengarenk çiçekleriyle mücehhez saraylarına.  İhtişamı yaşarız, açlığı duyar, soğukta titrer ve güleriz katılırcasına. Hepsi bir kıta şiir veya çeyrek sayfaya sıkıştırılmış hikayede yaşadıklarımızdır. Ama incede nezaketi, gülmekte kahkahayı, ağlamakta hıçkırığı, soğukta ayazı, tüm hücrelerimizde duyarcasına yaşarız.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/edebi-sanat-siiri/</link>
<guid>524977</guid>
<pubDate>2006-08-24T08:30:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Severim</title>
<description>SEVERİM Severim hayatı bir kulübe içinde Hergün başka bir dünya, bir çileyi yaşarım Yıldızlarla saklambaç oynarken gökyüzünde Ayın alev rengine yüzüstü asılırım  </description>
<link>https://www.antoloji.com/severim-21-siiri/</link>
<guid>523354</guid>
<pubDate>2006-08-21T18:29:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Aklım Ermedi</title>
<description>Dünyanın haline, aklım ermedi Bir kalıpta bin bir, suratlar gördüm Allah değil lutfu, kul esirgedi Babayı evlada, hep muhtaç gördüm.  Tutanın elinde, kalmış tuttuğu </description>
<link>https://www.antoloji.com/aklim-ermedi-5-siiri/</link>
<guid>510262</guid>
<pubDate>2006-08-02T19:40:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 <item>
<title>Sultan Göçtükten Sonra</title>
<description>Sultan Göçtükten Sonra  Rehavetinde güldü yürüdüğüm sokaklar Sonu yok aydınlıkta parçalandı ipliğim Soluk alışım gibi bana yakındı onlar Yüz üstü sürünmüşüm bu güne dek bildiğim </description>
<link>https://www.antoloji.com/sultan-goctukten-sonra-siiri/</link>
<guid>510261</guid>
<pubDate>2006-08-02T19:37:00+03:00</pubDate>
<author>Asim Yavuz</author>
</item>
 </channel>
</rss>
